AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
BAYAR / TÜRKİYE DAVASI
(Başvuru no. 603/09)
KARAR
STRAZBURG
24 Ekim 2017
İşbu karar kesinleşmiş olup, şekli bazı değişikliklere tabi tutulabilir.
Bayar / Türkiye davasında,
Başkan,
Ledi Bianku,
Yargıçlar,
Valeriu Griţco,
Stéphanie Mourou-Vikström,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla Komite olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), 3 Ekim 2017 tarihinde gerçekleştirdiği kapalı oturumdaki müzakereler sonucunda anılan tarihte aşağıdaki kararı vermiştir:
USULTürkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan davanın temelinde, Türk vatandaşı olan Hasan Bayar’ın ("başvuran") 15 Eylül 2008 tarihinde İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunması’na İlişkin Sözleşme’nin ("Sözleşme") 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvuru (No. 603/09) bulunmaktadır.Başvuran, İstanbul Barosuna bağlı Avukat İ. Akmeşe tarafından temsil edilmiştir. Türk Hükümeti ("Hükümet") ise kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.Sözleşme’nin 10. maddesine ilişkin şikâyet, 15 Kasım 2013 tarihinde, Hükümete tebliğ edilmiştir ve başvurunun geri kalan kısmının Mahkeme İçtüzüğünün 54. maddesinin 3. fıkrası uyarınca kabul edilemez olduğuna karar verilmiştir.
OLAYLAR
DAVANIN KOŞULLARI
Başvuran, 1982 doğumlu olup Bern’de ikamet etmektedir. Olayların meydana geldiği dönemde, başvuran, Ülkede Özgür Gündem gazetesinin sorumlu yazı işleri müdürü olarak görev yapmaktaydı.5 Eylül 2004 tarihinde, "Mahkemeden infial" başlıklı bir makale, Ülkede Özgür Gündem gazetesinin 189. sayısında yayımlanmıştır. Bu makale, Türk askeri kuvvetlerini PKK’nın üyelerini hedef almaktan caydırmak amacıyla Türkiye’nin güneydoğusunda insan kalkanlarını kullanan otuz beş kişinin yakalanmasıyla ilgilidir. Söz konusu makaleye göre, yakalanan kişiler toplumda öfkeyi kışkırtmakla suçlanmışlardır. Makale, HPG’nin (PKK’nın silahlı bir kolu, halk savunma güçleri) insan kalkanlarının kullanılmasını barışçıl eylem olarak nitelendirdiğini ve gençlerin aynı türden "yaratıcı" eylemler aracılığıyla demokrasi mücadelesini ilerletmeleri gerektiği kanısına vardığını belirten açıklamasıyla sona ermiştir. HPG ayrıca, gerillanın da halkı korumak için bir insan kalkanı olduğu kanaatine varmıştır.Başvuran hakkında davalar açılmıştır. 14 Mayıs 2008 tarihli kararla, İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi, ilgiliyi 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun 6. maddesinin 2 ve 4. fıkralarına dayanarak, 1.591 Türk lirası (TRY) (ilgili dönemde geçerli olan döviz kuruna göre yaklaşık 825 avro (EUR)) para cezası ödemeye mahkûm etmiştir. Başvuran, bu karara karşı temyiz başvurusunda bulunmuştur.Yargıtay, 31 Ekim 2011 tarihinde, söz konusu kararın, verilen para cezasının miktarının temyize başvurulmasına imkân veren yasal sınırın altında olması nedeniyle açıklandığı tarihte kesinleştiği gerekçesiyle, temyiz talebini reddetmiştir.İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi, 17 Temmuz 2012 tarihinde, başvuran hakkında verilen mahkûmiyet kararını yeniden incelemiştir. İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi, 5 Temmuz 2012 tarihinde yürürlüğe giren 6352 sayılı Kanun’a dayanarak, ilgili hakkında verilen cezanın infazını ertelemiştir. Söz konusu mahkeme, diğer yandan, ilgilinin üç yıl süreyle adli kontrol altında tutulmasına karar vermiştir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
I. SÖZLEŞME’NİN 10. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA Başvuran, ihtilaf konusu basın makalesinin yayımlanmasının ardından cezai alanda mahkûm edilmesinin ifade özgürlüğü hakkını ihlal ettiği kanısına varmaktadır. Başvuran, Sözleşme’nin 10. maddesini ileri sürmektedir. Hükümet, bu iddiayı kabul etmemektedir. Başvuran ise kendi iddialarını yinelemektedir. Mahkeme, başvurunun Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi anlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını ve başka herhangi bir kabul edilemezlik gerekçesiyle bağdaşmadığını tespit ederek, bu başvurunun kabul edilebilir olduğunu belirtmektedir. Mahkeme, söz konusu müdahalenin kanunla öngörüldüğünü ve Sözleşme’nin 10. maddesinin 2. fıkrası anlamında, kamu güvenliğinin