AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
BAŞTÜRK / TÜRKİYE DAVASI
(Başvuru No. 49742/09)
KARAR
STRAZBURG
28 Nisan 2015
İşbu karar, Sözleşme’nin 44 § 2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecek olup, bazı şekli değişikliklere tabi tutulabilir.
Baştürk/Türkiye davasında,
Başkan
András Sajó,
Yargıçlar
Işıl Karakaş,
Helen Keller,
Paul Lemmens,
Egidijus Kūris,
Robert Spano,
Jon Fridrik Kjølbro,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Stanley Naismith’in katılımıyla oluşturulan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), Daire olarak toplanarak, 31 Mart 2015 tarihinde gerçekleştirilen müzakerelerin ardından, aşağıdaki kararı vermiştir:
USUL
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan (No. 49742/09) davanın temelinde, Türk vatandaşı olan Ramazan Baştürk’ün (“başvuran”) 19 Ağustos 2009 tarihinde İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvuru bulunmaktadır.
2. Başvuran, Bursa Barosuna bağlı Avukat K. Gültekin tarafından temsil edilmiştir. Türk Hükümeti (“Hükümet”) kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
3. Başvuran, özellikle kendisini darp eden üçüncü şahıslara atfedilen olayların zamanaşımına uğramasından dolayı kamu davasının düşürülmesi nedeniyle Sözleşme’nin 3. maddesinin ihlal edildiğini iddia etmektedir.
4. Başvuru, 20 Ekim 2010 tarihinde, Hükümete tebliğ edilmiştir.
OLAY
I. DAVANIN KOŞULLARI
5. Başvuran, 1939 doğumludur ve Bursa’da ikâmet etmektedir.
6 Başvuranın beyanlarına göre, 7 Temmuz 1999 tarihinde, kendisi kavgada erkek kardeşine yardım etmeye çalıştığı esnada T.A.E. ve T.E.E. tarafından darp edilerek başından yaralanmıştır. Başvuran ise üçüncü şahıslardan biri olan T.E.E.’yi yaralamıştır.
7. Bursa Cumhuriyet savcısı, 15 Temmuz 1999 tarihinde hayati tehlike oluşturacak şekilde başkasının fiziksel bütünlüğüne zarar verme suçundan başvuranın aralarında bulunduğu dört kişi hakkında ceza davası açmıştır.
8. T.E.E. ile ilgili olarak 28 Eylül 1999 tarihli sağlık raporunda, T.E.E.’nin sırtında hayati tehlike oluşturacak herhangi bir yaranın bulunmadığı ancak yedi günlük bir iş göremezlik raporunun düzenlenmesi gerektiği tespit edilmiştir.
9. Bursa Adli Tıp Kurumu, 14 Ekim 1999 tarihinde, başvuranın sol göz çevresinde morluklar ve yırtıklar aynı zamanda sol göz çukurunda bir kırık bulunduğunu ve bu yaraların hayati tehlike oluşturmadığını ancak on beş günlük iş göremezlik raporu düzenlenmesi gerektiğini belirterek bir rapor düzenlemiştir.
10. Bursa Asliye Ceza Mahkemesi (“Mahkeme”), 12 Nisan 2001 tarihli kararıyla başvuranı darp etme suçundan T.A.E. ve T.E.E.’nin ertelenmiş hapis cezasına mahkûm edilmelerine karar vermiştir. Öte yandan Asliye Ceza Mahkemesi, başvuranın T.E.E.’yi yaralamaktan erteli para cezasına mahkûm edilmesine karar vermiştir.
11. Yargıtay, 23 Eylül 2002 tarihli bir kararla başvuranın mahkûm edilmesiyle ilgili olarak ilk derece mahkemesinin kararını onamış ancak T.A.E. ve T.E.E.’nin mahkûm edilmeleriyle ilgili olarak kararı bozmuştur. Yargıtay,başvuranın bedeninde oluşan yaraların T.A.E. ve T.E.E.’den birinin sorumlu olup olmadığını incelemek amacıyla daha ayrıntılı bir soruşturmanın gerektirdiğini değerlendirmiştir.
