AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
BAT/TÜRKİYE
(Başvuru no. 57279/11)
KARAR
STRAZBURG
6 Eylül 2022
İşbu karar kesin olup bazı şekli değişikliklere tabi tutulabilir.
Bat/Türkiye davasında,Başkan,
Egidijus Kūris,
Hâkimler,
Pauliine Koskelo,
Gilberto Felici,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdürü Hasan Bakırcı’nın katılımıyla Komite olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm),
1991 yılında doğan ve Batman’da ikamet eden ve Batman Barosuna kayıtlı Avukat E. Şenses tarafından temsil edilen Özgür Bat (“başvuran”) adlı bir Türk vatandaşı tarafından, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca, 12 Ağustos 2011 tarihinde, Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine Mahkemeye yapılmış olan başvuruyu (no. 57279/11),
Türkiye Cumhuriyeti Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Dairesi Başkanı Hacı Ali Açıkgül tarafından temsil edilen Türkiye Hükümetine (“Hükümet”) başvurunun tebliğ edilmesine dair kararı dikkate alarak,
28 Haziran 2022 tarihinde yapılan kapalı müzakerelerin ardından,
Aynı tarihte kabul edilen aşağıdaki kararı vermiştir:
DAVANIN KONUSU
1. Başvuru, başvuranın, 13 Aralık 2009 tarihinde Batman’da düzenlenen gösteriye katılması nedeniyle Ceza Kanunu’nun 220 § 6 ve 314. maddeleri uyarınca mahkûm edilmesiyle ilgilidir. Başvuran, yukarıda belirtilen hüküm uyarınca 6 yıl 3 ay hapis cezası ile cezalandırılmıştır. Başvuran, Sözleşme’nin 11. maddesi ile güvence altına alınan haklarının ihlal edildiğinden şikâyet etmektedir.
Başvuran, 13 Aralık 2009 tarihinde, polis tarafından gözaltına alınmıştır. Başvuran, 16 Aralık 2009 tarihinde, yasa dışı bir örgüte üye olduğu şüphesiyle tutuklanmıştır.Batman Cumhuriyet Savcısı, 13 Ocak 2010 tarihli iddianamede, başvuranı, 12 ve 13 Aralık 2009 tarihlerinde gerçekleşen gösteriler sırasında işlediği iddia edilen eylemler nedeniyle, Toplantı ve Gösteri Yürüyüşlerine ilişkin 291l sayılı Kanun uyarınca, yasa dışı bir örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işlemekle ve taş atarak emniyet güçlerine direnmekle suçlamıştır. Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesi, 8 Haziran 2010 tarihinde, Ceza Kanunu’nun 220 § 6 ve 314 § 3 maddelerinin yollamasıyla aynı Kanun’un 314 § 2 maddesi uyarınca, başvuranı yasa dışı bir örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işlemekten mahkûm etmiş ve 6 yıl 3 ay hapis cezası ile cezalandırmıştır. Dava dosyasında, başvuranın polis memurlarına taş attığı iddiasını destekleyecek herhangi bir delil bulunmadığı tespitinde bulunan Ağır Ceza Mahkemesi, başvuranın eyleminin, 2911 sayılı Kanun’un 32. maddesinde öngörülen suçu oluşturduğu sonucuna vararak başvuranı toplam 1 yıl 3 ay hapis cezasına mahkûm etmiş ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar vermiştir. Ağır Ceza Mahkemesi, başvuranın yasa dışı bir örgüt adına suç işlediğinin ve 2911 sayılı Kanun’a muhalefet ettiğinin değerlendirilmesi nedeniyle, başvuranı yasa dışı örgüt üyeliğinden de mahkûm etmiştir. Ağır Ceza Mahkemesi, başvuranın, PKK (yasa dışı silahlı bir örgüt olan Kürdistan İşçi Partisi) tarafından düzenlendiği iddia edilen 13 Aralık 2009 tarihli gösteriye katıldığını ve PKK ve PKK lideri Abdullah Öcalan lehine sloganlar atan gösteri grubu arasında yer aldığını tespit etmiştir. Ağır Ceza Mahkemesi, başvuran hakkında, 12 Aralık 2009 tarihli gösteriye katılımına ve polis memurlarına taş atmasına ilişkin suçlamalar hakkında beraat kararı vermiştir. Yargıtay, 20 Nisan 2011 tarihinde, yukarıda belirtilen kararı onamıştır. Basın ve medya yoluyla ve benzer görüş ifadeleri yoluyla işlenen suçlara ilişkin davalarda verilen cezaların ve yargılamaların ertelenmesi amacıyla çeşitli kanunları değiştiren 6352 sayılı Kanun 5 Temmuz 2012 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Başvuranın 6352 sayılı Kanun’dan yararlanma amacıyla sunduğu talebi ele alan Ağır Ceza Mahkemesi, 2 Ağustos 2012 tarihinde, söz konusu Kanun ile Ceza Kanunu’nun 265 § 1 maddesine yapılan değişikliği dikkate alarak başvurana verilen cezayı yarı oranında indirmeye karar vermiş ve başvuranı nihayetinde 3 yıl 1 ay 15 gün hapis cezasına mahkûm etmiştir.
