Berland / Fransa – 42875/10 - 3.9.2015 tarihli Karar [V. Bölüm]
Olaylar ve Olgular – Bir mahkemenin Soruşturma Dairesi Şubat 2009 tarihli bir kararla, başvuranın eski kız arkadaşını “kasten öldürdüğü” konusunda yeterli delil bulunduğuna ve kendisini ayırt etme gücünden ve eylemlerini kontrol etme yetisinden yoksun kılan bir psikiyatrik rahatsızlıktan muzdarip olması dolayısıyla başvuranın cezai olarak sorumlu tutulamayacağına karar vermiştir. Soruşturma Dairesi başvuranın zorunlu olarak hastaneye yatırılmasına karar vermiş ve başvuranı yirmi yıl boyunca müdahil taraflarla irtibata geçmekten ve silah bulundurma ve taşımaktan men etmiştir. Yargıtay kararın lafzını değiştirmiş; ancak, başvuran tarafından hukuki bir sorun temelinde yapılan temyiz başvurusunu reddetmiştir.
Başvuran Strazburg’daki yargılamalarda, kendi davasında tayin edilen tedbirlerin öngörüldüğü mevzuatın geriye yürür şekilde uygulanmasından şikâyetçi olmuştur.
Hukuksal Değerlendirme – Madde 7 § 1: Mahkeme’nin ilk önce, söz konusu tedbirlerin başvuranın bir suçtan mahkûmiyetinin ardından tayin edilip edilmediğinin tespit etmesi gerekmiştir. Soruşturma Dairesi ilk olarak, başvuranın kendisine isnat edilen eylemleri işlediği konusunda yeterli delil bulunduğuna ve ikinci olarak, başvuranı ayırt etme gücünden ve eylemlerini kontrol etme yetisinden yoksun bırakan bir zihinsel rahatsızlık dolayısıyla cezai sorumluluğunun bulunmadığına hükmettiği bir karar vermiştir. Soruşturma Dairesi “... kişinin kendisine isnat edilen eylemleri işlediği konusunda yeterli delil bulunduğuna hükmetmek hiçbir şekilde mahkûmiyet anlamına gelmeyip, yasal sonuçları olabilecek bir durumu ortaya koymaktadır ...” ifadesini kullanmıştır. Anayasa Konseyi önceden, “kişinin kendisine isnat edilen eylemleri işlediği konusunda yeterli delil bulunduğuna hükmetmenin”, “söz konusu eylemlerin işlenişine ilişkin bir değerlendirme” anlamına gelmediğine ve “kişinin zihinsel rahatsızlık dolayısıyla cezai sorumluluktan muaf olduğunun ilan edildiği bir kararın ceza mahiyetinde olmadığına” karar vermiştir. Ayrıca, Soruşturma Dairesi’nin [başvuranın] eylemleri işlediği konusunda yeterli delil bulunduğu yönündeki kararına ilişkin olarak yerel mahkemeler tarafından yapılan tartışmalar, normal koşullarda suçun kurucu unsurlarından biri olarak aranan manevi unsurun, kovuşturulan kişinin ayırt etme gücünü kaybettiği davalarda dikkate alınmaması amacıyla “taammüden” kelimesinin bu tür bir karardan çıkarılması gerektiğini değerlendiren Yargıtay tarafından çözüme kavuşturulmuştur. Başsavcı, cezai sorumluluktan muaf olma durumunun mahkemeyi eylemlerin kanun uyarınca bir “suç” teşkil edip etmediğine karar vermekten alıkoyduğunu ileri sürmüş ve bu tür bir durumda suçun sadece maddi unsurunun “cezalandırma iması olmaksızın” değerlendirilebileceğini eklemiştir. Yukarıdaki değerlendirmeler göz önünde bulundurulduğunda, söz konusu tedbirlerin başvuranın bir “suçtan” mahkûm edilmesinin ardından tayin edildiğinin değerlendirilmesi mümkün değildir.
Ayrıca, Fransa’da, başvuran hakkında uygulanan tedbirler, geriye yürümezlik ilkesinin geçerli olduğu cezalar şeklinde değerlendirilmemektedir.
