AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
BELEK ve ÖZKURT v. TÜRKİYE DAVASI
(Başvuru no: 1544/07)
KARAR
STRAZBURG
16 Temmuz 2013
İşbu karar AİHS’nin 44 § 2. maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Şekli düzeltmelere tabi olabilir.
© T.C. Adalet Bakanlığı, 2013. Bu gayriresmi çeviri, Adalet Bakanlığı, Uluslararası Hukuk ve Dış İlişkiler Genel Müdürlüğü, İnsan Hakları Daire Başkanlığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme açısından bağlayıcılığı bulunmamaktadır. Bu çeviri, davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile Adalet Bakanlığı Uluslararası Hukuk ve Dış İlişkiler Genel Müdürlüğü İnsan Hakları Daire Başkanlığına atıfta bulunmak suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.
Belek ve Özkurt v. Türkiye davasında,
Başkan,
Guido Raimondi,
Yargıçlar
Danutė Jočienė,
Dragoljub Popovic,
András Sajó,
Işıl Karakaş,
PauloPinto de Albuquerque,
Helen Keller
ve Yazı İşleri müdürü Stanley Naismith’ in katımıyla oluşturulan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölümü), komite olarak, yapılan müzakereler sonrasında 25 Haziran 2013 tarihinde aşağıdaki kararı vermiştir:
USUL
. Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan (no 1544/07) dava, Türk vatandaşları olan Ahmet Sami Belek ve İsmail Muzaffer Özkurt’ un (“Başvuranlar”) Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca 19 Aralık 2006 tarihinde yapmış oldukları başvurudan ibarettir.
2. Başvuranlar İstanbul’da görev yapan avukat K. Sürek tarafından temsil edilmişlerdir. Türk Hükümeti (Hükümet) ise kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
3. Başvuranlar Sözleşme’nin 6. ve 10. maddelerinin ihlal edildiğinden şikâyet etmektedirler.
4. Başvuru, Hükümete 6 Kasım 2009 tarihinde tebliğ edilmiştir. Sözleşme’nin 29. maddesinin 1. fıkrası uyarınca Bölüm’ün, başvurunun kabul edilebilirliği ve esası hakkında birlikte karar vereceği bildirilmiştir.
OLAY
I. SOMUT OLAYIN KOŞULLARI
5. Başvuranlar Ahmet Sami Belek ve İsmail Muzaffer Özkurt sırasıyla 1953 ve 1978 doğumlu olup, merkezi İstanbul’da bulunan Günlük Evrensel (Universel) Gazetesi’nin sırasıyla sahibi ve yazı işleri müdürüdürler.Başvuranlar hakkında verilen ilk mahkûmiyet kararı
6. Günlük Evrensel Gazetesi, 1 Mart 2004 tarihli sayısının sekizinci sayfasında “Kongra-Gel’ den Yalanlama” başlıklı bir makale yayımlamıştır. Makale, yasadışı silahlı terör örgütü Kürdistan İşçi Partisi’nin (PKK) bir kolu olan Kongra-Gel’in lideri M. Aydar’ın açıklamalarını içermektedir. M. Aydar, bu makaleyle özellikle bir internet sitesinde yayımlanan, çok sayıda örgüt mensubunun, örgütü bırakarak Amerika Birleşik Devletleri’ ne iltica ettikleri iddialarını yalanlamaktadır.
7. Devlet Güvenlik Mahkemesi nezdinde görevli Cumhuriyet savcısı tarafından, 9 Mart 2004 tarihinde sırasıyla 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun («3713 sayılı Kanun») 6. maddesinin 2. ve 4. fıkraları, 7. maddesinin 2. ve 4. fıkraları ve aynı zamanda 5680 sayılı Basın Kanunu’nun («5680 sayılı Kanun») ek 2. maddesinin 1. fıkrası uyarınca suç olarak nitelendirilen, basın yoluyla yasadışı silahlı bir örgüte dair bildiri ve açıklama yayımlamak suçlamasıyla başvuranlar hakkında iddianame düzenlenmiştir.
