AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ DAİRE
BAYAR / TÜRKİYE (NO.1)
(Başvuru No. 39690/06)
KARAR
STRAZBURG
25 Mart 2014
İşbu karar Sözleşme’nin 44 § 2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecek olup şekli bazı değişikliklere tabi tutulabilir.
Bayar (1 nolu) / Türkiye davasında,
Başkan
Guido Raimondi,
Hâkimler
Işıl Karakaş,
András Sajó,
Nebojša Vučinić,
Helen Keller,
Egidijus Kūris,
Robert Spano,
ve Daire Yazı İşleri Müdürü Stanley Naismith’ in katılımıyla Daire olarak oluşturulan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm) 4 Mart 2014 tarihinde yapılan müzakereler sonrasında, bu tarihte aşağıdaki kararı vermiştir:
USUL
1. Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan (No. 39690/06) davanın temelinde Türk vatandaşı Hasan Bayar’ın (« başvuran »), 16 Eylül 2006 tarihinde İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşme’nin (« Sözleşme ») 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvuru bulunmaktadır.
2. Başvuran İstanbul’da görev yapan avukatlar Ö. Kılıç ve İ. Akmeşe tarafından temsil edilmiştir. Türk Hükümeti (« Hükümet ») kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
3. Başvuran özellikle Sözleşme’nin 6. ve 10. maddelerinin ihlal edildiğinden şikâyet etmektedir.
4. Başvuru, 31 Mart 2010 tarihinde Hükümet’e tebliğ edilmiştir.
5. Mahkeme, Sözleşme’ nin 29. maddesinin 1. fıkrasının imkan sağladığı şekilde Dairenin söz konusu davanın esas ve kabul edilebilirliği hakkında aynı zamanda karar vereceğine hükmetmiştir.
OLAYLAR
I. DAVANIN KOŞULLARI
6. Başvuran 1982 doğumludur ve İsviçre’nin Berne şehrinde ikamet etmektedir. Başvuran, merkezi İstanbul’da bulunan Ülkede Özgür Gündem Gazetesi’nin yazı işleri müdürüdür.
7. Ülkede Özgür Gündem isimli günlük gazetede 16 Haziran 2004 tarihinde « Tutuklular İmralı’yı adres gösterdi » başlıklı bir makale yayımlanmıştır. Bu makale, sürdürülebilir bir barışın sağlanması için Hükümet ile PKK örgütü lideri Öcalan arasında müzakere yapılması zorunluluğuna ilişkin tutukluların çağrısını içermektedir.
8. Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet savcısı, 3713 Sayılı Terörle Mücadele Kanununun (“3713 Sayılı Kanun”) 6. maddesinin 2. ve 4. fıkraları uyarınca suç olarak nitelendirilen, basın yoluyla propaganda yapma ve yasadışı silahlı örgüt adına açıklamalar yayınlama fiilleri nedeniyle 17 Haziran 2004 tarihinde başvuran ve söz konusu gazetenin imtiyaz sahibi Ali Gürbüz hakkında iddianame düzenlemiştir.
9. Başvuran, Özel Yetkili Ağır Ceza Mahkemesi huzurunda özellikle Sözleşme’nin 10. maddesini ileri sürmüştür.
10. Özel Yetkili Ağır Ceza Mahkemesi 26 Mayıs 2005 tarihinde 3713 sayılı Kanunun 6. maddesinin 2. ve 4. fıkraları uyarınca başvuranı 1 295 Türk Lirası (“TL”) yani bu tarihte yürürlükte olan döviz kuruna göre yaklaşık 734 Avro adli para cezası ödemeye mahkûm etmiştir. Buna ek olarak, Mahkeme, Ali Gürbüz’ ü de 3.111 TL adli para cezası ödemeye mahkûm etmiştir. Mahkeme sanıkların açıklanan kararı temyiz etme hakkının bulunduğunu da belirtmiştir.
11. Adli para cezası ödeme emri başvurana 12 Nisan 2006 tarihinde tebliğ edilmiştir.
12. Başvuran özellikle hakkında yürütülen ceza yargılaması nedeniyle, Sözleşme’nin 10. maddesi ile güvence altına alınan ifade özgürlüğü hakkının ihlal edildiğini ileri sürerek 28 Haziran 2006 tarihinde kararı temyiz etmiştir.
