AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
BAYAR / TÜRKİYE DAVASI
(Başvuru no. 24548/10)
KARAR
STRAZBURG
19 Haziran 2018
İşbu karar nihaidir; fakat bazı şekli değişikliklere tabi tutulabilir.
Bayar /Türkiye davasında,
Başkan,
Paul Lemmens,
Yargıçlar,
Valeriu Griţco,
Stéphanie Mourou-Vikström
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla,
29 Mayıs 2018 tarihinde Daire olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm) aynı tarihte aşağıdaki kararı vermiştir.
USUL
1. Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan davanın temelinde bir Türk vatandaşı olan Hasan Bayar’ın (“başvuran”) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (“AİHM” veya “Mahkeme”), İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca, 6 Nisan 2010 tarihinde yapmış olduğu (24548/10 no’lu) başvuru bulunmaktadır.
2. Başvuran, İstanbul Barosuna kayıtlı Avukat İ. Akmeşe tarafından temsil edilmiştir. Türk Hükümeti (“Hükümet”) ise kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
3. Başvuran Sözleşme’nin 10. maddesine dayanarak, 3713 sayılı kanunun 7 § 2 maddesi kapsamındaki mahkûmiyetinin, ifade özgürlüğü hakkını ihlal ettiğini öne sürerek şikâyetçi olmuştur. Başvuran ayrıca, yargılama süresinin Sözleşme’nin 6 § 1. maddesinde belirtilen “makul süre” şartıyla bağdaşmamasından şikâyetçi olmuştur. Başvuran son olarak, Sözleşme’nin 13. maddesi kapsamında, iç hukukta kendisine karşı açılan davaların uzunluğuna itiraz edebileceği etkili bir hukuk yolu bulunmamasından şikâyetçi olmuştur.
4. Başvuru, 12 Ocak 2012 tarihinde Mahkeme’ye tebliğ edilmiştir.
Düzeltme: 12 Ocak 2012 tarihinde başvuru Hükümete tebliğ edilmiştir.
OLAYLAR VE OLGULAR
I. DAVANIN KOŞULLARI
5. Başvuran 1982 doğumlu olup, İsviçre’nin Bern şehrinde ikamet etmektedir. Başvuruya konu olayların meydana geldiği dönemde, başvuran Türkiye’de yayımlanan bir günlük gazete olan Ülkede Özgür Gündem’in yazı işleri müdür yardımcısıdır. Değişiklik: Yazı İşleri Müdürü
6. 6 Temmuz 2004 tarihinde Ülkede Özgür Gündem isimli gazetede B.G. tarafından “Kürt dinamiğini doğru şekilde analiz etmek” başlıklı bir makale yayımlanmıştır. Bu makalede B.G. PKK’nın (yasadışı silahlı bir örgüt) lideri Abdullah Öcalan’ın rolü, bölgesel ve uluslararası siyasette PKK ile ilişkili bir takım örgüt ve Türkiye’deki siyasi gelişmeler hakkında görüşlerini belirtmiştir. Makalenin yanında Abdullah Öcalan’ın bir takım silahlı kişilerle el sıkıştığı bir fotoğraf yayımlanmıştır.
7. Cumhuriyet savcısı, 8 Temmuz 2004 tarihinde İstanbul Ağır Ceza Mahkemesinde 6 Temmuz 2004 tarihli makale nedeniyle başvuran hakkında 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun 7 (2) maddesi kapsamında KONGRA-GEL lehine propaganda yapmak suçundan iddianame düzenlemiştir. İddianamede Cumhuriyet savcısı makaleden aşağıdaki alıntıyı aktarmıştır:
“...Askeri, eski hali “Ordu" politik ve ideolojik liderlik olarak hareket eden ve şahsının önderliğini temsil eden HPG[1], PJA[2] ve KONGRA-GEL’in ve Kürt hareketinin temel dinamiklerine katkıda bulunan Abdullah Öcalan,...[iyi anlaşılmalıdır]”.
