AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
BALTA/TÜRKİYE DAVASI
(Başvuru No. 50994/11)
KARAR
STRAZBURG
31 Ocak 2023
İşbu karar kesinleşmiştir. Bazı şekli düzeltmelere tabi tutulabilir.
Balta/Türkiye davasında,
Başkan
Egidijus Kūris,
Hâkimler
Pauliine Koskelo,
Jovan Ilievski,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Dorothee von Arnim’in katılımıyla oluşturulan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), Komite halinde toplanarak,
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan davanın temelinde, Türk vatandaşı ve 1989 doğumlu olan, Batman’da tutuklu bulunan ve Mahkeme önünde Batman Barosuna bağlı Avukat F. Bayındır tarafından temsil edilen Azat Balta’nın (“başvuran”), 13 Haziran 2011 tarihinde, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvuruyu (no. 50994/11),
Sözleşme’nin 11. maddesine ilişkin şikâyetin, Türkiye Cumhuriyeti Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Dairesi Başkanı Hacı Ali Açıkgül tarafından temsil edilen Türk Hükümetine (“Hükümet”) bildirilmesine ve başvurunun geri kalan kısmının kabul edilemez olduğuna ilişkin kararı ve tarafların görüşlerini dikkate alarak,
10 Ocak 2023 tarihinde kapalı oturumda gerçekleştirilen müzakerelerin ardından, söz konusu tarihte aşağıdaki kararı vermiştir:
DAVANIN KONUSU
1. Başvuru, başvuranın bir gösteriye katılması sebebiyle, 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’nun (“2911 sayılı Kanun”) 33. maddesi ve Türk Ceza Kanunu’nun 220. maddesinin 6. fıkrası uyarınca başvurana verilen hapis cezasıyla ilgilidir.
2. Başvuran, 6 Aralık 2009 tarihinde, Batman’da düzenlenen bir gösteride yakalanmış ve gözaltına alınmıştır. Başvuran yakalandığı sırada, üzerinde bir sapan ve bilyeler bulunmuştur. İlgili bunları, polise saldırmalarını engellemek için çocuklardan aldığını beyan etmiştir. Başvuran, 2911 sayılı Kanun’da öngörülen bir suç işlediği gerekçesiyle, 10 Aralık 2009 tarihinde tutuklanmıştır.
3. Diyarbakır Cumhuriyet Savcısı, 24 Aralık 2009 tarihli bir iddianameyle, başvuranı, üye olmamakla birlikte yasa dışı bir örgüt adına suç işlemekle ve yukarıda belirtilen gösteride işlemekle suçlandığı fiiller sebebiyle, 2911 sayılı Kanun’da öngörülen suçları işlemekle suçlamıştır.
4. Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesi (“Ağır Ceza Mahkemesi”), 18 Şubat 2010 tarihinde, başvuranın katıldığı 6 Aralık 2009 tarihli gösterinin, PKK (Kürdistan İşçi Partisi, yasa dışı silahlı örgüt) liderinin tutukluluk koşullarına karşı protesto amacıyla, PKK’nın çağrısı üzerine düzenlendiği kanaatine vararak, Türk Ceza Kanunu’nun 314. maddesinin 3. fıkrası ve 220. maddesinin 6. fıkrasına atıfta bulunarak, bu Kanun’un 314. maddesinin 2. fıkrası uyarınca, başvuranı, isnat edilen ilk fiilden suçlu bularak, altı yıl, üç ay hapis cezasına mahkûm etmiştir. Ağır Ceza Mahkemesi ayrıca, başvuranı, bir gösteriye silahlı katıldığı gerekçesiyle, 2911 sayılı Kanun’un 33. maddesinin b bendi uyarınca iki yıl, altı ay hapis cezasına mahkûm etmiştir. Ağır Ceza Mahkemesi bu konuyla ilgili olarak, başvuranın yakalandığı sırada üzerinde bir sapan ve bilyeler bulunsa da, polise saldırdığının tespit edilmediği sonucuna varmıştır.
5. Yargıtay, başvuranın temyiz başvurusu üzerine, 8 Aralık 2010 tarihinde, Ağır Ceza Mahkemesinin kararının, başvurana 2911 sayılı Kanun uyarınca verilen cezayla ilgili olması sebebiyle, 25 Temmuz 2010 tarihinde 2911 sayılı Kanun’da yapılan değişiklikler ışığında yeniden incelenmesi gerektiği kanaatine vararak, bu kararı bozmuştur. Diğer taraftan Yargıtay, başvuran hakkında, üyesi olmaksızın yasa dışı bir örgüt adına suç işleme suçuna ilişkin olarak verilen cezayı onamıştır. Bu karar, 8 Mart 2011 tarihinde, başvurana tebliğ edilmiştir.