12. Bursa Asliye Ceza Mahkemesi, 2 Nisan 2003 tarihli bir kararla T.A.E.’nin başvuranın yüzüne kafasıyla vurarak yere devirdiğini, kavganın temel sorumlusu olan T.E.E.’nin başvuranın yerde bulunduğu esnada yüzünü tekmelediğini belirtmiştir. Bursa Asliye Ceza Mahkemesi ilgililere hapis cezası verilmesine karar vermiştir.
13. Yeni Ceza Kanununun 1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe girmesinin ardından, 3 Ekim 2005 tarihli bir kararla Yargıtay T.A.E. ve T.E.E.’ye atfedilen suçların tekrar incelenmesi için 2 Nisan 2003 tarihli kararı bozmuştur.
14. Bursa Asliye Ceza Mahkemesi 14 Aralık 2006 tarihli bir kararla başvuranın darp edilmesiyle kalıcı sekellere neden olunduğunu değerlendirdikten sonra T.A.E.’nin hapis cezasına mahkûm edilmesine karar vermiştir. Bu hapis cezası, 100 Türk Lirası (söz konusu tarihte yaklaşık 55 avro) para cezasına çevrilmiştir.
15. Bursa Asliye Ceza Mahkemesi önünde bulunan dava dosyasına 8 Haziran 2009 tarihinde eklenen 25 Mart 2009 tarihli kararla, Yargıtay olay tarihinde yürürlükte olan Ceza Kanununun 102. maddesinin 4. fıkrası ve 104. maddesinin 2. fıkrası gereğince, olayların zamanaşımına uğraması nedeniyle kamu davasının düşürüldüğü gerekçesiyle 14 Aralık 2006 tarihli kararı bozmuştur.
II. İLGİLİ İÇ HUKUK
16. Olaylar tarihinde yürürlükte olan iç hukuk ile ilgili olarak, Mahkeme Batı ve diğerleri/Türkiye, No. 33097/96 ve 57834/00, §§ 96-100, AİHM 2004IV (özetler), ve Ciğerhun Öner/Türkiye (No. 2), No. 2858/07, §§ 72-76, 23 Kasım 2010) kararlarında belirtilen iç hukuktaki tespitlere atıfta bulunmaktadır.
17. 1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren Yeni Ceza Kanununun 66. maddesinin 1. fıkrasının d) bendi uyarınca, çekilen hapis cezasının beş yıldan fazla ancak yirmi yıldan düşük olması nedeniyle suçun işlenmesinden on beş yıl sonra olayların zamanaşımına uğramasından dolayı kamu davası düşürülmektedir.
HUKUKÎ DEĞERLENDİRME
I. SÖZLEŞME’NİN 3. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
18. Başvuran, üçüncü şahıslara atfedilen kötü muamele nedeniyle haklarında açılan ceza davasının olayların zamanaşımına uğramasıyla sona ermesinden şikâyet etmektedir. Başvuran, Sözleşme’nin 3. maddesinin ihlal edildiğini ileri sürmektedir. Sözleşme’nin 3. maddesi aşağıdaki şekildedir:
“Hiç kimse işkenceye, insanlık dışı ya da onur kırıcı cezâ veyâ işlemlere tâbi tutulamaz."
19. Hükümet, bu iddiayı kabul etmemektedir.
A. Kabul Edilebilirlik Hakkında
20. Mahkeme, başvurunun Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi anlamında dayanaktan yoksun olmadığını tespit etmektedir. Öte yandan Mahkeme, başvurunun herhangi bir kabul edilemezlik gerekçesiyle bağdaşmadığını tespit etmektedir. Dolayısıyla, başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar vermek uygundur.