Başvuranın zorunlu olarak hastaneye yatırılmasının mahiyeti ve amacına gelince, bu tür bir tedbir ancak, cezai sorumluluktan muaf tutulan kişinin muzdarip olduğu zihinsel rahatsızlığın “tedavi gerektirdiği ve kişilerin güvenliğini risk altına soktuğu veya kamu düzenini ciddi anlamda bozduğu” bir psikiyatri uzman değerlendirmesi ile ortaya konulursa tayin edilebilmektedir. Dolayısıyla, hedef ilk olarak, başvuranın sıradan bir cezaevi yerine bir ihtisas hastanesine yerleştirilerek tedavi görmesini sağlamak ve ikinci olarak, başvuranın eylemlerini tekrarlamasını engellemek olmuştur. Ayrıca, zorunlu olarak hastaneye yatırılmaya ilişkin düzenlemeler, Devlet temsilcisi tarafından verilen bir kararın ardından psikiyatrik tedaviye kabule ilişkin düzenlemelerle aynı olup; her iki halde de, her an tedbirin kaldırılması için mahkemelere başvuruda bulunulması mümkündür. Ardından mahkemeler iki psikiyatrist ve hastaya bakan hastane ekibinin bir temsilcisinden oluşan heyetin tavsiyelerine dayalı olarak ve psikiyatristler tarafından düzenlenen iki bilirkişi raporu aldıktan sonra karar vermektedir. Dolayısıyla, süresi önceden belirlenmeksizin zorunlu olarak hastaneye yatırılma, cezalandırmadan ziyade önleme ve tedavi etme amacına hizmet etmiş ve bir ceza teşkil etmemiştir.
Başvuran hakkında tayin edilen diğer iki güvenlik tedbirine, yani yirmi yıl boyunca müdahil taraflarla irtibat kurmaktan ve silah bulundurmaktan men edilmesine gelince Mahkeme, söz konusu tedbirlerin ancak cezai sorumluluktan muaf ilan edilen kişi tarafından işlenen eylemlerinin tekrarlanmasını önlemek için zorunlu olması halinde, söz konusu kişinin, mağdurun ve mağdurun ailesinin korunması veya kamu düzeninin bozulmasının sonlandırılması amacıyla tayin edilebileceğini belirtmiştir. Söz konusu tedbirler bir psikiyatrik değerlendirmenin ardından tayin edilmiş olup, tedbirlerin ilgili kişinin gördüğü tedaviye engel olmaması gerekmektedir. Ayrıca, söz konusu tedbirlerin sınırlı süreli olmasına rağmen, tedbirlerin kaldırılması veya değiştirilmesi için yargıca başvuruda bulunma yolu başvuran için açık olmuştur. Yargıç, psikiyatrik bilirkişi raporundaki bulgulara dayalı olarak karar vermiştir. Dolayısıyla, söz konusu tedbirlerin tayin edilmesi, önleme amacına hizmet etmiştir. Son olarak, başvuranın şikâyetçi olduğu tedbirlere uymaması halinde ceza alma riskinin bulunmasına rağmen, böylesi bir halde yeni bir dizi yargılamanın başlatılması gerekmekte ve tedbire uymama tarihinde eylemlerinden ötürü cezai sorumluluğu bulunan kişilere ceza uygulanabilmektedir.
Sonuç olarak, başvuranın cezai sorumluluktan muaf olduğu bulgusu ve beraberindeki güvenlik tedbirleri Sözleşme’nin 7 § 1 maddesi anlamında bir “ceza” teşkil etmemiştir ve bu tedbirlerin, söz konusu Madde kapsamındaki geriye yürümezlik ilkesinin uygulanamayacağı önleyici tedbirler olarak değerlendirilmesi gerekmiştir. Dolayısıyla Sözleşme’nin 7 § 1 maddesi mevcut davaya uygulanabilir olmamıştır.
Sonuç: 7 § 1 maddesi uygulanabilir değildir (ikiye karşı beş oyla).
Mahkeme ayrıca, 7 § 1 maddesinin ihlal edilmediğine hükmetmiştir.
Full & Egal Universal Law Academy