6. Ağır Ceza Mahkemesi, bozma kararı üzerine, 2911 sayılı Kanun’da öngörülen suça ilişkin kovuşturmanın yeniden incelenmesinin ardından, 5 Mayıs 2011 tarihinde, başvuranı, bu Kanun’un 23. maddesinin b fıkrası, 32. maddesinin 1. fıkrası ve 33. maddesinin 1. fıkrasına dayanarak iki kez beş ay hapis cezasına mahkûm etmiştir. Bununla birlikte Ağır Ceza Mahkemesi, beş yıllık bir süre için hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar vermiştir. Ağır Ceza Mahkemesi, kararda, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına karşı, kararın verildiği tarihten itibaren yedi gün içerisinde itirazda bulunulabileceğini belirtmiştir. Başvuran bu itiraz yolunu kullanmamıştır.
7. Başvuran, 6352 sayılı Kanun’un yürürlüğe girmesinin ardından, 5 Temmuz 2012 tarihinde, bu değişikliğe dayanarak ceza indirimi talebinde bulunmuştur. Ağır Ceza Mahkemesi, 31 Temmuz 2012 tarihinde, bu Kanun tarafından Türk Ceza Kanunu’nun 220. maddesinin 6. fıkrasında yapılan değişikliği uygulayarak, ilgiliye verilen cezanın üçte bir oranında indirilmesine karar vermiş ve sonuç olarak başvuranı, dört yıl, iki ay hapis cezasına mahkûm etmiştir. Başvuran, bu karara karşı itirazda bulunmuş ve itirazı, 13 Ağustos 2012 tarihinde reddedilmiştir.
8. Türk Ceza Kanunu’nun ilgili maddeleri (314. madde ve 220. maddenin 6. fıkrası) ve iç hukukta somut olayla ilgili diğer hükümler, Işıkırık/Türkiye kararının 30-31 ve 33. paragraflarında belirtilmiştir (no. 41226/09, 14 Kasım 2017).
9. Başvuran, Sözleşme’nin 11. maddesini ileri sürerek, bir gösteriye katılmış olması sebebiyle kendisine verilen cezanın, barışçıl toplanma özgürlüğü hakkını ihlal ettiğini iddia etmektedir.
MAHKEMENİN DEĞERLENDİRMESİ
SÖZLEŞME’NİN 11. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
Kabul Edilebilirlik Hakkında10. Hükümet, sırasıyla iç hukuk yollarının tüketilmesi, mağdur sıfatı ve Sözleşme’nin 11. maddesinin mevcut davaya uygulanabilirliği hakkında birçok kabul edilemezlik itirazı ileri sürmektedir.
11. Hükümet, ilk itirazla ilgili olarak, öncelikle başvuranın Ağır Ceza Mahkemesi tarafından 2911 sayılı Kanun’da öngörülen suça ilişkin olarak 5 Mayıs 2011 tarihinde verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına karşı temyiz başvurusunda bulunmadığını açıklamaktadır. Hükümet ardından, Ağır Ceza Mahkemesi tarafından Türk Ceza Kanunu’nun değiştirilen 220. maddesinin 6. fıkrasına dayanılarak yeniden değerlendirilen bir cezaya karar vermesinin ardından, Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuş olması gerektiğini ileri sürmektedir. Hükümet, ikinci itirazla ilgili olarak, 2911 sayılı Kanun’da öngörülen suçla ilgili olarak başvuran hakkında verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair karar verilmiş olması sebebiyle, başvuranın artık mağdur sıfatını haiz olmadığı kanaatindedir. Hükümet son olarak, Mahkeme tarafından Kartal/Türkiye ((k.k.), no. 29768/03, 16 Aralık 2008) davasında verilen karara atıfta bulunarak, Sözleşme’nin 11. maddesinin somut olayda uygulanamayacağını ileri sürmektedir. Nitekim Hükümet, mevcut davadaki gösterinin veya başvuran tarafından benimsenen davranışın, Sözleşme’nin 11. maddesinin alanına girmediği kanaatindedir. Bu bağlamda Hükümet, gösteri sırasında başvuranın da aralarında bulunduğu bazı göstericileri tarafından yasa dışı sloganların atıldığını ve şiddet eylemlerinin işlendiğini açıklamaktadır.
