AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
BARAN / TÜRKİYE DAVASI
(Başvuru No. 74624/11)
KARAR
STRAZBURG
6 Şubat 2024
İşbu karar kesinleşmiştir. Bazı şekli düzeltmelere tabi tutulabilir.
Baran / Türkiye davasında,
Başkan
Egidijus Kūris,
Hâkimler
Pauliine Koskelo,
Frédéric Krenc,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Dorothee von Arnim’in katılımıyla oluşturulan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), Komite halinde toplanarak,
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan davanın temelinde bulunan, 1983 doğumlu olan, İstanbul’da ikamet eden ve İstanbul Barosuna bağlı Avukat O. Şahinkaya tarafından temsil edilen Mustafa Baran’ın (“başvuran”), 24 Ekim 2011 tarihinde, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca Mahkemeye yapmış olduğu 74624/11 no.lu başvuruyu,
Sözleşme’nin 10 ve 11. maddelerine ilişkin şikâyetlerin, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi nezdinde Türkiye yetkilisi olan, Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Dairesi Başkanı Hacı Ali Açıkgül tarafından temsil edilen Türk Hükümetine (“Hükümet”) bildirilmesine ve başvurunun geri kalan kısmının kabul edilemez olduğunun beyan edilmesine ilişkin kararı,
Tarafların görüşlerini dikkate alarak,
16 Ocak 2024 tarihinde kapalı oturumda gerçekleştirilen müzakerelerin ardından,
Söz konusu tarihte aşağıdaki kararı vermiştir:
DAVANIN KONUSU
1. Başvuru, başvuranın Ezilenlerin Sosyalist Platformu (“ESP”) tarafından düzenlenen gösteriye katılması nedeniyle ilgili hakkında yürütülen ceza yargılaması ve ilgilinin mahkûm edilmesiyle ilgilidir. Başvuran bu bağlamda, Sözleşme’nin 10. ve 11. maddelerinin ihlal edilmesinden şikâyet etmektedir.
Söz konusu yargılama2. Ankara Cumhuriyet Savcısı, 5 Ocak 2005 tarihli iddianameyle, başvuranı cezaların infazına ilişkin kanun tasarısını protesto etmek için Ankara’da 7 Aralık 2004 tarihinde düzenlenen gösteri sırasında gerçekleştirdiği eylemler nedeniyle yasa dışı bir örgüte üye olmakla suçlamıştır.
3. Ankara Ağır Ceza Mahkemesi (“Ağır Ceza Mahkemesi”), 22 Nisan 2010 tarihinde, olay ve olguları yeniden nitelendirmesinin ardından, başvuranı yasa dışı örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işlemek ve terör örgütü lehine propaganda yapmak suçlarından suçlu bulmuş ve ilgiliyi bir yandan, Türk Ceza Kanunu’nun (“TCK”) 314. maddesinin 3. fıkrası ve 220. maddesinin 6. fıkrası yollamasıyla aynı Kanun’un 314. maddesinin 2. fıkrası uyarınca altı yıl, üç ay hapis cezasına ve diğer yandan, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun 7. maddesinin 2. fıkrası uyarınca bir yıl, üç ay hapis cezasına mahkûm etmiştir. Ağır Ceza Mahkemesi, başvuranın Marksist Leninist Komünist Partisi (MLKP) yasa dışı örgütünün kışkırtmasıyla düzenlendiği iddia edilen gösteriye 7 Aralık 2004 tarihinde katıldığını tespit etmiştir. Ağır Ceza Mahkemesi, bazı göstericilerin bu vesileyle şiddet eylemleri gerçekleştirdiklerini, soruşturma dosyasına sunulan ilgilinin fotoğraflarının, ilgilinin ESP’ye ait olan pankart ve flamaları taşıyan göstericilerden oluşan bir grubun arasında yer aldığını gösterdiğini ve polis memurlarının güç kullanarak, başvuranın da aralarında bulunduğu otuz iki kişiyi yakalamak zorunda kaldıklarını ve böylelikle, söz konusu kişilerin yere oturtularak, birbirleriyle sıkışık bir halde tutulduklarını ifade etmiştir. Ağır Ceza Mahkemesi, -en küçük bir suç işlediğini reddeden- başvuranın gösteri sırasında yapılan basın açıklamasına katıldığını belirttiğini kaydetmiş ve ilgilinin aksi yöndeki iddialarına rağmen, MLKP lehine propaganda yapmak amacıyla söz konusu gösteriye katılma yönünde bilinçli bir niyetle Ankara’ya geldiği kanısına varmıştır. Ağır Ceza Mahkemesi özellikle, bu iddiayı desteklemek amacıyla, ülkenin farklı bölgelerinden gelen kişileri bir araya getiren gösterinin şiddet içeren niteliğini ve başvuranın ayrıca NATO’nun eylemlerini protesto etmek için İstanbul’da düzenlenen gösteriye 2004 yılının Haziran ayında katıldığını belirtmiştir.
