AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
BARAN / TÜRKİYE
(Başvuru No. 4370/12)
KARAR
STRAZBURG
15 Mayıs 2018
İşbu karar kesindir. Bazı şekli değişikliklere tabi tutulabilir.
Baran / Türkiye davasında,
Başkan
Paul Lemmens,
Yargıçlar
Valeriu Griţco,
Stéphanie Mourou-Vikström
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla Komite olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), 10 Nisan 2018 tarihinde gerçekleştirdiği kapalı oturumdaki müzakereler sonucunda anılan tarihte aşağıdaki kararı vermiştir:
USUL
1. Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan davanın temelinde, Türk vatandaşı Kazım Baran’ın (“başvuran”) 11 Ocak 2012 tarihinde İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvuru (No. 4370/12) bulunmaktadır.
2. Başvuran, Diyarbakır Barosuna bağlı avukatlar M. Nergiz ve S. Nergiz tarafından temsil edilmiştir. Türk Hükümeti (“Hükümet”) ise kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
3. Başvuran bilhassa, kötü muamele iddialarıyla ilgili yürütülen soruşturmanın etkin olmadığını ileri sürmekteydi.
4. Kötü muamele iddiaları ve Yargıtay önünde duruşma yapılmadığına ilişkin şikâyetler 16 Eylül 2013 tarihinde Hükümete bildirilmiştir. Başvurunun geri kalan kısmı, Mahkeme İçtüzüğünün 54. maddesinin 3. fıkrası uyarınca kabul edilemez olarak açıklanmıştır.
5. Hükümet, başvurunun bir komite tarafından incelenmesine karşı çıkmaktadır. Mahkeme, Hükümetin itirazını incelendikten sonra, itirazın reddine karar vermiştir.
OLAYLAR
DAVANIN KOŞULLARI
6. Başvuran 1984 doğumlu olup, İzmit’te ikamet etmektedir.
7. Jandarma tarafından 21 Mayıs 2010 tarihinde Batman’da operasyon yürütülmüştür. Bu operasyon sonrasında düzenlenen olay tutanaklarında, görevli personel tarafından, bir buğday tarlasında iki sırt çantası ve bir piyade tüfeği ele geçirildiği; yaklaşık bir saat boyunca tarlada yapılan inceleme sonrasında, başvuranı yerde sürünür vaziyette buldukları; kalkması ve yüzünü dönmesi için ihtarda bulundukları; bunun üzerine, ilgilinin, yerde, yanında duran tüfeğe ulaşmaya yeltendiği ve göğüs göğse arbede neticesinde kontrol altına alınmada önce kaçmaya çalıştığı; iki piyade tüfeği, dört el bombası, mühimmatlar, kamp malzemelerinin yanı sıra iki sırt çantasında bulunan kişisel eşyalara el konulduğu belirtilmiştir
8. Başvuran yakaladıktan sonra, öğle saatlerinde, Beşiri Sağlık Ocağına sevk edilmiştir. Aynı gün Doktor N.K. tarafından düzenlenen raporda, başvuranın sol göz çevresinde ekimozlara, aynı gözde pitozise (göz kapağı düşmesi), sol çenede şişliğe; “el ve ayaklarda kesikler ve yanıklar ile vücutta kesikler ve şoka bağlı başka problemlere” rastlandığı belirtilmiştir. Başvuranın vücudunun alt kısmında herhangi bir lezyona rastlanmamıştır. Doktor, tespit edilen yaraların, hayati tehlike arz etmediği ve ilgilinin tutuklanmasının sakıncalı olmadığı sonucuna varmıştır.
9. Başvuran aynı gün gözaltına alınmıştır. Sağlık durumunun seyriyle ilgili yakın tıbbi takip için her gün muayene edilmiştir. Başvuran, 22 Mayıs 2010 tarihinde aynı doktor tarafından yeniden muayene edilmiş; doktor tarafından düzenlenen raporda, sol gözde ekimozlar, aynı gözde pitozis, sol çenede şişlik ve “vücudun çeşitli yerlerinde ekimoz, kesik ve yaralar” bulunduğu belirtilmiştir.