8. Başvuranlar Ağır Ceza Mahkemesi önünde Sözleşme’nin 10. maddesini ileri sürmüşlerdir.
9. Ağır Ceza Mahkemesi, 14 Ekim 2004 tarihinde, 3713 Sayılı Kanun’un 6. maddesinin 2. ve 4. fıkraları uyarınca birinci ve ikinci başvuranı sırasıyla 1 332 675 000 ve 666 337 000 Eski Türk Lirası (TRL) [başka bir ifadeyle söz konusu dönemde uygulanan döviz kuruna göre yaklaşık 709 ve 355 avro] para cezası ödemeye mahkûm etmiştir. Mahkeme, açıklanan karara karşı temyiz yolunun açık olduğunu belirtmiştir.
10. Başvuranlar, 22 Kasım 2004 tarihinde temyiz yoluna başvurmuşlardır.
11. Yargıtay, 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun 305. maddesinin 2. fıkrasına dayanarak, başvuranlar aleyhine hükmedilen para cezasının 2. 000, 000, 000 TRL’ yi aşmadığı ve bu kararda belirtilen nedenle temyiz yolunun açık olmadığı gerekçesiyle 8 Şubat 2006 tarihinde başvuranların temyiz başvurusunun kabul edilemez olduğunu belirtmiştir. Başvuranlar Mahkeme önünde, söz konusu kararın kendilerine tebliğ edilmediğini ve 21 Temmuz 2006 tarihli ödeme ihbarnamesi yoluyla bundan haberdar olduklarını ileri sürmektedirler. Başvuranlar, kararın bir suretini 1 Aralık 2006 tarihinde Ağır Ceza Mahkemesi Yazı İşleri Müdürlüğü’nden kendi imkânlarıyla edindiklerini eklemişlerdir.
B. Başvuranlar hakkında verilen ikinci mahkûmiyet kararı
12. Bu arada Günlük Evrensel Gazetesi 22 Nisan 2004 tarihli sayısının 14. sayfasında «Halkımıza» başlıklı bir makale yayımlamıştır. Bu makale, F Tipi Cezaevlerinde tutukluluk koşullarını ve bu tip cezaevlerinde tek tip üniforma giyme zorunluluğunu protesto etmek amacıyla açlık grevine başlanmış olduğunu belirtiyordu.
13. Belirtilmeyen bir tarihte Cumhuriyet savcısı başvuranları, yasadışı silahlı bir örgüt tarafından yapılan bir açıklamayı basın yoluyla yayınlamakla suçlamıştır. Bu eylemler sırasıyla 3713 Sayılı Terörle Mücadele Kanununun 6. maddesinin 2. ve 4. fıkraları, 7. maddesinin 2 ve 4. fıkralarında ve 5680 sayılı Basın Kanunu’nun ek 1. maddesinin 2. fıkrasında suç olarak nitelendirilmiştir.
14. Başvuranlar, Ağır Ceza Mahkemesi önünde Sözleşme’nin 10. maddesini ileri sürmektedirler. 15. Ağır Ceza Mahkemesi 2 Haziran 2005 tarihinde 3713 Sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun 6. maddesinin 2. ve 4. fıkraları uygulamasıyla başvuranları sırasıyla 1 320 ve 660 Türk Lirası (YTL)[1] (başka bir deyişle söz konusu dönemde uygulamada olan döviz kuruna göre sırasıyla yaklaşık 793 ve 400 Avro) ceza ödemeye mahkûm etmiştir. Mahkeme, açıklanan karara karşı temyiz yolunun açık olduğunu belirtmiştir.
16. Başvuranlar 12 Eylül 2005 tarihinde temyiz yoluna başvurmuşlardır.
17. Yargıtay, 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun 305. maddesinin 2. fıkrasına dayanarak, başvuranlar aleyhinde hükmedilen para cezasının 2. 000, 000, 000 TRL’yi aşmadığı ve kararda temyiz yolunun açık olmadığının belirtilmesi sebebiyle, 28 Haziran 2006 tarihinde başvuranların temyiz başvurusunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir. Başvuranlar Mahkeme önünde söz konusu kararın kendilerine tebliğ edilmediğini ve 21 Temmuz 2006 tarihli ceza ihbarnamesi yoluyla bundan haberdar olduklarını ileri sürmektedirler. Başvuranlar, kararın bir suretini Ağır Ceza Mahkemesi Yazı İşleri Müdürlüğü’nden 1 Aralık 2006 tarihinde kendi imkânlarıyla edindiklerini eklemişlerdir.