Cumhuriyet Savcısı, gazetede makalenin yanında kırsal bir alanda Abdullah Öcalan’ın silah tutan bir fotoğrafının yayınlandığını belirtmiştir. Sonuç olarak, Cumhuriyet savcısı, başvuranın terör örgütü propagandası yaptığı ve başkalarını şiddete veya diğer terör yöntemlerine teşvik ettiği kanaatine varmıştır. Daha sonra, İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi’nde başvurana karşı ceza davası açılmıştır.
8. Yargılamalar sırasında başvuran, söz konusu makalenin bir haber makalesi olduğunu ve şiddete tahrik eden propaganda içermediğini ileri sürmüştür.
9. 24 Mayıs 2005 tarihinde, İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi, 3713 sayılı Kanun’un 7(2) maddesi uyarınca başvuranı PKK / KONGRA-GEL propagandası yapmak suçundan mahkûm etmiş ve 6 ay hapis ve idari para cezasına çarptırmıştır. İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi kararında makalenin içeriğinin ve Abdullah Öcalan’ın fotoğrafının yayınlanmasının, PKK/KONGRA-GEL propagandası yapmak anlamına geldiğini kaydetmiştir.
10. Başvuran temyize gitmiştir. Başvuran, temyiz dilekçesinde Mahkeme tarafından verilen bir dizi karara atıfta bulunarak, terör örgütü propagandası yapmak gibi bir niyetinin olmadığını ve bilgi verme hakkını kullandığı için verilen cezai mahkûmiyeti sonucunda Sözleşme’nin 6 ve 10. maddelerinin ihlal edildiğini iddia etmiştir. Başvuran ayrıca ilk derece mahkemesinin makaleyi bir bütün olarak incelemediğini iddia etmiştir.
11. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı 16 Mayıs 2006 tarihinde, dava dosyasını birinci derece mahkemesine iade etmiş ve son yasal düzenlemeler ışığında bu kararın değiştirilmesini talep etmiştir.
12. 28 Eylül 2006 tarihinde İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi 3713 sayılı Kanunun 7(2) maddesi uyarınca başvuranı 24 Mayıs 2005 tarihinde de belirtilen gerekçeleri yineleyerek, yeniden mahkûm etmiştir. Mahkeme başvuranı 1.802 Türk lirası para cezasına çarptırmıştır.
13. Başvuran temyize gitmiştir.
14. Yargıtay, 18 Kasım 2009 tarihinde 28 Eylül 2006 tarihli kararı onamıştır.
15. İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı ve İstanbul Cumhuriyet Savcısı tarafından imzalanan 15 Ocak 2010 tarihli bir belgeye göre, başvurandan 1.802 TL idari para cezası ödemesi istenmiştir.
II. İLGİLİ İÇ HUKUK
16. Somut tarihte yürürlükte olan iç hukuk Belge / Türkiye (no. 50171/09, § 19, 6 Aralık 2016) davasında bulunabilir.
17. Özellikle mevcut başvuruya konu olayların meydana geldiği tarihte yürürlükte olan 3713 sayılı Kanun’un 7(2) maddesi aşağıdaki gibidir:
“Örgüt mensuplarına yardım edenlere veya şiddet veya diğer terör yöntemlerine baş vurmayı teşvik edecek şekilde propaganda yapanlara fiilleri başka bir suç oluştursa bile ayrıca bir yıldan beş yıla kadar hapis ve beşyüz milyon liradan bir milyar liraya kadar ağır para cezası verilir...”
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
I. SÖZLEŞME’NİN 10. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
18. Başvuran 3713 sayılı Kanun’un 7(2) maddesi uyarınca mahkûm edilmesinin sonucunda aşağıdakileri öngören Sözleşme’nin 10. maddesinin ihlal edilmesinden şikâyetçi olmuştur:
“1. Herkes ifade özgürlüğü hakkına sahiptir. Bu hak, kamu makamlarının müdahalesi olmaksızın ve ülke sınırları gözetilmeksizin, kanaat özgürlüğünü ve haber ve görüş alma ve de verme özgürlüğünü de kapsar. Bu Madde, Devletlerin yayın, televizyon veya sinema işletmelerine lisans yükümlülüğü getirmesinin önüne geçmez.