B. Esas Hakkında
1. Tarafların İddiaları
21. Başvuran, iddialarını tekrarlamaktadır. Başvuran, hayatına tehlike oluşturma noktasında kendisini darp eden üçüncü şahısların iç hukukta hiçbir şekilde cezalandırılmadıklarından şikâyet etmektedir. Nitekim, başvuran ulusal mahkemelerin bu kişiler hakkında açılan ceza davasında ivedilikle hareket etmediklerinden ceza davasının olayların zamanaşımına uğramasıyla sona erdiğini belirtmektedir.
22. Hükümet, kendilerine başvurulmasından itibaren yerel makamların 7 Temmuz 1999 tarihinde olaya karışan üçüncü şahıslar hakkında derhal ceza davası açtıklarını değerlendirmektedir. Ulusal mahkemeler, olayları değerlendirmiş ve üçüncü şahıslar hakkında mahkûmiyet kararı vermişlerdir. Başvuranın şikâyeti, Yargıtay tarafından üç defa incelenmiştir. Hükümet, başvuranın şikâyetini dinleyen ulusal mahkemelerin etkin olmadığı iddiasını kabul etmemektedir. Bu nedenle Hükümet mevcut davanın Hırvat yetkililerin başvuranın roman kökenli olmasına ilişkin olaylarda ivedilikle hareket etmemeleri nedeniyle Beganović/Hırvatistan (No. 46423/06, 25 Haziran 2009) davasından farklı olduğu görüşündedir.
2. Mahkeme’nin Değerlendirmesi
23. Öncelikle Mahkeme, başvuranın şikâyetinin saldırganlar hakkında açılan ceza davasının olayların zamanaşımına uğramasıyla sonuçlanmasından ibaret olduğunu tespit etmektedir. Akabinde taraflarca başvurana saldıranların devlet memuru değil ancak farklı kişiler olduklarına itiraz edilmemiştir. Dolayısıyla, Sözleşme’nin 3. maddesi bağlamında, davalı Devletin negatif yükümlülüğü söz konusu edilmemiştir. Dolayısıyla Mahkeme, somut olayda davalı Devletin kişilerin saldırılarına karşı başvuranın fiziki bütünlüğünü korumak için pozitif yükümlülüğü ve Sözleşme’nin 3. maddesine ilişkin şikâyeti için etkin bir başvuru yolunun bulunması nedeniyle sorumluluğunun kurulup kurulamayacağı konusunu değerlendirmek amacıyla bu hususun incelenmesi gerektiği kanaatindedir.
24. Mahkeme, başvuran tarafından sunulan sağlık raporlarında bulunan tespitlere dayanarak, başvuranın maruz kaldığı muamelelerin Sözleşme’nin 3. maddesi kapsamına girdiğini değerlendirmektedir. Dolayısıyla Mahkeme, başvuranın fiziki bütünlüğünün zarar gördüğüne ilişkin savunabilir bir iddiası olduğu sonucuna varmıştır. Bu nedenle Mahkeme, Sözleşme’nin 3. maddesinde resmi bir soruşturma yürütülmesi için pozitif yükümlülüğün getirildiğini değerlendirmektedir. Bu tür bir pozitif yükümlülük, devlet memurları tarafından yapılan kötü muamele haricinde genellikle sınırlanamaz (M.C./Bulgaristan, No. 39272/98, § 151, AİHM 2003XII ve İbrahim Demirtaş/Türkiye, No. 25018/10, § 26, 28 Ekim 2014).
