AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
BELEK VE VELİOĞLU / TÜRKİYE
(Başvuru No. 44227/04)
KARAR
STRAZBURG
6 Ekim 2015
İşbu karar Sözleşme’nin 44 § 2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecek olup bazı şekli değişikliklere tabi tutulabilir.
Belek ve Velioğlu / Türkiye davasında,
Başkan
Paul Lemmens,
Hâkimler
Işıl Karakaş,
Helen Keller,
Ksenija Turković,
Egidijus Kūris,
Robert Spano,
Jon Fridrik Kjølbro
ve Bölüm Yazı İşleri Müdürü Stanley Naismith’in katılımıyla Daire olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), 15 Eylül 2015 tarihinde gerçekleştirdiği müzakereler neticesinde, yukarıda belirtilen tarihte aşağıdaki kararı vermiştir:
USUL
1. Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan davanın temelinde, bu devletin vatandaşı olan Ahmet Sami Belek ve Savaş Velioğlu’nun (“başvuranlar”), 4 Aralık 2004 tarihinde İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu (44227/04 No.lu) başvuru bulunmaktadır.
2. Başvuranlar İstanbul Barosu’na bağlı Avukat D. Avcı tarafından temsil edilmişlerdir. Türk Hükümeti (“Hükümet”) ise kendi yetkilisi tarafından temsil edilmiştir.
3. Başvuranlar özellikle, Sözleşme’nin 6. ve 10. maddelerinin ihlal edildiğini ileri sürmektedirler.
4.Başvuru, 15 Eylül 2009 tarihinde Hükümete tebliğ edilmiştir.
OLAYLAR
I. DAVANIN KENDİNE HAS KOŞULLARI
5.Başvuranlar, Ahmet Sami Belek ve Savaş Velioğlu sırasıyla 1953 ve 1981 doğumludurlar. Başvuranlar, merkezi İstanbul’da bulunan “Günlük Evrensel” gazetesinin sırasıyla sahibi ve baş editörüdür.
6.Günlük Evrensel gazetesinde 21 Mayıs 2003 tarihinde “Kadek’li tutuklular demokratik çözüm istedi” başlıklı bir makale yayınlanmıştır. Bu makalede, KADEK’in hapishanedeki üyelerinin (Kürdistan Demokrasi ve Özgürlük Kongresi) açıklaması yer almaktaydı. KADEK üyeleri bu demeçlerinde, Kürt sorunun çözümü için genel af yasasının önemi ve gerekliliğine dikkat çekerek demokratik adımlar atılmasını istemişlerdir. Öte yandan aynı makalede, söz konusu örgütün lideri Abdullah Öcalan’ın tutukluluk koşulları ve pişmanlık yasası eleştirilmiştir.
7.Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı 22 Mayıs 2003 tarihli iddianame ile başvuranları 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun 6. maddesinin 2. ve 4 fıkralarında suç olarak nitelendirilen, yasa dışı silahlı örgütün açıklamalarını yayınlamaları nedeniyle suçlamış ve 5680 sayılı Basın Kanunu’nun (“5680 sayılı Kanun”) ek 2. maddesinin 1. fıkrasının uygulanmasını istemiştir.
8.Başvuranlar İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi önündeki yargılamada, ifade özgürlüğünün Sözleşme’nin 10. maddesiyle güvence altına alındığını ileri sürerek kendilerini savunmuşlardır.
9.Devlet Güvenlik Mahkemesi 10 Aralık 2003 tarihinde, 3713 sayılı Kanun’un 6. maddesinin 2. ve 4. fıkraları uyarınca Belek ve Velioğlu’nu sırasıyla, 1.006.200.000 eski Türk lirası (TRL)[1] ve 503.100.000 TRL (Bu miktarlar o dönemde geçerli olan döviz kuruna göre yaklaşık 575 ve 285 avroya (EUR) tekabül etmektedir.) para cezası ödemeye mahkûm etmiştir. Devlet Güvenlik Mahkemesi ayrıca, 5680 sayılı ek 2. madenin 1. fıkrası uyarınca gazeteye üç gün süre ile yayın yasağı getirilmesine karar vermiştir. Devlet Güvenlik Mahkemesi gerekçesinde, özellikle yazılanların tamamı dikkate alındığında bu yazıların PKK’nın (Kürdistan İşçi Partisi, yasa dışı silahlı terör örgütü) uzantıları olan KADEK ve PJA terör örgütleriyle ilgili bir bildiri içerdiğine kanaat getirmiştir.
