AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
BAYRAM / TÜRKİYE DAVASI
(Başvuru No. 7087/12)
KARAR
STRAZBURG
4 Şubat 2020
İşbu karar kesinleşmiştir. Bazı şekli düzeltmelere tabi tutulabilir.
Bayram / Türkiye davasında,
Başkan
Egidijus Kūris,
Hâkimler
Ivana Jelić,
Darian Pavli
ve Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla, Komite halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), 14 Ocak 2020 tarihinde gerçekleştirdiği müzakerelerin ardından, aynı tarihte aşağıdaki kararı vermiştir:
USUL
1. Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan davanın temelinde, Türk vatandaşı olan Fikret Bayram’ın (“başvuran”), 28 Kasım 2011 tarihinde, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvuru (No. 7087/12) bulunmaktadır.
2. Başvuranın tutulma koşullarına ilişkin şikâyetleri, 3 Temmuz 2017 tarihinde davalı Hükümete bildirilmiş (“Hükümet”) ve başvurunun geri kalan kısmının, Mahkeme İç Tüzüğü’nün 54. maddesinin 3. fıkrası uyarınca kabul edilemez olduğuna karar verilmiştir.
3. Aynı tarihte, davanın tahsis edildiği Bölüm Başkanı, Mahkeme İç Tüzüğü’nün 36. maddesinin 2. fıkrasının son cümlesini (in fine) uygulayarak, başvuranın kendisini temsil etmesine izin vermiştir. Batman Barosuna bağlı Avukat S. Ramanlı, 13 Şubat 2018 tarihinde, Mahkemeye, başvuran ve kendisi tarafından usulüne uygun şekilde imzalanmış bir vekâlet belgesi ile birlikte başvuranın görüşlerini ve adil tazmin talebini sunmuştur.
4. Davalı Hükümet kendi yetkilisi tarafından temsil edilmiştir.
5. Hükümet, başvurunun bir Komite tarafından incelenmesine itiraz etmektedir. Mahkeme, Hükümetin itirazını inceledikten sonra, reddedilmesine karar vermiştir.
OLAY VE OLGULARDAVANIN KOŞULLARI
6. Başvuran 1972 doğumlu olup, Batman’da ikamet etmektedir.Davanın Konusu
7. Başvuran, 1990 ve 1992 yılları arasında, yasa dışı terör örgütü Hizbullah adına işlenen üç cinayet de dâhil olmak üzere, birçok terör eylemine katılmıştır. İki kişinin öldürüldüğü bu terör eylemlerinden birinde, 2 Nisan 1992 tarihinde, başvuran, ölen kişilerden biri tarafından mermi ile yaralanmış ve başvuranın belden aşağısı felçli kalmıştır. Başvuran, tutuklanmış ve bir yıl boyunca bir hastanenin hükümlülere ayrılan biriminde farklı tıbbi tedaviler görmüştür. 1995 yılında, başvuran, yukarıda belirtilen eylemlerin bazılarından suçlu bulunarak, 26 yıl hapis cezasına mahkûm edilmiştir. İlgili, 1997 yılında Cumhurbaşkanlığı affından faydalanarak, serbest bırakılmıştır.
8. Başvuran, 1992 yılına kadar olan süreçte işlenen başka eylemlere de katıldığının tespit edilmesi sebebiyle, 27 Şubat 2000 tarihinde, yeniden yakalanarak tutuklanmıştır. Başvuran, davanın görülmesine devam edilirken, 10 Aralık 2004 tarihinde serbest bırakılmıştır.
9. Başvuran, 28 Aralık 2006 tarihli bir kararla, müebbet hapis cezasına mahkûm edilmiştir. Başvuran hakkında verilen bir önceki mahkûmiyet kararı dikkate alındığında, yukarıda belirtilen bütün eylemlerin tamamı, Devletin anayasal düzenini bozma suçu olarak değerlendirilmiş ve bu son kararla, daha önce verilen 26 yıl hapis cezası da iptal edilmiştir.
10. Başvuran, son olarak verilen bu kararın kesinleşmesinin ardından 6 Nisan 2009 tarihinde, yeniden Batman Cezaevine gönderilmiştir. Aynı tarihte düzenlenen müddetnamede, başvuranın şartlı tahliyeden faydalanabileceği gün olarak 26 Aralık 2028 tarihi belirtilmiştir.
11. Diyarbakır Cumhuriyet savcısı, 14 Haziran 2013 tarihli bir kararla, 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un 16. maddesinin 6. fıkrası uyarınca, başvuranın sağlık durumu bakımından cezasının infazının ertelenmesine karar vermiştir. Cumhuriyet savcısı ayrıca, bu kararın iptal edilmesi durumunda, ilgilinin, üç ayda bir sağlık kontrolünden geçmekle ve her türlü adres değişikliğini savcılığa bildirmekle yükümlü olduğuna karar vermiştir.Başvuranın Sağlık Durumu
12. Farklı sağlık kuruluşları tarafından düzenlenen onlarca raporda, başvuranın belden aşağısının felçli olduğu ve % 92 oranında fiziki engeli bulunduğu belirtilmiştir. Bu raporlarda ayrıca, ilgilinin tabi olduğu tıbbi takip ve ilgiliye uygulanan tedaviler de açıklanmıştır.
