AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
BAYRAM / TÜRKİYE DAVASI
(Başvuru No. 46458/13)
KARAR
STRAZBURG
24 Kasım 2020
İşbu karar kesinleşmiştir. Bazı şekli düzeltmelere tabi tutulabilir.
Bayram / Türkiye davasında,
Başkan
Aleš Pejchal,
Hâkimler
Egidijus Kūris,
Carlo Ranzoni
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla oluşturulan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), Daire olarak toplanarak, Türkiye Cumhuriyeti aleyhine yapılan, yukarıda belirtilen başvuruyu (No. 46458/13), bu başvuru çerçevesinde Türk vatandaşı olan, Fadile Bayram’ın (“başvuran”) 5 Haziran 2010 tarihinde, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca Mahkemeye başvurmasını, Sözleşme’nin 5. maddesinin 1, 2, 3 ve 4. fıkralarına ilişkin şikâyetlerin Türk Hükümetine (“Hükümet”) bildirilmesi yönündeki kararı; tarafların görüşlerini dikkate alarak, 3 Kasım 2020 tarihinde gerçekleştirilen kapalı oturumdaki müzakerelerin ardından, söz konusu tarihte aşağıdaki kararı vermiştir.
giriş
1. Mevcut başvuru, özellikle başvuranın Sözleşme’nin 5. maddesinin 1, 2, 3 ve 4. fıkralarının ihlal edildiğini ileri sürdüğü tutuklanmasıyla ilgilidir.
OLAY
2. Başvuran 1982 doğumludur ve Diyarbakır Barosuna bağlı Avukat R. Yalçındağ Baydemir tarafından temsil edilmektedir. Bölüm Yazı İşleri Müdürlüğü, başvuranın ölümünden haberdar edilmiştir. Başvuranın mirasçısı Hamail Bayram, Mahkeme önünde davanın devam etmesi ve aynı avukat tarafından temsil edilmesi kararını bildirmiştir. Mahkeme, bu talebi kabul etmiştir (aşağıda 13. paragraf). Uygulama düzeni nedenlerinden, mevcut kararda, hâlihazırda başvuran sıfatı mirasçısına verilmesine rağmen, Fadile Bayram “başvuran” olarak anılmaya devam edecektir.
3. Türk Hükümeti ("Hükümet") kendi yetkilisi tarafından temsil edilmiştir.
4. 2009 yılında KCK (Koma Civakên Kurdistan – "Kürdistan Topluluklar Birliği" ) isimli örgüte üye olduğu iddia edilen birçok kişi hakkında ceza soruşturmaları başlatılmıştır. Cumhuriyet savcıları tarafından, birçok iddianameyle, esasen terör örgütüne üye olmakla suçlanan birçok kişi hakkında yetkili ağır ceza mahkemeleri önünde ceza davaları açılmıştır. Cumhuriyet savcıları, KCK’nın, PKK terör örgütünün (Kürdistan İşçi Partisi) bir "şehir kolu” olduğunu belirtmişlerdir. Yetkili hâkim, belirtilmeyen bir tarihte, suçlanan kişiler ve avukatları hakkında soruşturma dosyasına erişimin kısıtlanması tedbirinin uygulanmasına karar vermiştir.
5. KCK’ya üye olmakla suçlanan başvuran, 5 Haziran 2009 tarihinde, yakalanmıştır. Başvuran, aynı gün, sorgusunun ardından, bir hâkim huzuruna çıkarılmıştır. Hâkim, başvuranın yakalama kararıyla hedef alınan bir kişi olduğunu inceledikten sonra, ilgilinin Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesi önüne çıkarılmasını sağlamak amacıyla, tutuklanmasına karar vermiştir. Taraflar, bu karara hiçbir belge sunmamışlardır.
6. Başvuran, 13 Haziran 2009 tarihinde, Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesi Nöbetçi Hâkim önüne çıkarılmış ve Nöbetçi Hâkim ilgilinin tutuklanmasına karar vermiştir.
7. Başvuran ardından, 15 Mart 2010, 23 Mart 2010, 15 Nisan 2010 ve 14 Mayıs 2010 tarihlerinde, tutukluluk haline itiraz ettiği ve serbest bırakılmasını talep ettiği konusunda başvurularda bulunmuştur. Dosyadaki belgeler üzerinden yapılan bir incelemenin ardından, yetkili ağır ceza mahkemeleri söz konusu başvuruları reddetmişlerdir. Bu kararlar, 23 Eylül 2012 tarihinden önce, yani ulusal yargı sisteminde Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunulmasına ilişkin anayasal değişikliklerin yürürlüğe girmesinden önce verilmiştir.
8. Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı, 9 Haziran 2010 tarihinde, başvuranı terör örgütü olduğu iddia edilen KCK örgütüne üye olmakla suçlanmıştır.
9. Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesi 19 Şubat 2013 tarihinde, başvuranın serbest bırakılmasına karar vermiştir.
10. Başvuran, 18 Mayıs 2015 tarihinde, hayatını kaybetmiştir. Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesi ardından, ilgilinin ölümünü dikkate alarak, ceza davasına son vermiştir.
HUKUKÎ ÇERÇEVE VE İLGİLİ İÇ HUKUK UYGULAMASI
11. İlgili iç hukuk kuralları ve uygulaması, Mahkemenin Mustafa Avcı/Türkiye (No. 39322/12, §§ 27-46, 23 Mayıs 2017) kararında açıklanmaktadır.
HUKUKİ DEĞERLENDİRMEİLK GÖZLEMLER
12. Mahkeme, başvuranın hayatını kaybettiğini dikkate almaktadır. Hükümet ilgilinin mirasçısının başvuruyu devam ettirmek için gerekli niteliğe sahip olmadığını ileri sürmektedir.
13. Mahkeme, ilke olarak, başvuran tarafından açılan bir başvurunun söz konusu başvuranın hayatını kaybettikten sonra, devam ettirmek istediklerini ifade ettikleri veya yeterli menfaatleri olduğu takdirde, ilgilinin mirasçıları veya yakın ailesi tarafından takip edilebileceğini hatırlatmaktadır. Somut olayda, Mahkeme, müteveffanın mirasçılarının davayı devam ettirme isteklerini ifade ettiklerini belirtmektedir. Mahkeme, mevcut davanın konusunu ve sahip olduğu unsurların tamamını dikkate alarak, Hamail Bayram’ın bu davada başvuranın yerine geçme niteliğine sahip olduğunu kabul etmektedir (Ergezen/Türkiye, No. 73359/10, § 30, 8 Nisan 2014).HÜKÜMET TARAFINDAN İLERİ SÜRÜLEN ÖN İTİRAZLAR HAKKINDA Anayasa Mahkemesi Önünde Bireysel Başvuru Yolunun Tüketilmediğine İlişkin İtiraz Hakkında
14. Hükümet, başvuranı, Anayasa Mahkemesi önünde bireysel başvuru yolunu tüketmemiş olmakla suçlamaktadır.
15. Başvuran, Mahkemeye başvurduğu tarihte, 23 Eylül 2012 tarihinde Türk sistemine dâhil olan Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunma imkânının olmadığını belirtmektedir. Başvuran, genel olarak, Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunma yolunun etkin bir hukuk yolu sunduğu şekilde değerlendirilemeyeceğini eklemektedir.
16. Mahkeme, iç hukuk yollarının tüketilmesinin, normal bir şekilde kendi önünde başvuruda bulunma tarihi olarak değerlendirildiğini hatırlatmaktadır (A.Ş./Türkiye, No. 58271/10, § 93, 13 Eylül 2016). Ancak Mahkemenin birçok kez belirttiği gibi; bu kuralın her davanın kendine özgü koşullarıyla gerekçelendirilebilecek istisnaları bulunmaktadır (Baumann/Fransa, No. 33592/96, § 47, 22 Mayıs 2001 V (özetler)).
17. Mahkeme, 23 Eylül 2012 tarihinde yürürlüğe giren Anayasa değişikliklerinin ardından, Türk Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru yolunun, ulusal Hukuk Sisteminde kullanılmaya başlandığını dikkate almaktadır. Mahkeme ayrıca, Anayasa Mahkemesinin içtihadından, yargı yetkisinin, bireysel başvuru hakkının sunulmasından önce başlayan ve bu tarihten sonra devam eden ihlal durumlarına ratione temporis (zaman bakımından) olarak genişletilmesini kabul ettiğinin anlaşıldığını tespit etmektedir.
