Berger-Krall ve Diğerleri / Slovenya – 14717/04 - 12 Haziran 2014 tarihli karar [V. Bölüm]
Olaylar – Eski Yugoslavya’da yürürlükte olan sosyalist sistem kapsamında, başvuranlar ile benzer durumda olan kiracılar, çoğunlukla süresiz olan ve nesilden nesle aktarılabilen “özel korumalı kiracılık” sözleşmeleri kapsamında kamuya ait konutlarda yaşamaktadırlar. “Özel korumalı kiracılık”, yalnızca kontrata dayalı kiracılığa göre daha güçlü bir koruma sağlamaktadır.
Slovenya bağımsızlığını kazanıp piyasa ekonomisini tercih ettiğinde, konutlandırma sektöründe iki ana değişikliğe gidilmiştir. 1991 tarihli Ulussuzlaştırma Kanunu, mülklerin eski sahiplerinin (ya da mirasçılarının), “özel korumalı kiracılık” projesi kapsamında verilen konutlar da dahil olmak üzere Devlet tarafından kamulaştırılan mülklerin iadesi talebinde bulunmalarını mümkün kılmıştır. Aynı doğrultuda, 1991 tarihli Konutlandırma Kanunu mülklerin yeni sahipleri ile kiracıların haklarını düzenlemiştir. Bu kanun ile “özel korumalı kiracılık” uygulaması yerini normal kiralama sistemine bırakmıştır. Önceden “özel korumalı kiracılık” sisteminden yararlananlara süresiz olarak daireleri yeni sahiplerinden kiralama imkânı ilkesel olarak tanınmıştır; ancak tanınan bu imkân, özellikle kira, aile bireylerine aktarım hakları ve kullanım süresinin teminatı gibi konularda eski sisteme kıyasla daha dezavantajlı şartlara sahiptir.
Başvuranlar, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne yaptıkları başvuruda, diğerlerinin arasında, yeterli bir tazminat almadan özel korumalı kiracılık haklarından mahrum edildiklerinden şikâyetçi olmuşlardır (Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesi ile Sözleşme’nin 8. maddesi).
Hukuki değerlendirme – Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesi: Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesinin gereklilikleri ihlal edilmediği için, bu maddenin uygulanabilir olduğu varsayılsa bile, kiracıların bir emlak biriminde ikamet etme hakkının söz konusu maddenin anlamı dâhilinde “mülkiyet” teşkil edip edemeyeceğinin incelenmesi gerekli değildir.
Başvuranın mülkiyet hakkına yapılan müdahale kanuna uygundur ve kamu menfaati doğrultusundadır. Bu müdahale ayrıca toplumun genel menfaatlerinin gereklilikleri ile bireylerin temel haklarının korunmasının gereklilikleri arasında adil bir denge sağlamıştır.
Konutlandırma düzenlemesinin sonucunda başvuranların daha önce yararlandığı yasal koruma düzeyinden genel olarak daha aşağı bir seviyeye düşmekle (örneğin kiraların artması, kiracılığın aile üyelerine devredilmesi ve kullanım süresinin teminatının azalması gibi) karşı karşıya kalmışlardır. Ancak bu belirtilenler, mülklerin önceki sahiplerine İkinci Dünya Savaşı’nın ardından kamulaştırılan konutlarının geri verilmesinin sağlanması yönündeki adli kararın kaçınılmaz bir sonucudur. Mülklerin önceki sahiplerinin haklarını teminat altına almak, karşılığında kiracıların hakları üzerinde kısıtlamalar meydana gelmesine yol açacaktır. Her halükarda, yeni kontratlarda başvuranlara yüklenen yükümlükler (hasar vermemek, çevredekileri rahatsız etmemek, yasaklanan eylemleri gerçekleştirmemek ve devren kiraya vermemek), ev sahipleri ile kiracılar arasında imzalanan sözleşmelerde belirtilen sıradan yükümlülükler ile esasen benzerdir.