10. Başvuran, 23 Mayıs 2010 tarihinde saat 16.45’te aynı poliklinikte Doktor H.D. tarafından yeniden muayene edilmiştir. Düzenlenen raporda, başvuranın yaşamsal bulgularının normal olduğu, ilgilinin sol göz çevresinde 2 x 3 cm. çapında ekimoz, aynı gözde hafif kanama, çenede hafif şişlik, sağ göğsün hizasında ekimozlar ve vücudun farklı yerlerinde çok sayıda başkaca ekimozlar ve çizikler bulunduğu belirtilmiştir. Doktor H.D. tespit edilen yaraların hayati tehlike arz etmediği ve basit müdahalelerle tedavi edilebileceği değerlendirmesinde bulunmuştur.
11. 24 Mayıs 2010 tarihinde saat 16.45’te aynı Sağlık Ocağında, Doktor E.A. tarafından dördüncü bir rapor düzenlenmiştir. Söz konusu raporda, başvuranın sol gözünde ekimoz ve kanama, göğsünde ve sol kolunda ekimozların yanı sıra sağ kol üzerinde çok sayıda yara izi bulunduğu bildirilmiştir. Doktor, söz konusu yaraların herhangi bir müdahale gerektirmediğini belirtmiştir.
12. 25 Mayıs 2010 tarihinde saat 11.00’de düzenlenen beşinci ve son raporda, Doktor A.H.Ç., başvuranın sağ kol üst kısmında 5 x 3 cm. boyutlarında düzensiz kenarlı bir ekimoz ile göğsünün sol kısmında 0,2 x 0,2 cm. boyutlarında kabuklu kesik tespit etmiştir. Doktor ayrıca, başvuranın, göğüste hassasiyetten ve nefes alıp vermede güçlük yaşadığından yakındığını belirtmiştir; ayrıca doktora göre, revirde radyoloji ekipmanları bulunmaması nedeniyle doğru şekilde değerlendirilememiştir. Doktor, hastanın hayati tehlikesinin bulunmadığını belirtmiştir. Başvuran daha sonra Batman Devlet Hastanesine sevk edilmiş; burada radyolojik muayenelerden geçirilmiştir. Filmleri inceleyen Doktor, herhangi bir fiziksel şiddet izinden bahsetmemiştir.
13. Sulh Ceza Mahkemesi yine 25 Mayıs 2010 tarihinde, başvuranın tutuklanmasına karar vermiştir. Başvuran, Batman Cezaevine sevk edilmiş; buraya vardığında doktor tarafından muayene edilmiştir. Konuyla ilgili olarak düzenlenen raporda, başvuranın sol göz çevresinde ekimoz, sağ kol üst kısımda 3 x 13 cm. boyutlarında düzensiz kenarlı bir ekimoz, sağ kolda hareket güçlüğü, sol göğüs hizasında 1 x 1 cm. boyutlarında bir yara izi, sol kasık hizasında 0,5 x 4 cm. boyutlarında bir yara izi mevcut olduğu belirtilmiştir. Raporda ayrıca, başvuranın göğüs ve karın arasında bulunan bir noktada ağrı ve hassasiyetten yakındığı belirtilmiştir.
14. Başvuran 27 Mayıs 2010 tarihinde cezaevi doktoru tarafından yeniden muayene edilmiştir; doktor, düzenlediği raporda, ilgilide “acil patoloji” saptanmadığını belirtmiştir.
A. Kötü muamele iddialarıyla ilgili olarak yürütülen soruşturma
15. Başvuran 28 Mayıs 2010 tarihinde, kötü muamele nedeniyle suç duyurusunda bulunmuştur. Yerde sürüklendiğini, dövüldüğünü, başının su dolu bir leğen içine sokup çıkarıldığını ve elektrik şoklarına maruz bırakıldığını iddia etmiştir.
16. Beşiri Cumhuriyet savcısı (“savcı”) başvuranın ifadesi almıştır. Başvuran ifadesinde, sıklıkla bilinç kaybı yaşaması nedeniyle, kendisine kötü muamelede bulunan kişileri teşhis edecek durumda olmadığını ifade etmiştir.
17. Başvuran 6 Ağustos 2010 tarihinde Batman Devlet Hastanesinde yeniden muayene edilmiştir. Bu muayene sonrasında düzenlenen raporda, başvuranın sol kolunda, dirsekten omuza kadar uzanan alanda, sigara yanıklarıyla uyumlu çok sayıda eski izin yanı sıra göğüste de benzer bir izin mevcudiyetinden bahsedilmiştir. İlgili, vücudunun sağ tarafında uyuşmadan yakınması nedeniyle, nörolog tarafından da muayene edilmiş; yapılan radyoloji işlemleri sonrasında herhangi bir patoloji tespit edilmemiştir. Kati rapora göre, başvuranın vücudundaki yaralar hayati tehlike arz etmemekteydi.