13. Yargıtay, ilk derece mahkemesince alınan kararın Ali Gürbüz’ü de ilgilendirdiği gerekçesiyle kararı 4 Temmuz 2006 tarihinde bozmuştur. Yargıtay, bununla beraber yürürlükte olan Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun 305. Maddesi gereğince, mahkemece hükmedilen para cezası miktarının 2 000 TL’yi aşmaması halinde söz konusu kararın temyizinin kabil olmadığı gerekçesiyle başvuranın temyiz başvurusunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
14. Ağır Ceza Mahkemesi 31 Mayıs 2007 tarihinde Ali Gürbüz’ü 3 110 TL adli para cezasına mahkûm etmiştir. Hükümet bu kararın temyize konu edilip edilmediği hakkında herhangi bir bilginin mevcut olmadığını ileri sürmektedir.
II. İLGİLİ İÇ HUKUK VE UYGULAMASI
15. Somut olayla ilgili iç hukuk ve uygulamaları Gözel ve Özer / Türkiye (No. 43453/04 ve 31098/05, § 23, 6 Temmuz 2010) ve Bayar ve Gürbüz / Türkiye (No. 37569/06, §§ 12-16, 27 Kasım 2012) kararlarında ele alınmıştır.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
I. KABUL EDİLEBİLİRLİK HAKKINDA
16. Başvuran, Sözleşme’nin 1, 6, 10, 13 ve 14. maddeleri ile Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokolün 1. maddesinin ihlal edildiği kanısındadır.
A. Sözleşme’nin 6. maddesi bağlamındaki şikâyet hakkında (mahkemenin bağımsızlığı ve tarafsızlığı)
17. Sözleşme’nin 6. maddesini ileri sürerek başvuran, kendisine göre davaya ilişkin olayların 5187 sayılı Basın Kanunu gereğince diğer mahkemelerin (Ağır Ceza veya Asliye Ceza Mahkemeleri) yetki alanına girmesine rağmen Özel Yetkili Ağır Ceza Mahkemesi tarafından mahkûm edilmesinden şikâyet etmektedir. Bu bağlamda başvuran hakkında karar veren Özel Yetkili Ağır Ceza Mahkemesinin bağımsızlığı ve tarafsızlığını şikâyet konusu yapmaktadır.
18. Mahkeme, başvuran hakkında yürütülen ceza yargılamasının, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nca yetki verilen Özel Yetkili Ağır Ceza Mahkemeleri’nde yapıldığı görüşündedir. Bu bilgiler ışığında Mahkeme, başvuranın şikâyetini desteklemediğini ve ileri sürülen bu şikâyete dair yapılan incelemenin Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrasının ihlal edildiğine ilişkin herhangi bir bulgunun tespitine imkân vermediğini saptamaktadır. Dolayısıyla, başvurunun bu kısmının, Sözleşme’nin 35. maddesinin 3 ve 4 fıkraları uyarınca reddedilmesi gerekmektedir.
B. Diğer şikâyetler hakkında
19. Hükümet, Sözleşme’nin 35. maddesinin 1. fıkrasında belirtilen altı aylık süre kuralına riayet edilmediğini ileri sürmektedir. Hükümet, başvuranın, eski Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun 305. maddesinin 2. fıkrası gereğince, Özel Yetkili Ağır Ceza Mahkemesi kararına karşı temyize başvurma hakkının bulunmaması nedeniyle, söz konusu mahkeme kararının verildiği 26 Mayıs 2005 tarihi itibariyle işlemeye başlayan bu süre zarfında Mahkeme’ye başvurmadığını savunmaktadır.
20. Hükümet ayrıca, iç hukuk yollarının tüketilmediği konusunda itirazını ileri sürmektedir. Hükümete göre başvuranın Mahkeme’ ye başvurduğu tarihte, yargılama yerel mahkemelerde devam etmektedir (yukarıdaki 14. paragraf).
21. Başvuran bu iddiayı kabul etmemektedir.
22. Mahkeme, altı aylık süre şartına uyulmaması konusunda, başvuranın, adli para cezası ödeme emrinin tebliğ edildiği 12 Nisan 2006 tarihinde Ağır Ceza Mahkemesi’nin kararından haberdar olduğunu ve Yargıtay’ın 4 Temmuz 2006 tarihinde kararını verdiğini gözlemlemektedir.