13. 25 Ocak ve 20 Eylül 2007 tarihli tıbbi raporlarda, başvuranın, vücudunun üst kısmında bulunan uzuvlarının fiziki kapasitelerine tamamen sahip olduğu, vücudunun alt kısmında bulunan uzuvların kas yeterliliğinin 5 üzerinden 0 olduğu, idrarını tutamadığı ve idrar sondası kullandığı belirtilmiştir.
14. 10 Eylül 2009 tarihli raporda, yukarıda belirtilen teşhisler doğrulanmış ve başvuranın 1992 yılında omurgasından yaralandığı, atrofiye maruz kaldığı, tekerlekli sandalye kullanmak zorunda olduğu ve kalıcı bir engelinin bulunduğu açıklanmıştır.
15. Diyarbakır Cumhuriyet savcısı, 1 Ekim 2009 tarihinde, Adli Tıp Kurumundan, başvuranın Cumhurbaşkanlığı affından yararlanıp yararlanamayacağının belirlenmesi için, başvuranın sağlık durumunu değerlendirmesini talep etmiştir. Adli Tıp 3. İhtisas Kurulunun 8 Şubat 2010 tarihli raporunda, başvuranın engelinin, Cumhurbaşkanlığı affını gerektirdiği kanaatine varılamayacağı ve sağlık durumuna uygun bir besin rejimi ve düzenli tıbbi kontrol ile cezasının infazına devam edilebileceği belirtilmiştir.
16. Adli Tıp Genel Kurulu, 3. İhtisas Kurulunun yukarıda belirtilen raporunu, 20 Mayıs 2010 tarihinde, oy çokluğuyla onaylamıştır.
17. Başvuran ile aynı koğuşta kalan ve onun bakımıyla ilgilenen başvuranın erkek kardeşinin 11 Nisan 2011 tarihinde serbest bırakılmasının ardından, başvuran, kendisinin bakımını aile üyelerinin üstlenmesini tercih ettiğini açıklayarak, özellikle cezasını evinde çekme imkânını elde edebilmek için birçok talepte bulunmuştur.
18. 2011 ve 2013 yılları arasında, birçok tıbbi muayene yapılmış ve ilgiliye çeşitli tedaviler uygulanmıştır. Bu muayenelerde, özellikle başvuranın, aşırı kilo aldığı, böbrek sorunundan muzdarip olduğu ve depresif bir durumda olduğu tespit edilmiştir.
19. Adli Tıp 3. İhtisas Kurulunun 28 Aralık 2012 tarihli tıbbi raporunda, başvuranın, günlük ihtiyaçlarını cezaevinde tek başına karşılayabilecek durumda olmadığı ve üçüncü bir kişinin yardımına muhtaç olduğu belirtilmiştir. 3. İhtisas Kurulunun 21 Şubat 2013 tarihli raporunda, başvuranın depresif durumu dikkate alınarak, cezasının infazının ertelenebileceği tavsiye edilmiştir.
20. Diyarbakır Cumhuriyet savcısı, 28 Şubat 2013 tarihinde, yeniden adli Tıp Kurumuna başvurarak, başvuranın Cumhurbaşkanlığı affından yararlanıp yararlanamayacağının belirlenmesi amacıyla başvuranın sağlık durumunun yeniden değerlendirilmesini talep etmiştir. Adli Tıp 3. İhtisas Kurulu, 17 Mayıs 2013 tarihinde, başvuranın günlük ihtiyaçlarını cezaevinde tek başına karşılayabilecek durumda olmadığını onaylayarak, diğer taraftan kendisinin, ilgilinin tehlikeli bir şahıs olup olmadığını değerlendirme konusunda sorumlu olmadığını belirtmiştir.Başvuranın Tutulma KoşullarıBatman M Tipi Cezaevi
21. Başvuran, 2004 yılında serbest bırakılmasının ardından (yukarıdaki 8. paragraf), yeniden 6 Nisan 2009 tarihinde Batman Cezaevine gönderilmiştir. Başvuran, burada, sekiz kişiden on dört kişiye kadar olan çeşitli yaşam ünitelerinde kalmıştır. Bu yaşam ünitelerinin hepsi birbirine benzemektedir ve binanın zemin katında, bir salon, bir mutfak köşesi, banyo ve tuvaletler ile yürüyüş avlusuna açılan bir çıkış bulunmaktadır. Merdivenlerle erişilebilen üst katta, yataklar ve dolaplar bulunmaktadır.
22. Başvuran, bir tekerlekli sandalyeye ve her gün yürüyüş yapma imkânına (taraflarca süre belirtilmemiştir) sahipti. Başvuran, sosyal faaliyetlere ve el işi atölyelerine katılıyordu (katılım şekli ve sıklığı taraflarca belirtilmemiştir). Başvuranın çarşafları, cezaevine gelen aile üyeleri tarafından haftada bir defa yıkanıyordu.
