AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
BAYDEMİR / TÜRKİYE DAVASI
(Başvuru No. 47884/10)
KARAR
STRAZBURG
15 Ocak 2019
İşbu karar kesinleşmiştir. Bazı şekli düzeltmelere tabi tutulabilir.
Baydemir / Türkiye davasında,
Başkan
Julia Laffranque,
Hâkimler
Valeriu Gritco,
Stéphanie Mourou-Vikström
ve İkinci Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla, 4 Aralık 2018 tarihinde, Komite olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), kapalı oturumla gerçekleştirdiği müzakerelerin ardından, yine bu tarihte aşağıdaki kararı vermiştir:
USUL
1. Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan davanın temelinde, Türk vatandaşı olan Osman Baydemir’in (“başvuran”) 10 Temmuz 2010 tarihinde, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvuru (No. 47884/10) bulunmaktadır.
2. Başvuran, Diyarbakır Barosuna bağlı Avukat R. Yalçındağ Baydemir tarafından temsil edilmiştir. Türk Hükümeti (“Hükümet”) ise kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
3. Başvuranın ifade özgürlüğünün ihlal edildiği iddiasına ilişkin şikâyeti, 23 Ekim 2017 tarihinde, Hükümete bildirilmiş ve Mahkeme İç Tüzüğü’nün 54. maddesinin 3. fıkrası uyarınca başvurunun geri kalan kısmının, kabul edilemez olduğuna karar verilmiştir.
OLAY VE OLGULAR
I. DAVANIN KOŞULLARI
4. Başvuran, 1971 doğumlu olup, Diyarbakır’da ikamet etmektedir.
5. Olayların meydana geldiği dönemde, başvuran Diyarbakır Belediye Başkanı’dır.
6. Diyarbakır Cumhuriyet savcısı, 22 Haziran 2006 tarihli iddianameyle, başvuranın, güvenlik güçleri tarafından bir önceki gün öldürülen on dört yasa dışı örgüt üyesi için düzenlenen cenaze töreni sonrasında toplanan göstericiler önünde, 29 Mart 2006 tarihinde yapmış olduğu iki konuşma sebebiyle, başvurana karşı kamu davası açmıştır.
7. Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesi, 14 Nisan 2008 tarihli kararıyla, başvuranı suçun ve suçlunun övülmesi suçundan yargılamış ve 1.500 Türk lirası adli para cezası ödemeye mahkûm etmiştir (söz konusu tarihte 714,90 avro (EUR)). Ağır Ceza Mahkemesi, başvuranın göstericileri sakinleştirmek için ve valiliğin izniyle konuşma yapmış olmasına rağmen, başvuranın konuşma sırasında sarf ettiği sözlerin kapsamının suç teşkil ettiği ve korunamayacağı kanaatine varmıştır. Ağır Ceza Mahkemesi, söz konusu göstericilerin yasa dışı bir örgütün çağrısı üzerine toplandıkları ve bu örgüt adına suç işleyen kişiler olarak değerlendirmeleri gerektiği kanaatine varmıştır. Ağır Ceza Mahkemesi, başvuranın konuşmasının aşağıda belirtilen kısımlarının suçluyu övdüğüne hükmetmiştir:
“ (...) Benim gönlümün isteği, benim etrafımdaki dost ve arkadaşlarımın isteği, bombanın içindeki zehir benim gözümün içine girsin, ama halkımın gözüne girmesin, tırnağınıza taş değmesin, taş benim başıma değsin. Ben sizde rica ediyorum, bu gün tüm sivil kuruluşlarımız belediye başkanlarımız toplantı yaptık. Şu ana kadar sizin isteğiniz için sizin cesaretiniz için, sizlere canı gönülden teşekkür ediyoruz. Siz kimliğinize sahip çıktınız, siz bağrı yanıklarınıza ve acınıza sahip çıktınız, biz de sizinleyiz, bundan emin olun. Barış için verdiğiniz çaba için birbirimizi dinlememiz gerekiyor, arkadaşlar, (...) çocuklar bizimle gelmeyin bakın bu yürek acımız 14’tü, bugün 17 oldu yeter 18 olmasın, (...) bundan sonra yapacağımız her aktivite kentimize, sizin demokrasi talebinize özgürlük talebinize zarar verecek niteliktedir. Bizim inancımıza göre, görüşümüze göre, dinimizde 3 gün yasımız vardır (kısa bir kesilme oldu) bu 3 günlük yasta ailelerimizin acısını paylaşalım. Onlar da iyi bilsinler ki bu acı, sadece onların değildir, bu halkın hepsine aittir (...)”