2. Görev ve sorumluluklar da yükleyen bu özgürlüklerin kullanılması, yasayla öngörülen ve demokratik bir toplumda ulusal güvenliğin, toprak bütünlüğünün veya kamu güvenliğinin korunması, kamu düzeninin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın, başkalarının şöhret ve haklarının korunması, gizli bilgilerin yayılmasının önlenmesi veya yargı erkinin yetki ve tarafsızlığının güvence altına alınması için gerekli olan bazı formaliteler, koşullar, sınırlamalar veya yaptırımlara tabi tutulabilir.”
19. Hükümet, söz konusu beyana itiraz etmiştir. Hükümet, başvuranın ifade özgürlüğüne yapılan müdahalenin kanunlarda öngörülmüş olduğunu ve ulusal güvenliği ve toprak bütünlüğünü ve kargaşanın önlenmesi meşru amaçlarını sürdürdüğünü belirtmiştir. Hükümet ayrıca müdahalenin demokratik bir toplumda gerekli olduğunu ileri sürmüş, söz konusu makalede Abdullah Öcalan’a “Kürt hareketinin ideolojik ve siyasi lideri” olarak hitap edildiğini ve HPG, PJA ve KONGRA-GEL’in ise Abdullah Öcalan’ın önderliğinde kurulan askeri, siyasi ve ideolojik gelişimin kolaylaştırıcıları” olarak tanımlandığını belirtmiştir. Hükümete göre, Abdullah Öcalan’ın silah tutan bir fotoğrafının yayınlanması, makalenin yayım amacının terörü savunmak ve yaymak olduğunun bir göstergesidir. Hükümet son olarak, PKK’nın Birleşmiş Milletler, NATO ve Amerika Birleşik Devletleri gibi bir dizi devlet ve uluslararası örgüt tarafından terör örgütü olarak kabul edildiğini belirterek, örgütün sadece Türkiye’nin iç güvenliği için değil aynı zamanda uluslararası kamu düzeni için de ciddi bir tehdit teşkil ettiğini belirtmiştir.
20. Mahkeme ayrıca, başvurunun bu kısmının Sözleşme’nin 35 § 3 (a) maddesinin anlamı dâhilinde açıkça dayanaktan yoksun olmadığı kanısındadır. Ayrıca kabul edilemezliğe ilişkin başka herhangi bir gerekçe de bulunmamaktadır. Dolayısıyla, şikâyetin kabul edilebilir olduğu beyan edilmelidir.
21. Başvuranın 10. madde uyarınca yaptığı şikâyetin esasına ilişkin olarak, Mahkeme, müdahalenin, 3713 sayılı Kanun’un 7 (2) maddesi temelinde gerçekleştiğini değerlendirmektedir. Müdahalenin gerekliliği ile ilgili bulgularının ışığında (bk. aşağıda § 24) Mahkeme, müdahalenin “kanuna uygunluğunun” incelenmesinin gerekli olmadığı kanaatindedir. Mahkeme, ayrıca, mevcut davada, ulusal makamların, ulusal güvenliğin korunması ve düzensizlik ve suçun önlenmesi gibi meşru amaçlarını yerine getirmiş sayılabileceğini kabul etmeye hazırdır. (Faruk Temel / Türkiye, no. 16853/05, § 52, 1 Şubat 2011).
22. Müdahalenin demokratik bir toplumda gerekliliği konusunda, Mahkeme hâlihazırda bir çok davada (bk., örneğin, Sürek / Türkiye (no. 4) [BD], 24762/94, §§ 54-61, 8 Temmuz 1999, Erdoğdu / Türkiye, no. 25723/94, §§ 60- 73, AİHM 2000 ‑ VI; Demirel ve Ateş / Türkiye (no. 3), 11976/03, §§ 19‑30, 9 Aralık 2008 ve yukarıda bahsedilen Fatih Taş (No.2), §§ 12 -19) benzer şikayetleri incelediğini ve Sözleşme’nin 10. maddesinin ihlal edildiğinin tespit edildiğini hatırlatmaktadır. Mahkeme somut davayı incelemiş ve Hükümet’in farklı bir sonuca ulaşmayı gerektirecek herhangi bir argüman öne sürmediği kanaatine varmıştır.