II. İLGİLİ İÇ HUKUK VE UYGULAMASI
18. Somut olayda ilgili iç hukuk ve uygulaması bakımından, bkz. Gözel ve Özer / Türkiye (no. 43453/04 ve 31098/05, § 23, 6 Temmuz 2010).
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
I. KABULEDİLEBİLİRLİK HAKKINDA
19. Başvuranlar, Sözleşme’nin 6. maddesini ileri sürerek, davalarına bakan sivil hâkimlerin, Adalet Bakanı, Müsteşarı ve beş üyeden oluşan Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu tarafından atandıklarından ve dolayısıyla davalarının bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından adil biçimde görülmediğinden şikâyet etmektedirler. Başvuranlar, yine Sözleşme’nin 6. maddesi kapsamında yerel mahkemelerin kararlarını yeterince gerekçelendirmediklerini ileri sürmektedirler.
Başvuranlar, Sözleşme’nin 10. maddesini ileri sürerek, terör örgütlerine dair beyanları yayımlamak suçlamasıyla aleyhlerinde verilen mahkûmiyet kararlarının ifade özgürlüğü haklarını ihlal ettiğini savunmaktadırlar.
20. Hükümet, Sözleşme’nin 35. maddesinin 1. fıkrasını ileri sürerek, altı aylık süre kuralına uyulmadığını iddia etmekte ve iç hukukta nihai kararın 2 Haziran 2005 tarihinde verildiğini, dolayısıyla bu tarihten itibaren söz konusu başvurunun sunulduğu 19 Aralık 2006 tarihine kadar altı aydan fazla bir sürenin geçtiğini savunmaktadır.
21. Mahkeme, başvuranların Yargıtay kararlarının kendilerine tebliğ edilmediği ve kararlardan 1 Aralık 2006 tarihinde haberdar oldukları iddialarını gözlemlemektedir.
22. Mahkeme, başvuranın nihai kararın bir suretinin tebliğ edildiğini resen görme hakkına sahip olduğu durumda, altı aylık sürenin, kararın suretinin tebliğ edildiği tarihte başladığı şeklinde değerlendirmenin Sözleşme’nin 35. maddesinin 1. paragrafının amacına ve konusuna daha uygun olduğunu belirten içtihadını hatırlatmaktadır (Worm v. Avusturya, 29 Ağustos 1997 § 33, Karar ve hükümlerin derlemesi 1997-V). Kararın tebliği iç hukukta öngörülmediği durumda Mahkeme, kararın tarafların bilgisine sunulduğu ve tarafların kararın içeriğinden tam anlamıyla haberdar olabilecekleri tarihi değerlendirmeye almanın uygun olacağını hatırlatmaktadır (Seher Karataş v. Türkiye, nº 33179/96, §§ 24-29, 9 Temmuz 2002).
23. Somut olayda Mahkeme, başvuranların 14 Ekim 2004 ve 2 Haziran 2005 tarihli Türk Ceza Kanunu’nun (Mülga) 305. maddesinin 2. fıkrasına rağmen temyiz yolu açık olmak üzere alınan kararlarla para cezası ödemeye mahkûm edildiklerini belirlemiştir (yukarıdaki 9. ve 15. paragraflar). Başvuranlar yasal olarak temyiz yoluna başvurma haklarının bulunduğu kanısıyla temyize başvurmuşlardır (bkz. Aynı anlamda Bayar ve Gürbüz v. Türkiye, nᵒ 37596/06, § 26, 27 Kasım 2012). Ancak, Yargıtay, 8 Şubat ve 28 Haziran 2006 tarihli kararlar ile bu temyiz başvurularını reddetmiştir (yukarıdaki 11 ve 17. paragraflar). Ardından söz konusu kararlar, ilk derece mahkemesi yazı işleri müdürlüğüne tebliğ edilmiştir. Kararlar bu durumda kesinleşmiş olup, İstanbul Cumhuriyet savcısı tarafından cezaları ödeme kararı başvuranlara tebliğ edilmiştir. Sözü edilen kararlar başvuranlara 21 Temmuz 2006 tarihinde ulaşmıştır. Sonuç olarak Mahkeme, kendi içtihatları doğrultusunda, altı aylık sürenin bu son tarih olan 21 Temmuz 2006 tarihinde başladığı sonucuna varmanın, 35. maddenin amaç ve konusuna daha uygun olacağı kanısındadır (Falakoğlu v. Türkiye (nᵒ 3), nᵒ 16229/03, § 22, 23 Ocak 2007). Ayrıca Mahkeme, sözü edilen dönemlerin toplam süresi bakımından başvurana yüklenebilecek herhangi bir ihmalkârlığın söz konusu olmadığı kanaatindedir.