18. Batman Jandarma Komutanlığı 13 Aralık 2010 tarihinde, savcının talebi üzerine, başvuranın yakalanmasından savcılığa sevkine kadarki süre içerisinde görevli personelin isim listesini hazırlamıştır. Konuyla ilgili olarak on iki kişinin ismi verilmiştir. Listede isimleri yazılı görevli personelden altısı, başvuranı yakalama işleminde yer almış; ikisi, ilgilinin ifadesini almış; diğer dördü ise, gözaltına giriş ve çıkışını kaydetmişlerdir.
19. Savcı, 21 ve 22 Aralık 2010 tarihlerinde başvuranın gözaltından sorumlu iki jandarmayı tanık olarak sorguya çekmiştir. İlgililer, başvuranın yakalandığı sırada kaçmaya çalışması nedeniyle yaralandığını ileri sürerek, başvurana kötü muamelede bulunduklarını kabul etmemişlerdir.
20. Savcı 18 Şubat 2011 tarihinde, Batman Adli Tıp Kurumundan, daha öncesinde düzenlenmiş olan tüm raporların sonuçlarını inceledikten sonra tıbbi görüş hazırlamasını istemiştir. 31 Mart 2011 tarihinde sunulan tıbbi görüşün ilgili bölümleri aşağıdaki şekildedir:
“ 1) [Başvuranın] sol gözünde ve vücudunun çeşitli bölgelerinde bulunan ekimozların, sol gözündeki pitozisin ve çenesindeki şişliğin, zor kullanılarak yakalanması sırasında, yumruk veya tekme neticesinde veyahut yere veya sert bir zemine düşmesi sonrasında meydana gelebilecek nitelikte olmalarından ötürü, nedenleri kesin olarak tayin edilemez.
[İlgilinin] el ve ayaklarında tespit edilen yanıklar ile vücudunda tespit edilen kesiklerin ise, tıbbi raporlarda bunların ne tam olarak özelliklerinin ne de yerlerinin belirtilmemiş olması nedeniyle, hangi şekilde meydana gelmiş olabileceklerinin belirlenmesi mümkün değildir.
2) 21 Mayıs 2010 tarihli raporda bahsedilmeyen; fakat daha sonraki tarihlerde düzenlenen raporlarda mevcudiyeti bildirilen ekimozlar, ilgilinin zor kullanılarak yakalanması sırasında meydana gelmiş olabilirler. Bunun yanı sıra, söz konusu ekimozlara, gözaltı sırasında maruz kalınan künt travma neden olmuş olabilir. [Bu ekimozların] rengi raporlarda belirtilmemiş olduğundan, [bu bağlamda] tıbben ayrım yapılamamaktadır.
3) Göğüs kısmındaki 0,2 x 0,2 cm.lik ve 1 x 1 cm.lik kesiler gibi ilk defa 25 Mayıs 2010 tarihinde düzenlenen raporlarda mevcudiyetinden bahsedilen lezyonlar, gözaltına giriş sırasında düzenlenen tıbbi raporda yer alan “vücutta kesiler” şeklinde genel olarak tarif edilen lezyonlardan biri olabilir. Ancak bu lezyonların özellikleri ayrıntılı olarak tarif edilmediğinden, söz konusu lezyonların sebebiyle ilgili olarak herhangi bir tıbbi yorum yapılamamaktadır.
4) Sol kasık hizasındaki 0,5 x 4 cm.lik yara gibi ilk defa olarak 25 Mayıs 2010 tarihli raporların birinde tanımlanan lezyon, 21 Mayıs 2010 tarihli raporda yer alan “vücutta kesiler” şeklinde genel olarak tarif edilen lezyonlardan biri olabilir. Ancak, bu yaranın ne tür bir lezyon (kesi, sıyrık, laserasyon, vb.) olduğu belirtilmemiş; bu yaraların çevresinde ödem ya da ekimoz bulunup bulunmadığı tanımlanmamıştır. Bu nedenle, tıbben herhangi bir yorum yapılamamaktadır.
