Olaylar – Başvuranlar, Güneydoğu Türkiye’de iki köyde aileleriyle birlikte yaşayıp çalışan Türk vatandaşlarıdırlar. Davaya konu olan olaylar taraflar arasında ihtilaflıdır. Başvuranlara göre, 1994 yılında, köyleri Türk ordusuna ait bir hava aracıyla bombalanmıştır. Sonuç olarak, başvuranların 34 yakın akrabası ölmüş, bazı başvuranların kendileri yaralanmış ve mallarının ve hayvanlarının birçoğu telef olmuştur. Olaydan sonra, hayatta kalan bütün köylüler köylerini terk etmiş ve ülkenin farklı bölgelerine taşınmışlardır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi davaya ilişkin hükmünü vereceği sırada, köyler hala terk edilmiş durumdaydı. 1994, 1996 ve 2006 yıllarında, yerel savcılar, köylerin bombalanmasının sadece PKK üyeleri tarafından gerçekleştirildiği sonucuna varmışlardır. Hükümet de aynı görüşle Devlet’in olayla ilişkisine işaret eden hiçbir kanıtın olmadığını savunmuştur. 2012 yılında, başvuranlar Mahkeme’ye Sivil Havacılık Müdürlüğü tarafından hazırlanan bir uçuş kaydı sunmuşlardır. Söz konusu kayıtta, başvuranların köylerinin bombalandığı aynı gün ulusal Hava Kuvvetleri tarafından gerçekleştirilen iki uçuşa işaret edilmiştir.
Hukuksal Değerlendirme – İlk itiraz (altı ay kuralı): Davalı Hükümet, başvuranların, olaydan on iki yıl sonra başvuruda bulundukları gerekçesiyle, altı ay kuralına uymadıklarını ileri sürmüştür. Davanın özel koşulları nedeniyle, Mahkeme, başvuranların, köylerine yapılan saldırıdan sonra uzun bir süre boyunca ulusal makamlara olaylara ilişkin şikâyetlerini iletemediklerini kabul etmiştir. Şikâyet etme fırsatını elde eder etmez, başvuranlar ulusal makamlara resmi şikâyetlerini iletmişler ve iç hukuk yollarından sonuç alamayacaklarını fark ettikten hemen sonra Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvurmuşlardır.
Sonuç: ilk itiraz reddedilmiştir (oy birliğiyle).
Madde 2
(a) Esası yönünden – Hükümet’in, köylerin PKK üyeleri tarafından saldırıya uğradığına dair iddiasını desteklemek için dayandığı tek kanıt, 2008 yılında köylülerden alınan ifadeleri ve 1994, 1996 ve 2006 yıllarında alınan bazı sivil ve askeri savcı kararlarıdır. Tanık ifadelerine ilişkin olarak, tanıklardan biri hariç hiçbiri, başvuranların yaşadığı iki köyün birinde ikamet etmemekte ve olay sırasında orada bulunmamaktaydılar. Bu nedenle, söz konusu kanıtlar sadece rivayetten ibarettir. Ayrıca, bu tanıkların birçoğu bağımsız bir yargı makamı tarafından değil ordu mensupları tarafından sorgulanmışlardır. Olay günü iki köyün birinde bulunduğu ve uçaklardan ziyade PKK üyelerinin bombalama olaylarını gerçekleştirdiğini iddia eden tek tanığın bağımsız veya tarafsız olduğu, söz konusu tanığın, Devlet tarafından köy korucusu olarak görevlendirilmiş olması nedeniyle kabul edilemez. Soruşturmaların sonuçlarına ilişkin olarak, 1994 ve 1996 yıllarında sivil savcılar tarafından yürütülen soruşturmaların dosyalarında, PKK’nın saldırılarla ilişkisine işaret eden kanıt bulunmamaktadır. Bu nedenle, söz konusu savcılar tarafından ulaşılan sonuçlar dayanaksızdır. 2006 yılında askeri savcı tarafından yürütülen soruşturmayla ilgili olarak, Mahkeme, bu soruşturmanın mantığa aykırı nedenlere işaret eden ve daha sonra doğru olmadığı kesinleşen kanıtlara dayandığına hükmetmiştir. Mahkeme, bu nedenle, savcılar tarafından ulaşılan sonuçları göz önüne alamaz veya söz konusu sonuçların Hükümet’in ibrazlarını desteklediğini düşünemez. Başvuranların, saldırının askeri bir hava aracı tarafından gerçekleştirildiğine yönelik iddiasına ilişkin olarak, Mahkeme, başvuranların aynı ifadeyi tutarlı bir şekilde vermeye birçok yıl boyunca devam ettiklerini belirtmiştir. Yasal tatbikatta bulunan makamlarca 2004 ve 2005 yıllarında gerçekleştirilen ve görgü tanıklarının ifadelerine dayanan soruşturmalarda, köylerin PKK tarafından değil bir hava aracı tarafından bombalandığı sonucuna varılmıştır. Ayrıca, Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü tarafından hazırlanan uçuş kaydında, başvuranların saldırınınolduğunu iddia ettikleri saatlerde köylerin bulunduğu bölgeye uçuşlar gerçekleştirildiği belirtilmiştir. Bu kanıtlar ışığında, Mahkeme, Türk Hava Kuvvetleri’ne ait askeri bir hava aracının, başvuranların otuz üç yakınının ölmesine ve başvuranların üçünün yaralanmasına neden olan bir hava saldırısı gerçekleştirdiği sonucuna ulaşmıştır. Mahkeme’ye göre, havadan sivillerin ve köylerinin rastgele bombalanması demokratik bir toplumda kabul edilemez veya Sözleşmenin 2 § 2 maddesinde belirtilen güç kullanımını düzenleyen hiçbir gerekçeye, örflere dayanan uluslararası insani hukuk kurallarına veya silahlı çatışmalarda güç kullanımını düzenleyen uluslararası hiçbir anlaşmaya dayandırılamaz.
