Battista / İtalya – 43978/09 2.12.2014 tarihli Karar [II. Bölüm]
Olaylar – Başvuran, eşiyle boşanma davası açmış ve çiftin iki çocuğu hakkında müşterek olarak anne ve babanın lehine geçici bir ikamet tezkeresi verilmiştir. Başvuran 2007 yılında velayet davasına bakan yargıçtan kendisine, içerisinde oğlunun adının kaydedileceği yeni bir pasaport çıkarılmasını talep etmiştir. Velayet davasına bakan yargıç, çocuğun iştirak nafakası alma hakkının korunması zorunluluğunu göz önünde bulundurup, yeni pasaport çıkarılmasının uygun olmadığına karar vererek başvuranın bu talebini reddetmiştir. Bu bağlamda, iştirak nafakası olarak 600 avro (EUR) ödeme yapması gereken başvuranın bu miktarın yalnızca küçük bir bölümünü ödemekte olduğunu ve başvuranın yurtdışına çıkması halinde bu yükümlülüğünden tamamen kaçma riskinin söz konusu olduğunu vurgulamıştır. Takip eden ayda, polis komiseri, başvuranın pasaportunu polis karakoluna teslim etmesi emrini vermiş ve pasaportu yurtdışına çıkış için geçersiz kılarak, başvuranın kimliğinde değişiklik yapmıştır. Başvuran 2008 yılında yeni bir pasaport almak için tekrar başvuruda bulunmuştur. Başvuranın bu talebi ve sonrasındaki itirazları, ilk talebi için ileri sürülen aynı gerekçelerle reddedilmiştir.
Hukuki Değerlendirme – Ek 4 No.lu Protokol’ün 2. Maddesi: Yerel mahkemelerin başvurana pasaport çıkarılmasını reddetmesi ve kimlik belgesini yurtdışına çıkış için geçersiz kılma yönündeki kararı, başvuranın seçtiği ve kabul edilebileceği başka bir ülkeye gitmek üzere kendi ülkesini terk etme hakkına ilişkin haksız bir müdahale teşkil etmiştir. Söz konusu müdahalenin ulusal hukukta hukuki bir dayanağının olduğu açıktır. Bu itibarla, Anayasa Mahkemesi, ilgili hükmün esas olarak “anne ve babanın çocuklarına karşı olan yükümlülüklerini yerine getirmelerinin sağlanmasını” amaçladığını belirtmiştir. Dava konusu tedbir yoluyla, başvuranın çocuklarının menfaatlerinin güvence altına alınması amaçlanmış ve ilke olarak, meşru bir amaç, başka bir deyişle, başkalarının haklarının korunması amacı, mevcut davada ise çocukların iştirak nafakası alma haklarının korunması amacı gözetilmiştir.
Ancak, ulusal mahkemeler başvuranın kişisel durumunu ya da iştirak nafakası için gerekli miktarları ödeyebilme gücünü incelemeyi gerekli görmemiş ve dava konusu tedbiri otomatik olarak uygulamaya koymuştur. Söz konusu haklar arasında bir denge tesis edilmesine ilişkin herhangi bir teşebbüste bulunulmamıştır. Bu anlamda, dikkate alınmış olan yegâne unsur ise iştirak nafakası alan kimselerin mülki menfaatleri olmuştur. Ayrıca, iştirak nafakası ödemelerinin tahsili konusunda Avrupa düzeyinde ve uluslararası düzeyde medeni hukuk alanında işbirliği gerçekleştirilmiştir. Borçların ulusal sınırlar dışında da tahsilinin sağlanmasına yönelik yöntemler mevcuttur. Bu yöntemler içerisinde, başta, yargı yetkisine, uygulanabilir kanunlara, kararların tanınmasına ve icrasına ve nafaka yükümlülüklerine ilişkin konularda işbirliğine dair 18 Aralık 2008 tarihli ve 4/2009 sayılı Avrupa Konseyi Tüzüğü (EC); Çocuğun Desteklenmesi ve Aileyle İlgili Diğer Nafaka Alacaklarının Milletlerarası Tazminine ilişkin 23 Kasım 2007 tarihli İlgili Lahey Sözleşmesi ve Nafaka Alacaklarının Yabancı Ülkelerde Tahsiline ilişkin 1956 tarihli New York Sözleşmesi yer almaktadır. Söz konusu bu belgeler, dava konusu tedbir uygulanırken yetkililerce dikkate alınmamıştır. Yetkililer yalnızca, başvuranın pasaportunu kullanarak yurtdışına çıkabileceği ve dolayısıyla yükümlülüklerinden kaçabileceği konusuna vurgu yapmışlardır. Buna ilave olarak, başvurana uygulanan kısıtlama, nafaka olarak ödenmesi gerekli miktarların ödenmesini sağlamamıştır.
Mahkeme, başvuranın, kapsamlarına ya da sürelerine ilişkin bir kısıtlama getirilmeksizin, otomatik olarak uygulanan tedbirlere maruz kalmış olduğunu ve yerel mahkemelerin 2008 yılından bu yana davanın koşullarını dikkate alıp, tedbirin gerekçesine ve orantılılığına dair yeni bir inceleme yapmamış olduklarını kaydetmiştir. Sonuç olarak, bu türden bir tedbirin otomatik olarak uygulanması işlemi demokratik bir toplumda gerekli bir işlem olarak nitelendirilemez.
Sonuç: ihlal (oybirliğiyle).
Madde 41: Manevi zararlar karşılığında 5.000 avro (EUR) tazminat ödenmesine karar verilmiştir.
Full & Egal Universal Law Academy