25. Bizzat davalı Devletin memurları yerine somut olayda olduğu şekliyle kişiler tarafından yapılan kötü muameleden şikâyet eden bireyin durumu ile ilgili olarak, Mahkeme içtihadında öngörülen genel ilkelere özellikle Yehova Şahitleri Gldani Cemaati ve Diğerleri/Gürcistan (No. 71156/01, §§ 96-97, 3 Mayıs 2007), Šečić/Hırvatistan, (No. 40116/02, § 52, 31 Mayıs 2007), Beganović (yukarıda anılan, §§ 69-71), Denis Vasilyev/Rusya (No. 32704/04, §§ 98-99, 17 Aralık 2009), T.M. ve C.M./Moldova Hükümeti (No. 26608/11, §§ 35-39, 28 Ocak 2014) ve İbrahim Demirtaş (yukarıda anılan §§ 25-29) davalarına atıfta bulunmaktadır.
26. Bu bağlamda Mahkeme, Sözleşme’nin 3. maddesindeki usuli gerekliliklerin, somut olayda olduğu şekliyle ön soruşturmanın ulusal mahkemeler önünde dava açılmasına yol açtığında bu ön soruşturma aşamasının ötesine geçtiğini belirtmektedir. Karar aşaması dâhil olmak üzere davanın bütünü, bu hüküm ile getirilen yasağın gereksinimlerini karşılamalıdır (bk. Mutatis mutandis, Okkalı/Türkiye, No. 52067/99, § 65, AİHM 2006XII (özetler)).
27. Öncelikle Mahkeme, Bursa Cumhuriyet savcısının olaydan sekiz gün sonra özellikle başkasının hayatına tehlike oluşturacak şekilde fiziki bütünlüğe zarar verme suçundan kavgaya karışan üçüncü şahıslar hakkında ceza davası açtığını tespit etmektedir. Bu aşamada Cumhuriyet savcısı, başvuranın şikâyetini özenle incelemiştir. Dolayısıyla Mahkeme, durumun her zaman bu şekilde olmadığını tespit etmektedir. Nitekim, Mahkeme 25 Mart 2009 tarihli Yargıtay kararı ile olayların zamanaşımına uğraması nedeniyle kamu davasının düşürülmesiyle sona ermesine rağmen, 15 Temmuz 1999 tarihinde bu kişiler hakkında ceza davasının açıldığını tespit etmektedir. Böylece dava, dokuz yıl ve sekiz aya aşkın bir süre devam etmiştir. Bu bağlamda Mahkeme, Yargıtay’ın Asliye Ceza Mahkemesinin kararını üç defa bozduğunu, ikincisinde Yargıtay’ın Yeni Ceza Kanununun yürürlüğe girmesi yani tamamen usuli nedenlerden ilk derece mahkemesinin kararını bozduğunu tespit etmektedir. Mahkeme, üçüncüsünde olayların zamanaşımına uğraması nedeniyle Yargıtay’ın ilk derece mahkemesinin kararını bozduğunu kaydetmektedir.
28. Böylece, Mahkeme uygulamada bu ceza davasındaki olayların zamanaşımına uğraması nedeniyle kamu davasının düşürülmesiyle sona erdiğini tespit etmektedir. Bu bağlamda, Mahkeme Türk makamlarının yeterli ivedilikle ve makul özenle hareket ettiklerinin değerlendirilemeyeceği kanaatindedir. Bu eksiklik sonucu, ileri sürülen şiddet eylemlerinin faillerinin tamamen cezasız kalmışlardır. Hâlbuki Mahkeme, yetkililerin hızlı bir şekilde harekete geçmesinin, halkın güvenini ve hukuk devletine olan bağlılığını korumak, suça iştirak edildiği veya hukuka aykırı eylemlere göz yumulduğu yönündeki izlenimin oluşmasını önlemek için büyük önem arz ettiğini bir defa daha hatırlatmak ister (yukarıda anılan İbrahim Demirtaş, §§ 35-36).