5) İki buçuk ay sonra 2 Ağustos 2010 tarihinde tespit edilen sigara yanıklarına bağlı izler ilgilinin gözaltına girişi sırasında düzenlenen raporlarda kaydedilmemiştir. Ancak, bu yara izleri ayrıntılı olarak tanımlanmamış olduklarından, bu yanıkların ne şekilde ve ne zaman meydana gelmiş olduklarını belirtmek mümkün değildir; ayrıca, [şu anda] yara izleri söz konusu oluğundan, bu yanıkların ne zaman ve nasıl meydana geldiklerini tespit etmek mümkün değildir.”
21. Savcı 4 Nisan 2011 tarihinde, yukarıda yer alan unsurlara atıfta bulunarak kovuşturmaya yer olmadığına dair karar vermiştir. Savcı, başvuranın vücudundaki yaraların, ilgilinin tarlada süründüğü ve göğüs göğse arbedeyi başlatan kaçmaya çalıştığı sırada meydana geldiğine karar vermiştir. Savcı aynı zamanda, başvuranın yakalanmasından iki buçuk ay sonra tespit edilen yara izlerinin, ilgilinin gözaltında kaldığı süre içerisinde maruz kaldığı kötü muameleler neticesinde gerçekleştiğini saptamaya imkân veren herhangi bir delil bulunmadığını belirtmiş ve bu yaraların “cezaevinde farklı nedenlerle sonrasında meydana gelmiş olabileceğini” eklemiştir. Savcı, başvuranın iddialarının, Beşiri Sağlık Ocağında görevli doktorlar ya da jandarma görevlileri hakkında ceza soruşturması açmayı mümkün kılacak yeterli delil unsurlarıyla desteklenmediği sonucuna varmaktadır.
22. Midyat Ağır Ceza Mahkemesi 11 Haziran 2012 tarihinde, başvuran tarafından yapılan itirazı reddetmiştir.
B. Başvuran hakkındaki ceza yargılaması
23. Başvuran, –gözaltı da dâhil olmak üzere- hazırlık soruşturması aşamasında ve Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesi önündeki duruşmalar boyunca avukat tarafından temsil edilmiştir.
24. Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesi 28 Aralık 2010 tarihinde, başvuranı, yasadışı silahlı bir örgüte üye olma nedeniyle yedi yıl altı ay; ruhsatsız silah bulundurma nedeniyle yedi yıl altı ay; ruhsatsız patlayıcı madde bulundurma nedeniyle dört yıl iki ay hapis cezalarına mahkûm etmiştir. Karar gerekçesinde, bilhassa başvuranın yakalanmasına ilişkin koşullara, balistik bilirkişi incelemelerine, yakalama sırasında el konulan kişisel eşyalar ve silahlar üzerinde yapılan genetik parmak izi incelemelerine dayanmıştır. Yargılama sırasında iyi hal nedeniyle ceza indirimi uygulanmış ve delil yokluğu nedeniyle güvenlik güçlerini öldürmeye teşebbüs suçundan başvuranın beraatına karar vermiştir.
25. Yargıtay 4 Temmuz 2011 tarihinde, başvuran tarafından yapılan duruşma düzenlenmesi talebini, –hapis cezalarında on yıllık yasal sınır her mahkûmiyet için ayrı ayrı değerlendirildiğinden- konuyla ilgili olarak öngörülen koşulların somut olayda toplanmadığı gerekçesiyle reddetmiş ve sonrasında, başvuran tarafından kendisine sunulan ve daha öncesinde Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesi önünde kamuya açık duruşmada değerlendirilen hukuki dayanakları inceledikten sonra ilk derece hâkimleri tarafından benimsenen gerekçeleri ve dosyanın içeriğini göz önünde bulundurarak kararı onamıştır.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
I. KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA
26. Sözleşme’nin 3. maddesi açısından, başvuran, yerde süründürüldüğünü, dövüldüğünü, başının içi su dolu leğen içerisine sokulup çıkarıldığını ve elektrik şoklarına maruz bırakıldığını ileri sürmektedir. Ayrıca, üzerinde yanık sigaralar söndürüldüğünü de eklemektedir. Sözleşme’nin 6 ve 13. maddelerine dayanarak, savcının yalnızca iki jandarma görevlisini tanık olarak sorguya çekmiş olması ve hiçbir doktoru sorguya çekmemiş olması nedeniyle soruşturmanın etkin olmadığından yakınmaktadır.
27. İşbu şikâyetlerin Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi anlamında açıkça dayanaktan yoksun olduğunu ve başkaca hiçbir kabul edilemezlik gerekçesi bulunmadığını tespit eden Mahkeme, bunların kabul edilebilir olduğuna karar vermektedir.