23. Başvuranın bakımı, yeniden cezaevine alındıktan sonra, kendisi ile aynı koğuşta kalan erkek kardeşi tarafından üstlenilmiştir. Bu durum, kardeşinin cezasını tamamlayarak serbest bırakıldığı 11 Nisan 2011 tarihine kadar bu şekilde devam etmiştir.
24. Başvuran, 20 Nisan 2011 tarihinde, tutulma koşullarının iyileştirilmesi talebinde bulunmuştur. Başvuran, özellikle ihtiyaçlarını tek başına karşılamasına imkân veren kolaylıklar sunan bir yaşam ünitesine yerleştirilmesini ve ailesi tarafından, besin rejimine uygun olarak, tam buğday ekmeği getirilmesine izin verilmesini talep etmiştir.
25. Tam buğday ekmeğin tedarik edilmesine 22 Nisan 2011 tarihinde izin verilmiştir. Cezaevi idaresi, kararında, bu kategori ekmeğin, talep edilerek tutuklulara tedarik edildiğini, ancak başvuranın bu ekmeği beğenmediğini ve dolayısıyla sağlık durumu dikkate alınarak, bir güvenlik tedbirinin uygulanması suretiyle başvurana özel bir izin verildiğini belirtmiştir.
26. Cezaevi İdare Kurulu, 27 Nisan 2011 tarihinde, başvuranın iki koğuş arkadaşının başvurana yardımcı olarak tayin edilmesine ve bu kişilere, hükümlülerin çalışma koşullarını düzenleyen ilkelere göre ücret bağlanmasına karar vermiştir. Kararda, bu yardımın, başvuranı, yaşam ünitesinin katları arasında taşımaya ve başvurana, kişisel hijyen ihtiyaçları için yardımcı olmaya yönelik olduğu belirtilmiştir.
27. Koğuş arkadaşlarının nakledileceğini öğrenen başvuran, 9 Ağustos 2012 tarihli talebiyle, yaşam ünitelerinin tek bir kat üzerinde yer aldığı Diyarbakır Cezaevine nakledilmeyi tercih ettiğini bildirmiştir. Başvuran, 25 Eylül 2012 tarihinde bu cezaevine nakledilmiştir.
28. Batman İnfaz Hâkimliği, 20 Nisan 2011 tarihli talebe ilişkin olarak (yukarıdaki 24. paragraf), 26 Aralık 2017 tarihli kararında, yukarıda belirtilen unsurları yeniden incelemiş ve ilgilinin, 14 Haziran 2013 tarihinde serbest bırakılmış olması sebebiyle (yukarıdaki 11. paragraf), dava hakkında karar verilmesine yer olmadığını belirtmiştir.Diyarbakır D Tipi Cezaevi
29. Başvuran, 25 Eylül 2012 tarihinde, Diyarbakır Cezaevine nakledilmiştir. Başvuran, 1. katta bulunan ve asansör ile erişilebilir olan altı kişilik bir koğuşa yerleştirilmiştir. Bu cezaevinde koğuş tek bir kat üzerinde yer almakta ve bir mutfak köşesi bulunmaktadır. Banyo ve tuvaletler de yine koğuş içerisinde ayrı bir bölümde yer almakta ve ayrı bir oda içerisinde masa ve sandalyeler bulunmaktadır. Başvurana iki tekerlekli sandalye tahsis edilmiştir; bunlardan biri banyo ve tuvaletleri kullandığında, kendi özel ihtiyaçlarını karşılayabilmesi için, diğeri de yaşam ünitesinde ve cezaevinde dolaşması için verilmiştir. Belirtilmeyen bir tarihte, banyo ve tuvaletlerin bulunduğu kısmın kapısı tekerlekli sandalyelerin geçişinin sağlanması için genişletilmiştir.
30. Hükümlüler, mevsimlere göre değişmek suretiyle, yürüyüş avlusunu günde yaklaşık olarak on saat kullanabilmektedirler.
31. Başvuran, bu cezaevinde kaldığı süre boyunca hiçbir sosyal faaliyete katılmamıştır. Hükümete göre, başvuran, bu faaliyetlere katılmak için istekli olduğunu hiçbir zaman belirtmemiştir.
32. Diyarbakır Cezaevi İdare Kurulu tarafından, 29 Nisan 2013 tarihinde, başvuranın koğuş arkadaşlarından birinin, başvurana yardımcı olarak tayin edilmesine ve bu kişiye, hükümlülerin çalışma koşullarını düzenleyen ilkelere göre ücret bağlanmasına karar vermiştir.