10.Başvuranlar 12 Aralık 2003 tarihinde temyiz yoluna başvurmuşlardır. Başvuranlar 10 Şubat 2004 tarihli temyiz dilekçelerinde, Sözleşme’nin 6. ve 10. maddelerinden bahsetmişlerdir.
11.Yargıtay, 4 Mayıs 2004 tarihinde ilk derece mahkemesinin kararını onamıştır.
12.5187 sayılı Basın Kanunu’na yasa koyucu tarafından getirilen değişikliklerin ardından 5 Temmuz 2004 tarihinde İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi (Devlet Güvenlik Mahkemelerinin kaldırılmasının ardından yetkilendirilmiştir) gazeteye getirilen yayın yasağını ve bu yasağın doğurduğu tüm hukuki sonuçları ortadan kaldırmıştır; Nitekim İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi, 10 Aralık 2003 tarihli kararının söz konusu kısmının uygulanmasına gerek olmadığına karar vermiştir.
II. İLGİLİ İÇ HUKUK VE UYGULAMASI
13.İlgili iç hukuk ve uygulaması için Gözel ve Özer / Türkiye (No. 43453/04 ve 31098/05, § 23, 6 Temmuz 2010) kararına bakınız.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
I. SÖZLEŞME’NİN 10. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
14. Başvuranlar, mahkûm edilmeleri ve Günlük Evrensel gazetesine yayın yasağı getirilmesi nedeniyle Sözleşme’nin 10. maddesinde öngörülen ifade özgürlüğü haklarının ihlal edildiğini ileri sürmektedirler. İlgili madde, aşağıdaki gibidir:
“ 1. Herkes ifade özgürlüğü hakkına sahiptir. Bu hak, kamu makamlarının müdahalesi olmaksızın ve ülke sınırları gözetilmeksizin, kanaat özgürlüğünü ve haber ve görüş alma ve de verme özgürlüğünü de kapsar (...)
2. Görev ve sorumluluklar da yükleyen bu özgürlüklerin kullanılması, yasayla öngörülen ve demokratik bir toplumda ulusal güvenliğin, toprak bütünlüğünün veya kamu güvenliğinin korunması, kamu düzeninin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi, (...) için gerekli olan bazı formaliteler, koşullar, sınırlamalar veya yaptırımlara tabi tutulabilir.”
15. Hükümet bu iddiaya itiraz etmektedir.
A. Kabul Edilebilirlik Hakkında
16.Hükümet, İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi tarafından verilen 5 Temmuz 2004 tarihli karara atıfta bulunarak (yukarıdaki 12. paragrafa bakınız) başvuranların artık herhangi bir Sözleşme ihlalinden mağdur olduklarını iddia edemeyecekleri kanaatindedir.
17.Başvuranlar itiraz etmemişlerdir.
18.Mahkeme, ulusal yetkililer açıkça ya da özünde onaylamadıkça ve Sözleşme’nin ihlalinden dolayı kişi tazmin edilmedikçe, başvuran lehinde alınan bir karar ya da önlemin o kişiyi “mağdur” statüsünden çıkarmaya yeterli olamayacağını hatırlatmaktadır (Öztürk/Türkiye [BD], No. 22479/93, § 73, AİHM 1999-VI).