23. Mahkeme, Belek ve Özkurt / Türkiye (No. 1544/07, § 23, 16 Temmuz 2013) davası çerçevesinde benzer bir itirazı reddetmiş olduğunu hatırlatmaktadır. Mahkeme, somut olayda, örnek verilen bu duruma aykırı olabilecek herhangi bir gerekçe tespit etmemektedir (bkz. ayrıca, Bayar ve Gürbüz, anılan 26. paragraf).
24. Mahkeme, başvurunun, hem adli para cezası ödeme emrinin hem de 4 Temmuz 2006 tarihli Yargıtay kararının tebliğ edildiği tarihten itibaren altı ay içerisinde, yani 16 Eylül 2006 tarihinde yapıldığı gerekçesiyle başvurunun geç sunulmadığı sonucuna varmaktadır.
25. Mahkeme, iç hukuk yollarının tüketilmediğine dair itiraz konusunda, öncelikle mevcut başvurunun yalnızca başvuran tarafından yapıldığını saptamaktadır. Sonuç olarak, aynı yargılamanın Ali Gürbüz’ü de ilgilendirdiği gerekçesiyle yerel mahkemelerde devam etmesinin, iç hukuk yollarının tüketilmemesi hususunda herhangi bir etkisi bulunmamaktadır. Mahkeme bu bağlamda Yargıtay’ın 4 Temmuz 2006 tarihli kararıyla başvuranın temyiz talebinin reddedildiğini ve kararın başvuran hakkında kesinleştiğini dikkate almaktadır. Bu bilgiler göz önünde bulundurularak, Hükümetin itirazının reddedilmesine karar verilmiştir.
26. Mahkeme, başvuranın, aynı gerekçeye, yani 2 000 TL’nin altındaki para cezalarının ödenmesine hükmeden yargı kararlarının temyizinin kabil olmamasına dayanarak, Sözleşme’nin 1, 6, 13 ve 14. maddeleri ile Sözleşme’ye Ek 1 protokolün 1. maddesinin ihlal edildiğini ileri sürdüğünü tespit etmektedir. Davayla ilgili olayların hukuki nitelendirmesi konusunda takdir yetkisine sahip olan AİHM, başvuranın somut olaydaki şikâyetlerinin sadece Sözleşme’nin 6. maddesi kapsamında incelenmesi gerektiği kanısındadır (Bayar ve Gürbüz, anılan 38. paragraf).
27. Mahkeme, ilk derece mahkemesinin kararına karşı temyize başvurma imkanı bulunmaması hakkında ileri sürülen Sözleşme’nin 6. maddesi bağlamındaki şikayetin ve Sözleşme’nin 10. maddesi bağlamındaki şikayetin Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrası gereğince açıkça dayanaktan yoksun olmadığını ve herhangi bir kabul edilemezlik gerekçesiyle bağdaşmadığını tespit ederek, bu şikayetlerin kabul edilebilir olduğunu beyan etmektedir.
II. SÖZLEŞME’NİN 10. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
28. Başvuran, mahkûm edilmesi nedeniyle Sözleşme’nin 10. maddesinde öngörülen ifade özgürlüğü hakkının ihlal edildiği kanısındadır. İlgili madde, aşağıdaki gibidir:
« 1. Herkes ifade özgürlüğü hakkına sahiptir. Bu hak, kamu makamlarının müdahalesi olmaksızın ve ulusal sınırlara bakılmaksızın, bu görüşe sahip olma, haber ve düşünceleri elde etme ve bunları ulaştırma özgürlüğünü de içerir. Bu madde, Devletlerin radyo, televizyon ve sinema işletmelerini bir izin rejimine tabi tutmalarına engel değildir.”
