AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
BİLGİNOĞLU / TÜRKİYE
(Başvuru no. 45102/04)
KARAR
STRAZBURG
03 Aralık 2019
İşbu karar kesinleşmiş olup; bazı şekli değişikliklere tabi tutulabilir.
Bilginoğlu/Türkiye davasında,
Başkan
Valeriu Griţco,
Yargıçlar
Egidijus Kūris,
Darian Pavli ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla Komite olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), 12 Kasım 2019 tarihinde yapılan kapalı müzakerelerin ardından aynı tarihte aşağıdaki kararı vermiştir.
USUL
1. Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan davanın temelinde bir Türk vatandaşı olan Doğan Bilginoğlu’nun (“başvuran”) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (“AİHM” veya “Mahkeme”), İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca, 20 Eylül 2004 tarihinde yapmış olduğu (45102/04 no’lu) başvuru bulunmaktadır.
2. Başvuran, Mahkeme önünde, Strazburg Barosuna kayıtlı Avukat Ü. Kılınç tarafından temsil edilmiştir. Türk Hükümeti (“Hükümet”) ise kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
3. Başvuranın mülküne yapılan müdahaleye, kendisine verilen tazminatta yaşanan değer kaybına ve yerel makamların pozitif yükümlülüklerine uymasına ilişkin şikâyet 15 Mayıs 2018 tarihinde Hükümete bildirilmiştir. Başvurunun geriye kalan kısmı Mahkeme İç Tüzüğünün 54 § 3 maddesine göre kabul edilemez bulunmuştur.
OLAYLAR VE OLGULARDAVANIN KOŞULLARI
4. Başvuran 1934 doğumlu olup, İstanbul’da ikamet etmektedir.Davanın geçmişi
5. Başvuran, tamamı üçüncü derece doğal sit alanı olarak belirlenen Bozcaada adasında bulunan bir arazinin sahibidir.
6. Karayolları Genel Müdürlüğü (“Genel Müdürlük”) 1995 yılında Güven İnşaat Ltd. şirketine (Şirket) ve F.G. isimli kişiye Bozcaada’daki yolların iyileştirilmesi için bir ihale vermiştir. Taraflar arasındaki sözleşme uyarınca, malzeme çıkarılması amacıyla Şirket ve F.G.’ye Belediye’nin taş ocağını kullanma izni verilmiştir. Ancak, inşaat işleri sırasında 1995 Ekim ayında belirsiz bir tarihte yakınlarda bulunan başvuranın mülkünden belli bir miktar taş alınmıştır.
7. Üçüncü şahısların arazisinde dinamit patlatıp taş çıkardığını öğrendikten sonra, başvuran hukuk mahkemelerinde iki dava açmıştır ve Bozcaada Cumhuriyet Savcısına bir kaç defa suç duyurusunda bulunmuştur.
8. 26 Temmuz 1996 tarihli yazı ile Kaymakam, 1 Kasım 1995 tarihinde gerekli tedbirleri aldığını ve sehven meydana gelen müdahaleye bir son verdiğini Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Genel Müdürlüğüne bildirmiştir. Bu sırada Kaymakamın talebi üzerine iki memur başvuranın mülkünde herhangi bir faaliyet olmadığını belirten bir rapor hazırlamıştır.Tazminat yargılamaları
9. Başvuran, 15 Mart 1996 tarihinde, Genel Müdürlüğe, Şirkete ve F.G.’ye karşı Bozcaada Asliye Hukuk Mahkemesi önünde tazminat davası açmış ve reeskont faizi ile birlikte 1.000.000.000 eski Türk lirası (TL) maddi tazminat ve 1.000.000.000 TL manevi tazminat talep etmiştir. Davalıların arazisinden defalarca taş çıkardığını, bunun sonucu olarak arazinin büyük miktarda değer kaybettiğini ve bağ evinin yıkıldığını bildirmiştir. Başvuran, yerel mahkemeden arazisinden çıkarılan taşların değerini ve arazisinde meydana gelen değer kaybını belirlemesini talep etmiştir.