Başvuranlar tarafından itiraz edilen müdahale sadece gazeteye yayın yasağı getirildiği için değil aynı zamanda para cezası verildiği içindir. Dolayısıyla somut davadaki durum yukarıda anılan durum ile açık bir şekilde aynı değildir. Mahkeme, gazeteye getirilen yayın yasağının Ağır Ceza Mahkemesinin son kararıyla iptal edilmesinin, Devlet Güvenlik Mahkemesi tarafından verilen para cezasına ilişkin mahkûmiyet kararı üzerinde herhangi bir değişikliğe neden olmadığı kanaatindedir (yukarıdaki 9. paragrafa bakınız) Dolayısıyla Mahkeme, Hükümetin başvuranların mağdur sıfatı olmadığı yönündeki itirazını reddetmiştir.
19.Mahkeme başvurunun, Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi anlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını ve başka herhangi bir kabul edilemezlik gerekçesi bulunmadığını tespit ederek başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar vermiştir.
B. Esas Hakkında
20.Başvuranlar, kendilerine verilen para cezalarının ve gazeteye getirilen yayın yasağının ifade özgürlüğü haklarını ihlal ettiğini iddia etmektedirler.
21.Hükümet, bahse konu suç nedeniyle başvuranların suçlanmasına ilişkin eleştirilen müdahalenin yasada öngörüldüğünü ve yasal bir amaç izlediğini yani Sözleşme’nin 10. maddesinin 2. fıkrası anlamında kamu güvenliğinin korunması, düzenin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi gibi meşru yollar izlendiğini kaydetmektedir.
22.Mahkeme, hükümetin bu konudaki değerlendirmesini kabul etmektedir (bk. sırasıyla, Gözel ve Özer/Türkiye, No. 43453/04 ve 31098/05, §§ 43‑45, 6 Temmuz 2010 ve Belek/Türkiye, No. 36827/06, 36828/06 ve 36829/06, § 26, 20 Kasım 2012). Mahkeme söz konusu uyuşmazlığın, müdahalenin « demokratik toplumda gerekli » olup olmadığı meselesiyle ilgili olduğunu saptamaktadır.
23.Mahkeme, somut olaydakine benzer sorunları ileri süren bir kısım davaları daha önce incelediğini ve Sözleşme’nin 10. maddesinin ihlal edildiği sonucuna vardığını hatırlatmaktadır (Gözel ve Özer, anılan). Mahkeme dolayısıyla, mevcut davayı yukarıda belirtilen içtihat ışığında inceleyecektir (bk. örneğin, Gözel ve Özer, yukarıda anılan, Belek, yukarıda anılan ve Bayar ve Gürbüz/Türkiye (No. 2), No. 33037/07, 3 Şubat 2015). İşbu davanın söz konusu içtihat doğrultusunda incelenmesi uygun olacaktır.
24.Somut davada Mahkeme, ihtilaflı makalede, Kürt sorunun çözümü için genel af yasasının önemi ve gerekliğinin altı çizilerek demokratik bir çözüm yolu isteyen hapishanedeki KADEK üyelerinin beyanlarına atıfta bulunulduğunu tespit etmiştir. Söz konusu açıklamalarda bu örgütün lideri olan Abdullah Öcalan’ın tutukluluk koşulları ve pişmanlık yasasının durumu ve yeniden uygulamaya konulması ile ilgili mevzuat hükümleri de eleştirilmiştir.
25.Mahkeme, özellikle terörle mücadeleye bağlı zorlukların yanı sıra incelemeye tabi tutulan durumu çevreleyen koşulları göz önünde bulundurarak, bu makalede kullanılan ifadeler ve yayının içeriğini dikkatle incelemiştir (Sürek/Türkiye (No. 4) [BD], No. 24762/94, § 58, 8 Temmuz 1999). Mahkeme, bu makalenin bütünüyle değerlendirildiğinde, şiddete, silahlı direnişe ya da isyana teşvik içerikli olmadığını ve bu makalede Mahkeme’nin nazarında dikkate alınması gereken en önemli unsur olan herhangi bir nefret söyleminin de kullanılmadığını tespit etmiştir.