23. Bu bağlamda Mahkeme, başvuranın B.G. tarafından yazılan bir makalenin Ülkede Özgür Gündem isimli gazetede yayımladığının altını çizer. Söz konusu makale, yazarın 2004 yılına kadar Türkiye’deki Kürt meselesi ve uluslararası mecrada yaşanan gelişmeler üzerine görüşlerini içermektedir. Yazar, özellikle, Abdullah Öcalan’ın rolü, bölgesel ve uluslararası siyasette PKK ile ilişkili bir takım örgüt ve Türkiye’deki siyasi gelişmeler hakkında görüşlerini ortaya koymuştur. Mahkeme, iddianamede belirtilen yazıyı, bütün olarak makaleyi ve gazetede yayınlanan fotoğrafı incelemiştir. Mahkeme, makale ve fotoğrafın; şiddeti, silahlı direnişi veya ayaklanmayı teşkil edecek nitelikte olmadığı veya göz önüne alınması gereken temel unsurlardan olan tanımlanabilir kişilere karşı nefreti derinden ve içten kışkırtmak suretiyle şiddete teşvik edebilecek şekilde yorumlanamayacağı kanaatindedir. Bununla birlikte, İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi, yukarıda bahsi geçen konulardan herhangi birini dikkate almamıştır. Özetle, Mahkeme, başvuranın ifade özgürlüğü hakkına yapılan müdahalenin, Sözleşme’nin 10. maddesinin amaçları doğrultusunda “ilgili ve yeterli” gerekçelerle gerekçelendirilmediği kanaatindedir.
24. Yukarıdaki değerlendirmeler, Mahkemenin söz konusu müdahalenin “demokratik bir toplumda gerekli” olmadığı sonucuna varması için yeterlidir.
Sonuç olarak, Sözleşme’nin 10. maddesi ihlal edilmiştir.
II. SÖZLEŞMENİN 6. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
25. Başvuran yargılama süresinin Sözleşme’nin 6 § 1. maddesinde belirtilen “makul süre” şartıyla bağdaşmamasından şikâyetçi olmuştur. 6 § 1 madde ilgili olduğu ölçüde şu şekildedir:
“Herkes davasının, (...) cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, (...) mahkeme tarafından, (...) makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahiptir.”
26. Hükümet bu talebe itirazda bulunmuştur. Hükümet, yargılamanın uzunluğunun makul olmadığı kanısına varılamayacağını ileri sürmüştür.
27. Mahkeme, öncelikle, Ümmühan Kaplan / Türkiye (no. 24240/07, 20 Mart 2012) davasında uygulanan pilot karar usulünü müteakip Türkiye’de yeni bir iç hukuk yolunun oluşturulduğunu gözlemlemiştir. Mahkeme, Turgut ve Diğerleri / Türkiye (no. 4860/09, 26 Mart 2013) davasına ilişkin kararında, başvuranların iç hukuk yollarını, yani söz konusu yeni hukuk yolunu tüketmedikleri gerekçesiyle, yeni bir başvurunun kabul edilemez olduğunu beyan etmiştir, özellikle yeni bir hukuk yolu olarak kabul edilen 6384 sayılı Kanun. Bu kararı verirken Mahkeme özellikle, bu yeni hukuk yolunun muhtemel surette (a priori) erişilebilir olduğunu ve yargılamanın uzunluğuna ilişkin şikâyetler için makul bir tazmin imkânı sunabildiğini değerlendirmiştir.
28. Bununla birlikte Mahkeme, yukarıda anılan Ümmühan Kaplan (§ 77) kararında, yeni iç hukuk yolunun yürürlüğe girmesinden önce Hükümete hâlihazırda tebliğ edilmiş olan bu tür başvuruları normal usul kapsamında inceleyebileceğini kaydetmiştir. Buna ek olarak, Mahkeme somut davada Hükümetin yeni iç hukuk yoluyla ilgili herhangi bir itirazda bulunmadığını gözlemlemiştir. Yukarıdaki bilgiler ışığında Mahkeme, somut başvuruyu incelemeye devam etmeye karar vermiştir (bk.Rifat Demir / Türkiye, no. 24267/07, §§ 34 36, 4 Haziran 2013).