2. Bu özgürlükleri kullanırken ödev ve sorumluluk içinde hareket edilmesi gerektiğinden, ulusal güvenlik, ülke bütünlüğü veya kamu güvenliği, suçun veya düzensizliğin önlenmesi, (...),amacıyla, demokratik bir toplumda gerekli bulunan ve hukukun öngördüğü formalitelere, şartlara, yasaklara ve yaptırımlara tabi tutulabilir. »
29. Hükümet bu iddiaya itiraz etmektedir.
30. Mahkeme, somut olayda devletin, başvuranın anılan suçlarla itham edilmesi yönündeki müdahalesinin kanun tarafından öngörülmesinin ve müdahalenin Sözleşme’nin 10. maddesinin 2. fıkrası anlamında kamu güvenliğinin korunması, düzenin sağlanması ve suçun önlenmesi gibi meşru bir amaç taşımasının taraflar arasında tartışma konusu yapılmadığını, kaydetmektedir (Gözel ve Özer, anılan 45. paragraf). Mahkeme, bu değerlendirmeyi kabul etmekte ve bu durumda, söz konusu uyuşmazlığın, müdahalenin « demokratik toplumda gerekli » olup olmadığıyla ilgili olduğunu saptamaktadır.
31. Mahkeme, somut olaydakine benzer sorunları ileri süren bir kısım davaları daha önce incelediğini ve Sözleşme’nin 10. maddesinin ihlal edildiğini tespit ettiğini hatırlatmaktadır (Gözel ve Özer,anılan). Mahkeme dolayısıyla, mevcut davayı yukarıda belirtilen içtihat ışığında inceleyecektir.
32. Bu bağlamda ihtilaflı makale sürdürülebilir bir barışın sağlanması için Hükümet ile Öcalan arasında müzakere yapılması zorunluluğuna ilişkin tutukluların çağrısını içermektedir.
33. Mahkeme, özellikle terörle mücadeleye bağlı zorlukların yanı sıra incelemeye tabi tutulan durumu çevreleyen koşulları göz önünde bulundurarak, bu makalede kullanılan ifadeler ve yayının içeriğini dikkatle incelemiştir (Sürek / Türkiye (no. 4) [BD], No. 24762/94, § 58, 8 Temmuz 1999). Mahkeme, bu makalenin, bütünüyle değerlendirildiğinde, şiddete, silahlı direnişe ya da isyana teşvik içerikli olmadığını ve Mahkeme’ nin nazarında dikkate alınması gereken en önemli unsur olan herhangi bir nefret ifadesinin de kullanılmadığını tespit etmektedir.
34. Mahkeme, ulusal hâkimler tarafından başvuranı mahkûm etmek amacıyla ileri sürülen gerekçeleri inceledikten sonra, bu gerekçelerin ilgilinin ifade özgürlüğü hakkına yapılan müdahaleyi haklı göstermek için yeterli olmadığı sonucuna varmıştır. Dolayısıyla, Mahkeme anılan Gözel ve Özer davasında ulaşılan sonuçtan uzaklaşmak için herhangi bir neden görmemektedir.
35. Dolayısıyla, Sözleşme’nin 10. maddesi ihlal edilmiştir.
III. SÖZLEŞME’NİN 6. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
36. Başvuran, temyiz başvurusunun Yargıtay tarafından kabul edilemez olduğuna karar verilmesinden şikâyet etmektedir. Başvuran bu kararın, Sözleşme’nin 6. maddesi bağlamında mahkemeye erişim hakkının ihlal edilmesine neden olduğu kanaatindedir. Bu maddenin somut olayla ilgili kısmı aşağıdaki gibidir :
“Herkes davasının, (...) ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş, (...) bir mahkeme tarafından (...) hakkaniyete uygun olarak görülmesini isteme hakkına sahiptir.”
37. Hükümet bu iddiaya itiraz etmektedir.
38. Mahkeme, somut olaydakine benzer sorunları ileri süren bir kısım davaları daha önce incelediğini ve Sözleşme’nin 6. maddesinin ihlal edildiğini tespit ettiğini hatırlatmaktadır (Bayar ve Gürbüz, anılan, 49. paragraf). Mahkeme, buna ek olarak Omar / Fransa ([BD] No. 24767/94, § 41, 29 Temmuz 1998) davasında, sanık için büyük önem taşıyan ceza yargılamasının özel bir aşamasını teşkil eden, temyiz makamının oynadığı rolün önemi üzerinde durmuştur. Mahkeme, somut olayda başvuranın, mahkemeye erişim hakkının orantısız biçimde engellendiği ve bu nedenle Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrasıyla güvence altına alınan mahkemeye erişim hakkının özü itibariyle ihlal edildiği kanısındadır. Dolayısıyla, Mahkeme, anılan Bayar ve Gürbüz davasıyla verilen hükümden uzaklaşmak için herhangi bir neden görmemektedir.