4. Başvuran, Yargıtay nezdinde, Ağır Ceza Mahkemesinin kararına karşı temyiz başvurusunda bulunmuştur. Yargıtay, 25 Nisan 2011 tarihinde, söz konusu kararın, yasa dışı örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işlemek suçundan ilgilinin mahkûm edilmesiyle ilgili kısmını onamıştır; Yargıtay, başvuranın terör örgütü lehine propaganda yapmak suçundan mahkûm edilmesine ilişkin olarak, yasal zaman aşımı nedeniyle davanın düşürülmesine karar vermiştir.
Daha sonra meydana gelen gelişmeler5. Başvuran, 6352 sayılı Kanun’un 2 Temmuz 2012 tarihinde yürürlüğe girmesinin ardından, bu yeni metne dayanarak ceza indirimi talebinde bulunmuştur (6352 sayılı Kanun tarafından getirilen değişiklikler ile ilgili olarak bk. Çiçek ve diğerleri/Türkiye, no. 48694/10 ve diğer 4 başvuru, § 103, 22 Kasım 2022). Ağır Ceza Mahkemesi, 31 Temmuz 2012 tarihinde, bu Kanun ile TCK’nın 220. maddesinin 6. fıkrasında yapılan değişikliği uygulayarak, ilgili hakkında verilen cezanın üç yıl, bir ay hapis cezasına indirilmesine karar vermiştir.
6. Başvuran, bu karara itiraz etmiştir. Birinci Ağır Ceza Mahkemesi, 18 Eylül 2014 tarihinde, itiraz edilen kararın kanuna ve uygulanabilir prosedürlere uygun olduğu kanısına vararak, itirazın reddedilmesine karar vermiştir.
7. Resmi Gazete’de 30 Nisan 2013 tarihinde yayımlanan, 11 Nisan 2013 tarihli ve 6459 sayılı İnsan Hakları ve İfade Özgürlüğü Bağlamında Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un yürürlüğe girmesinin ardından, başvuran, Ağır Ceza Mahkemesine başvurarak, söz konusu Kanun’un ilgili hükümlerinin uygulanması talebinde bulunmuştur (6459 sayılı Kanun ile getirilen değişikliklerle ilgili olarak bk. yukarıda anılan Çiçek ve diğerleri kararı, §§ 104 ve 111).
8. Ağır Ceza Mahkemesi, 20 Kasım 2014 tarihinde, söz konusu Kanun’un ilgiliye atfedilen suçlara ilişkin olarak, daha lehte olan yeni bir hüküm getirmediği gerekçesiyle, başvuranın talebini reddetmiştir.
9. Ağır Ceza Mahkemesi son olarak, 18 Şubat 2016 tarihinde, başvuranın talebi üzerine ilgilinin davasını esas yönünden yeniden incelemiş ve 6459 sayılı Kanun ile getirilen değişiklikleri göz önünde bulundurarak, ilgili hakkında daha önce verilen hapis cezasının kaldırılmasına karar vermiştir.
MAHKEMENİN DEĞERLENDİRMESİ
10. Başvuran, gösteriye katıldığı gerekçesiyle hakkında ceza yargılamasının yürütülmesi ve mahkûm edilmesi nedeniyle, Sözleşme’nin 10 ve 11. maddelerinin ihlalinden dolayı mağdur olduğunu belirtmektedir. Mahkeme, başvuranın şikâyetlerini dile getirme şeklini ve davaya ilişkin olayların seyrini dikkate alarak, mevcut davada ortaya çıkan hukuki sorunun, yalnızca Sözleşme’nin 11. maddesi kapsamında yer aldığı kanaatine varmaktadır (Kudrevičius ve diğerleri/Litvanya [BD], no. 37553/05, § 85, AİHM 2015).
SÖZLEŞME’NİN 11. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
Kabul Edilebilirlik Hakkında11. Hükümet, iç hukuk yollarının tüketilmesine, mağdur sıfatına ve Sözleşme’nin 11. maddesinin mevcut davaya uygulanabilirliğine ilişkin olarak birçok kabul edilemezlik itirazı ileri sürmektedir. Başvuran ise bu itirazları kabul etmemektedir.