12. Başvuran, Hükümetin iddialarına itiraz etmektedir.
13. Mahkeme, ilk itirazla ilgili olarak, Yargıtayın daha önce, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararlarının bir temyiz başvurusuna konu olamayacağına hükmettiğini kaydetmektedir (karşılaştırınız İlyas Gündüz/Türkiye [Komite], no. 64607/11, § 8, 16 Haziran 2020). Hükümetin, başvuranın Yargıtaya başvurmuş olması gerektiğini göstermeye yönelik daha sonradan verilmiş herhangi bir karar ibraz etmemesi sebebiyle, Mahkeme, bu itirazın ilk yönünü reddetmektedir. Mahkeme, bu itiraza dayanak olarak ileri sürülen ikinci gerekçeyle ilgili olarak, benzer bir itirazı daha önce Öner ve Türk/Türkiye (no. 51962/12, § 17, 31 Mart 2015) davasında incelediğini ve reddettiğini hatırlatmaktadır. Mahkeme, dosyada başka bir sonuca varmasına imkân verebilecek hiçbir unsur bulunmaması sebebiyle, Hükümetin bu itirazını reddetmektedir.
14. Mahkeme, başvuranın mağdur sıfatını haiz olmadığına ilişkin itirazla ilgili olarak, daha önce incelediği bir davada benzer bir itirazı reddettiğini hatırlatmaktadır (Gülcü/Türkiye, no. 17526/10, § 100, 19 Ocak 2016). Mahkeme somut olayda, yukarıda anılan davada vardığı sonuçtan ayrılmak için herhangi bir sebep görmemektedir. Sonuç olarak, Hükümetin itirazının reddedilmesi gerekmektedir.
15. Mahkeme, Sözleşme’nin 11. maddesinin uygulanabilirliğine ilişkin olarak, başvuranın şiddet eylemleri işlediği gerekçesiyle cezaya mahkûm edilmediğini gözlemlemektedir. Ayrıca, Kartal (yukarıda anılan) davasında meydana gelen olayların aksine, ulusal mahkemeler, ilgilinin polise saldırmadığı sonucuna varmışlardır (aynı anlamda bk. Işıkırık/Türkiye (no. 41226/09, § 47, 14 Kasım 2017). Mahkeme ayrıca, Kartal davasında, söz konusu gösteri sırasında işlenen şiddet eylemleri açısından Sözleşme’nin 11. maddesinin uygulanamaz olduğuna karar vermediğini, başvuranların toplanma özgürlüğü hakkının kullanımına yapılan müdahalenin demokratik bir toplumda gerekli olduğu sonucuna vardığını kaydetmektedir. Bu sebeple, Hükümet tarafından ileri sürülen itirazın reddedilmesi gerekmektedir.
16. Mahkeme, bu şikâyetin açıkça dayanaktan yoksun olmadığını ve Sözleşme’nin 35. maddesi kapsamında başka herhangi bir kabul edilemezlik gerekçesiyle bağdaşmadığını tespit ederek, kabul edilebilir olduğuna karar vermektedir.
Esas Hakkında17. Mahkeme, davanın esasıyla ilgili olarak, başvurana bir gösteriye katılmasıyla ilgili olarak verilen cezanın, başvuranın toplanma özgürlüğü hakkının kullanımına yapılan bir müdahale teşkil ettiği kanaatindedir.
18. Bu türden bir müdahale, “kanunla öngörülmediği” , 11. maddenin 2. fıkrası bakımından meşru amaçlardan birini ya da birkaçını izlemediği ve demokratik bir toplumda “gerekli” olarak kabul edilmediği sürece, Sözleşme’nin 11. maddesini ihlal etmektedir.
19. Mahkeme, başvuranın üye olmaksızın yasa dışı bir örgüt adına suç işlediği gerekçesiyle cezaya mahkûm edilmesinin kanunla, yani daha açık olarak Türk Ceza Kanunu’nun 220. maddesinin 6. fıkrası ile 314. maddesinin 2 ve 3. fıkralarıyla öngörüldüğünü kaydetmektedir.