29. Mahkeme bu şikâyetin Sözleşme’nin 35 § 3 (a) maddesi anlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını kaydetmektedir. Ayrıca kabul edilemezliğe ilişkin başka herhangi bir gerekçe de bulunmamaktadır. Dolayısıyla, şikâyetin kabul edilebilir olduğu beyan edilmelidir.
30. Mahkeme, göz önünde bulundurulması gereken sürenin İstanbul Cumhuriyet Savcısının iddianamesini hazırladığı tarih olan 8 Temmuz 2004 tarihinde başladığını ve Yargıtay’ın 18 Kasım 2009 tarihinde 28 Eylül 2006 tarihli kararı onamasıyla sona erdiğini değerlendirmiştir. Bu nedenle, iki aşamalı yargılama beş yıl dört aydan fazla sürmüştür. Mahkeme, davanın özellikle karmaşık olmadığını belirtmiştir. Ayrıca, başvurana atfedilebilecek herhangi bir gecikme yaşanmamıştır. Yetkililerin davranışına ilişkin olarak Mahkeme, ilk derece mahkemesinin 28 Eylül 2006 tarihinde verdiği ikinci kararın ardından, Yargıtay’ın temyiz incelemesinin üç yıldan fazla sürdüğünü gözlemlemektedir.
31. Mahkeme, daha önce mevcut davaya benzer konulara sahip davalarda, genellikle Sözleşme’nin 6 § 1 maddesinin ihlal edildiğini tespit etmiştir. Mahkeme, kendisine ibraz edilen tüm belgeleri incelediğinde, Hükümet’in, Mahkeme’nin mevcut koşullarda farklı bir sonuca varmasını sağlayabilecek herhangi bir bilgi veya ikna edici bir delil ileri sürmediği görüşündedir. Mahkeme, bu konudaki içtihadını göz önüne alarak, somut davada yargılamanın aşırı uzun sürdüğüne ve “makul süre” koşulunun sağlanmadığına karar vermiştir (Daneshpayeh / Türkiye, no. 21086/04, § 28, 16 Temmuz 2009; ve Yavuz ve Yaylalı / Türkiye, no. 12606/11, §§ 62-67, 17 Aralık 2013).
32. Dolayısıyla, Sözleşme’nin 6 § 1 maddesi ihlâl edilmiştir.
III. SÖZLEŞMENİN 13. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
33. Başvuran, Sözleşme’nin 13. maddesi kapsamında, iç hukukta kendisine karşı açılan davaların uzunluğuna itiraz edebileceği etkili bir hukuk yolu bulunmamasından şikâyetçi olmuştur. Sözleşme’nin 13. maddesi aşağıdaki gibidir:
“Bu Sözleşme’de tanınmış olan hak ve özgürlükleri ihlal edilen herkes, söz konusu ihlal resmi bir hizmetin ifası için davranan kişiler tarafından gerçekleştirilmiş olsa dahi, ulusal bir merci önünde etkili bir yola başvurma hakkına sahiptir.”
34. Hükümet bu başlık altında beyanda bulunmamıştır.
35. Mahkeme bu şikâyetin Sözleşme’nin 35 § 3 (a) maddesi anlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını kaydetmektedir. Ayrıca kabul edilemezliğe ilişkin başka herhangi bir gerekçe de bulunmamaktadır. Dolayısıyla, şikâyetin kabul edilebilir olduğu beyan edilmelidir.
36. Esasa ilişkin olarak, Mahkeme, önceki başvurularda benzer hususları incelemiş ve Türk hukukunda başvuranların söz konusu yargılamanın uzunluğuna itiraz edebileceği etkili bir hukuk yolunun bulunmamasına ilişkin AİHS’nin 13. maddesinin ihlal edildiğini tespit etmiştir. (bk. yukarıda anılan Daneshpayeh, §§ 35-38; yukarıda anılan Ümmühan Kaplan, §§ 56-58; Gürbüz ve Özçelik / Türkiye, no. 11/05, §§ 29 ve 30, 2 Şubat 2016). Mahkeme o davadaki kararından ayrılmayı gerektirecek bir durum görmemektedir.