24. Dolayısıyla Mahkeme, 19 Aralık 2006 tarihinde yapılan başvurunun gecikmiş olmadığı sonucuna varmıştır (bkz. adı geçen Bayar ve Gürbüz, § 27). Mahkeme bundan dolayı, Hükümetin altı ay kuralına uyulmadığına ilişkin itirazını reddetmektedir.
25. Mahkeme, Adalet Bakanı, Müsteşarı ve beş üyeden oluşan Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu tarafından atanan sivil hâkimlerden oluşan ve başvuranlar hakkında mahkûmiyet kararı veren yerel mahkeme’nin bağımsızlığı ve tarafsızlığı konusunda dile getirilen şikâyete ilişkin olarak, üç sivil hâkimden oluşan bir mahkeme tarafından yargılanan başvuranların bu şikâyetlerini gerekçelendiremediklerini ve söz konusu şikâyetin kendileri tarafından ileri sürüldüğü şekilde incelenmesinin Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrasının ihlal edildiğini ortaya koymaya imkân vermediğini tespit etmektedir (Saygılı ve Seyman v. Türkiye, no: 62677/00, § 25, 14 Haziran 2007).
26. Başvuranlar aleyhinde verilen mahkeme kararlarının gerekçe yetersizliğine ilişkin olarak Sözleşme’nin 6. ve 10. maddeleri bağlamında yapılan şikâyetler konusunda Mahkeme, bu şikâyetlerin Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrası uyarınca açıkça dayanaktan yoksun olmadığını tespit etmektedir. Mahkeme, öte yandan bu bağlamda başka herhangi bir kabul edilemezlik gerekçesinin bulunmadığını saptamaktadır. Dolayısıyla, bu şikâyetlerin kabul edilebilir olduklarını belirtmek uygun görülmektedir.
II. SÖZLEŞME’ NİN 10. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
27. Başvuranlar, terör örgütlerine dair bildiriler yayımlamaktan haklarında verilen mahkûmiyet kararlarının, Sözleşme’nin 10. maddesi tarafından güvence altına alınan ifade özgürlüğü haklarını ihlal ettiğini ileri sürmektedirler. Sözleşme’nin 10. maddesi şu şekildedir:
“1. Herkes, ifade özgürlüğü hakkına sahiptir. Bu hak kamu makamlarının müdahalesi olmaksızın ve ulusal sınırlarla kısıtlanmaksızın bir görüşe sahip olma, haber ve düşünceleri elde etme ve bunları ulaştırma özgürlüğü içerir. (...)
2. Görev ve sorumluluk yükleyen bu özgürlüklerin kullanılması, demokratik bir toplumda zorunlu tedbirler niteliğinde olarak, ulusal güvenliğin, toprak bütünlüğünün veya kamu emniyetinin korunması, kamu düzeninin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi (...) yasayla öngörülen bazı biçimlere, koşullara ve yaptırımlara bağlanabilir. “
28. Hükümet bu iddiaya itiraz etmektedir.
29. Mahkeme, Sözleşme’nin 10. maddesinin 2. fıkrası bağlamında, kanun tarafından öngörülen ifade özgürlüğü hakkının tanınmasına müdahale edilmesinin ve bu müdahalenin Devletin toprak bütünlüğünün korunması gibi meşru bir amaç taşımasının, taraflar arasında tartışma konusu olmadığını dikkate almaktadır. (Yağmurdereli / Türkiye no 29590/96 § 40, 4 Haziran 2002). Dolayısıyla davadaki ihtilaf konusu, “demokratik bir toplumda böyle bir müdahalenin gerekli olup olmadığının” tespit edilmesi sorunu üzerinden doğmaktadır.