26.Mahkeme öte yandan ulusal mahkemelerin kararlarında yer alan başvuranların mahkûm edilme gerekçelerini incelemiş ve bu gerekçelerin tek başına başvuranların ifade özgürlüğü hakkına yapılan müdahaleyi haklı kılmaya yeterli olamayacağı kanaatine varmıştır. Sonuç olarak Mahkeme, özellikle anılan Gözel ve Özer ile Belek davalarında vardığı sonuçtan uzaklaşacak herhangi bir neden görememektedir.
27.Dolayısıyla, Sözleşme’nin 10. maddesi ihlal edilmiştir.
II. SÖZLEŞME’NİN 6. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
28.Başvuranlar,askerler tarafından kurulan Devlet Güvenlik Mahkemeleri tarafından mahkûm edilmeleri nedeniyle davalarının bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından adil biçimde görülmediği için şikâyet etmektedirler. Başvuranlar davalarına bakan hâkimlerin, Adalet Bakanı Müsteşarı ve beş üyeden oluşan Hâkimler Savcılar Yüksek Kurulu tarafından atandığını ve yürütme bağımsızlığının olmadığını ileri sürmektedirler. Söz konusu sivil hâkimler de Hâkimler Savcılar Yüksek Kurulu tarafından atanmaktadır. Başvuranlar öte yandan, Devlet Güvenlik Mahkemeleri tarafından verilen kararın ve de Yargıtay kararının yeterince gerekçelendirilmediğinden şikâyet etmektedirler.
Başvuranlar bu bağlamda Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrasının ihlal edildiğini ileri sürmektedirler.
Bu maddenin somut dava ile ilgili kısımları şu şekildedir:
“1. Herkes, (...) cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, (...) bir mahkeme tarafından, (...) davasının hakkaniyete uygun olarak görülmesini isteme hakkına sahiptir.
29.Başvuranları mahkûm eden mahkemenin bağımsız ve tarafsız olmadığı iddiasıyla ilgili olarak Mahkeme, üç sivil hâkimden oluşan heyet tarafından yargılanan başvuranların gerekçelendirilmemiş bu şikâyetini verilen beyanlar doğrultusunda incelediğinde, Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrasının ihlal edildiğine dair herhangi bir bulguya rastlamamıştır (Saygılı ve Seyman/Türkiye, No. 62677/00, § 25, 14 Haziran 2007).
30.Ulusal mahkemeler tarafından verilen bazı kararların gerekçelerinin yetersiz olmasıyla ilgili şikâyete dair Mahkeme, Sözleşme’nin 10. maddesiyle ilgili olan şikâyetle bağlantılı olması nedeniyle bu şikâyetin de kabul edilebilir olduğu kanaatindedir. Mahkeme Sözleşme’nin 10. maddesinin ihlal edildiği yönündeki tespitini dikkate alarak (yukarıda 26-27 paragraflar), Sözleşme’nin 6. maddesi kapsamındaki mevcut sorunun ayrıca incelenmesinin gerek olmadığına karar vermiştir. (Kamil Uzun/Türkiye, No. 37410/97, § 64, 10 Mayıs 2007 ve Ahmet Yıldırım/Türkiye, No. 3111/10, § 72, AİHM 2012).
III. SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
31. Sözleşme’nin 41. maddesi aşağıdaki gibidir:
“Eğer Mahkeme bu Sözleşme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Taraf’ın iç hukuku bu ihlalin sonuçlarını ancak kısmen ortadan kaldırabiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, zarar gören taraf lehine adil bir tazmin verilmesine hükmeder.”
32.Belek ve Velioğlu ödemek zorunda kaldıkları para cezası nedeniyle maruz kaldıklarını düşündükleri maddi tazminat için sırasıyla 1.006.200.000 TRL ve 503.100.000 TRL (olayların meydana geldiği dönemde yürürlükte olan döviz kuruna göre yaklaşık sırasıyla 575 avro (EUR) ve 285 EUR) talep etmektedirler.
Başvuranlar gazetenin getirilen yayın yasağı nedeniyle maruz kaldıklarını düşündükleri manevi tazminat için ise 2.950 EUR istemektedirler.
Başvuranlar manevi tazminat için toplam 3.000 Amerikan doları (USD) talep etmektedirler.