33. 14 Haziran 2013 tarihinde başvuranın cezasının infazının ertelenmesine karar verilmiş ve ilgili, aynı tarihte serbest bırakılmıştır (yukarıdaki 11. paragraf).İlgili Diğer Bilgiler
34. Hükümet, şimdiye kadar, hareket kabiliyeti kısıtlı ve sağlık durumu özel bir bakım gerektirebilecek tutuklular için öngörülen iki R Tipi Cezaevinin, birincisinin 11 Haziran 2009 tarihinde Metris’te, ikincisinin de 13 Ocak 2015 tarihinde Menemen’de olmak üzere, faaliyete geçirildiğini açıklamaktadır. Hükümet, bu kategoriye giren üçüncü bir cezaevinin inşasına, Elazığ’da devam edildiğini belirtmektedir. Hükümet, son yıllarda inşa edilen bütün cezaevlerinin, kategorisi ne olursa olsun, özellikle tuvalet ve banyoların bulunduğu kısımların kapılarının genişliği açısından, hareket kabiliyeti kısıtlı kişilerin dolaşımına uygun olduğunu eklemektedir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRMESÖZLEŞME’NİN 3. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
35. Başvuran, ağır engelli olmasına rağmen, toplamda yaklaşık on üç yıl boyunca cezaevinde tutulduğundan şikâyetçidir. Başvuran bu bağlamda, Sözleşme’nin 3. maddesinin ihlal edildiğini iddia etmektedir, bu madde aşağıdaki gibidir:
“Hiç kimse işkenceye, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza veya işlemlere tabi tutulamaz. ”
36. Hükümet, bu iddiaya itiraz etmiştir.Usul Hakkında
37. Hükümet, Mahkeme İç Tüzüğü’nün 36. maddesinin 2. fıkrası ve 47. maddesinin 5. fıkrasına atıfta bulunarak, başvurunun bildirildiği anda başvuranın, bir avukat tarafından temsil edilmediği gerekçesiyle, başvurunun kayıttan düşürülmesi gerektiğini ileri sürmektedir.
38. Mahkeme, bu türden bir eksikliğin bir kayıttan düşme gerekçesi teşkil edip edemeyeceği konusu üzerinde durmaksızın, Bölüm Başkanı’nın 3 Temmuz 2017 tarihinde, İç tüzüğün 36. maddesinin 2. fıkrasının son cümlesi (in fine) uyarınca, başvuranın kendisini temsil etmesine izin verdiğini (yukarıdaki 3. paragraf) hatırlatmaktadır. Sonuç olarak Hükümetin itirazının reddedilmesi gerekmektedir.Kabul Edilebilirlik Hakkında6 Aylık Süre Kuralı
39. Mahkeme, başvuranın 1992 yılından 1995 yılına kadar, 27 Şubat 2000 tarihinden 10 Aralık 2004 tarihine kadar ve son olarak 6 Nisan 2009 tarihinden 14 Haziran 2013 tarihine kadar cezaevinde tutulduğunu (yukarıdaki 7. paragraf) gözlemlemektedir.
40. Mahkeme, altı aylık süre kuralının, iç hukukta başvuruda bulunulmadığında, şikâyet edilen eylemden itibaren işlediğini hatırlatmaktadır (diğer birçok karar arasında bk. Hamza Yılmaz/Türkiye (k.k.), No. 46732/99, 1 Nisan 2003). Mahkeme, altı aylık süre kuralıyla ilgili olarak, daha önce, kamu düzenine ilişkin bir kuralın söz konusu olduğu ve dolayısıyla Hükümet itiraz etmese de, bu kuralı re’sen uygulama yetkisinin bulunduğu (Sabri Güneş/Türkiye [BD], No. 27396/06, § 29, 29 Haziran 2012) kanaatine varmıştır. Somut olayda, bir taraftan, başvuranın tabi tutulduğu hapis süreçleri arasındaki kesintiler ve diğer taraftan, ilgilinin, son olarak tutulduğu süreçten önce, tutulma koşullarından şikâyetçi olduğu hiçbir davanın açılmamış olması dikkate alındığında, Mahkeme, başvurunun içerdiği 6 Nisan 2009 tarihinden önceki süreçlerle ilgili olarak, başvurunun, vaktinden geç sunulduğu gerekçesiyle, Sözleşme’nin 35. maddesinin 1 ve 4. fıkraları uyarınca kabul edilemez olduğuna karar vermektedir (ayrıca bu davaya uygulanabildiği ölçüde (mutatis mutandis) bk. Maltabar ve Maltabar/Rusya, No. 6954/02, §§ 82-84, 29 Ocak 2009). İtirazlar
41. Hükümet, birçok kabul edilemezlik itirazı ileri sürmektedir. Hükümet öncelikle, iç hukuk yollarının tüketilmediğini, ardından başvuranın, mağdur sıfatına haiz olmadığını ve son olarak, Sözleşme’nin 3. maddesinin söz konusu olabilmesi için gerekli ağırlık eşiğinin aşılmadığını ileri sürmektedir.
42. Başvuran bu itirazlar hakkında görüş belirtmemektedir. Başvuran, yetkili makamların, kendi durumuna uygun tedbirler almadığını, tanımadığı kişiler tarafından ona yardım edilmesinin, kendisini küçük düşürdüğünü ve cezasını, ailesinin yardımından faydalanabilecek şekilde, evinde çekmesine izin verilmiş olması gerektiğini açıklamaktadır.