18. Mahkemenin yerleşik içtihadı, Mahkeme, söz konusu anayasal başvuru yolunun, başvuranların Sözleşme’nin 5. maddesine ilişkin şikâyetlerine uygun bir telafi yolu ve makul başarı perspektifleri sunamadığını belirtmeye imkân verecek hiçbir unsura sahip olmadığını göstermektedir (Mustafa Avcı/Türkiye (No. 39322/12, §§ 70-80, 23 Mayıs 2017). Mahkeme dolayısıyla, başvuranın Anayasa Mahkemesi önünde bireysel başvuruda bulunmaması nedeniyle, Sözleşme’nin 5. maddesinin 1., 2. ve 3. fıkralarına ilişkin şikâyetlerinin, Sözleşme’nin 35. maddesinin 1. ve 4. fıkraları uyarınca, iç hukuk yollarının tüketilmemesi sebebiyle, reddedilmesi gerektiği kanaatine varmaktadır.
19. Mahkeme bununla birlikte, Sözleşme’nin 5. maddesinin 4. fıkrasına ilişkin şikâyetler ile ilgili olarak, başvuranın kendi hakkında verilen tutukluluk ve tutukluluk halinin devamı kararlarına itirazda bulunduğunu ve ulusal mahkemelerinin bu itirazları, 23 Eylül 2012 tarihinden önce verilen kararlarla reddettiklerini gözlemlemektedir (yukarıdaki 7. paragraf). Bu koşullarda, Mahkeme, bireysel başvuru hakkının 23 Eylül 2012 tarihinde Türk Hukuk Sistemine katılmış olması bakımından, Sözleşme’nin 5. maddesinin 4. fıkrasına ilişkin olarak Anayasa Mahkemesine başvurulmasının, bu yüksek mahkemenin ratione temporis (zaman bakımından) yetkisiz olması sebebiyle sonuçsuz kalacağı kanaatine varmaktadır (Hebat Aslan ve Firas Aslan/Türkiye, No. 15048/09, §§ 53-54, 28 Ekim 2014 ve Mustafa Avcı/Türkiye, yukarıda anılan, § 86). Dolayısıyla Mahkeme, Sözleşme’nin 5. maddesinin 4. fıkrası ile ilgili olması nedeniyle, Hükümet tarafından ileri sürülen itirazı reddetmektedir. Tazminat Başvurusunun Tüketilmediğine İlişkin İtiraz Hakkında
20. Hükümet, CMK’nın 141. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendi tarafından öngörülen tazminat yolunun başvuranın erişimine açık olduğunu belirtmektedir. Hükümet, başvuranın yukarıda belirtilen hükme dayanarak tazminat davası açabileceği ve açmış olması gerektiği kanaatine varmaktadır.
21. Başvuran, Hükümetin iddiasına itiraz etmektedir.
22. Mahkeme, başvuranlar tarafından sunulan şikâyete benzer bir şikâyet hakkında daha önce karar vermiş olduğunu ve olayların meydana geldiği tarihte yürürlükte olduğu şekliyle, CMK’nın 141. maddesinin, itiraz yolunun usuli eksiklikleri sebebiyle maruz kalınan bir zararın tazminini talep etme imkânını öngörmediği kanaatine vardığını hatırlatmaktadır (yukarıda belirtilen Mustafa Avcı, § 109). Mahkeme, somut olayda bu içtihattan uzaklaşmak için herhangi bir sebep görmemektedir.
23. Bu nedenle, Hükümet tarafından sunulan bu itirazın reddedilmesi gerekmektedir.SÖZLEŞMENİN 5. MADDESİNİN 4. FIKRASININ İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
24. Başvuran, tutukluluğunun yasallığına etkin şekilde itiraz etme imkânı bulamadığını iddia etmektedir. Başvuran bu bağlamda, serbest bırakılmasına ilişkin yaptığı başvuruyu bir duruşma düzenlemeksizin reddetmelerinden nedeniyle, yerel mahkemeleri suçlamaktadır. Başvuran ayrıca, soruşturma dosyasına erişimin kısıtlanmasından şikâyet etmektedir. Başvuran, Sözleşme’nin 5. maddesinin 4 fıkrasını ileri sürmektedir, bu hüküm aşağıdaki gibidir:
“4. Yakalama veya tutulma yoluyla özgürlüğünden yoksun kılınan herkes, tutulma işleminin yasaya uygunluğu hakkında kısa bir süre içinde karar verilmesi ve eğer tutulma yasaya aykırı ise, serbest bırakılması için bir mahkemeye başvurma hakkına sahiptir. ”