10. Başvuran 25 Ekim 1996 tarihinde Bozcaada Asliye Hukuk Mahkemesi önünde bir dava daha açmış ve 20.000.000.000 TL ek tazminat talep etmiştir. İki dava birleştirilmiştir.
11. Bozcaada Asliye Hukuk Mahkemesi 27 Mart 1997 tarihinde başvuranın şirkete ve F.G.’ye karşı açtığı davayı reddetmiş ve Genel Müdürlüğe karşı açmış olduğu davayı kısmen kabul etmiştir. Mahkeme, başvuranın arazisinden çıkarılan taşların değerine karşılık olarak başvurana 166.448.525 TL maddi tazminat ödenmesine hükmetmiştir.
12. Yargıtay 3 Mart 1998 tarihinde somut davada Şirketin de sorumlu tutulması gerektiğini belirterek ilk derece mahkemesinin kararını bozmuştur. Ayrıca Yargıtay, alt derece mahkemesinin, taşların kalitesini ve arazide meydana gelen değer kaybını belirlemek amacıyla bir bilirkişi raporu hazırlatması gerektiğine karar vermiştir.
13. Araziden çıkan taşların kalitesini ve değerini belirleyen bilirkişi raporunu inceledikten sonra Bozcaada Asliye Hukuk Mahkemesi 28 Mart 2001 tarihinde Genel Müdürlüğe karşı açılan davayı kısmen kabul etmiştir ve başvurana 410.955.000 TL maddi tazminat ödenmesine hükmetmiştir. Arazide meydana gelen değer kaybına yönelik olarak yapılan talebi reddetmiştir.
14. Yargıtay, 20 Kasım 2001 tarihinde, arazide değer kaybı yaşandığına hükmederek bir kez daha ilk derece mahkemesinin kararını bozmuştur ve ilk derece mahkemesinin yaşanan değer kaybına yönelik olarak bilirkişi raporu hazırlatması gerektiğine karar vermiştir.
15. Bozcaada Asliye Hukuk Mahkemesi 19 Nisan 2006 tarihinde taşların ve bağ evinin değerine ve arazide yaşanan değer kaybına karşılık olarak davanın açıldığı tarihten itibaren işleyecek olan yasal faiz eklenmek suretiyle başvurana 6.028 yeni Türk lirası (TL) maddi tazminat ödenmesine hükmetmiştir.
16. 7 Kasım 2006 tarihli kararı ile Yargıtay bu kararı düzelterek onamıştır ve başvuranın mülküne ilk müdahalenin yapıldığı tarihten, yani 29 Kasım 1995 tarihinden itibaren işleyen faizinin (yasal faiz) başvurana ödenmesine karar vermiştir. Temyiz mahkemesi 2 Nisan 2007 tarihinde başvuranın karar düzeltme talebini reddetmiştir.
17. Başvurana 16 Nisan 2009 tarihinde 35.191 TL tazminat ödenmiştir. Ek olarak, başvurana 4 Mayıs 2009 tarihinde 1.408 TL ve 2 Aralık 2009 tarihinde 1.477 TL ödeme yapılmıştır.Ceza Yargılamaları
18. Başvuran 24 Mayıs 1996 tarihinde arazisinden taş çıkaran kimliği belirsiz kişi veya kişilere karşı suç duyurusunda bulunmuştur. Bozcaada Cumhuriyet Savcısı, 5 Temmuz 1996 tarihinde Bozcaada Sulh Ceza Mahkemesine bir iddianame düzenlemiş ve beş kişiyi hırsızlıkla itham etmiştir. Bozcaada Sulh Ceza Mahkemesi 20 Mart 2001 tarihinde ceza yargılamalarının askıya alınmasına ve akabinde, beş yıllık süre içerisinde failler tarafından aynı nitelikte veya daha ağır bir suç işlenmediği takdirde, davanın ortadan kaldırılacağına karar vermiştir. 30 Nisan 2007 tarihinde Sulh Ceza Mahkemesi davanın ortadan kaldırılmasına karar vermiştir.