8. Yargıtay, 18 Ocak 2010 tarihinde, başvuran tarafından yapılan temyiz başvurusunu reddetmiştir.
II. İLGİLİ İÇ HUKUK KURALLARI
9. Türk Ceza Kanunu’nun (1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren 26 Eylül 2004 tarihli 5237 sayılı Kanun) 215. maddesi, olayların meydana geldiği dönemde yürürlükte olduğu şekliyle, aşağıdaki gibidir:
“İşlenmiş olan bir suçu veya işlemiş olduğu suçtan dolayı bir kişiyi alenen öven kimse, iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır”.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
I. SÖZLEŞME’NİN 10. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
10. Başvuran, cezaya mahkûm edilmiş olması nedeniyle, ifade özgürlüğü hakkının ihlal edildiğinden şikâyet etmektedir.
A. Kabul Edilebilirlik Hakkında
11. Mahkeme, başvurunun, Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının (a) bendi anlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını ve başka herhangi bir kabul edilemezlik gerekçesiyle bağdaşmadığını tespit ederek, başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar vermektedir.
B. Esas Hakkında
12. Başvuran, konuşmasıyla göstericileri sakinleştirmeye çalıştığını ve evlerine dönmeye davet ettiğini, dolayısıyla söz konusu konuşmanın hiçbir şiddet çağrısı içermediğini ileri sürmektedir.
13. Hükümet, ihtilaf konusu müdahalenin, Türk Ceza Kanunu’nun 215. maddesiyle öngörüldüğünü ve ulusal güvenliğin sağlanması, toprak bütünlüğünün korunması ve kamu düzeninin korunması meşru amaçlarını taşıdığını açıklamaktadır. Hükümet ayrıca, kendisine göre başvuranın bir terör örgütünün ve bu terör örgütünün talimatı üzerine suç işleyen bir kalabalığın faaliyetlerini övücü nitelikte bir konuşma yaptığını; adli para cezası olarak cüzi bir miktara hükmedilmesine dayanan ihtilaf konusu müdahalenin, demokratik bir toplumda gerekli ve izlenen meşru amaçla orantılı olduğunu ileri sürmektedir.
14. Mahkeme, Bédat/İsviçre ([BD], No. 56925/08, § 48, 29 Mart 2016) ve Bülent Kaya/Türkiye (No. 52056/08, §§ 36-40, 22 Ekim 2013) kararlarında özetlenen ve ifade özgürlüğü konusundaki içtihatlarından doğan ilkeleri hatırlatmaktadır.
15. Mahkeme somut olayda, başvuranın adli para cezasına mahkûm edilmesinin, ifade özgürlüğü hakkına yapılan bir müdahale teşkil ettiğini kaydetmektedir (bk. gerekli değişikliklerin uygulanması koşuluyla (mutatis mutandis) Çamyar/Türkiye ((No. 2) [komite], No. 16899/07, § 59, 10 Ekim 2017).
16. Mahkeme, bu müdahalenin kanunla, yani TCK’nın 215. maddesiyle öngörüldüğünü gözlemlemektedir. Mahkeme ayrıca, müdahalenin Sözleşme’nin 10. maddesinin 2. fıkrası bakımından ulusal güvenliğin, toprak bütünlüğünün, kamu düzeninin korunması ve suçun önlenmesi yönünde meşru amaçlar izlediğini kabul etmektedir.
17. Mahkeme, müdahalenin gerekliliği ile ilgili olarak, başvuranın, konuşmasıyla yasa dışı bir terör örgütünün üyeleri için düzenlenen cenaze töreninin ardından meydana gelen gösterileri sonlandırmayı amaçladığını ve demokratik bir toplumda tartışmasız şekilde genel menfaati ilgilendiren bir konuya, yani taşkınlıklara sebebiyet vermeden yakınlarını kaybeden kişilerin acısını paylaşma gerekliliğine ilişkin olarak düşünce ve görüşlerini bildirdiğini tespit etmektedir. Mahkeme ayrıca, ihtilaf konusu konuşmanın, bir bütün olarak değerlendirildiğinde, şiddet kullanılmasına, silahlı direnişe veya ayaklanmaya çağrı içermediğini ve kendisine göre dikkate alınması gereken başlıca unsur olan nefret söylemi teşkil etmediğini kaydetmektedir (Sürek/Türkiye (No. 4) [BD], No. 24762/94, § 58, 8 Temmuz 1999 ve Belek ve Velioğlu /Türkiye, No. 44227/04, § 25, 6 Ekim 2015).