korunması, kamu düzeninin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi yönünde meşru amaçlar izlediğini kaydetmektedir (Gözel ve Özer/Türkiye, No. 43453/04 ve 31098/05, §§ 43‑45, 6 Temmuz 2010, ve Belek/Türkiye, No. 36827/06, 36828/06 ve 36829/06, § 26, 20 Kasım 2012). Mahkeme, söz konusu ihtilafın, müdahalenin "demokratik bir toplumda gerekli" olup olmadığı hususuyla ilgili olduğunu gözlemlemektedir. Mahkeme, mevcut davadaki sorunlara benzer sorunların ileri sürüldüğü davaları daha önce incelediğini ve Sözleşme’nin 10. maddesinin ihlal edildiğini tespit ettiğini hatırlatmaktadır (bk., örnek olarak, yukarıda anılan Gözel ve Özer kararı, § 64, ve yukarıda anılan Belek kararı, § 29). Dolayısıyla Mahkeme, mevcut davayı bu içtihadın ışığında inceleyecektir. Mahkeme, kendi incelemesine sunulan durumları çevreleyen koşulları ve bilhassa terörle mücadeleye ilişkin zorlukları göz önünde bulundurarak, ihtilaf konusu makalede kullanılan ifadelere (yukarıda 5. paragraf) ve makalenin yayımlandığı bağlama özel bir dikkat atfedecektir (Sürek/Türkiye (No. 4) [BD], No. 24762/94, § 58, 8 Temmuz 1999). Mahkeme bu bağlamda, söz konusu makalenin, şiddete, silahlı direnişe veya ayaklanmaya yönelik herhangi bir çağrı içermediğini ve bu makalenin, kendi nazarında, dikkate alınması gereken temel unsur olan, herhangi bir nefret söylemi teşkil etmediğini saptamaktadır. Mahkeme, Ağır Ceza Mahkemesi tarafından başvuranı mahkûm etmek için ileri sürülen gerekçeleri incelemesinin ardından, bu gerekçelerin ilgilinin ifade özgürlüğü hakkına yapılan müdahaleyi haklı göstermek için yeterli olarak değerlendirilemeyeceği sonucuna varmaktadır. Dolayısıyla, Mahkeme, Gözel ve Özer (yukarıda anılan karar, § 64), Belek (yukarıda anılan karar, § 29) ve Belek ve Velioğlu/Türkiye (No. 44227/04, §§ 26 ve 27, 6 Ekim 2015) davalarında vardığı sonuçtan uzaklaşmak için herhangi bir sebep görmemektedir. Bu nedenle, Mahkeme, Sözleşme’nin 10. maddesinin ihlal edildiğini belirtmektedir.
II. SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
Başvuran, maruz kaldığı kanısına vardığı manevi zarar bağlamında 15.000 avro talep etmektedir. Başvuran ayrıca, herhangi bir kanıtlayıcı belge sunmaksızın, yaptığını belirttiği masraf ve giderler bağlamında, avukatlık masrafları için 5.022 Türk lirası (TRY) ve giderler için 300 TRY talep etmektedir. Hükümet, bu meblağları kabul etmemektedir. Manevi zarara ilişkin olarak, Mahkeme, konuya ilişkin içtihadını dikkate alarak (yukarıda anılan Belek ve Velioğlu kararı, § 35), davaya ilişkin koşulların başvuran açısından belirli bir karışıklığa yol açtığı kanısına varmaktadır. Mahkeme, Sözleşme’nin 41. maddesi uyarınca hakkaniyete uygun olarak, ilgiliye 1.250 avro ödenmesine karar vermektedir. Mahkeme, masraf ve giderler bağlamında sunulan talebe ilişkin olarak, ilgili belgelerin bulunmamasını dikkate alarak, bu talebi reddetmektedir (Ato/Türkiye, No. 29873/02, § 27, 8 Haziran 2010). Mahkeme, gecikme faizi olarak, Avrupa Merkez Bankasının marjinal kredilere uyguladığı faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın uygun olduğuna karar vermektedir.
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OYBİRLİĞİYLE,Başvurunun kabul edilebilir olduğuna;Sözleşme’nin 10. maddesinin ihlal edildiğine;a) Davalı devletin, üç ay içerisinde, ödeme tarihinde geçerli olan döviz kuru üzerinden Türk lirasına çevrilmek ve ödenmesi gereken her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere, başvurana manevi tazminat olarak 1.250 avro (bin iki yüz elli avro) ödemekle yükümlü olduğuna;
b) Yukarıda anılan sürenin bitiminden itibaren ve ödeme tarihine kadar, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası’nın kısa vadeli kredilere bu süre boyunca uyguladığı marjinal faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek basit faiz oranının uygulanmasının uygun olduğuna;Adil tazmine ilişkin kalan taleplerin reddine karar vermiştir.
İşbu karar, Fransızca dilinde tanzim edilmiş, ardından Mahkeme İçtüzüğü’nün 77. maddesinin 2 ve 3. fıkraları uyarınca, 24 Ekim 2017 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.
Hasan Bakırcı Ledi Bianku
Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Başkan
Full & Egal Universal Law Academy