37. Mahkeme buna göre Sözleşme’nin 13. maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmıştır.
IV. SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
38. Başvuran, para cezası bir mahkeme tarafından verildiği için bu tutarı ödemekle yükümlü olduğunu belirterek maddi tazminat olarak kendisine verilen para cezasına tekabül eden 1,802 TL (yaklaşık 816 Euro (EUR)) miktarında tazminat talebinde bulunmuştur. Ayrıca, manevi zararına ilişkin olarak 30.000 avro talep etmiştir. Başvuran son olarak avukatlık ücreti ve mahkeme masrafları için 5.048 TL (yaklaşık 2.287 Avro) tazminat talebinde bulunmuştur. İddialarını desteklemek amacıyla, başvuran Mahkeme’deki temsil masrafları olarak avukatına 4,248 TL (yaklaşık 1.924 Avro) ödeme yapığını gösteren bir makbuz sunmuştur.
39. Hükümet, başvuranın iddialarına itiraz etmiştir. Hükümet, özellikle Sözleşmenin ihlal edildiği iddiası ile maddi ve manevi tazminatlar arasında bir illiyet bağı bulunmadığını ve masraf ve gider talebinin dayanaksız olduğunu iddia etmiştir.
40. Mahkeme, 28 Eylül 2006 tarihli kararı ile başvurana verilen para cezasının, Sözleşme’nin 10. maddesinin ihlalinin doğrudan bir sonucu olduğunu kaydetmiştir. Mahkeme bu nedenle, başvurana maddi tazminat olarak 816 Avro ödenmesine karar vermiştir. Hakkaniyet temelinde karar veren Mahkeme bu nedenle, başvurana manevi tazminat olarak 3.250 Avro ödenmesine karar vermiştir. Son olarak Mahkeme, başvuranın Mahkeme masrafları ve giderleri, için 1,924 Avro ödenmesine karar vermiştir.
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OYBİRLİĞİYLE,
1. Başvurunun kabul edilebilir olduğuna;
2. Sözleşme’nin 10. maddesinin ihlal edildiğine;
3. Sözleşme’nin 6 § 1 maddesinin ihlal edildiğine;
4. Sözleşme’nin 13. maddesinin ihlal edildiğine;
5.
(a) Davalı Devlet tarafından, başvuranlara, üç ay içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden davalı Devletin ulusal para birimine çevrilmek üzere:
(i) maddi tazminat olarak, miktara yansıtılabilecek vergiler hariç olmak üzere, 816 avro (sekiz yüz on altı avro) ödenmesine;
(ii) manevi tazminat olarak, miktara yansıtılabilecek vergiler hariç olmak üzere, 3.250 avro (üç bin iki yüz elli avro) ödenmesine;
(iii) Masraf ve giderler için, başvuranlara yansıtılabilecek vergiler hariç olmak üzere, 1.924 avro (bin dokuz yüz yirmi dört avro) ödenmesine;
(b) Yukarıda bahsi geçen üç aylık sürenin bittiği tarihten itibaren ödeme gününe kadar geçen sürede, yukarıda bahsedilen miktarlara, Avrupa Merkez Bankasının söz konusu dönem için geçerli olan marjinal faiz oranına üç puan eklenmek suretiyle elde edilecek oran üzerinden basit faiz uygulanmasına;
6. Başvuranların adil tazmin talebinin geri kalan kısmının reddedilmesine karar vermiştir.
İşbu karar, İngilizce olarak tanzim edilmiş ve Mahkeme İç Tüzüğü’nün 77 §§ 2 ve 3. maddesi uyarınca 19 Haziran 2018 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan BakırcıPaul Lemmens
Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Başkan
[1]. Hêzên Parastina Gel (Halk Savunma Güçleri ), PKK’nın silahlı koludur.
[2]. Partiya Jina Azad (Özgür Kadın Partisi ), PKK ile bağlantılı bir örgüttür.
Full & Egal Universal Law Academy