Karar 14.3.2013 [V. Daire]
Olaylar – Başvuranlar, reşit olmayan iki çocuğun anne babasıdır. On iki yaşındayken, kızları, hem kendisinin hem de sekiz yaşındaki erkek kardeşinin babası tarafından defalarca ve şiddetli biçimde dövüldüğünü iddia etmiştir. Mayıs 2008’de, Bölge Mahkemesi, başvuranların çocukları üzerindeki velayet haklarını geçici süreyle Gençlik Dairesi’ne devreden geçici bir emir yayınlamıştır. Ağustos 2008’de, başvuranlardan velayet haklarını alarak, tam himaye kararı vermiştir ve Kasım 2008’de temyiz mahkemesi, başvuranların temyiz başvurusunu reddetmiştir. Çocuklar bir çocuk yurduna yerleştirilmiş ve bir yılı aşkın bir süre, anne babalarıyla şahsî hiçbir temasları olmaksızın burada kalmışlardır. Çocukların himaye altına verilmesinden bir sene bir ay sonra, Temmuz 2009’da anne babalarıyla ilk görüşmelerinde, kız çocuk, yetkililere yalan söylediğini ve hiçbirinin dövülmediğini itiraf etmiştir. Çocuklar, bunun ardından anne babasına iade edilmiştir.
Hukuk – 8. Madde: Velayet hakkının geri alınması, başvuranların aile hayatlarına saygı hakkına müdahale etmiştir. Tedbir, iç hukuk gerekliliklerine uygundu ve iki çocuğun haklarını koruma meşru amacını gütmekteydi. Tedbirleri ve karar verme sürecini gerekçelendirmek üzere ileri sürülen nedenler ile ilgili olarak, Mahkeme, ulusal yetkililerin, ilgili tüm kişilerle doğrudan temasa geçme imkânına sahip olduğuna ve himaye kararı verilmesi ihtiyacını değerlendirmede geniş bir takdir payından yararlandığına dikkat çekmiştir. Yetkililer, en azından ilk bakışta, daha fazla istismar ihtimalinin önüne geçilmesi amacıyla derhâl geçici himaye kararı verilmesi için yeterli sebep teşkil edecek kadar şiddetli fiziksel istismar olduğu iddialarıyla karşı karşıya kalmıştır. Mayıs 2008’de, bölge mahkemesi tarafından verilen geçici karar, bu nedenle, başvuranın 8. madde kapsamındaki haklarını ihlâl etmemiştir. Buna karşın, Ağustos 2008’de tam himaye kararını verirken, bölge mahkemesinin dayandığı tek delil, iki çocuğun şahsi ifadeleriydi. İstismar iddiasına yönelik hiçbir nesnel delil bulunmamaktaydı. Ayrıca, bölge mahkemesi çocuklarla doğrudan temas imkânına sahipken, temyiz mahkemesi, değerlendirmesini, çocukları bizzat dinlemeden, yalnızca dava dosyasına dayandırmıştır. Başvuranlara gelince, onlar da, çocukların doktorları ve erkek çocuğu, herhangi bir istismar işareti tespit etmeksizin, pek çok kez muayene eden bir psikoloğun ifadelerine dayanmıştır. Başvuranlar ayrıca çocukların düzenli olarak okula ve spor etkinliklerine devam ettiğine işaret etmiştir ve yerel mahkemeler önünde kız çocuğun geniş bir hayal gücüne sahip olduğuna itiraz edilmemiştir. Bu olaylar, çocukların iddiaları hakkında kuşku uyandırabilecek nitelikteydi. Tam himayeye hükmedilmesinin gerekip gerekmediğine karar verirken, çocuklar, bir çocuk yurdunun koruması altına verilmiş olduğundan, ulusal mahkemeler, aşırı derecede acele bir karar vermelerini gerektirecek herhangi bir baskı altında değildi. Almanya Aile Mahkemeleri’nin, ilgili olayları tespit etmek için gerekli tüm soruşturmaları kendi inisiyatifinde yürütme sorumluluğu bulunmaktaydı ve Hükümet, ulusal mahkemelerin, nihaî bir karar vermeden önce olayları daha fazla soruşturmasını engelleyebilecek herhangi bir fiili sebep sunmamıştı. Bu koşullar altında ve başvuranların velayet haklarının tamamen geri alınmasının bir bütün olarak aile üzerindeki ciddî etkisi göz önünde bulundurulduğunda, ulusal mahkemeler, kararları için yeterli gerekçeler sunmamıştır.
Sonuç: ihlâl (oybirliğiyle).
41. Madde: Manevî tazminat olarak her başvurana 25.000 avro; maddî tazminat olarak her iki başvurana müştereken 1.834,93 avro.
Full & Egal Universal Law Academy