Sonuç: ihlal (oy birliğiyle).
(b) Usul yönünden – Bombalama olayına ilişkin yürütülen soruşturma tamamen yetersizdir ve birçok önemli adım ihmal edilmiştir. Örneğin, savcılar, bombalama olayından hemen sonra ivedilikle herhangi bir sorgulama işlemi gerçekleştirmemişler ve olay gerçekten incelendiğinde, soruşturmacılar bağımsız olmamakla birlikte, oldukça az düzeyde soruşturmayla dayanaksız sonuçlara varmışlar ve soruşturma dosyalarını başvuranlardan saklı tutmuşlardır. En önemlisi, sorumluların tespit edilmesinde ve kovuşturulmasında temel bir unsur olan uçuş kaydına ilişkin hiçbir soruşturma gerçekleştirilmemiştir. Başvuranların köylerinin Hava Kuvvetleri tarafından bombalandığını gösteren bilgilerin ve kanıtların çokluğu göz önüne alındığında, Mahkeme, soruşturma yetersizliğinin, ulusal soruşturma makamlarının gerçeği resmi olarak tespit etmek ve sorumluları cezalandırmak için isteksiz davranmalarının sonucu olduğuna hükmetmiştir.
Sonuç: ihlal (oy birliğiyle).
Madde 3: Başvuranların, akrabalarının öldürülmelerine ve mallarının telefolmasına şahit oldukları, olayın sonuçlarıyla tek başlarına başa çıkmak zorunda kaldıkları ve ikamet ettikleri yeri terk etmeye zorlandıkları tartışmasızdır. Bombalama için talimat verilmiş ve bombalama, pilotlar ve daha sonra uçuş kayıtlarını vermeyi reddederek olayı kapatmaya çalışan üstleri tarafından insan hayatı hakkında en ufak bir endişe duyulmaksızın gerçekleştirilmiştir. Ulusal makamlar, bombalama olayının ardından başvuranlara en az düzeyde bile insani yardımda bulunmayı teklif etmemişlerdir. Bu koşullarda, Mahkeme, yetkililerin olaylardan sonra tamamen yetersiz ve etkin olmayan cevapları ile birlikte yakınlarının ölümlerine şahit olmanın, başvuranların insanlık dışı ve aşağılayıcı bir muameleye maruz kalmalarına neden olduğuna işaret eder. Ayrıca, evlerinin bombalanması başvuranları ve ailelerini barınaktan ve destekten yoksun bırakmış ve onları, kendilerinin ve arkadaşlarının yaşadığı yerden ayrılmaya zorlamıştır. Söz konusu saldırının yol açtığı acı ve üzüntüler, 3 maddenin kapsamında insanlık dışı muamele teşkil etmeye yetecek kadar şiddetlidir.
Sonuç: ihlal (oy birliğiyle).
Madde 38: Mahkeme’nin Hükümet’ten 2009 yılında, bütün soruşturma dosyasının kopyasını talep etmesine rağmen, ilgili uçuş kayıtları sunulmamış veya görüşlerinde söz konusu kayıtların varlığından bahsedilmemiştir. 2012 yılının Haziran ayında başvuranlar tarafından Mahkeme’ye söz konusu bilgiler, Hükümetin davaya ilişkin görüşlerini iletmesinden sonra, sunulmuştur. Hükümet, uçuş kayıtlarının doğruluğuna itiraz etmemiş, söz konusu kayıtların varlığından habersiz olduğunu ileri sürmemiş veya bu kayıtların Mahkeme’ye neden daha önce sunulmadığına dair bir açıklama yapmamıştır. Davalı Hükümet’in Sözleşme’ye ilişkin yargılama işlemlerinde işbirliği içinde olmasının önemi göz önüne alındığında; uçuş kayıtlarının sunulmaması, 38. madde uyarınca, Mahkeme’nin gerçekleri tespit etme görevini yerine getirmesinde yol gösterici bütün gerekli olanakların sağlanması yükümlülüğünün yerine getirilmemesine neden olmuştur.
Sonuç: 38. maddeye aykırı hareket edilmiştir (oy birliğiyle).
Madde 46: Soruşturma dosyasının hala ulusal düzeyde açık olduğunu ve elindeki belgeleri göz önüne aldığında, Mahkeme, Bakanlar Komitesi denetimindeki ulusal makamlarca yeni soruşturma adımlarının atılması gerektiği görüşündedir. Bu adımlar, başvuranların köylerinin bombalanmasına ilişkin sorumluların tespit edilip cezalandırılması amacıyla, uçuş kayıtlarından faydalanarak etkili bir cezai soruşturma yürütmeyi kapsamalıdır.
Madde 41: Manevi tazminat olarak 15,000 avro ile 250,000 avro arasında değişen miktarların ödenmesine karar verilmiştir; maddi tazminat talepleri reddedilmiştir.
(Bk. ayrıca Akdıvar ve Diğerleri / Türkiye, 21893/93, 16 Eylül 1996; Timurtaş / Türkiye, 23531/94, 13 Haziran 2000; ve Musayev ve Diğerleri / Türkiye, 57941/00, 58699/00 ve 60403/00, 26 Temmuz 2007, Bilgi Notu 99).
Full & Egal Universal Law Academy