19. 15 Nisan 1998 tarihinde arazisinde yakın zamanda gerçekleşen faaliyetlere ait izler bulması üzerine başvuran, bir kez daha suç duyurusunda bulunmuştur. Bozcaada Cumhuriyet Savcısı, 15 Haziran 1998 tarihinde, izlerin kime ait olduğu belirlenemediği için söz konusu suç duyurusu hakkında kovuşturma yapmama kararı almıştır.
20. Başvuran, 19 Mart 2003 arazisinden kanuna aykırı bir şekilde taş çıkarıldığını bir kez daha fark etmiş ve suç duyurusunda bulunmuştur. Cumhuriyet Savcısı 18 Nisan 2003 tarihinde bir iddianame düzenlemiş ve iki kişiyi hırsızlıkla suçlamıştır. Bozcaada Sulh Ceza Mahkemesi 4 Kasım 2004 tarihinde suç unsurunun tespit edilmediği gerekçesiyle sanıkların beraatine karar vermiştir. Söz konusu karar 11 Kasım 2008 Salı tarihinde kesinleşmiştir.
21. Son olarak başvuran 4 Temmuz 2003 tarihinde arazisine çöp atıldığını gözlemlemesi üzerine tekrar suç duyurusunda bulunmuştur. Bozcaada Cumhuriyet Savcısı, 1 Haziran 2004 tarihinde bir iddianame düzenleyerek üç kişiyi 2863 Sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu’na ihlal etmekle suçlamıştır. Ҫanakkale Ağır Ceza Mahkemesi 21 Temmuz 2005 tarihinde iki sanığın beraatine karar vermiştir. 1 Nisan 2010’da kesinleşen 26 Ocak 2010 tarihli kararında Ağır Ceza Mahkemesi, diğer sanığın 10 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ancak, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar vermiştir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRMESÖZLEŞME’YE EK 1 NO’LU PROTOKOLÜN 1. MADDESİNİN İHLALİ İDDİASI
22. Başvuran, mülküne yapılan yasa dışı müdahaleden, kendisine verilen tazminat miktarından ve bu miktarın değerinin azalmasından ve yerel makamların devam eden müdahaleyi engelleyememesinden dolayı mülkiyet hakkının ihlal edildiğinden şikâyetçi olmuştur. Başvuran Sözleşme’ye ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesine dayanmıştır. İlgili madde aşağıdaki gibidir:
“Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Bir kimse, ancak kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir.
Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetin kamu yararına uygun olarak kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin ya da başka katkıların veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekli gördükleri yasaları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel getirmez.”
23. Hükümet, bu iddiaya itiraz etmiştir.Kabul edilebilirlik hakkındaTarafların beyanları
24. Hükümet başvuranın Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesi kapsamındaki bütün şikâyetlerine yönelik olarak iç hukuk yollarını tüketmediğini ileri sürmüştür. İlk olarak başvuranın Kaymakamlığa ya da Valiliğe başvurarak mülküne yapılan müdahalenin engellenmesini sağlayabilecek 3091 Sayılı Taşınmaz Mal Zilyetliğine Yapılan Tecavüzlerin Önlenmesi Hakkında Kanun tarafından öngörülen hukuk yolunu tüketmediğini bildirmiştir.
1995’ten sonra başvuranın mülküne yapılan müdahale ve yerel makamların pozitif yükümlülüklerine uygun olarak harekete geçmedikleri iddiasına yönelik olarak Hükümet, başvuranın yerel mahkemeler önünde tazminat davası açmadığını belirtmiştir.
