Olaylar — Birinci başvuran 2006 yılında, ikinci başvuran ise 2008 yılında vergi kaçakçılığı şüphelisi sıfatıyla ifade vermiştir. 2008 yılında, başvuranlar hakkında, vergi kaçakçılığı suçu ve ilgili diğer suçlardan dolayı kamu davası açılmıştır. İlk duruşma, 2011 yılında gerçekleştirilmiştir. Aynı yıl içerisinde iki duruşma daha, 2012 yılında ise bir duruşma yapılmıştır. 2012 yılında, Bölge Mahkemesi, başvuranların suçlarını sabit bularak haklarında, sırasıyla, yaklaşık 2,000 ve 1,000 avro para cezasına hükmetmiştir. Başvuranlar, Mahkeme önünde, haklarında yürütülen ceza yargılamalarının çok uzun sürmesinden şikâyetçi olmuşlardır.
Hukuki Değerlendirme — Madde 6 § 1
(a) Kabul Edilebilirlik
(i) İç Hukuk Yollarının Tüketilmesi — Hükümet, başvuranların, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 262/B maddesi uyarınca, yargılamaların hızlandırılması talebiyle herhangi bir şikâyette bulunmadıkları gerekçesiyle, iç hukuk yollarını tüketmediklerini ileri sürmüştür. Mahkeme, yargılamaların hızlandırılmasına yönelik bir hukuk yolunun etkinliğinin, bir bütün olarak, yargılamaların süresinin uzunluğunu önemli ölçüde etkileyip etkilemediğine bağlı olabileceğini, bu nedenle, yargılamaların uzun bir dönemi kapsadığı ve hızlandırılma ihtimalinin söz konusu olmadığı hallerde, söz konusu iç hukuk yolunun etkin olduğunun söylenemeyeceğini hatırlatmıştır. Başvuranın davası kapsamındaki ceza yargılamaları, yürürlükteki kanuna göre, şikâyette bulunarak hızlandırılma ihtimalinin söz konusu olmadığı uzun bir dönemi kapsamaktadır. Ayrıca, Ceza Muhakemesi Kanunu’nda, özel öneme sahip davalar haricinde, ceza yargılamalarının önemli aşamalarına yönelik herhangi bir süre sınırı da öngörülmemiştir. Bunun yanı sıra, Hükümetin, bahsettiği hukuk yolunun yargılamaları hızlandırabileceğini veya yaşanan gecikmeleri tazmin edebileceğini ispatlamamış olması nedeniyle, söz konusu hukuk yolunun etkin olup olmadığı hususu belirsizliğini korumaktadır. Son olarak, yargılamaların hızlandırılması talebiyle sunulan bir şikâyetin ilgili mahkeme açısından bağlayıcılığının bulunmaması ve reddedildiği takdirde temyiz yolunun açık olmaması nedeniyle, bu tür bir şikâyette bulunmanın, yargılamaları bir bütün olarak hızlandırma anlamında önemli bir etkisi olamaz. Yukarıda belirtilen hususlar ışığında, Hükümet tarafından ileri sürülen hukuk yolunun, uzun süren ceza yargılamalarında tüketilebilecek etkin bir yol olduğu söylenemez.
Sonuç: ilk itiraz reddedilmiştir (oy birliğiyle).
(ii) Mağdur Sıfatı — Hükümet, Bölge Mahkemesinin, başvuranlar hakkında ceza hükmü verirken, yargılamaların süresinin uzunluğunu hafifletici bir etken olarak göz önünde bulundurduğunu belirtmiştir. Bu anlamda, Mahkeme, Bölge Mahkemesinin kararında, ceza hükmü verilirken hangi hususların dikkate alındığının veya yargılamaların süresinin hafifletici bir etken olarak dikkate alınıp alınmadığının veya şayet alınmışsa, ne şekilde alındığının belirtilmediğini kaydetmiştir. Bu nedenle, sadece para cezasına hükmedilmiş olmasının ceza yargılamalarının süresinin uzunluğunu telafi ettiği varsayılsa dahi, bu tedbir, başvuranın mağdur sıfatının ortadan kaldırılması gereğini, yani Sözleşme’nin 6 § 1 maddesi anlamında bir ihlalin söz konusu olduğunun kabul edilmesi koşulunu karşılamamıştır. Sonuç olarak, başvuranlar, halen Sözleşme’nin 6 § 1 maddesi kapsamına giren bir ihlalin mağduru olduklarını iddia edebilirler.
Sonuç: ilk itiraz reddedilmiştir (oy birliğiyle).
(b) Esas Hakkında: Mahkeme, birinci başvuran hakkında yürütülen yargılamaların, tek derecede, 6 yıl 3 ay ve ikinci başvuran hakkında yürütülen yargılamaların ise 4 yıl 3 ay sürdüğünü gözlemlemiştir. Mahkeme, konuyla ilgili içtihatlarını dikkate alarak, yargılamaların süresinin uzun olduğu ve “makul süre” şartını karşılamadığı kanaatine varmıştır.
Sonuç: ihlal (oy birliğiyle).
Madde 46: Başvuranların makul bir süre içerisinde yargılama haklarının ihlali, Macaristan’da, mevzuatın yetersizliğinden ve adaletin etkin bir şekilde yönetilememesinden kaynaklanan sistemsel bir sorundur. Davalı Devletin Sözleşme’nin 46. maddesi kapsamındaki yükümlülüklerini yerine getirebilmesini sağlamak amacıyla hukuksal anlamda ne tür tedbirlerin alınacağını belirlemek kural olarak Mahkeme’nin görevi olmasa dahi, tespit edilen sistemsel sorun göz önünde bulundurulduğunda, somut kararın icrası için, hiç şüphesiz, ulusal düzeyde genel önlemlerin alınması gerekmektedir. Bu önlemler alınırken, etkilenen kişi sayısının fazla olacağı da göz önünde bulundurulmalıdır. Bu anlamda, Mahkeme, davalı Devletin Sözleşme’nin 46. maddesi kapsamındaki yükümlülüklerini yerine getirmesini sağlamak amacıyla, yargılamaların uzunluğuna ilişkin şikâyetleri çözüme kavuşturmaya yönelik olarak oluşturulan hukuk yollarının niteliği ve etkinliği konusunda Devletin yükümlülüklerinin açıkça tanımlandığını hatırlatmıştır.[1] Dolayısıyla, makul bir süre içerisinde adil yargılanma hakkına ilişkin olarak gelecekte ortaya çıkabilecek ihlallerin önlenmesi için, davalı Devlet, özellikle de mevcut hukuk yollarında düzenlemeler yapmak veya yeni hukuk yolları oluşturmak suretiyle, somut davadakine benzer ihlallerin etkin bir şekilde tazmin edilmesini sağlayacak uygun adımları atmaya teşvik edilmiştir.
Madde 41: Birinci başvurana 3,000 avro ve ikinci başvurana 2,000 avro manevi tazminat.
[1] Scordino / İtalya (no. 1) [BD], 36813/97, 29 Mart 2006, 85 Bilgi Notu; Martins Castro ve Alves Correia de Castro / Portekiz, 33729/06, 10 Haziran 2008, 109 Bilgi Notu; Dimitrov ve Hamanov / Bulgaristan, 48059/06 ve 2708/09, 10 Mayıs 2011, 141 Bilgi Notu; ve Ümmühan Kaplan / Türkiye, 24240/07, 20 Mart 2012, 150 Bilgi Notu
Full & Egal Universal Law Academy