Ayrıca, başvuranlar normalde kiracıları kapsayan korumanın ötesinde özel bir korumadan yararlanmış ve yararlanmayı sürdürmüşlerdir: kira sözleşmeleri belirli bir süre kısıtlaması olmaksızın imzalanmakta ve kiracıların eşlerine ya da uzun süreli hayat arkadaşlarına devredilebilmekte olup kiracılara uygulanan kâra iştiraksiz kira miktarları konutlandırma düzenlemesinin ardından 22 yıl boyunca serbest piyasa rakamlarından daha düşük olmaya devam etmiştir, bu da piyasa ekonomisine taşınma sürecinin makul ve yenilikçi bir tutumla gerçekleştirildiğini göstermiştir. Ayrıca başvuranlardan hiçbiri gelirlerine oranla kira miktarlarının aşırı yüksek olduğuna dair bir şikâyette bulunmamıştır.
Dolayısıyla, davalı Devlet, “önceki sahiplerin” menfaatleri ile kiracıların menfaatlerine ilişkin istisnai zorlukta ve toplumsal hassasiyet derecesinde olan konular arasında dengeyi sağlama hususunda, takdir yetkisinin sınırları dışına çıkmayan bir şekilde konutlandırma düzenlemelerinin beraberinde getirdiği toplumsal ve ekonomik yüklerin dağılımını sağlamıştır.
Sonuç: ihlal bulunmamaktadır (altı oya karşı bir oy ile).
(Ayrıca bkz. Hutten-Czapska / Polonya [BD], 35014/97, 19 Haziran 2006, 87 Sayılı Bilgi Notu; Lindheim ve Diğerleri / Norveç, 13321/08 ve 2139/10, 12 Haziran 2012, 153 Sayılı Bilgi Notu)
Madde 8: Mahkeme’nin başvuranın Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesi kapsamındaki haklarının ihlal edilmediğine karar vermesine yol açan gerekçeler, başvuranların 8. madde kapsamındaki şikâyetlerine ilişkin olarak bu maddenin ihlal edilmediğine karar vermesine sebep olmuş ve söz konusu madde kapsamındaki şikâyetlerin kabul edilebilir olduğu beyan edilmiştir. Başvuranlara süresiz kira sözleşmeleri, eşlerine ya da uzun süreli hayat arkadaşlarına devir hakkı ve mülkte kâra iştiraksiz kiraya tabi olarak kalma hakları tanınmıştır. Başvuranların hiçbiri kirayı ödeyemeyecek durumda olduklarını kanıtlayan bir delil ibraz etmemiştir ve zaten maddi olarak sıkıntıda olan kiracılara sağlanan kamu ödeneği de bulunmaktadır.
1991 tarihli Konutlandırma Kanunu ile birlikte yürürlüğe giren kusura dayalı haciz gerekçeleri ise diğer Avrupa Konseyi üyesi olan Devletlerde bulunan kira sözleşmelerinde genel olarak bulunan gerekçeler ile temelde aynı olup Sözleşme’nin 8. maddesine aykırı oldukları düşünülemez. 2003 tarihli Konutlandırma Kanunu kapsamında önceki ev sahiplerine tanınan ekstra iki hak – kiracıyı uygun olan başka bir mülke taşıma ve başka bir konuta sahip olan kiracıyı evden çıkarma hakları – başvuranların durumundaki kişiler için özel ve güçlendirilmiş koruma ve bunun karşılığında, kendi seçimleri dışında kiracıları olan kişilere düşük kira ücretleri vermeye zorlanan önceki mülk sahiplerinin hakları üzerinde gerçekleşen kısıtlamalar göz önünde bulundurularak gerekçelendirilmiştir.
Başvuranların yararlandığı usulü teminatlara dair ise, başvuranlar olaylara ve hukuka ilişkin tüm konularda yetkisi bulunan yetkili ulusal mahkemeler önünde herhangi bir evden çıkarma emrine karşı itirazda bulunma imkânları olduğunu inkâr etmemişlerdir. Dolayısıyla, söz konusu üç başvuranın konuta saygı haklarına yapılan müdahale, demokratik bir toplumda gerekli bir müdahaledir.
Sonuç: ihlal bulunmamaktadır (oybirliğiyle).
Mahkeme ayrıca oybirliğiyle Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesi ile bağlantılı olarak Sözleşme’nin 14. maddesinin ve 6 § 1. maddesinin (ne ulussuzlaşma davası açısından ne de başvuranların konutlandırma düzenlemelerine itiraz edebileceği bir mahkemeye erişim hakkının kısıtlı olduğu iddiası açısından) ihlal edilmediğine karar vermiştir.
Full & Egal Universal Law Academy