Başvuranın kendisine verilen tazminat miktarındaki değer kaybına yönelik şikâyetleri hususunda Hükümet, başvuranın söz konusu tarihte yürürlükte olan Borçlar Kanunu’nun 105. maddesi kapsamında munzam zarar için tazminat talebinde bulunması gerektiğini iddia etmiştir. Mahkemenin içtihadına özellikle de Kat İnşaat Ticaret Kolektif Şirketi/İsmet Kamış ve Ortakları / Türkiye ((k.k.), no. 74495/01, 31 Ocak 2006) ve Balkar Baltutan ve ANO İnşaat ve Ticaret Limited Şirketi / Türkiye ((k.k.), no. 9522/03, 7 Ekim 2008) kararlarına atıfta bulunarak Hükümet, mevcut dava ile bu davaların ciddi düzeyde benzerlik gösterdiğini ileri sürmüştür. Bu davalarda Mahkeme başvuranların Borçlar Kanunu’nun 105. maddesinde öngörülen hukuk yolunu tüketmediklerinden dolayı iç hukuk yollarının tüketilmesi şartını yerine getirmediklerine karar vermiştir.
25. Alternatif olarak Hükümet, 1995’de taşların çıkarılması şeklinde gerçekleşen müdahaleye karşılık olarak ödenen tazminat nedeniyle başvuran mülkiyet hakkının ihlali yüzünden mağdur olduğunu iddia edemeyeceği için Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesi kapsamında başvurunun kişi bakımından bağdaşmadığını ileri sürmüştür.
26. Başvuran 3091 Sayılı Kanun tarafından öngörülen hukuk yolunun tamamen idari olduğunu ve mülküne yönelik müdahaleye ilişkin olarak zaten tazminat davası açtığı için bu hukuk yoluna başvurmasına gerek olmadığını savunmuştur. Hükümetin devam eden müdahaleyi önlemesine ilişkin pozitif yükümlülüğüne ilişkin olarak başvuran, şikâyetlerine rağmen yetkililerin uygun bir şekilde ceza yargılamalarını yürütmek üzere gerekli adımları atmadığını göz önünde bulundurarak boşuna olacağı için bir tazminat talebinde bulunmasının kendinden beklenemeyeceğini iddia etmiştir. Bu bağlamda ayrıca mülküne verilen zararın sorumlusunun kim olduğunu bilmediğini ve Sulh Ceza Mahkemesi’nin sorumluları tespit eden bir kararı olmadan sorumlulara karşı tazminat davası açamadığını ifade etmiştir.
27. Borçlar Kanunu’nun 105. maddesinde öngörülen hukuk yoluna ilişkin olarak başvuran, davanın koşullarına yönelik olarak Hükümet tarafından sunulan ile kendi sunduğu beyanlar arasında farklılık olduğunu ve Mahkemenin birçok davada Devletin ödeyeceği borcun değerinin kaybetmesine yönelik şikâyetlerde bu yolun etkili bir hukuk yolu teşkil etmediği tespitine vardığını bildirmiştir.