25. Hükümet, bu iddiaya itiraz etmektedir.Kabul Edilebilirlik Hakkında
26. Mahkeme, Türk Hukuk Sisteminde tutuklunun tutukluluk halinin devamı konusunun belirli aralıklarda re’sen incelendiğini tespit etmektedir (soruşturma aşamasında her ay, esas hakkında her duruşma sırasında ve daha sıklıkla yargılama aşamasında). Diğer taraftan bir tutuklu, soruşturmanın ya da yargılamanın her anında serbest bırakılma talebinde bulunabilmekte ve belirli bir sürenin geçmesini beklemek zorunda kalmadan talebini yineleyebilmektedir. Üstelik tutukluluğa ilişkin olarak -re’sen veya ilgilinin talebi üzerine verilen- tüm kararlar itiraz konusu olabilmektedir. Mahkeme, böyle bir sistemde her itirazın incelenmesi sırasında duruşma gerçekleştirilmesi gerekliliğinin, ceza yargılamasında belirli bir duraksamaya yol açabileceğini daha önce kabul etmiştir (bu anlamda bk. Knebl/Çek Cumhuriyeti, No. 20157/05, § 85, 28 Ekim 2010). Bu değerlendirmeler ışığında ve Sözleşme’nin 5. maddesinin 4. fıkrası alanına giren yargılamanın özel niteliği, özellikle ivedilik gerekliliği dikkate alındığında, Mahkeme, -özel koşullar haricinde- her itirazda duruşma yapılmasının gerekli olmadığı kanaatine varmaktadır. Ayrıca Mahkeme, şayet tutuklu, hakkında verilen tutukluluk kararı hakkında itirazda bulunması için ilk derece mahkemesi hâkimi karşısına çıkabilmişse, temyiz aşamasında -tutuklunun kişisel olarak veya ihtiyaç halinde avukatının- mahkemeye çıkarılmamasının, Sözleşme’nin 5. maddesinin 4. fıkrasını özünde ihlal etmediği, en azından bu koşulun silahların eşitliği ilkesine aykırılık teşkil etmediği kanaatindedir (Altınok/Türkiye, No. 31610/08, § 54, 29 Kasım 2011).
27. Mahkeme, somut olayda başvuranın ve avukatlarının, yetkili mahkemelerin başvuranın serbest bırakılma talepleri hakkında karar verdiği, davanın esası hakkında yapılan tüm duruşmalarda bulunduklarını tespit etmektedir. Mahkeme, davanın koşullarında, daha sonrada birbiri ardına yapılan itirazların incelenmesi sırasında duruşma gerçekleştirilmesinin gerekli olmadığı kanaatindedir. Taraflardan hiçbirinin itiraz davasına sözlü olarak katılmamış olması sebebiyle, ihtilaf konusu olan mahkeme karşısına çıkarılmama durumunun, silahların eşitliği ve çekişmeli yargılama ilkelerini ihlal etmediğinin belirtilmesi uygundur (yukarıda belirtilen Altınok/Türkiye, No. 31610/08, 50 ila 56. paragraflar).
28. Sonuç olarak Mahkeme, başvurunun bu kısmının, Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının (a) bendi ve 4. fıkrası uyarınca açıkça dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerektiği kanaatindedir.
29. Mahkeme daha sonra, başvuranın soruşturma dosyalarına erişimin kısıtlanmasına ilişkin tedbirden şikâyetçi olduğunu gözlemlemektedir. Mahkeme, Sözleşme’nin 5. maddesinin 4. fıkrası bağlamındaki şikâyetin, Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrası anlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını ve herhangi bir kabul edilemezlik gerekçesiyle bağdaşmadığını tespit ederek, kabul edilebilir olduğuna karar vermiştir.Esas Hakkında
30. Başvuran ne soruşturma dosyasını ne de kendisi aleyhine toplanan
delilleri inceleme imkânı bulamadığından yakınmaktadır.
31. Hükümet, başvuranın tutuklanmasına ilişkin kararlara ve tutukluluk halinin devamı kararlarına itiraz etmek için yeterince unsurların bulunduğunu iddia etmektedir.