39. Bu nedenle, Sözleşme’nin 6. maddesi ihlal edilmiştir.
IV. SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
40. Başvuran Sözleşme’nin 41. maddesi bağlamında, mevcut başvuru ile aynı zamanda yapılan diğer dokuz başvuruya ilişkin tüm taleplerini sunmuştur. Başvuranın talepleri aşağıdaki gibidir:
– Başvuranın ödediği para cezalarının geri ödemesi olarak, uğradığı maddi zarar için 10 000 avro,
– manevi zarar için 20 000 avro,
– Mahkeme huzurunda on başvurunun sunulmasına ilişkin olarak yapılan masraflar için 7 200 avro talep edilmiştir. Başvuran bu talebi desteklemek için Mahkeme huzurunda avukatı tarafından gerçekleştirilen hizmet ve çalışmaların detaylı bir listesini göndermiştir.
41. Hükümet bu meblağlara itiraz etmektedir.
42. Mahkeme, maddi zarar konusunda, başvuran hakkında hükmedilen 1 295 TL para cezasının (10. paragraf) Sözleşme’nin 10. maddesi alanında tespit edilen ihlalin doğrudan bir sonucu olduğunu saptamaktadır. Dolayısıyla bu bağlamda başvuranın ödediği meblağın kendisine tümüyle geri ödenmesi yönünde karar verilmesi uygundur. Mahkeme bu nedenle maddi zarar için başvurana 734 avro ödenmesine karar vermiştir.
43. Mahkeme, manevi zarar konusunda, başvuranın somut olaya ilişkin koşullarda şüphesiz bazı rahatsızlıklar yaşadığı kanısındadır ve Sözleşme’nin 41. maddesi gereğince hakkaniyete uygun olarak, başvurana mevcut davadaki manevi zarar için 1 300 avro ödenmesine karar vermiştir.
44. Mahkeme, masraf ve giderlere ilişkin olarak, elinde bulunan belgeler ile konuya ilişkin içtihadını dikkate alarak, başvurana bu bağlamda 500 Avro ödenmesinin makul olacağı kanısındadır.
45. Mahkeme, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankasının marjinal kredi faizlerine uyguladığı faiz oranına üç puan eklenerek elde edilecek oranın uygun olduğu sonucuna varmaktadır.
BU GEREKÇELERE DAYANARAK, MAHKEME, OYBİRLİĞİYLE,
1. Sözleşme’nin 6. maddesi bağlamında temyize başvurma imkânının bulunmaması yönündeki şikâyet ile 10 maddesi bağlamındaki şikâyete ilişkin başvurunun kabul edilebilir olduğuna, geri kalan kısmın ise kabul edilemez olduğuna;
2. İlk derece mahkemesinin kararına karşı başvuranın temyize başvurma imkânının bulunmaması nedeniyle Sözleşme’nin 6. maddesinin ihlal edildiğine;
3. Sözleşme’nin 10. maddesinin ihlal edildiğine;
4. a) Sözleşme’nin 44 § 2 maddesine uygun olarak; davalı devletin başvurana kararın kesinleştiği tarihten başlamak üzere üç ay içerisinde, ödeme tarihinde geçerli olan döviz kuru üzerinden Türk Lirasına çevrilmek üzere aşağıdaki miktarları ödemekle yükümlü olduğuna:
i. Ödenmesi gereken her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere, başvurana maddi zarar için 734 avro (yedi yüz otuz dört avro),
ii. Ödenmesi gereken her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere, başvurana manevi zarar için 1 300 avro (bin üç yüz avro),
iii. Başvuran tarafından ödenmesi gereken her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere gider ve masraflar için başvurana 500 avro (beş yüz avro),
b) Söz konusu sürenin bittiği tarihten başlayarak, ödemenin yapıldığı tarihe kadar, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;
5. Adil tazmine ilişkin diğer taleplerin reddine karar vermiştir.
İşbu karar Fransızca dilinde tanzim edilmiş; Sözleşme’nin 77. maddesinin 2 ve 3. fıkraları uyarınca 25 Mart 2014 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.
Stanley NaismithGuido Raimondi
Yazı İşleri MüdürüBaşkan
Full & Egal Universal Law Academy