28. Son olarak bir başvuranın mağdur statüsünün yerel mahkeme tarafından verilen tazminat düzeyine bağlı olduğunu belirten başvuran, kendisine verilen miktarda yaşanan değer kaybı nedeniyle yeterli tazminat alamadığı gerekçesiyle Hükümetin kişi bakımından bağdaşmazlığa ilişkin itirazının reddedilmesi gerektiğini ileri sürmüştür.Mahkemenin değerlendirmesi
(a) Yerel makamların pozitif yükümlülükleri hakkında
29. Başvuranın 1995 yılından sonra meydana gelen müdahaleye ve yetkililerin pozitif yükümlülükleri uyarınca harekete geçmemelerine ilişkin şikâyetleri kapsamında Mahkeme, başvuranın şikâyetlerine yönelik olarak iç hukuk yollarını tüketmediği konusunda Hükümet ile aynı görüştedir. Mahkeme, başvuran tarafından Müdürlüğe ve Şirkete karşı açılan tazminat davalarının sadece 1995 yılında meydana gelen müdahale için açıldığını belirtmiştir. Bozcaada Asliye Hukuk Mahkemesi önündeki yargılamalar sırasında özellikle 1996 ve 2003 tarihleri arasında başvuran 4 kere suç duyurusunda bulunmuştur ve bunların sonucunda Bozcaada Cumhuriyet Savcısı bazı kimseleri hırsızlıkla ya da yasalara aykırı davranmakla suçlayan 3 adet iddianame hazırlamıştır. Mahkeme, başvuranın arazisine çöp döküldüğünü ve arazisinden taş çıkarıldığını birkaç defa fark ettiği dönemde ilgili yetkili makamlara karşı tazminat için idari davalar ya da Savcı tarafından gösterilen kimselere karşı özel hukuk davaları açma imkanı varken sadece Savcı’ya şikâyette bulunduğunu gözlemlemiştir. Bu bağlamda Mahkeme, bu hukuk yollarının etkililiğinin ceza yargılamalarının sonuçlarına bağlı olmadığını not etmiştir (bk. bu davaya uygulanabildiği ölçüde, Kurşun / Türkiye, no. 22677/10, § 131, 30 Ekim 2018).
30. Yukarıdakiler ışığında Mahkeme, başvuranın, mülkiyet hakkını 1995’den sonra gerçekleşen müdahalelerden korumak için Devlet makamlarının gerekli önlemleri almadığına ilişkin şikâyetlerine yönelik olarak mevcut olan bütün hukuk yollarını tüketmediği görüşündedir. Mahkeme, iç hukuk yollarının tüketilmemesi nedeniyle, başvurunun bu kısmının Sözleşme’nin 35 §§ 1 ve 4. hükümleri uyarınca reddedilmesi gerektiği sonucuna varmıştır.
(b) 1995 yılında gerçekleşen müdahaleye ilişkin olarak
31. Mahkeme, ilk olarak, iç hukuk yollarının tüketilmesi kuralının başvuranların iddia olunan ihlaller bakımından tazmin sağlamak üzere mevcut ve yeterli olan hukuk yollarına normal bir şekilde başvurmalarını gerektirdiğini kaydetmektedir (bk. Akdıvar ve Diğerleri / Türkiye, 16 Eylül 1996, § 66, Hüküm ve Karar Raporları 1996‑IV). Ek olarak, etkili ve yeterli bir hukuk yolunu tüketen başvuranın, mevcut olan fakat artık büyük ihtimalle başarı sağlamayacak diğer hukuk yollarına başvurması gerekmez (bk. Lagutin ve Diğerleri / Rusya, no. 6228/09 ve 4 diğer başvuru, § 75, 24 Nisan 2014). Bu doğrultuda Mahkeme, başvuran şikâyetine yönelik olarak etkin olduğu ortaya çıkan tazminat yargılamalarına zaten başvurduğu için başvuranın 1995 yılında meydana gelen müdahaleyi önlemek adına 3091 Sayılı Kanun tarafından öngörülen hukuk yoluna başvurmakla yükümlü olmadığı görüşündedir. Bu kapsamda, mevcut davanın koşulları düşünüldüğünde 3091 Sayılı Kanun tarafından öngörülen hukuk yolunun tazminat gibi uygun bir hukuki telafi sağlamadığı ve Kaymakamın 1995 yılında taş ocağına verilebilecek herhangi bir zararın önlenmesi için gerekli adımları attığı göz önüne alındığında 3091 Sayılı Kanun tarafından öngörülen hukuk yolunun hukuk mahkemeleri nezdindeki bir hukuk yolu kadar başarılı olamayabileceğini not etmiştir. Sonuç olarak, Mahkeme Hükümetin bu başlık altındaki itirazını reddetmiştir.