30. Mahkeme, bu somut olaydakine benzer sorunların bulunduğu davalarla ilgili daha önce de Sözleşme’ nin 10. maddesinin ihlaliyle ilgili kararlar verdiğini hatırlatarak, söz konusu davayı daha önce anılan içtihat ışığında inceleyecektir (yukarıda anılan Gözel ve Özer).
31. Mahkeme bu bağlamda ihtilaflı birinci makalenin, Kongra-Gel’ in yöneticisi M. Aydar tarafından bir internet sitesinde yayımlanan iddiaları yalanlama amacıyla yazıldığını dikkate almaktadır. İkinci makalede ise, F tipi cezaevi tutuklularının başlattığı açlık grevinin gerekçelerini anlatan bir açıklama söz konusudur.
32. Mahkeme, incelemeye aldığı durumun kendine özgü koşullarını, özellikle de terörle mücadeleye bağlı zorluklarından kaynaklanan koşulları göz önünde bulundurarak, söz konusu makalelerde kullanılan kelimeler ve bu kelimelerin yayımlandığı bağlam üzerinde özel bir dikkatle durmuştur (Sürek / Türkiye (no 4 [BD], no 24762/94, § 58, 8 Temmuz 1999). Mahkeme olayların bir bütün olarak değerlendirdiğinde, söz konusu ifadelerin şiddet kullanımına, silahlı direniş veya başkaldırıya özendiren herhangi bir çağrı ve nefret içermediğini -ki bunlar Mahkeme’ nin gözünde dikkate alınması gereken ana unsurlardır- tespit eder.
33. Mahkeme, mevcut davada, ulusal mahkemelerin başvuranları mahkûm etmek için dayandıkları gerekçeleri inceleyerek, bu gerekçelerin, ilgililerin ifade özgürlüğü haklarının kullanımına yapılan müdahaleyi haklı göstermek için yeterli olarak değerlendirilemeyeceklerine karar vermiştir. Sonuç olarak Mahkeme Gözel ve Özer (daha önce anılan) Kararında ulaşılan sonucun dışında bir sonuç çıkarmak için bir neden görmemektedir.
34. Dolayısıyla, Sözleşme’nin 10. maddesi ihlal edilmiştir.
III. SÖZLEŞME’NİN 6. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
35. Başvuranlar, Sözleşme’ nin 6. maddesini ileri sürerek, Yargıtay’ı, haklarında verilen kararları yeterli bir şekilde gerekçelendirmemiş olmakla suçlamaktadırlar.
36. Mahkeme, Sözleşme’ nin 10. maddesi kapsamındaki ihlal tespitinin (yukarıdaki 32. ve 33. paragraflar) bu şikâyetle de ilgili olduğunu, bu nedenle şikâyetin Sözleşme’ nin 10. maddesi açısından ayrı olarak incelenmesinin gerekli olmadığı kanaatindedir (bkz. aynı bağlamda Artun ve Güvener / Türkiye, no 75510/01, § 35, 26 Haziran 2007).
IV. SÖZLEŞME’ NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
37. Sözleşme’nin 41.maddesi aşağıdaki gibidir,
“Mahkeme, Sözleşmenin veya Protokollerin ihlal edildiğini tespit ederse ve ilgili Sözleşmeci Devletin iç hukuku bu ihlali ancak kısmen giderme imkânı veriyorsa, Mahkeme gerekli görürse zarara uğrayan tarafa adil bir karşılık verilmesine hükmeder.”
38. Mevcut başvuru ile aynı zamanda dokuz diğer başvuru yapan başvuranlar, Sözleşme’nin 41. maddesi bağlamında, genel bir talep sunmuşlardır. Başvuranların talepleri aşağıdaki gibidir:
- Başvuranlar beraat ettikleri para cezaları nedeniyle maruz kaldıkları maddi zarar için 10 000 Avro (EUR),
- Manevi zarar için 50 000 avro (EUR),
- Yargılama giderleri için 10 000 avro (EUR). Bu talebi desteklemek için, başvuranlar, kendi avukatları tarafından sunulan çalışma ve hizmetlerin detaylı bir listesini Mahkeme’ye göndermişlerdir.