(a) İç Hukuk Yollarının Tüketilmemiş Olması
43. Hükümet, üç farklı açıdan iç hukuk yollarının tüketilmediğini ileri sürmektedir.
Hükümet öncelikle, başvuranın önce erkek kardeşi ile aynı koğuşa yerleştirildiğini, dolayısıyla kardeşinin başvuranla ilgilendiğini ve başvuranın, bu süreçle ilişkin tutulma koşullarından hiçbir zaman şikâyetçi olmadığını belirtmektedir.
Hükümet ardından, Batman Cezaevi İdare Kurulunun, 27 Nisan 2011 tarihinde, başvuranın iki koğuş arkadaşının kendisine yardımcı olarak tayin edilmesine karar vermesinin ardından, başvuranın, bu kararda alınan tedbirlerin yetersiz olduğu kanaatine varması durumunda infaz hâkimliğine başvuruda bulunma imkânı bulunduğunu açıklamaktadır.
Son olarak Hükümet, Diyarbakır Cezaevinde sosyo-kültürel faaliyetler düzenlenmediği iddiasıyla ilgili olarak, başvuranın bu bağlamda bir talepte hiçbir zaman bulunmadığını belirtmektedir.
44. Mahkeme, başvuranın, bakımını üstlenen kardeşiyle birlikte tutulduğu 6 Nisan 2009 ile 11 Nisan 2011 tarihleri arasında geçen süreç boyunca (yukarıdaki 23. paragraf), tutulma koşullarından asla şikâyetçi olmadığını kaydetmektedir. Başvuran, sadece kardeşinin serbest bırakılmasının ardından, daha açık olarak 20 Nisan 2011 tarihinde bu bağlamda bir talepte bulunmuştur. Bu nedenle Mahkeme, Sözleşme’nin 35. maddesinin 1 ve 4. fıkraları uyarınca, iç hukuk yollarının tüketilmediği gerekçesiyle söz konusu süreçle ilgili olarak, başvurunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
45. Buna karşın, 11 Nisan 2011 tarihinden sonraki sürece ilişkin olarak, 27 Nisan 2011 tarihli kararın ardından İnfaz Hâkimliğine yapılan başvuruyla (yukarıdaki 43. paragraf) ilgili olan iç hukuk yollarının tüketilmediğine dair itirazın, dava dosyasının, başvuranın, kendisinin İnfaz Hâkimliğine başvuruda bulunup bulunmadığının belirlenmesine imkân vermese de, konunun bu makam tarafından incelenmiş olması sebebiyle (yukarıdaki 28. paragraf), reddedilmesi gerekmektedir.
46. Son olarak Mahkeme, Diyarbakır Cezaevinde düzenlenen sosyo-kültürel faaliyetlerle ilgili itiraza ilişkin olarak, cezaevi idaresinin başvuranın bu türden faaliyetlere katılımını sağlamak için gerekli tedbirleri re’sen almamakla eleştirilemeyecek olsa da, başvuranın aslında bu bağlamda herhangi bir talepte veya itirazda bulunmadığını gözlemlemektedir. Dolayısıyla, Mahkeme, Sözleşme’nin 35. maddesinin 1 ve 4. fıkraları uyarınca, iç hukuk yollarının tüketilmemiş olduğu gerekçesiyle, söz konusu şikâyetin reddedilmesi gerektiğine karar vermektedir.
(b) Başvuranın Mağdur Sıfatı ve “Asgari Ağırlık Eşiği”
47. Hükümet, başvuranın mağdur sıfatına itiraz etmektedir. Hükümet, başvuranın bakımını üstlenen kardeşinin serbest bırakılmasından ve 20 Nisan 2011 tarihinde başvuran tarafından sunulan ilk talebin ardından sadece yedi gün sonra, başvuranın koğuş arkadaşlarından ikisinin, günlük işlerinde ilgiliye destek olmaları için yardımcı olarak tayin edildiğini belirtmektedir. Diyarbakır Cezaevi idaresi ise, ilgilinin Cumhurbaşkanlığı affından faydalanmasını amaçlayan süreci re’sen başlatmıştır. Diğer taraftan, başvuranın cezasının infazı, sağlık durumu bakımından ertelenmiş ve ilgili, 14 Haziran 2013 tarihinde serbest bırakılmıştır.
48. Hükümet son olarak, başvuranın tutulma koşullarından ilk defa şikâyetçi olmasının ardından yardımdan mahrum kaldığı sürenin, sadece yedi gün olduğunu açıklamaktadır. Bu sebeple Hükümet, somut olayda Sözleşme’nin 3. maddesinin uygulanması için öngörülen asgari ağırlık eşiğinin aşılmadığı kanaatindedir.