12. Hükümet tarafından ileri sürülen birinci itiraz, başvuranın TCK’nın değiştirilen 220. maddesinin 6. fıkrasına dayanılarak yeniden değerlendirilen bir cezanın Ağır Ceza Mahkemesi tarafından açıklanmasının ardından Anayasa Mahkemesi nezdinde bireysel başvuruda bulunması gerektiğinin belirtilmesinden ibarettir. İkinci itiraz, ilgili hakkında verilen cezanın TCK’nın 220. maddesinin 6. fıkrasına dayanılarak kaldırılmasına ilişkin 18 Şubat 2016 tarihli kararın ilgilinin mağdur sıfatını kaybetmesine neden olduğu yönünde Hükümetin sunduğu iddiaya dayanmaktadır. Kartal ve diğerleri/Türkiye ((k.k.), no. 29768/03, 16 Aralık 2008) davasında Mahkeme tarafından verilen karara atıfta bulunarak Hükümet, son olarak, -üçüncü itiraz bağlamında- gösterinin veya başvuranın bu gösteri sırasında sergilediği davranışın Sözleşme’nin 11. maddesinin uygulama alanına girmediğini belirtmektedir. Hükümet bu bağlamda, gösteri sırasında yasa dışı sloganların atıldığını ve başvuranın da aralarında bulunduğu bazı göstericiler tarafından şiddet eylemlerinin gerçekleştirildiğini ifade etmektedir.
13. Birinci ve ikinci itirazlara ilişkin olarak, Mahkeme, sırasıyla Öner ve Türk/Türkiye (no. 51962/12, §§ 17-18, 31 Mart 2015) ve Gülcü/Türkiye (no. 17526/10, § 100, 19 Ocak 2016) davalarında benzer iddiaları daha önce inceleyerek, reddettiğini hatırlatmaktadır. Mahkeme, dosyada mevcut davada başka bir sonucu dile getirmesini sağlayacak nitelikte herhangi bir unsurun bulunmaması nedeniyle, Hükümetin bu itirazlarını reddetmektedir.
14. Mahkeme, Sözleşme’nin 11. maddesinin uygulanabilir olmamasına ilişkin itirazla ilgili olarak, mevcut davadaki başvuranın -Kartal ve diğerleri(yukarıda anılan karar) davasındaki durumda olduğu gibi- polis memurlarına taş atmadığını veya diğer şiddet eylemlerini gerçekleştirdiği gerekçesiyle mahkûm edilmediğini kaydetmektedir (aynı yönde bk. Işıkırık/Türkiye (no. 41226/09, § 47, 14 Kasım 2017). Bununla birlikte, Mahkeme aynı zamanda, Kartal ve diğerleri (yukarıda anılan karar) davasında, söz konusu gösteri sırasında gerçekleştirilen şiddet eylemleri açısından Sözleşme’nin 11. maddesinin uygulanamaz olduğuna karar vermediğini, ancak başvuranların toplanma özgürlüğü haklarını kullanmalarına yönelik yapılan müdahalenin demokratik bir toplumda gerekli olduğu sonucuna vardığını belirtmektedir. Bu nedenle, Hükümet tarafından ileri sürülen itirazın reddedilmesi gerekmektedir.
15. Mahkeme, bu şikâyetin açıkça dayanaktan yoksun olmadığını veya Sözleşme’nin 35. maddesinde belirtilen başka bir gerekçeyle kabul edilemez olmadığını tespit ederek, şikâyetin kabul edilebilir olduğuna karar vermektedir.
Şikâyetin Esası Hakkında16. Esasa ilişkin olarak, Mahkeme, başvuran hakkında gösteriye katılmasıyla ilgili olarak verilen cezai mahkûmiyet kararının ilgilinin toplanma özgürlüğü hakkını kullanmasına yönelik bir müdahale olarak değerlendirildiği kanısına varmaktadır.
17. Bu türden bir müdahale, “kanun ile öngörülmediği”, Sözleşme’nin 11. maddesinin 2. fıkrası bakımından meşru amaçlardan birini ya da birkaçını izlemediği ve bu amaçlara ulaşmak için demokratik bir toplumda “gerekli” olmadığı sürece, Sözleşme’nin 11. maddesini ihlal etmektedir.
18. Mahkeme, başvuranın yasa dışı örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işlemek suçundan cezaya mahkûm edilmesinin ilgili Kanun, özellikle Türk Ceza Kanunu’nun 220. maddesinin 6. fıkrası ile 314. maddesinin 2 ve 3. fıkraları tarafından öngörüldüğünü kaydetmektedir.