28. Başvuran, Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrasına dayanarak, Yargıtay’ın, hakkında yürütülen ceza yargılamasında duruşma düzenlenmesini reddetmesi nedeniyle adil ve kamuya açık yargılanma hakkının ihlal edildiği kanaatine varmaktadır.
29. Hükümet bu iddiaya karşı çıkmaktadır.
30. Mahkeme, ikinci veya üçüncü derece yargılama sırasında kamuya açık duruşma düzenlenmemesinin, yargılamanın özellikleriyle haklı gösterilebileceğini hatırlatmaktadır. Bu nedenle, yalnızca hukuki konulara ilişkin yapılan yargılamalar, Yargıtay’ın, sanığa, önünde kendisini ifade etme fırsatı vermemiş olsa bile, 6. maddenin gerekliliklerini yerine getirebilir (bk. diğer kararlar arasında, Ekbatani/İsveç, 26 Mayıs 1988, § 31, seri A no 134, Sutter/İsviçre, No. 8209/78, § 30, 22 Şubat 1984, Meftah ve diğerleri/Fransa [BD], No. 32911/96 ve diğer 2, §§ 41‑48, AİHM 2002-VII, Çelik/Türkiye (kk.), No. 16986/10, 27 Kasım 2012).
31. Somut olayda, Mahkeme, Yargıtay’ın, 4 Temmuz 2011 tarihli kararında, başvuran tarafından sunulan ve daha öncesinde, bir avukat tarafından temsil edilen başvuranın bilfiil katılabildiği ilk derece duruşmalarında değerlendirilen dayanakları incelediğini tespit etmektedir. Mahkeme, hâkimler tarafından benimsenen gerekçeleri ve dosyanın içeriğini göz önünde bulundurarak, alt mahkemenin, başvuranların iddialarının kabul edilebilirliğini değerlendirmek için farklı delil unsurları hususunda bağımsız bir değerlendirmede bulunduğu kanaatine varmıştır. Bu nedenle, Yargıtay önünde duruşma düzenlenmemiş olması yargılamanın hakkaniyetine zarar verecek nitelikte değildi. Bundan dolayı, işbu şikâyet açıkça dayanaktan yoksun olup, Sözleşme’nin 35. maddesinin 1 ve 4. fıkraları uyarınca kabul edilemez olarak açıklanmalıdır.
II. SÖZLEŞME’NİN 3. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
32. Başvuran, Sözleşme’nin 3, 6 ve 13. maddelerine dayanarak, yakalanması sırasında ve gözaltında kaldığı süre boyunca kötü muameleye maruz kaldığını iddia etmektedir; ayrıca, bu bağlamda yürütülen soruşturmanın etkin olmadığından yakınmaktadır.
33. Hükümet, bu iddialara karşı çıkmakta ve soruşturmanın sonuçlarına atıfta bulunmaktadır.
34. Mahkeme, söz konusu şikâyetlerin Sözleşme’nin yalnızca 3. maddesi açısından incelenmesi gerektiği kanaatine varmaktadır. İşbu madde aşağıdaki şekildedir:
“Hiç kimse işkenceye veya insanlık dışı ya da aşağılayıcı muamele veya cezaya tabi tutulamaz.”
35. Mahkeme, El‑Masri/Eski Yugoslav Makedonya Cumhuriyeti ([BD], No. 39630/09, §§ 182-185 ve 195-198, AİHM 2012), Mocanu ve diğerleri/Romanya ([BD], No. 10865/09, 45886/07 ve 32431/08, §§ 314-326, AİHM 2014 (özetler)) ve Bouyid/Belçika ([BD], No. 23380/09, §§ 81-90 ve 114-123, AİHM 2015) kararlarında belirtilen genel ilkelere atıfta bulunmaktadır.
36. Somut olayda, Mahkeme, başvuranın gözaltına alındığı ilk andan itibaren birbiri ardına düzenlenen tıbbi raporlarda lezyonlar bulunduğunun (yukarıda 8. ve bunu izleyen paragraflar) belirtildiğini ve ilgilinin, 25 Mayıs 2010 tarihinde tutuklandığı sırada yeniden muayene edilmeden önce, gözaltında kaldığı süre boyunca günlük olarak muayene edildiğini gözlemlemektedir.