49. Mahkeme, Hükümetin, ihtilaf konusu koşulların, başvuranın tutulma koşullarından ilk defa şikâyetçi olduğu tarihten sonra sadece yedi gün sürdüğü iddiasını kabul edememektedir. Mahkeme öncelikle, ilgilinin ağır engelli olması sebebiyle, durumunun tutulma koşullarından şikâyetçi olan herhangi bir hükümlüden farklı olduğunu tespit etmektedir. Hâlbuki özellikle başvuranın bakımını üstlenen kardeşinin serbest bırakılmasının ardından makamlar tarafından re’sen hiçbir tedbir alınmamıştır. Mahkeme ardından, başvuranın durumunun serbest bırakıldığı tarihe kadar incelenmesi gerektiği, zira bu incelemenin Hükümetin mağdur sıfatına ve ağırlık eşiğine ilişkin itirazlarına başvuranın verdiği cevaplara dayandığı kanaatine varmaktadır. Somut olayın özel koşullarında, Mahkeme, bu itirazların, davanın esasıyla birleştirilmesi gereken, Sözleşme’nin 3. maddesine ilişkin şikâyetin esasıyla yakından ilişkili olduğu kanaatindedir.
50. Mahkeme, başvuranın 11 Nisan 2011 tarihinden 14 Haziran 2013 tarihine kadar maruz kaldığı tutulmaya ilişkin maddi koşullarla ilgili olarak (yukarıdaki 46. paragraf), başvurunun bu kısmının, Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi anlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını ve başka herhangi bir kabul edilemezlik gerekçesiyle örtüşmediğini tespit etmektedir. Sonuç olarak Mahkeme, bu şikâyetin kabul edilebilir olduğu sonucuna varmaktadır.Esas Hakkında
51. Başvuran, Batman Cezaevinde kaldığı sırada, tuvalet ve banyonun bulunduğu bölüme erişebilmek amacıyla yirmi kadar merdiven basamağından tanımadığı kişiler tarafından çıkarılmak zorunda kalmasının kendisi için küçük düşürücü olduğunu açıklamaktadır. Başvuran ayrıca, şikâyeti hakkında ayrıntılı açıklamada bulunmaksızın, yürüyüş avlusuna diğer hükümlüler kadar çok çıkamadığından yakınmaktadır. Dolayısıyla başvuran, ağır engelli olmasına rağmen cezaevinde tutulmasının, Sözleşme’nin 3. maddesine uygun olmadığı, ailesinin yanında bulunması gerektiği ve cezasını evinde çekmiş olması gerektiği kanaatindedir.
52. Hükümet, cezaevi idaresi tarafından ücret ödenmesi suretiyle hükümlülerin başvurana yardımcı olarak tayin edildiğini, Diyarbakır Cezaevinde biri başvuranın özel kullanımı için olmak üzere, ilgiliye tekerli sandalyelerin tahsis edildiğini ve bu cezaevinde tuvalet ve banyoların bulunduğu kısmın kapısının, başvuranın kendi kendine daha iyi erişebileceği şekilde genişletildiğini yinelemektedir.Genel İlkeler
53. Mahkeme, içtihatlarına göre, kötü muamelenin, Sözleşme’nin 3. maddesinin alanına girmesi için, asgari ağırlık eşiğini geçmesi gerektiğini hatırlatmaktadır. Bu asgari eşiğin değerlendirmesi aslında görecelidir; söz konusu değerlendirme, davanın verilerinin tamamına, özellikle muamelenin süresine, fiziki ve zihinsel etkilerine ve bazen de mağdurun cinsiyetine, yaşına ve sağlık durumu gibi etkenlere dayanır (Gäfgen /Almanya [BD], No. 22978/05, § 88, AİHM 2010 ve Bouyid/Belçika [BD], No. 23380/09, § 86, AİHM 2015). Bu açıdan, muamelenin olumsuz yönler içermesi yeterli değildir (Guzzardi/İtalya, 6 Kasım 1980, § 107, A Serisi No. 39 ve Messina/İtalya (No. 2) (k.k.), No. 25498/94, AİHM 1999-V).
54. Sözleşme’nin 3. maddesi, Devlete, her mahkûmun insan onuruna saygı duyulmasına uygun koşullarda tutulmasını, tedbirin icra yöntemlerinin, ilgiliyi, tutukluluğa bağlı kaçınılmaz acı eşiğini aşan yoğunlukta bir sıkıntıya veya sınava maruz bırakmamasını ve hapis cezasını uygulama gereklilikleri bakımından, mahkûmun sağlık ve esenliğinin uygun şekilde güvence altına alınmasını sağlama pozitif yükümlülüğü getirir (engelli bir mahkûm için bk. Vincent/Fransa, No. 6253/03, § 98, 24 Ekim 2006; ayrıca bk. Mahkemenin, dört uzvundan engelli olan başvuranın sağlık durumuna uygun olmayan koşullarda tutulmasının, aşağılayıcı bir muamele olduğuna karar verdiği Price/Birleşik Krallık kararı, No. 33394/96, AİHM 2001-VII; genel tutulma koşulları için bk. Idalov/Rusya [BD], No. 5826/03, § 93, 22 Mayıs 2012 ve Muršić/Hırvatistan [BD], No. 7334/13, § 99, 20 Ekim 2016).Somut Olayda Uygulama
55. Mahkeme, % 92 oranında fiziki yetersizliği bulunan başvuranın, kendisine yardımcı olan kardeşinin serbest bırakıldığı 11 Nisan 2011 tarihi ile Batman Cezaevinin, başvuranın koğuş arkadaşlarından ikisinin kendisine yardımcı tayin edilerek bu kişilere ücret ödenmesine karar verdiği 27 Nisan 2011 tarihi arasında resmi olarak herhangi bir yardım almadığını gözlemlemektedir. Bu kişilerin görevi, başvuranı, yaşam ünitesinin iki arasında taşımak ve başvurana, kişisel hijyen ihtiyaçları için yardımcı olmaktır. Taraflar, bu konuyla ilgili herhangi bir detay belirtmemiştir. Başvuran, kendisine ait bir tekerlekli sandalyeye sahiptir ve görünüşe göre bu cezaevinde düzenlenen sosyo-kültürel faaliyetlere katılmıştır. Ayrıca zemin katta bulunan yürüyüş avlusuna, bu kata çıkarılması koşuluyla, başvuranın erişimi sağlanmıştır.