20. Mahkeme, bu bağlamda, daha önce başvuranların yukarıda anılan ceza hükümleri uyarınca mahkûm edilmesiyle ilgili benzer bir davada, özellikle bu hükümde kullanılan ifadelerin, geniş kapsamı sebebiyle, keyfi kovuşturmalara karşı güvenilir bir güvence sağlamadığı ve diğer taraftan da uygulamada bu eksikliği gidermediğinin anlaşıldığı gerekçesiyle, Türk Ceza Kanunu’nun 220. maddesinin 6. fıkrasının öngörülebilirlik gerekliliğini karşılamadığını tespit etme imkânı bulunduğunu hatırlatmaktadır (Işıkırık/Türkiye, §§ 56 - 70). Mahkeme, mevcut davada, bu yaklaşımdan ayrılmak için herhangi bir sebep görmemektedir.
21. Dolayısıyla somut olayda Türk Ceza Kanunu’nun 220. maddesinin 6. fıkrasının uygulanmasından kaynaklanan müdahalenin, kanunla öngörülmemiş olduğu anlaşılmaktadır. Netice itibarıyla, Sözleşme’nin 11. maddesi ihlal edilmiştir.
22. Mahkeme, yukarıda yapmış olduğu, Sözleşme’nin 11. maddesinin ihlaline ilişkin tespiti dikkate alındığında, 2911 sayılı Kanun uyarınca başvuran hakkında açılan ceza davasının, Sözleşme’nin 11. maddesine uygunluğunu incelemenin gerekli olmadığı kanaatindedir (karşılaştırınız yukarıda anılan Işıkırık, § 71).
SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
23. Başvuran manevi zarar bağlamında 40.000 avro (EUR) ve Mahkeme önünde yürütülen yargılama kapsamında yaptığını iddia ettiği masraf ve giderler bağlamında 2.500 avro (EUR) talep etmektedir. Başvuran, bu talebine dayanak olarak, Mahkemeye, avukatı tarafından hazırlanan ve dava dosyasının incelenmesine ilişkin olarak yapılan çalışmayı detaylı olarak gösteren bir avukatlık sözleşmesi ve bunlarla ilgili diğer masrafları belirten özetleyici bir çizelge sunmaktadır.
24. Hükümet, bu talebin haklı gösterilmediği ve aşırı olduğu kanaatindedir.
25. Buna karşın, Mahkeme ilgilinin, sadece ihlal tespitiyle telafi edilemeyecek bir manevi zarara maruz kaldığını kabul etmektedir. Mahkeme, konu hakkındaki içtihatları ışığında hakkaniyete uygun olarak, başvurana bu bağlamda 7.500 avro (EUR) ödenmesine karar vermektedir.
26. Mahkeme, masraf ve giderlerle ilgili olarak, kendisine sunulan belgeleri ve içtihatlarını göz önünde bulundurarak, başvurana, avukatlık hizmetlerine ilişkin masrafları için 500 avro (EUR) ödenmesinin makul olduğunu değerlendirmektedir. Mahkeme, diğer masraflarla ilgili olarak, başvuran tarafından talebin bu kısmına ilişkin olarak gerekli olan kanıtlayıcı belgelerin ibraz edilmediği gerekçesiyle, bu bağlamdaki talepleri reddetmektedir.
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OY BİRLİĞİYLE,
Başvurunun kabul edilebilir olduğuna,Sözleşme’nin 11. maddesinin ihlal edildiğine;a) Davalı Devletin, başvurana, üç ay içerisinde, ödeme tarihinde geçerli olan döviz kuru üzerinden Davalı Devletin para birimine çevrilmek üzere aşağıdaki miktarları ödemekle yükümlü olduğuna;Manevi tazminat olarak, belirtilen miktar üzerinden ödenmesi gereken her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere 7.500 avro (yedi bin beş yüz avro) ödenmesine;Masraf ve giderler karşılığında, başvuran tarafından belirtilen miktar üzerinden ödenmesi gereken her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere 500 EUR (beş yüz avro) ödenmesine,b) Söz konusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödeme tarihine kadar, bu meblağlara Avrupa Merkez Bankasının o dönem için geçerli olan marjinal kredi faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;
Başvurunun geri kalan kısmı için adil tazmin talebinin reddine
İşbu karar Fransızca dilinde tanzim edilmiş olup, Mahkeme İç Tüzüğü’nün 77. maddesinin 2 ve 3. fıkraları gereğince 31 Ocak 2023 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Dorothee von Arnim Egidijus Kūris
Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Başkan