32. Mahkeme, Sözleşme’nin 5. maddesinin 4. fıkrasının, yakalanan ya da tutuklanan her kişiye, özgürlüğünden yoksun bırakılması durumunda -yine Sözleşme’nin 5. maddesinin 1. fıkrası anlamında- [tutuklanmalarının veya yakalanmalarının] "yasallığı" hakkında zorunlu usul ve esas gerekliliklerine uyulup uyulmadığının denetlenmesi bakımından bir başvuru hakkı tanıdığını hatırlatmaktadır. Her ne kadar 5. maddenin 4. fıkrası bağlamındaki usuli işlemler her durumda hukuk ve ceza yargılamaları bakımından 6. madde tarafından öngörülen korumaların aynısının uygulanmasını gerektirmese de -bu iki maddenin farklı amaçları bulunmaktadır- (Reinprecht/Avusturya, No. 67175/01, § 39, AİHM 2005-XII) söz konusu usuli işlemlerin adli bir niteliğe bürünmesi ve ilgili özgürlükten yoksun bırakmanın özelliklerine uygun bir koruma sağlaması gerekmektedir (D.N./İsviçre, [BD], No. 27154/95, § 41, AİHM 2001-III). Özellikle, tutuklama kararına karşı bir itiraza ilişkin olarak başlatılan bir dava, çekişmeli olarak görülmeli ve taraflar arasında, yani savcı ile tutuklu kişi arasında silahların eşitliğini sağlamalıdır (Nikolova/Bulgaristan [BD], No. 31195/96, § 58, AİHM 1999‑II). Ulusal mevzuat bu gerekliliği farklı şekillerde yerine getirebilir, ancak mevzuat tarafından benimsenen yöntem, karşı tarafa, sunulan görüşlerden haberdar olma ve bunlarla ilgili olarak gerçek anlamda yorumda bulunabilme imkânı tanımalıdır (Lietzow/Almanya, No. 24479/94, § 44, AİHM 2001‑I). Sözleşme’nin 5. maddesinin 4. fıkrası bağlamındaki bir yargılamanın gerekli korumaları sağlayıp sağlamadığını belirlemek için, söz konusu yargılamanın yürütüldüğü koşulların özel niteliğini göz önünde bulundurmak gereklidir (Megyeri/Almanya, 12 Mayıs 1992, § 22, A serisi, No. 237‑A). Özellikle bir avukatın müvekkilinin tutukluluğunun yasallığı ile ilgili etkin bir itiraz yapabilmesi için temel bir önem arz eden dava dosyasındaki unsurlara erişimin engellendiği durumlarda, silahların eşitliği ilkesine riayet edilememiş olacaktır (diğer kararlar arasında bk. Lamy/Belçika, 30 Mart 1989, § 29, A serisi No.151, yukarıda anılan Nikolova kararı, § 58, Schöps/Almanya, No. 25116/94, § 44, AİHM 2001-I, yukarıda belirtilen Lietzow kararı, § 44 ve Mooren/Almanya [BD], No.11364/03, § 124, 9 Temmuz 2009 ve Ceviz/Türkiye, No. 8140/08, § 41, 17 Temmuz 2012 ve Ovsjannikov/Estonya, No. 1346/12, §§ 72-78, 20 Şubat 2014).
33. Mahkeme, somut olayda başvuran ve temsilcilerinin, delil unsurlarını incelemelerinin engellenerek, soruşturma dosyasına erişimlerinin tamamen yasaklandığına ve bu durumun iddianamenin sunulduğu tarihe kadar geçerli olduğuna taraflarca itiraz edilmediğini kaydetmektedir. Mahkeme öte yandan, ne başvuranın ne de avukatlarının, ilgililerin tutukluluk hallerinin yasallığına itiraz etmek için özel bir önem taşıyan belgelerin içeriğinden yeterli bir bilgilerinin bulunmadığını tespit etmektedir. Dolayısıyla Mahkeme, başvuranın, tutuklanması için ileri sürülen gerekçelere tatmin edici şekilde itiraz etme imkânı bulamadığı kanaatine varmaktadır (Şık/Türkiye, No. 53413/11, § 75, 8 Temmuz 2014 ve yukarıda belirtilen Mustafa Avcı, § 92).