29. Mahkeme, somut olaydaki gibi koşullarda ve üçüncü kişiler arasında geçen kötü muamele ile ilgili durumlarda, yetkili adli makamların özen eksikliği ve hukuk faaliyetinin tamamlanmasındaki eksikliğinin, suçlanan üçüncü şahıslar hakkında açılan ceza davasının incelenme yolu üzerinde olumsuz bir etki doğurduğunu değerlendirmektedir. Bu bağlamda bu ceza davası sonucunda, olayların meydana geldiği tarihte var olan cezai başvurular etkisiz kılınmıştır. Dolayısıyla, bu eksiklik davalı Devlet için Sözleşme’nin 3. maddesi kapsamında öngörülen pozitif yükümlülükleri yerine getirmeme etkisinde bulunmuştur (yukarıda anılan Denis Vasilyev, § 87 ve N.A./Moldova Cumhuriyeti, No. 13424/06, § 65, 24 Eylül 2013).
30. Bu unsurlar, Sözleşme’nin 3. maddesi gereğince davalı Devlete düşen pozitif yükümlülüklerin ihlal edildiğinin sonucuna varılması için Mahkeme’ye yeterlidir.
II. SÖZLEŞME’NİN 6. MADDESİNİN 1. FIKRASININ İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
31. Başvuran, üçüncü şahıslar hakkında açılan ceza davasının Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrası ve Sözleşme’ye Ek 7 No.lu Protokolün 3. maddesi anlamında, makul süre ilkesini ihlal etmesinden şikâyet etmektedir. Mahkeme, başvuranın şikâyetinin yalnızca Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrası açısından incelenmesine karar vermiştir. Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrası aşağıdaki şekildedir:
“1. Herkes, (...) cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan, (...) bir mahkeme tarafından davasının makul bir süre içinde, (...) görülmesini istemek hakkına sahiptir.”
32. Hükümet, bu iddiayı kabul etmemektedir.
33. Mahkeme, yalnızca cezalandırma amaçlı suçlanan üçüncü şahıslar hakkında açılan ceza davasında başvuranın müdahil taraf olarak katıldığını kaydetmektedir. Başvuran, olayın meydana geldiği tarihte yürürlükte olan Ceza Kanununa göre, ne telafi talebinde bulunmuş ne de bu hakkın saklı tutulmasını istemiştir. Dolayısıyla Mahkeme, başvuranın medeni haklarının korunması veya elde edilmesi yerine yalnızca suçlanan kişilerin cezai mahkûmiyetlerinin sağlanması amacıyla davaya müdahil taraf olarak katıldığını değerlendirmektedir. Başvuranın, ihtilaf konusu ceza davasına müdahil taraf olarak katılması, dolayısıyla Sözleşme’nin 6. maddesinin uygulama alanına girmemektedir.
34. Dolayısıyla Mahkeme, başvurunun bu kısmının Sözleşme’nin 35. maddesinin 3.ve 4. fıkraları uyarınca, Sözleşme ile konu bakımından (ratione materiae) uyumlu olmaması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar vermiştir (Perez/Fransa [BD], No. 47287/99, § 56, AİHM 2004I, Halat/Türkiye, No. 23607/08, § 61, 8 Kasım 2011).
III. SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
35. Sözleşme’nin 41. maddesi uyarınca,
“Eğer Mahkeme bu Sözleşme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlalin sonuçlarını ancak kısmen ortadan kaldırabiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, zarar gören taraf lehine adil bir tazmin verilmesine hükmeder.”
A. Tazminat
36. Başvuran, maddi tazminat olarak 20.000 avro ve maruz kaldığı manevi zarar için 50.000 avro talep etmektedir.
37. Hükümet, bu taleplerin aşırı olduğu ve desteklenmediği kanaatindedir. Bu bağlamda Hükümet, başvuranın iddia ettiği ihlaller ve maruz kaldığı zarar olarak talep ettiği tutarlar arasında kesin bir neden bulunmadığını savunmaktadır.
38. Mahkeme, tespit edilen ihlal ve iddia edilen maddi zarar arasında bir nedensellik bağı tespit etmemekte olup bu talebi reddetmektedir. Buna karşın Mahkeme, başvurana manevi tazminat olarak 5.000 avro ödenmesinin uygun olduğunu değerlendirmektedir.
