AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
BARIŞ DEMİR / TÜRKİYE DAVASI
(Başvuru no. 51144/06)
KARAR
STRAZBURG
24 Ekim 2017
İşbu karar kesinleşmiş olup, şekli bazı değişikliklere tabi tutulabilir.
Barış Demir / Türkiye davasında,
Başkan,
Ledi Bianku,
Yargıçlar,
Valeriu Griţco,
Stéphanie Mourou-Vikström,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla Komite olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), 3 Ekim 2017 tarihinde gerçekleştirdiği kapalı oturumdaki müzakereler sonucunda anılan tarihte aşağıdaki kararı vermiştir:
USULTürkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan davanın temelinde, Türk vatandaşı olan Barış Demir’in ("başvuran") 6 Aralık 2006 tarihinde İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunması’na İlişkin Sözleşme’nin ("Sözleşme") 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvuru (No. 51144/06) bulunmaktadır.Başvuran, İzmir Barosuna bağlı avukatlar, L. Özgür ve Ö. Yılmaz tarafından temsil edilmiştir. Türk Hükümeti ("Hükümet") ise kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.22 Eylül 2014 tarihinde, Sözleşme’nin 6 ve 8. maddelerine dayanan şikâyetler Hükümete tebliğ edilmiştir ve başvurunun geri kalan kısmının Mahkeme İçtüzüğünün 54. maddesinin 3. fıkrası uyarınca kabul edilemez olduğuna karar verilmiştir.
OLAYLAR
Başvuran, 1978 doğumlu olup İzmir’de ikamet etmektedir.Başvuran, 5 Ocak 2001 tarihinde, zorunlu askerlik hizmetini yerine getirdiği sırada kazara sol kolundan yaralanmıştır.Başvuranın yaralanmasının atel takılması yoluyla tedavi edildiği sırada bulaşıcı bir komplikasyon meydana gelmiştir. Başvuranın sol kolu, kangren olduğundan 13 Ocak 2001 tarihinde kesilmiştir.Başvuranın şikâyette bulunması üzerine, savcılık, ceza soruşturması açmış ve İzmir Asliye Ceza Mahkemesi önünde ortopedi doktorunun yargılanmasına karar vermiştir. 9 Kasım 2006 tarihli kararla, İzmir Asliye Ceza Mahkemesi, başvuranı tedavi eden ortopedi doktorunun mesleğini yerine getirirken ihmalkâr davranmaktan suçlu bulunduğu kanaatine varmıştır. İzmir Asliye Ceza Mahkemesi, ortopedi doktorunu, bir ay on beş gün hapis cezasına mahkûm etmiştir ve bu ceza, ertelenmekle birlikte, 250 Türk lirası (TRY), olayların meydana geldiği dönemde yaklaşık 140 avro (EUR) olarak para cezasına çevrilmiştir.Başvuran, bu süre zarfında, Savunma Bakanlığına karşı tazminat davası açmıştır. Askeri Yüksek İdare Mahkemesi ("Yüksek Mahkeme"), 18 Ocak 2006 tarihinde, hizmet kusuru nedeniyle idarenin sorumlu olduğu sonucuna varmıştır. Bu bağlamda, Yüksek Mahkeme, askeri hastanenin ortopedi doktorunun hastayı doğru bir şekilde muayene etmemesi ve ardından hastanın sol kolunda geri dönüşü olmayan bir kompartman sendromunun gelişmesi nedeniyle, söz konusu doktorun ihmalinin bulunduğu kanısına varmıştır. Yüksek Mahkeme, sağlık hizmetlerindeki aksaklıktan ibaret olan bu durumun başvurana doğrudan zarar verdiği kanaatine varmıştır. Yüksek Mahkeme, özellikle yargılama sırasında düzenlenmesine karar verdiği bilirkişi raporunu dikkate alarak, tazminat taleplerini kısmen kabul etmiştir. Yüksek Mahkeme, böylelikle, olay tarihinden itibaren ödeme tarihine kadar geçecek süre için hesaplanan gecikme faizi ile birlikte, ilgiliye 20.000 TRY (olayların meydana geldiği dönemde yaklaşık 12.500 avro) ödenmesine karar vermiştir. Yüksek Mahkeme, başvuranın sakatlık maaşı olarak tahsil etmesi gereken meblağın (254.779 TRY, olayların meydana geldiği dönemde yaklaşık 159.236 avro) sonuçlarına taraflarca itiraz edilmeyen adli bilirkişi raporunda değerlendirildiği şekliyle, maruz kalınan maddi zararın miktarından (154.296 TRY, olayların meydana geldiği dönemde yaklaşık 96.435 avro) yüksek olduğu gerekçesiyle, maddi zarar bağlamında herhangi bir meblağ ödenmemesine karar vermiştir.Yüksek Mahkeme, başvuran tarafından karar düzeltme talebiyle kendisine başvurulmasının ardından, 28 Haziran 2006 tarihinde bu talebi reddetmiştir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