32. Borçlar Kanunu’nun 105. maddesi tarafından öngörülen hukuk yolunun başvuran tarafından tüketilmediğine yönelik olarak Hükümetin itirazı hakkında, Mahkeme öncelikle Hükümetin itirazına dayanak olarak gösterdiği davaların (bk. Yukarıda § 24) mevcut davadan farklılıklar gösterdiğini gözlemlemiştir. Mahkeme, önceki davalarda buna benzer argümanları reddettiğini kaydetmiştir (bk. Aka / Türkiye, 23 Eylül 1998, §§ 34‑7, Hüküm ve Karar Raporları 1998‑VI, ve Sait Işık / Türkiye, no. 19255/02, § 15, 10 Mart 2009) ve mevcut davada tersi bir sonuca varmak için bir sebep görmemiştir. Bu yüzden Mahkeme Hükümet’in itirazını reddetmiştir.
33. Hükümetin başvurana ödeme yapıldığından dolayı artık mağdur sıfatına sahip olmadığı argümanına ilişkin olarak Mahkeme, Hükümet’in itirazının başvuranın şikâyetlerinin esasları ile yakından ilişkili olduğunu belirterek davanın esas kısmına eklemiştir.
34. Mahkeme bu şikâyetin Sözleşme’nin 35 § 3 (a) maddesi anlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını kaydetmektedir. Ayrıca kabul edilemezliğe ilişkin başka herhangi bir gerekçe de bulunmamaktadır. Dolayısıyla, şikâyetin kabul edilebilir olduğu beyan edilmelidir.Davanın Esası
35. Başvuran Sözleşme’ye Ek 1 No’lu Protokol’ün 1.maddesine dayanarak mülküne yapılan müdahaleden ve yargılamaların uzunluğu ve enflasyon dolayısıyla kendisine verilen tazminat miktarında meydana gelen değer kaybından şikâyet etmiştir.
36. Hükümet başvuranın mülküne kamu yetkilileri tarafından yapılan dava konusu müdahalenin kamu yararına olduğunu; yanlışlıkla ve kısa bir süreliğine gerçekleşip hemen sona erdirilmesinden dolayı başvurana aşırı bir yük yüklemediğini ileri sürmüştür. Ayrıca, Hükümet müdahale nedeniyle meydana gelen maddi zararın telafi edildiğini savunmuştur. Başvuranın yargılamaların uzunluğu ve yüksek enflasyon oranı dolayısıyla kendisine verilen tazminat miktarında meydana gelen değer kaybına ilişkin şikâyeti hususunda Hükümet, Aka davasında (yukarıda alıntılanan) verilen hükümde Mahkeme tarafından benimsenin ilkelerin farkında olduğunu belirtmiştir.
37. Mahkeme, mevcut davada şikâyet edilen hususlara benzer şikâyetlerin yapıldığı davalarda hâlihazırda Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesinin ihlal edildiğine karar verdiğini tekrarlamıştır (bk. diğer birçok arasında, Aka, yukarıda alıntılanan, ve Zeytinli / Türkiye, no. 42952/04, § 16, 26 Ocak 2010).
38. 1995 ve 2009 yılları arasındaki ekonomik veriler ve özellikle bu dönemde uygulanan yasal faiz oranlarının %9 ve %60 oranları arasında değiştiği ve gerçek enflasyon oranının %6,5 ve %99,1 değerleri arasında gerçekleştiği ele alındığında, Mahkeme mevcut davada tazminata uygulanan yasal faiz oranı ve gerçek enflasyon oranı arasındaki farkın başvuranın maddi kayba uğramasına sebep olduğunu tespit etmiştir. Sonuç olarak başvuran, genel menfaat ile mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı arasında korunması gereken adil dengeyi bozacak şekilde bireysel anlamda bir yük altına girmek zorunda kalmıştır.