56. Ardından 25 Eylül 2012 tarihinde başvuran, Diyarbakır D Tipi Cezaevine nakledilerek, burada tek bir kat üzerinde yer alan bir koğuşa yerleştirilmiştir. Tuvalet ve banyolar, tekerlekli sandalyelerin geçişine izin verecek şekilde genişletilen bir kapıya sahip olan kısımda bulunmaktadır. Başvurana burada, biri sadece özel olarak tuvalet ve banyoların bulunduğu kısımda kullanılmak üzere, iki tekerlekli sandalye tahsis edilmiştir. Taraflar, bu konuyla ilgili olarak da herhangi bir detay belirtmemiştir. Diyarbakır Cezaevi İdare Kurulu, 29 Nisan 2013 tarihinde, başvurana yardımcı olması için koğuş arkadaşlarından birini ücretli olarak tayin etmiştir. Taraflar, ilgilinin bu iki tarih arasındaki somut durumu hakkında daha fazla detaylı bilgi vermemişlerdir. Başvuran da, örneğin diğer yaşam ünitelerini ayıran kapılardan veya salon kapısından tekerlekli sandalyesi ile geçemediğinden şikâyetçi olmamıştır.
57. Mahkeme, başvuranın, Batman ve Diyarbakır Cezaevlerinde kaldığı dönemlere ilişkin olarak, ayrıca, tuvalet ve banyoların engelli kişilere uygun olmadığından veya kişisel hijyeni için gerekli yardımın niteliğinden şikâyetçi olmadığını da kaydetmektedir. Mahkeme, başvuranın, Hükümetin belirttiği gibi Batman Cezaevinde sosyo-kültürel faaliyetlere katıldığı hususuna da itiraz etmediğini tespit etmektedir.
58. Mahkeme, genel olarak, yetkili makamların başvuranın bakımı ve tutulma koşullarının iyileştirilmesi için belirli bir özen gösterdiğini gözlemlemektedir (yukarıdaki 21-32. paragraflar). Mahkeme diğer taraftan, tutulduğu süre boyunca, başvuranı küçük düşürme ve aşağılama niyetinde olunduğunu belirtmeye imkân verecek hiçbir unsur bulunmadığını tespit etmektedir. Aynı zamanda ilgilinin, Cumhurbaşkanlığı affından faydalanabilmesi için de iki defa girişimde bulunulmuştur (yukarıdaki 20. paragraf). Nihai olarak, başvuranın cezasının infazının ertelenmesine karar verilmiş ve ilgili, aynı tarihte serbest bırakılmıştır (yukarıdaki 11. paragraf).
59. Bununla birlikte Mahkeme, daha önce, engelli bir kimsenin kendi imkânlarıyla yer değiştiremeyeceği bir cezaevinde tutulmasının, Sözleşme’nin 3. maddesi anlamında “aşağılayıcı bir muamele” teşkil ettiğini belirttiğini hatırlatmaktadır (yukarıda anılan Vincent, § 103). Somut olayda, 11 ve 27 Nisan 2011 tarihleri arasında geçen süreçle ilgili olarak, başvuranın, yaşam ünitesinin iki kata ayrıldığı, tuvalet ve banyoların bulunduğu kısım ve yürüyüş avlusuna çıkış zemin katta bulunurken, yatağının üst katta bulunduğu Batman Cezaevinde kendi başına yer değiştiremediği açıktır. Söz konusu edilen sürenin nispeten kısa olmasına rağmen, başvuranın tuvalete gitmek için koğuş arkadaşlarından gönüllü olarak kendisine yardımcı olmalarını istemek zorunda kaldığı hususu doğrudur. Başvuranın koğuş arkadaşlarından ikisi, 27 Nisan 2011 tarihinde, ilgiliye ücret karşılığında yardımcı olmaları için tayin edilmiştir. Yardımın bir hemşirenin bilgisini gerektirmediği durumlarda, bu çözümün diğer ülkeler de sıklıkla uygulandığı görülmektedir (yukarıda anılan Vincent, § 31). Bu sebeple, başvuranın katlar arasında taşınma ihtiyacı duyduğu süreç, 25 Eylül 2012 tarihine kadar devam etmiştir. Dolayısıyla bu süreç toplamda on yedi ay kadar devam etmiştir. Mahkeme nazarında, bu süre, söz konusu çözümün somut olayda doğrulanması için aşırı uzundur ve dolayısıyla Sözleşme’nin 3. maddesinin alanına girmesi için gerekli ağırlık eşiğini de aşmıştır. Yine aynı gerekçelerle, Hükümetin, başvuranın mağdur sıfatına ilişkin itirazı da reddedilmelidir.