34. Sonuç olarak, Sözleşme’nin 5. maddesinin 4. fıkrası ihlal edilmiştir.SÖZLEŞME’NİN 34. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
35. İddia edilen ihlallere ek olarak, başvuran Hükümet’in görüşlerine cevap olarak sunduğu görüşlerinde ilk defa, Sözleşme’nin 34. maddesinin ihlal edilmesinden şikâyet etmektedir. Başvuran, belirtilmeyen bir tarihte, avukatı R. Yalçındağ Baydemir’in Diyarbakır Cumhuriyet Savcılığı huzuruna çağrıldığını ve Savcılık huzurunda ilgiliye farklı bir ceza soruşturması kapsamında sorular sorulduğunu belirtmektedirler. İlgili, bu soruşturmanın, mevcut davada başvuranın üzerinde yıldırıcı bir etki yarattığını iddia etmektedir. Sözleşme’nin 34. maddesi aşağıdaki şekildedir:
“Bu Sözleşme veya Protokolleri’nde tanınan haklarının Yüksek Sözleşmeci Taraflar’dan biri tarafından ihlal edilmesinden dolayı mağdur olduğunu öne süren her gerçek kişi, hükümet dışı kuruluş veya kişi grupları Mahkeme’ye başvurabilir. Yüksek Sözleşmeci Taraflar bu hakkın etkin bir şekilde kullanılmasını hiçbir surette engel olmamayı taahhüt ederler. ”
36. Hükümet bu iddialara itiraz etmektedir.
37. Mahkeme, somut olayda R. Yalçındağ Baydemir hakkında yürütülen soruşturmanın başvuranın başvurusunu geri çekmesi ya da değiştirmesini sağlamaya veya ilgilinin bireysel başvuru hakkını etkin şekilde kullanmasını başka her şekilde engellemeye yönelik olduğunu ya da söz konusu soruşturmanın bu türden bir etkiye sahip olduğunu belirten herhangi bir unsurun bulunmadığını gözlemlemektedir. Şikâyetin dile getirilmesinden anlaşıldığı üzere, bu soruşturmanın ilgilinin başvurusuyla herhangi bir ilgisi bulunmamaktadır. Dolayısıyla, davalı Devlet’in makamlarının başvuranın bireysel başvuru hakkını kullanmasını engelledikleri kabul edilemez. Bu nedenle, Mahkeme, davalı Devlet’in Sözleşme’nin 34. maddesi uyarınca kendisine düşen yükümlülükleri yerine getirmediği kanısına varmaktadır.SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
38. Sözleşme’nin 41. maddesi uyarınca,
“ Eğer Mahkeme bu Sözleşme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Taraf’ın iç hukuku bu ihlalin sonuçlarını ancak kısmen ortadan kaldırabiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, zarar gören taraf lehine adil bir tazmin verilmesine hükmeder. ”
39. Başvuran, yerel mahkemeler ve Mahkeme önünde yürütülen yargılamalar sırasında yapmış olduğu masraf ve giderler karşılığında 94.847,94 avro (EUR) talep etmektedir.
40. Hükümet, Mahkemeyi, abartılı ve dayanaktan yoksun olduğu kanaatine vardığı bu talebi reddetmeye davet etmektedir.
41. Mahkeme, elinde bulunan belgeleri ve içtihadını göz önünde bulundurarak, bütün masraflar bağlamında 250 avro ödenmesinin makul olduğunu değerlendirmektedir.
42. Mahkeme, gecikme faizi olarak, bu tutarlara, Avrupa Merkez Bankasının marjinal kredi faizlerine uyguladığı faiz oranına üç puan eklenerek elde edilecek oranın uygulanmasının uygun olduğuna karar vermiştir.
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OY BİRLİĞİYLE,Soruşturma dosyasına erişim kısıtlaması nedeniyle, tutukluluk halinin devamı kararına itiraz etmek için etkin bir hukuk yolu bulunmadığına ilişkin şikâyetle ilgili olarak başvurunun kabul edilebilir ve geri kalan kısmının kabul edilemez olduğuna;Sözleşme’nin 5. maddesinin 4. fıkrasının ihlal edildiğine;Devlet’in Sözleşme’nin 34. maddesinden doğan yükümlülüklerini yerine getirmekte ihmalde bulunmadığına;-
a) Davalı Devlet tarafından başvurana, masraf ve giderler için, kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içerisinde, ödeme tarihindeki geçerli döviz kuru üzerinden davalı Devletin para birimine çevrilmek üzere, 250 avro (EUR) (iki yüz elli avro) ödenmesine,
b) Söz konusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödeme tarihine kadar, bu meblağa, Avrupa Merkez Bankasının o dönem için geçerli olan marjinal kredi faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına,Adil tazmine ilişkin talebin reddine karar vermiştir.
İşbu karar Fransızca dilinde tanzim edilmiş olup, Mahkeme İç Tüzüğü’nün 77. maddesinin 2 ve 3. fıkraları gereğince 24 Kasım 2020 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan BakırcıAleš Pejchal
Bölüm İşleri Müdür Yardımcısı Başkan
Full & Egal Universal Law Academy