37. Ancak Hükümet, başvuranın vücudundaki yaraların meydana geliş şekliyle ilgili olarak herhangi bir makul açıklamada bulunmamıştır. Nitekim bu yaraların, başvuranın yerde süründüğü sırada meydan geldiği yönünde yapılan açıklama, yalnızca çok sayıdaki lezyonun ve bilhassa ilgilinin yakalanmasının hemen sonrasında tespit edilen el ve ayaklarındaki yanıkların sebebini kısmen izah etmektedir. Öte yandan, başvuranın yakalanması sırasında yaşanan arbedenin kesin koşulları açık bir şekilde belirlenmemiştir; öyle ki Mahkeme, güce başvurmanın gerekliliği ve orantılığı hakkında bir inceleme gerçekleştirememektedir (bk. Ahmet Akman/Türkiye, No. 33245/05, §§ 41-42, 13 Ekim 2009). İlgilinin, yakalanmasından iki buçuk ay sonra tespit edilen eski yanık izleri ile yakalanmasının hemen sonrasında tespit edilen yanıklar arasında artık bağlantı bulmaya çalışılmamaktadır. Mahkeme bunun yanı sıra, ilgilinin yakalandığı operasyona katılan jandarmaların hiçbirinin herhangi bir sebepten dolayı ifadesinin alınmadığını tespit etmektedir. Ancak benzer dinleme, somut olayda olduğu gibi, tıbbi raporlar çok sayıda lezyonun mevcudiyetine işaret ettiğinde gerekli olabilmektedir (Aksoy/Türkiye, 18 Aralık 1996, § 98, Karar ve Hükümler Derlemesi 1996 VI, Okkalı/Türkiye, No. 52067/99, § 65, AİHM 2006 XII (özetler), Mehmet Fidan /Türkiye, No. 64969/10, §§ 46‑49, 16 Aralık 2014). Mahkeme, yukarıda sıralanan hususları göz önüne alarak, Sözleşme’nin 3. maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmaktadır.
III. SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
38. Başvuran, maruz kaldığı kanaatine vardığı manevi zarar bağlamında 50.000 avro; Mahkeme önündeki yargılama nedeniyle yapmış olduğunu ifade ettiği masraf ve giderler nedeniyle ise 10.660 Türk lirası (talepte bulunduğu 16 Nisan 2014 tarihinde yaklaşık 3.600 avro) talep etmektedir. Başvuran, talebini, avukatların çalışma saatlerine ve belgelerin kopyalama masraflarına ve avukatlık asgari ücret tarifesine göre hesaplamaktadır.
39. Hükümet, söz konusu taleplerin doğruluğunun kanıtlanmadığı ve belgelendirilmediği kanaatiyle, Mahkeme’yi bunları reddetmeye davet etmektedir.
40. Mahkeme, manevi zarar bağlamında başvurana 5.000 avro ödenmesinin uygun olduğu değerlendirmesinde bulunmaktadır.
41. Mahkeme’nin içtihadına göre, bir başvurana, masraf ve giderlerin doğruluğunu, gerekliliğini ve ödenen miktarların makul olduğunu ispatlamak kaydıyla bu masraflar iade edilebilmektedir. Bu bağlamda kanıtlayıcı belgenin olmamasını göz önünde bulundurarak, Mahkeme, başvuranın, masraf ve giderler bağlamındaki talebini reddetmektedir.
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OYBİRLİĞİYLE,
1. Başvurunun, Sözleşme’nin 3. maddesi bağlamındaki şikâyetlerle ilgili kısmının kabul edilebilir; geri kalan kısmının ise kabul edilemez olduğuna;
2. Sözleşme’nin 3. maddesinin ihlal edildiğine;
3.
a) Davalı Devlet tarafından, üç ay içerisinde, ödeme tarihindeki geçerli döviz kuru üzerinden davalı Devletin para birimine çevrilmek üzere, başvurana, ödenmesi gereken her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere, manevi tazminat olarak 5.000 avro (beş bin avro) ödenmesine;
b) Söz konusu sürenin bittiği tarihten başlayarak, ödemenin yapıldığı tarihe kadar, Avrupa Merkez Bankasının o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;
4. Adil tazmine ilişkin kalan taleplerin reddine karar vermiştir.
İşbu karar Fransızca dilinde tanzim edilmiş; Sözleşme’nin 77. maddesinin 2 ve 3. fıkraları uyarınca 15 Mayıs 2018 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan BakırcıPaul Lemmens
Yazı İşleri Müdür YardımcısıBaşkan
Full & Egal Universal Law Academy