60. Diğer taraftan, Hükümet, neden başvuranın, bu süreç boyunca, hareket kabiliyeti kısıtlı kişilere uygun olan Metris R Tipi Cezaevine (yukarıdaki 34. paragraf) nakledilmediğini veya makul bir sürenin ardından ve ilgilinin, reddetmemiş olması koşuluyla, yaşam üniteleri tek bir kat üzerinde yer alan ve durumuna uygun kolaylıklar sağlayan bir cezaevine nakledilmediğini açıklamamaktadır.
61. Başvuranın 25 Eylül 2012 tarihinde nakledildiği Diyarbakır Cezaevinde durum bu şekildedir: yaşam ünitesi tek bir kat üzerinde yer almaktadır, başvurana, tuvalet ve banyoları kapsayan kısımda kullanılabilmesi için özel olarak tasarlanmış ek bir tekerlekli sandalye tahsis edilmiş ve tuvalet ve banyolara açılan kapı tekerlekli sandalyenin geçebileceği şekilde genişletilmiştir.
62. Mahkeme, yukarıda belirtilenler bakımından, başvuranın 11 Nisan 2011 ve 25 Eylül 2012 tarihleri arasında tutulduğu Batman Cezaevindeki koşullar sebebiyle, Sözleşme’nin 3. maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmaktadır.
63. Diyarbakır Cezaevine ilişkin yukarıdaki 61. paragrafta belirtilen gerekçelerle, Mahkeme, başvuranın bu cezaevinde tutulduğu 25 Eylül 2012 ve 14 Haziran 2013 tarihleri arasında geçen sürece ilişkin olarak bu hükmün ihlal edilmediği sonucuna varmaktadır.SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
64. Sözleşme’nin 41. maddesi aşağıdaki şekildedir:
“ Eğer Mahkeme bu Sözleşme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Taraf’ın iç hukuku bu ihlalin sonuçlarını ancak kısmen ortadan kaldırabiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, zarar gören taraf lehine adil bir tazmin verilmesine hükmeder. ”
65. Başvuran, manevi tazminat olarak 100.000 avro (EUR) talep etmektedir.
66. Hükümet, bu talebe itiraz etmektedir.
67. Yetkili makamların, 25 Eylül 2012 tarihinden itibaren, başvuranın tutulma koşullarını iyileştirmek için tedbirler aldığı ve 14 Haziran 2013 tarihinde, başvuranın cezasının infazının ertelenmesine karar verdikleri dikkate alındığında, Mahkeme, başvuranın maruz kaldığı manevi zararın, somut olayın özel koşullarında, yukarıdaki 62. paragrafta yapmış olduğu ihlal tespitiyle yeterince telafi edildiği kanaatine varmaktadır.
68. Başvuranın masraf ve giderler bağlamında herhangi bir talepte bulunmamış olması sebebiyle, bu bağlamda karar vermeye ihtiyaç yoktur.
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OY BİRLİĞİYLE,Hükümetin, Sözleşme’nin 3. maddesiyle öngörülen ağırlık eşiğine ve başvuranın mağdur sıfatına ilişkin olarak ileri sürdüğü ilk itirazların davasının esasıyla birleştirilmesine ve bu itirazların reddedilmesine,Başvuranın 11 Nisan 2011 ve 14 Haziran 2013 tarihleri arasındaki tutulma koşullarıyla ilgili olarak, başvurunun kabul edilebilir ve geri kalan kısmının kabul edilemez olduğuna,Başvuranın 11 Nisan 2011 ve 25 Eylül 2012 tarihleri arasında tutulduğu Batman Cezaevindeki koşullarla ilgili olarak, Sözleşme’nin 3. maddesinin ihlal edildiğine,Başvuranın 25 Eylül 2012 ve 14 Haziran 2013 tarihleri arasında tutulduğu Diyarbakır Cezaevindeki koşullarla ilgili olarak, Sözleşme’nin 3. maddesinin ihlal edilmediğine,İhlal tespitinin, başvuranın maruz kaldığı manevi zarar için tek başına yeterli bir adil tazmin sağladığına,Adil tazmine ilişkin kalan taleplerin reddine
karar vermiştir.
İşbu karar Fransızca dilinde tanzim edilmiş olup, Mahkeme İç Tüzüğü’nün 77. maddesinin 2 ve 3. fıkraları gereğince 4 Şubat 2020 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan BakırcıEgidijus Kūris
Bölüm Yazı İşleri Müdür YardımcısıBaşkan
Full & Egal Universal Law Academy