18. Mahkeme, yukarıda belirtilenleri dikkate alarak, ihtilaf konusu tedbirin zorunlu bir sosyal ihtiyaca cevap vermediği; her hâlükârda, hedeflenen meşru amaçlarla orantılı olmadığı ve bu nedenle, demokratik bir toplumda gerekli olmadığı kanısına varmaktadır.
19. Dolayısıyla, Sözleşme’nin 10. maddesi ihlal edilmiştir.
II. SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
20. Başvuran, maruz kaldığı maddi zarar bağlamında, kendisine göre ödemek zorunda kaldığı adli para cezasının ve ödeme tarihinden itibaren işleyen faiz miktarına uygun şekilde 473,85 avro (EUR) talep etmektedir. Başvuran bu bağlamda, söz konusu para cezasının ödeme makbuzunu ve alındı makbuzunu ibraz etmektedir. Başvuran aynı zamanda, maruz kaldığı kanaatine vardığı manevi zarar bağlamında 15.000 avro (EUR) talep etmektedir. Başvuran son olarak, avukat masrafları için 1.375,60 avro, fotokopi ve posta masrafları için 68 avro ve tercüme masrafları için 154,87 avro talep etmektedir. Başvuran bu bağlamda avukatı tarafından imzalanan avukatlık ücretlerine ilişkin sözleşmeyi, posta yoluyla tebliğ edilen üç makbuz ve tercümanı tarafından imzalanan bir ödeme belgesini sunmaktadır.
21. Hükümet, maddi ve manevi tazminat bağlamında sunulan taleplerin dayanaktan yoksun ve aşırı olduğunu ileri sürmektedir. Hükümet ayrıca, tespit edilen ihlal ile iddia edilen manevi zarar arasında illiyet bağının bulunmadığı kanaatine varmaktadır. Hükümet son olarak, masraf ve giderler bağlamında talep edilen miktarların, aşırı fazla olduğu ve özellikle iddia edilen ihlalin telafisine ilişkin işlemlerle ilgili olmadıkları kanısındadır.
22. Mahkeme, başvurana maddi zarar bağlamında 475 avro ve manevi zarar bağlamında 2.500 avro ödenmesinin uygun olduğu kanaatindedir. Mahkeme, somut olayla ilgili olarak kendisine sunulan belgeleri ve içtihatlarını göz önünde bulundurarak, başvurana, bütün masraf ve giderler bağlamında 1.000 avro ödenmesinin makul olduğunu değerlendirmektedir.
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OY BİRLİĞİYLE,
1. Başvurunun kabul edilebilir olduğuna,
2. Sözleşme’nin 10. maddesinin ihlal edildiğine,
3. a)Davalı Devlet tarafından başvurana, kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içerisinde, ödeme tarihinde geçerli döviz kuru üzerinden davalı Devletin para birimine çevrilmek üzere:
i. Maddi zarar bağlamında her türlü vergiden hariç olmak üzere 475 EUR (dört yüz yetmiş beş avro),
ii. Manevi tazminat bağlamında, ödenmesi gereken her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere 2.500 EUR (iki bin beş yüz avro),
iii. Masraf ve giderler için, başvuran tarafından ödenmesi gereken her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere1.000 EUR (bin avro) ödenmesine,
b) Söz konusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödeme tarihine kadar, bu miktarlara Avrupa Merkez Bankasının o dönem için geçerli olan marjinal kredi faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;
4. Başvurunun geri kalan kısmı için adil tazmin taleplerinin reddine
karar vermiştir.
İşbu karar Fransızca dilinde tanzim edilmiş olup, Mahkeme İç Tüzüğü’nün 77. maddesinin 2 ve 3. fıkraları uyarınca 15 Ocak 2019 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan BakırcıJulia Laffranque
Yazı İşleri Müdür YardımcısıBaşkan
Full & Egal Universal Law Academy