B. Masraf ve Giderler
39. Öte yandan başvuran, Mahkeme önünde yaptığı masraf ve giderler için 7.00 avro talep etmektedir. Başvuran, kanıt göstermemektedir.
40. Hükümet, başvuranın talebini desteklenmediği gerekçesiyle reddetmektedir.
41. Mahkeme İçtihadı’na göre, bir başvuranın Mahkeme önünde yaptığı masraf ve giderlerinin doğruluğunu, gerekliliğini ve oranlarının makul niteliğini ispatladığı takdirde, bu masraflar başvurana iade edilebilmektedir. Somut olayda, elinde bulunan belgeleri ve içtihadını göz önünde bulunduran Mahkeme, kendi önünde dava için yapılan masraf ve giderlere ilişkin talebi reddetmektedir.
C. Gecikme Faizi
42. Mahkeme, gecikme faizi olarak, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal
kredi faizlerine uyguladığı faiz oranına üç puan eklenerek elde edilecek
oranı uygulamanın uygun olduğu sonucuna varmaktadır.
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME
• Oybirliğiyle, Sözleşme’nin 3. maddesine ilişkin şikâyetin kabul edilebilir diğer şikâyetlerin ise kabul edilemez olduğuna;
2. İkiye karşı beş oyla, Sözleşme’nin 3. maddesi gereğince davalı Devlete düşen pozitif yükümlülüklerin ihlal edildiğine;
3. İkiye karşı beş oyla,
a) davalı Devletin, kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içerisinde, ödeme tarihinde geçerli olan döviz kuru üzerinden Türk lirasına çevrilmek üzere, manevi tazminat olarak başvurana ödenmesi gereken her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere 5.000 avro (beşbin avro) ödemekle yükümlü olduğuna;
b) Söz konusu miktarlara, belirtilen sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapıldığı tarihe kadar Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;
4. Oybirliğiyle, adil tazmine ilişkin diğer taleplerin reddedilmesine
Karar vermiştir.
İşbu karar Fransızca dilinde tanzim edilmiş; İçtüzüğün 77. maddesinin 2. ve 3. fıkraları uyarınca, 28 Nisan 2015 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.
Stanley NaismithAndrás Sajó
Yazı İşleri Müdürü Başkan
Mevcut kararın ekinde, Sözleşme’nin 45. maddesinin 2. fıkrası ve içtüzüğün 74. maddesinin 2. fıkrası uyarınca, Hâkim Sajó ve Keller’in ayrık görüşü bulunmaktadır.
A.S.
S.H.N.
HAKÎM SAJÓ VE KELLER’İN ORTAK MUALEFET ŞERHİ
Büyük üzüntüyle, İbrahim Demirtaş/Türkiye (No. 25018/10, 28 Ekim 2014) kararının ekinde bulunan muhalefet görüşümüzde belirttiğimiz nedenlerden dolayı çoğunluğun görüşüne katılamamaktayız. Sözleşme’nin 3. maddesinin eşiğinin genellikle bu davada ihlal edildiği doğrudur ancak davanın yavaş yürütülmesi bu arada Yeni Ceza Kanununun yürürlüğe girmesi ve suçlanan üçüncü şahıslar hakkında açılan ceza davası sonucudur. Başvuran, birçok defa mahkûm edilmiştir. Ele alınan tek şikâyet, kanun değişikliği ve Yargıtay önündeki davanın gecikmesi sonucu davanın zamanaşımına uğramasına bağlı olmaktadır. Aslında zamanaşımı, kendi başına kötüye kullanmaya ilişkin karineye yol açamaz. Bu durum, sanığın davası hakkında karar elde etmek için yapılan gecikmeye karşı ilgilinin haklarını korumaktadır.
Full & Egal Universal Law Academy