19. Bu bağlamda Mahkeme, yukarıda belirtilen ceza hükümleri uyarınca başvuranlar hakkında verilen bir mahkûmiyet kararıyla ilgili olan benzer bir davada, TCK’nın 220. maddesinin 6. fıkrasının öngörülebilirlik gerekliliğini yerine getirmediği, zira bir yandan, bu maddede yer alan ifadelerin geniş kapsamlı olması nedeniyle, söz konusu maddenin başvuranlara keyfi kovuşturmalara karşı güvenilir bir güvence sağlamadığını ve diğer yandan, bu maddenin pratik uygulamasının söz konusu eksikliği düzeltmediğinin anlaşıldığını daha önce tespit etme imkânına sahip olduğunu hatırlatmaktadır (yukarıda anılanÇiçek ve diğerleri kararı, §§ 155-163). Mahkeme, mevcut davada, bu yaklaşımdan uzaklaşmak için herhangi bir sebep görmemektedir.
20. Dolayısıyla Mahkeme, Sözleşme’nin 11. maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmaktadır.
21. Mahkeme, bu ihlal tespitini göz önünde bulundurarak, 3713 sayılı Kanun’un 7. maddesinin 2. fıkrası uyarınca terör örgütü lehine propaganda yapmak suçundan başvuran hakkında yürütülen ceza yargılamasının haklı gösterilmesine ilişkin hususu incelemesinin gerekli olmadığı kanısına varmaktadır (bu türden bir yaklaşımla ilgili olarak bk. yukarıda anılan Işıkırık kararı, § 71).
SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
22. Başvuran, maddi tazminat olarak 35.000 avro (EUR) ve manevi tazminat olarak 45.000 avro talep etmektedir. Başvuran öte yandan, masraf ve giderler bağlamında, 9.960 Türk lirası (TRY) talep etmekte ve bu meblağın talebin sunulduğu dönemde, avukat masrafları, posta masrafları ve fotokopi harcamaları için yaklaşık 1.517 avro tutarına karşılık geldiğini belirtmektedir.
23. Hükümet, talep edilen miktarların aşırı ve haksız olduğu gerekçesiyle başvuranın tüm taleplerine itiraz etmektedir.
24. Mahkeme, maddi tazminat talebine ilişkin olarak, bu talebin hiçbir şekilde desteklenmediğini tespit etmekte ve talebi reddetmektedir.
25. Mahkeme, başvuranın manevi tazminat talebine ilişkin olarak, ilgilinin manevi bir zarara maruz kaldığı ve mevcut kararda belirtildiği şekliyle, Sözleşme’nin ihlaline ilişkin tespitin bu zararı gidermek için yeterli olmadığı kanaatine varmaktadır. Mahkeme, ilgilinin mahkûm edilmesine neden olan yasal hükmü dikkate alarak, bu meblağ üzerinden ödenmesi gereken her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere, ilgiliye manevi tazminat olarak 7.500 avro ödenmesine karar vermektedir (yukarıda anılan Çiçek ve diğerleri kararıyla karşılaştırınız, § 171).
26. Masraf ve giderler ile ilgili olarak, Mahkeme, bir başvurana, yalnızca masraf ve giderlerin doğruluğunu, gerekliliğini ve ödenen miktarların makul olduğunu ispatlaması koşuluyla, bu masrafların iade edilebileceğini hatırlatmaktadır. Mahkeme, somut olayda ve başvuran tarafından sunulan kanıtlayıcı belgeleri göz önünde bulundurarak, başvurana, kendisi tarafından bu meblağ üzerinden ödenmesi gereken her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere, 500 avro ödenmesinin makul olduğu kanısına varmaktadır.
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OY BİRLİĞİYLE,
Başvurunun kabul edilebilir olduğuna; Sözleşme’nin 11. maddesinin ihlal edildiğine; a) Davalı Devletin, üç aylık bir süre içinde, ödeme tarihinde geçerli olan döviz kuru üzerinden davalı Devletin para birimine çevrilmek üzere, aşağıdaki meblağları ödemekle yükümlü olduğuna;Manevi tazminat olarak, bu meblağ üzerinden ödenmesi gereken her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere, 7.500 avro (yedi bin beş yüz avro);Masraf ve giderler karşılığında, başvuran tarafından bu meblağ üzerinden ödenmesi gereken her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere, 500 avro (beş yüz avro);b) Söz konusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödeme tarihine kadar, bu tutarlara Avrupa Merkez Bankasının o dönem için geçerli olan marjinal kredi faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;
Adil tazmine ilişkin kalan taleplerin reddine karar vermiştir.
İşbu karar, Fransızca dilinde tanzim edilmiş olup, Mahkeme İç Tüzüğü’nün 77. maddesinin 2 ve 3. fıkraları uyarınca 6 Şubat 2024 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Dorothee von Arnim Egidijus Kūris
Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Başkan