39. Hükümet bu meblağlara itiraz etmektedir.
40. Maruz kalınan maddi zarar hususunda Mahkeme, başvuranlar hakkında verilen para cezasının, Sözleşme’ nin 10. maddesi çerçevesinde tespit edilen ihlalin doğrudan sonucu olduğunu belirtmektedir. Bu başlık altında ödenmiş olan miktarın tamamının geri ödenmesi gerekmemektedir. Dolayısıyla, Mahkeme, maddi zararları için sırasıyla Belek ve Özkurt’ a 1502 avro (EUR) ve 755 avro (EUR) ödenmesine karar vermiştir.
41. Maruz kalınan manevi zarar hususunda, Mahkeme, somut olayın koşullarının başvuranların hayatında gerçekten bir rahatsızlığa sebep olmuş olabileceğini kabul etmektedir. Mahkeme, Sözleşme’nin 41. maddesi gereğince hakkaniyete uygun olarak, manevi zarar için başvuranların her birine 3 000 avro (EUR) ödenmesine karar vermiştir.
42. Öte yandan Mahkeme’ nin içtihadına göre bir başvuran, gerçekliğini, gerekliğini kanıtladığı makul miktarlardaki yargı giderlerini elde edebilir. Somut olayda Mahkeme, elinde bulunan belgeler ve bu konuda uygulanan kıstasları dikkate alarak, masraf ve giderleri için Belek ve Özkurt’ a müştereken toplam 500 avro (EUR) ödenmesinin makul olacağı kanısındadır.
43. Mahkeme, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranına üç puan eklenerek elde edilecek oranı uygulamanın uygun olduğu sonucuna varmaktadır.
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OYBİRLİĞİYLE,
1. Mahkeme, başvuranlar aleyhinde verilen mahkeme kararlarının gerekçesinin yetersizliğine, Sözleşme’ nin 6. maddesiyle ve Sözleşme’nin 10. maddesiyle ilgili şikâyetlere ilişkin olarak başvurunun kabul edilebilir olduğuna ve başvurunun geri kalan kısmının kabul edilemez olduğuna;
2. Sözleşme’nin 10. maddesinin ihlal edildiğine;
3. Sözleşme’nin 6. maddesiyle ilgili dile getirilen şikâyetin esasının ayrı olarak incelenmesine yer olmadığına;
4. a) Sözleşme’nin 44 § 2. maddesine uygun olarak; davalı devletin başvuranlara kararın kesinleştiği tarihten başlamak üzere üç ay içerisinde, ödeme tarihinde geçerli olan döviz kuru üzerinden Türk lirasına çevrilmek üzere aşağıdaki miktarları ödemekle yükümlü olduğuna:
i. Ödenmesi gereken her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere, maddi tazminat olarak Belek’e 1.502 (bin beş yüz iki) avro (EUR) ve Özkurt’ a 755 (yedi yüz elli beş) avro (EUR);
ii. Ödenmesi gereken her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere, manevi tazminat olarak başvuranların her birine 3.000 (üç bin) avro (EUR);
iii. Ödenmesi gereken her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere, yargılama giderleri için Belek ve Özkurt’ a müştereken 500 (beş yüz) avro (EUR) ödenmesine;
b) Söz konusu sürenin bittiği tarihten başlayarak, ödemenin yapıldığı tarihe kadar, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;
5. Adil tazmine ilişkin diğer taleplerinin reddine
karar vermiştir.
İşbu karar Fransızca dilinde tanzim edilmiş; İçtüzüğün 77 §§ 2. ve 3. maddesi uyarınca 16 Temmuz 2013 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.
Stanley Naismith Guido Raimondi
Yazı İşleri Müdürü Başkan
[1]1. Eski Türk Lirası’nın yerini alan Yeni Türk Lirası (YTL), 1 Ocak 2005 tarihinde yürürlüğe girmiştir. 1 YTL, 1 milyon TL değerindedir.
Full & Egal Universal Law Academy