Başvuranlar avukatlık masrafları için toplam 2.000 EUR ve Mahkeme önünde yaptıkları harcamalar için 1.000 USD talep etmektedirler.
33.Hükümet bu tutarlara itiraz etmiştir.
34.Maddi zarar konusunda Mahkeme, başvuranlar hakkında hükmedilen para cezalarının Sözleşme’nin 10. maddesi kapsamında tespit edilen ihlalin doğrudan bir sonucu olduğunu saptamaktadır. Dolayısıyla ilgililere bu bağlamda, ödedikleri meblağın tümüyle geri ödenmesi yönünde karar verilmesi uygundur. Mahkeme sonuç olarak Belek’e 575 EUR ve Velioğlu’na ise 285 EUR ödenmesine karar vermiştir. Öte yandan gazeteye getirilen geçici yayın yasağının kaldırılmış olması göz önünde bulundurulduğunda bu bağlamda sunulan talebi reddetmiştir.
35.Manevi zarara ilişkin olarak Mahkeme, dava koşullarının başvuranlara bazı olumsuzluklar yaşattığını düşünmektedir. Mahkeme, Sözleşme’nin 41. maddesi uyarınca hakkaniyete uygun olarak, başvuranların her birine 1.250 EUR ödenmesi gerektiğine karar vermiştir.
36. Öte yandan Mahkeme’nin içtihadına göre bir başvurana, yaptığı masraf ve harcamaların iadesi ancak bu masraf ve harcamaların gerçekliği, zorunluluğu ve makul oranda olduğu ortaya konulduğu takdirde mümkündür. Mahkeme, gerekli belgelerin sunulmamış olmasını göz önünde bulundurarak söz konusu talebi reddetmektedir (Ato/Türkiye No. 29873/02, § 27, 8 Haziran 2010).
37. Mahkeme, gecikme faizinin Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi faiz oranına üç puanlık bir artış eklenerek belirlenmesini uygun görmektedir.
MAHKEME, BU GEREKÇELERLE, OYBİRLİĞİYLE,
1. Başvurunun, ifade özgürlüğünün ihlal edilmesine ve mahkeme kararlarının yeteri kadar gerekçelendirilmediğine ilişkin şikâyetlerle ilgili kısmının kabul edilebilir olduğuna ve geri kalan kısmının ise kabul edilemez olduğuna;
2.Sözleşme’nin 10. maddesinin ihlal edildiğine;
3.Yeterince gerekçelendirmeme konusunda Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrası kapsamında yapılan şikâyeti ayrıca incelemeye gerek olmadığına;
4.
a) Sözleşme’nin 44. maddesinin 2. fıkrasına uygun olarak, davalı Devlet’in başvuranlara, kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme tarihinde geçerli olan döviz kuru üzerinden Türk lirasına çevrilmek üzere aşağıdaki miktarları ödemekle yükümlü olduğuna;
i) Ödenmesi gereken her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere, Belek’e 575 EUR (beş yüz yetmiş beş avro) ve Velioğlu’na ise 285 EUR (iki yüz seksen beş avro) tutarında maddi tazminat ödenmesine;
ii) Ödenmesi gereken her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere, başvuranların her birine manevi tazminat için 1.250 EUR (bin iki yüz elli avro) ödenmesine;
b) Söz konusu sürenin bittiği tarihten başlayarak, ödemenin yapıldığı tarihe kadar, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;
5. Adil tazmine ilişkin diğer taleplerin reddedilmesine;
karar vermiştir.
İşbu karar Fransızca dilinde tanzim edilmiş olup; Sözleşme’nin 77. maddesinin 2 ve 3. fıkraları uyarınca 6 Ekim 2015 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.
Stanley NaismithPaul Lemmens
Yazı İşleri MüdürüBaşkan
[1] Eski Türk lirasının (TRL) yerini alan yeni Türk lirası (YTL), 1 Ocak 2005 tarihinde yürürlüğe girmiştir. 1 yeni Türk lirası, 1 milyon eski Türk lirası değerindedir.
Full & Egal Universal Law Academy