Olaylar – Başvuran, evinde iki kişinin öldürülmesine ilişkin soruşturma kapsamında tanık olarak ifade vermek üzere, birçok kişi ile birlikte karakola çağrılmıştır. Suçu işlediğine dair itirafta bulunmuştur. Ertesi gün şüpheli olarak tutuklanmış ve kendisine bir avukat verilmiştir. Ömür boyu hapis cezasına çarptırılmıştır. Mahkeme önünde başvuran, soruşturmanın başlangıç aşamasında kendisine avukat desteği sağlanmadığından ve polise gönüllü olarak teslim olmasına ve suçu itiraf etmesine rağmen mahkemelerin cezasını hafifletmediklerinden şikâyetçi olmuştur.
Hukuki değerlendirme – Madde 6 §§ 1 ve 3 (c): Başvuranın polisle ilk irtibata geçmesinden önce, yetkililerin başvuranın cinayete karışmasından şüphelenmelerini gerektirecek herhangi bir sebep bulunmamaktadır. Alınan çok sayıda ifadenin hiçbirinde polisin başvurandan şüphelenmesine yol açacak bir etken yoktur. Başvuran, tanık olarak ifadesi alınırken kendi rızasıyla itirafta bulunmuştur ve ancak bu itiraftan sonra polis kendisini şüpheli kategorisine almıştır. Ayrıca başvuran karakola çağrıldığında diğer tüm tanıklarla birlikte çağrılmış olduğundan, bu kendisi için beklenmedik bir durum olmamıştır; ancak düşüncelerini toparlamak ve ifade esnasında takınacağı tutuma karar vermek için yeterince zamanı olmuştur. Başvuranın itirafının hemen ardından polisin ifadeye ara verip başvuranın aleyhinde açılacak soruşturmanın temeli olacak o cümleleri söylemesini engelleyebileceği doğrudur. Ancak soruşturmanın başlangıç aşamasında polise teslim olmak cezayı hafifletici bir etken sayılacağından, bu durum başvuranın istediğinin ve polisin de başvuranın çıkarına en uygun şekilde uygulayabileceği tutuma tam ters bir durum teşkil edecekti. Mahkeme, başvuranın ilk sorgusu sırasında hukuki yardım sağlanmış olmasının, itirafının uygun bir şekilde belgelenerek cezanın hafifletilmesini sağlayabileceğini göz ardı etmemiştir. Ancak başvuranın kendi rızasıyla teslim olmuş olması, duruşma sırasında hem başvuranın kendisi hem de savunma makamı tarafından defalarca tekrar edilmiş olup, yerel mahkemeler hiçbir zaman bu itirafın belgelenme usulüne dair bir şüphe veya eleştiri dile getirmemişlerdir. Mahkemelerin bu gerekçe ile başvuranın cezasını hafifletme yoluna gitmemeleri, başvuranın Mahkeme’ye olan şikâyetinin kapsamında değildir.
Başvuran, hem yerel mahkemeler hem de Mahkeme önündeki yargılamalar esnasında, kendisine verilen cezanın ağırlığı dışında, savunma haklarının kısıtlanmasının genel olarak yargılanma işlemlerinin adilliği üzerinde nasıl bir önyargı etkisi oluşturduğunu açıklayamamıştır. Mahkeme, soruşturmanın erken bir aşamasında, daha başvuran şüpheli kategorisinde bile değilken gerçekleşen hukuki yardım eksikliğinin, cezanın ağırlığı ile arasındaki bağlantının tamamen asılsız olduğu görüşündedir. Yerel yetkililer, başvurandan şüphelenmeleri için güvenilir gerekçelere ulaşır ulaşmaz kendisini tanık kategorisinden şüpheli kategorisine alarak mümkün olan en kısa sürede kendisine avukat yardımı sağlamışlardır. Başvuranın, şüpheli sıfatı ile yapılan ilk ifadesinde avukat desteği vardır ve avukat desteği olmaksızın ettiği ilk itirafa ilişkin hiçbir soruşturma önlemi alınmamıştır. Başvuran, yargılama öncesi yapılan soruşturma ve yargılama işlemleri esnasında itirafını sürdürmüştür ve bu işlemler sırasında da hep avukat desteği mevcuttur. Yargılamayı yapan mahkeme özellikle bu itiraftan sonra, yani başvuranın avukat desteği varken alınan, soruşturmaya ilişkin tedbirlere dayandığı için, başvuranın ilk itirafının mahkûmiyet kararında kullanıldığı söylenemez. Son olarak, başvuranın gönüllü olarak teslim olmasından dolayı cezanın hafifletilmesi hususu yerel mahkemelerce incelenmiştir. Dolayısıyla, başvuran hakkında açılan ceza davası genel olarak adildir.
Sonuç: kabul edilemez (oybirliğiyle).
(Ayrıca bk. Salduz / Turkey [BD], 36391/02, 27 Kasım 2008, 113 Sayılı Bilgi Notu)
Full & Egal Universal Law Academy