I. SÖZLEŞME’NİN 8. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA Başvuran, davaya ilişkin koşulların Sözleşme’nin 2. maddesini ihlal ettiğini ileri sürmektedir. Hükümet, başvurana ulusal düzeyde tazminatlar verildiği ve böylelikle, ilgilinin Sözleşme’nin 34. maddesi anlamında mağdur sıfatını kaybettiği gerekçesiyle, başvurunun kabul edilemez olduğu kanısına varmaktadır. Mahkeme, davaya ilişkin olay ve olguların hukuki nitelendirmesi konusunda takdir yetkisine sahip olarak, başvuranların ya da hükümetlerin olaylara atfettikleri nitelendirmenin kendisi için bağlayıcı olmadığı kanısında olması nedeniyle, başvuran tarafından dile getirilen şikâyetlerin yalnızca Sözleşme’nin 8. maddesi açısından incelenmesi gerektiği kanaatine varmaktadır (Gherghina/Romanya (kabul edilebilirlik hakkında karar) [BD], No. 42219/07, § 59, 9 Temmuz 2015). Mahkeme, yerel makamların bir ihlal tespitinde bulunmaları ve kararlarının bu ihlal açısından uygun ve yeterli bir tazmin teşkil etmesi durumunda, ilgili tarafın Sözleşme’nin 34. maddesi anlamında mağdur olduğunu ileri süremeyeceğini hatırlatmaktadır. Mahkeme ardından, yerel makamlar tarafından başvuran lehine bir kararın ya da tedbirin kabul edilmesinin veya bir cezanın hafifletilmesinin, yalnızca söz konusu ihlalin açıkça ya da en azından özünde kabul edilmesi ve daha sonra uygun ve yeterli bir tazminat verilmesi halinde, mağdur sıfatının kaybedilmesine yol açacağını tekrarlamaktadır (Scordino/İtalya (No. 1) [BD], No. 36813/97, §§ 178 ve devamı, AİHM 2006-V). Bu iki koşul yerine getirildiğinde, Sözleşme’nin koruma mekanizmasının ikincil niteliği Mahkeme tarafından bir inceleme yapılmasını engellemektedir (Eckle/Almanya, 15 Temmuz 1982, §§ 64-70, A serisi No. 51, Caraher/Birleşik Krallık (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 24520/94, AİHM 2000‑I, Hay/Birleşik Krallık (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 41894/98, AİHM 2000‑XI, Cataldo/İtalya (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 45656/99, AİHM 2004‑VI, Göktepe/Türkiye (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 64731/01, 26 Nisan 2005, ve Yüksel/Türkiye (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 51902/08, § 46, 9 Nisan 2013). Mağdur sıfatının kaybedilmesi özellikle, ihlal edildiği iddia edilen hakkın niteliğine, kararın gerekçesine (Jensen/Danimarka (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 48470/99, AİHM 2001‑X) ve bu kararın ardından ilgili açısından aleyhte sonuçların devam etmesine bağlıdır (Freimanis ve Līdums/Letonya, No. 73443/01 ve 74860/01, § 68, 9 Şubat 2006). Dolayısıyla, bir başvuranın mağdur statüsü, Mahkeme önünde şikâyette bulunduğu durum nedeniyle ulusal düzeyde kendisine verilen tazminata bağlı olabilmektedir. İlgiliye sunulan tazminatın uygun ve yeterli olup olmadığı, bilhassa ihtilaf konusu Sözleşme ihlalinin niteliği bakımından, davaya ilişkin koşulların tamamına bağlı olmaktadır (Gäfgen/Almanya [BD], No. 22978/05, § 116, AİHM 2010). Mevcut davada, Mahkeme öncelikle, Yüksek Mahkemenin hizmet kusuru nedeniyle idarenin sorumlu olduğunu açıkça kabul ettiğini saptamaktadır (yukarıda 8. paragraf). Mahkeme, ikinci olarak, Yüksek Mahkemenin idarenin kusur sorumluluğunu kabul etmesinin ardından, olayların meydana geldiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre üzerinden hesaplanan gecikme faizi ile birlikte, yaklaşık 12.500 avroya karşılık gelen tazminatların manevi zarar bağlamında başvurana ödenmesine karar verdiğini kaydetmektedir (yukarıda 8. paragraf). Yüksek Mahkeme aynı zamanda, adli bilirkişi raporunun düzenlenmesine karar vermiş ve verilen sakatlık maaşının miktarının, söz konusu bilirkişi raporuyla değerlendirildiği şekliyle, maddi zararın miktarından yüksek olduğu sonucuna varmıştır. Mahkeme, ulusal makamlar tarafından verilen meblağların yetersiz olarak nitelendirilebileceği kanısına varmaktadır. Mahkeme aynı zamanda, bu meblağların, Sözleşme’nin 8. maddesinin ihlalinin tespit edilmesi durumunda fiziksel bütünlüğün korunmamasına ilişkin benzer davalarda ödenmesine karar verdiği miktarlardan pek de uzak olmadığını tespit etmektedir. Mahkeme, yukarıda belirtilenleri göz önünde bulundurarak, başvuran tarafından ileri sürülen, fiziksel bütünlüğe verilen zararın uygun şekilde tazmin edildiği ve ilgilinin, Sözleşme’nin 34. maddesi anlamında, Sözleşme’nin 8. maddesinin ihlal edilmesi nedeniyle mağdur olduğunu ileri süremeyeceği sonucuna varmaktadır.
II. SÖZLEŞME’NİN 6. MADDESİNİN 1. FIKRASININ İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
Başvuran ayrıca, hâkim heyeti arasında iki muvazzaf subayın bulunması nedeniyle Yüksek Mahkemenin bağımsız ve tarafsız olmamasından şikâyet etmektedir. Başvuran aynı zamanda, Yüksek Mahkeme Cumhuriyet Başsavcısı’nın görüşünün, kendi ifadesine göre, kendisine tebliğ edilmemesi sebebiyle, Yüksek Mahkeme önünde yürütülen davada çekişmeli yargılama ve silahların eşitliği ilkesine riayet edilmemesinden şikâyetçi olmaktadır. Hükümet, bu iddiayı kabul etmemekte ve buna karşılık olarak, özellikle Yüksek Mahkeme bünyesinde subayların bulunmasının, söz konusu mahkemenin bağımsızlığına ve tarafsızlığına, bunların Anayasa ile güvence altına alınması sebebiyle, zarar veremeyeceğini belirtmektedir. Hükümet, başvuranın Yüksek Mahkeme Cumhuriyet Başsavcısı’nın görüşünün tebliğ edilmemesi nedeniyle önemli bir zarara maruz kalmadığı kanısına varmaktadır. Mahkeme, bu şikâyetlerin Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrası anlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını ve başka herhangi bir kabul edilemezlik gerekçesiyle bağdaşmadığını tespit ederek, bu şikâyetlerin kabul edilebilir olduğunu belirtmektedir. Yüksek Mahkemenin bağımsız ve tarafsız olmadığı yönündeki iddiaya ilişkin olarak, Mahkeme, Tanışma/Türkiye (No. 32219/05, 17 Kasım 2015) ilke kararında benzer bir şikâyeti daha önce incelediğini ve Yüksek Mahkeme bünyesinde yer alan muvazzaf subayların bağımsızlığa ilişkin yeterli güvencelerden yararlanmadıkları gerekçesiyle, Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrasının ihlal edildiği sonucuna vardığını ifade etmektedir (yukarıda anılan Tanışma kararı, §§ 76-84, ve Sürer/Türkiye, No. 20184/06, §§ 45-46, 31 Mayıs 2016). Somut olayda, Mahkeme, kendisini bu sonuçtan uzaklaşmaya itebilecek herhangi bir unsur tespit etmemektedir. Yüksek Mahkeme Cumhuriyet Başsavcısı’nın görüşünün başvurana tebliğ edilmemesine ilişkin olarak, Mahkeme, daha önce bu türden bir şikâyeti incelediğini ve bu gerekçeyle Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrasının ihlal edildiği sonucuna vardığını hatırlatmaktadır (Miran/Türkiye, No. 43980/04, §§ 16-18, 21 Nisan 2009, ve bu kararda atıfta bulunulan davalar). Mahkeme, somut olayda bu içtihattan uzaklaşmak için herhangi bir sebep görmemektedir. Dolayısıyla Mahkeme, yukarıda belirtilenler ışığında, Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrasının ihlal edildiği sonucuna varmaktadır.
III. SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA Başvuran, maddi zarar için 10.000 avro talep etmektedir. Başvuran ayrıca, maruz kaldığı kanısına vardığı manevi zarar bağlamında 200.000 avro talep etmektedir. Başvuran aynı zamanda, yerel mahkemeler ve Mahkeme önünde görülen davalarda maruz kaldığını belirttiği masraf ve giderlerin geri ödenmesi bağlamında 22.000 avro talep etmektedir. Hükümet, bu talepleri kabul etmemektedir. Mahkeme, somut olayda başvuranın bu hükmün güvencelerinden yararlanamamasını dikkate alarak, Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrasının ihlal edildiği sonucuna vardığını hatırlatmaktadır. Maddi zarar bağlamındaki taleple ilgili olarak, Mahkeme, ihtilaf konusu davaların Sözleşme’ye riayet etmesi halinde nasıl sonuçlanabileceği konusunda yorum yapamayacağı yönündeki içtihadını tekrarlamaktadır (yukarıda anılan Tanışma kararı, § 88, ve yukarıda anılan Miran kararı, § 22). Dolayısıyla, Mahkeme, bu talebi belgelendirilmemesi nedeniyle reddetmektedir. Mahkeme, manevi zarara ilişkin olarak, hakkaniyete uygun şekilde ve ihlalin niteliğini göz önünde bulundurarak, başvurana 1.500 avro ödenmesine karar vermektedir. Mahkemenin içtihadına göre, bir başvurana yalnızca masraf ve giderlerinin doğruluğunu, gerekliliğini ve ödenen miktarların makul olduğunu ispatlamak kaydıyla bu masraflar iade edilebilmektedir. Somut olayda, Mahkeme, elinde bulunan belgeleri ve içtihadını göz önünde bulundurarak, bütün masraflar için başvurana 500 avro ödenmesinin makul olduğu kanısına varmaktadır. Mahkeme, gecikme faizi olarak, Avrupa Merkez Bankasının marjinal kredilere uyguladığı faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın uygun olduğuna karar vermektedir.
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OYBİRLİĞİYLE,Başvurunun, Yüksek Mahkemenin bağımsız ve tarafsız olmaması ve bu mahkeme önünde yürütülen davada savcının görüşünün başvurana tebliğ edilmemesi bağlamındaki şikâyetlerle ilgili kısmının kabul edilebilir olduğuna ve geri kalan kısmının kabul edilemez olduğuna;Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrasının ihlal edildiğine;a) Davalı devletin, üç ay içerisinde, başvurana:
i. Ödenmesi gereken her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere, manevi tazminat olarak 1.500 avro (bin beş yüz avro);
ii. Başvuran tarafından bu meblağ üzerinden ödenmesi gereken her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere, masraf ve giderler için 500 avro (beş yüz avro) ödemekle yükümlü olduğuna;
b) Yukarıda anılan sürenin bitiminden itibaren ve ödeme tarihine kadar, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası’nın kısa vadeli kredilere bu süre boyunca uyguladığı marjinal faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek basit faiz oranının uygulanmasının uygun olduğuna;Adil tazmine ilişkin kalan taleplerin reddine karar vermiştir.
İşbu karar, Fransızca dilinde tanzim edilmiş, ardından Mahkeme İçtüzüğü’nün 77. maddesinin 2 ve 3. fıkraları uyarınca, 24 Ekim 2017 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.
Hasan Bakırcı Ledi Bianku
Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Başkan
Full & Egal Universal Law Academy