MAHKEMENİN DEĞERLENDİRMESİ
I. SÖZLEŞME’NİN 11. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
Hükümetin iç hukuk yollarının tüketilmediğine ilişkin itirazı ve bu itirazın kabul edilmemesi durumunda ise başvurunun açıkça dayanaktan yoksun olduğu yönündeki iddiası ile ilgili olarak, Mahkeme, Hükümet tarafından sunulan benzer itirazları daha önce incelediğini ve reddettiğini kaydetmektedir (bk., Öner ve Türk /Türkiye, no. 51962/12, §§ 14-18, 31 Mart 2015; ve Işıkırık /Türkiye, no. 41226/09, §§ 45-48, 14 Kasım 2017). Mahkeme, somut davada, bu içtihadından ayrılmasını gerektirecek herhangi özel bir durum görmemektedir.Hükümetin başvuranın mağdur sıfatının bulunmadığı iddiasına ilişkin itirazı ile ilgili olarak, Mahkeme, başvuranın bir gösteriye katılması nedeniyle yakalandığını, tutuklandığını ve ardından mahkûm edildiğini gözlemlemektedir. Dolayısıyla, başvuran, kendisi hakkında başlatılan ceza yargılamaları kapsamında özgürlüğünden yoksun bırakılmıştır. Hükmün icrasının ertelenmesi kararında, başvuranın toplanma özgürlüğü hakkının ihlal edildiği iddiası ne kabul edilmiş ne de telafi edilmiştir. Dolayısıyla, Mahkeme, başvuranın, mahkûm edilmesi nedeniyle Sözleşme’nin 11. maddesinin ihlali hakkında şikâyetçi olmak üzere “mağdur” sıfatını kaybetmediğini tespit etmiştir. Mahkeme, başvurunun Sözleşme’nin 35 § 3 (a) maddesi anlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve başka herhangi bir kabul edilemezlik gerekçesiyle de bağdaşmadığı kanaatindedir. Dolayısıyla, başvurunun kabul edilebilir olduğu beyan edilmelidir.Başvurunun esasıyla ilgili olarak, 220 § 6 maddesinin öngörülebilirliği, Mahkemenin söz konusu hükmün, başvurana Sözleşme’nin 11. maddesi kapsamındaki hakkına keyfi müdahaleye karşı yasal koruma sağlamaması sebebiyle uygulanması bakımından “öngörülebilir” olmadığı sonucuna vardığı benzer bir davada (bk., yukarıda anılan Işıkırık, §§ 56-70) incelenmiştir (ayrıca bk., Ahmet Yıldırım/Türkiye, no. 3111/10, § 67, AİHM 2012). Bu nedenle, 220 § 6 maddesinin uygulanmasından kaynaklanan müdahale kanunla öngörülmemiştir. Somut davada, Mahkeme, söz konusu tespitten ayrılmasını gerektirecek herhangi bir sebep görmemektedir.Dolayısıyla, Sözleşme’nin 11. maddesi ihlal edilmiştir.
SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDABaşvuran manevi tazminat olarak 30.000 avro ve masraflar ve giderler için 860 avro talep etmiştir.Hükümet, manevi tazminat talebi ile ileri sürülen ihlal arasında herhangi bir illiyet bağı bulunmadığını ve bu talebin aynı zamanda dayanaksız ve aşırı olduğunu iddia etmiştir. Hükümet, ayrıca, bu talebin Mahkeme içtihadında hükmedilen miktarlarla örtüşmediğini ileri sürmüştür. Son olarak, Hükümet, dayanaksız ve aşırı derecede yüksek olduğunu değerlendirdiği avukatlık ücretleri ile ileri sürülen diğer masrafları desteklemek amacıyla başvuranın herhangi bir ödeme belgesi sunmadığını belirtmiştir. Hakkaniyet temelinde karar veren (bk., örneğin, Kerçin/Türkiye [komite], no. 55038/11, 7 Temmuz 2020) Mahkeme, başvurana manevi tazminat olarak 5.000 avro ödenmesine hükmetmiştir. Mahkeme, elinde bulunan belgeleri dikkate alarak, başvurana yansıtılabilecek tüm vergiler hariç olmak üzere, tüm başlıklar altındaki masrafları karşılamak amacıyla 750 avro ödenmesine hükmedilmesinin uygun olduğunu değerlendirmiştir.
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OY BİRLİĞİYLE,
Başvurunun kabul edilebilir olduğuna;
Sözleşme’nin 11. maddesinin ihlal edildiğine;
(a) Davalı Devlet tarafından, başvurana, üç ay içerisinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden davalı Devletin ulusal para birimine çevrilmek üzere:
(b) :
(i) Manevi tazminat olarak, miktara yansıtılabilecek her türlü vergi hariç olmak üzere, 5.000 avro (beş bin avro) ödenmesine;
(ii) Masraf ve giderler için, başvurana yansıtılabilecek her türlü vergi hariç olmak üzere, 750 avro (yedi yüz elli avro) ödenmesine;
(c) Yukarıda bahsi geçen üç aylık sürenin bittiği tarihten itibaren ödeme gününe kadar geçen sürede, yukarıda bahsedilen miktara, Avrupa Merkez Bankasının marjinal faiz oranına üç puan eklenmek suretiyle elde edilecek oran üzerinden basit faiz uygulanmasına;
Başvuranın adil tazmin talebinin geri kalan kısmının reddedilmesine karar vermiştir.
İşbu karar, İngilizce olarak tanzim edilmiş olup, Mahkeme İç Tüzüğü’nün 77 §§ 2 ve 3. maddesi uyarınca 6 Eylül 2022 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan Bakırcı Egidijus Kūris
Yazı İşleri Müdürü Başkan