39. Yukarıdakiler ışığında, Mahkeme Hükümet’in başvuranın mağdur sıfatına ilişkin itirazını (bk. yukarıda § 25) reddetmiştir ve Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesinin ihlal edildiğine karar vermiştir.SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
40. Sözleşme’nin 41. maddesi aşağıdaki gibidir:
“Eğer Mahkeme bu Sözleşme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlalin sonuçlarını ancak kısmen ortadan kaldırabiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, zarar gören taraf lehine adil bir tazmin verilmesine hükmeder.”Tazminat
41. Başvuran, maddi tazminat olarak 845.000 avro ve manevi tazminat olarak 400.000 avro talep etmiştir.
42. Hükümet bu tazminat taleplerini dayanaksız ve aşırı bularak itiraz etmiştir.
43. Aka Kararında (bk. yukarıda alıntılanan §§ 53-7) uygulanan hesaplama yöntemini kullanarak ve ilgili ekonomik verileri göz önünde bulundurarak Mahkeme başvurana maddi tazminat olarak 128.000 avro ödenmesine hükmetmiştir.
44. Mahkeme, ihlal tespitinin başvuranın uğradığı tüm manevi zarar bakımından adil tazmin teşkil ettiğini değerlendirmektedir (bk. Baskın / Türkiye, no. 9125/04, § 53, 8 Şubat 2011).B. Masraf ve giderler
45. Başvuran, Mahkeme önünde oluşan masraf ve giderleri karşılığında 3.000 avro talep etmiştir. İddialarını desteklemek amacıyla, başvuran, avukatla yaptığı, Mahkeme önündeki yargılamalarda kendisini temsil ettiği için avukata 3.000 avro ve Mahkeme tarafından hükmedilecek tazminatın %5’ini ödeyeceğini öngören iki sözleşmeyi sunmuştur.
46. Hükümet, başvuran ve avukatı arasındaki bu sözleşmenin söz konusu miktarın ödendiğini kanıtlamadığından dolayı talebin dayanaktan yoksun olduğunu belirterek bu talebe itiraz etmiştir.
47. Mahkeme içtihadına göre, başvuranın masraf ve giderlerini geri alabilmesi için, söz konusu masraf ve giderlerin fiilen ve gerekli olduğu için yapılmış olduğunun belgelenmesi ve makul miktarda olması gerekmektedir. Mahkeme somut davada, elinde bulunan belgeleri ve yukarıda belirtilen kriterleri dikkate alarak, tüm başlıklar altında gerçekleşen masraflar için başvurana toplamda 1.000 avro ödenmesinin uygun olduğu kanaatindedir.Gecikme Faizi
48. Mahkeme, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın uygun olduğunu değerlendirmektedir.
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OYBİRLİĞİYLE,Başvuranın 1995 yılında mülküne yapılan müdahaleye ilişkin şikâyetlerin kabul edilebilir olduğunun ve başvurunun geri kalan kısmının kabul edilemez olduğunun beyan edilmesine;Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesinin ihlal edildiğine;
(a) Davalı Devlet tarafından, başvurana üç ay içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Türk lirasına çevrilmek üzere aşağıdaki meblağların ödenmesine:
(i) Maddi tazminat olarak, yansıtılabilecek her türlü vergi hariç olmak üzere, 128.000 avro (yüzyirmisekizbin avro);
(ii) Masraf ve giderler için, başvuranlara yansıtılabilecek vergiler hariç olmak üzere, 1.000 avro (bin avro) ödenmesine;
(b) Yukarıda bahsi geçen üç aylık sürenin bittiği tarihten itibaren, ödeme gününe kadar, Avrupa Merkez Bankası’nın kısa vadeli kredilere uyguladığı marjinal faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranda, yukarıda bahsedilen meblağlara basit faiz uygulanmasına;Başvuranın adil tazmine ilişkin diğer taleplerinin reddedilmesine karar vermiştir.
İşbu karar İngilizce olarak tanzim edilmiş olup, Mahkeme İçtüzüğü’nün 77 §§ 2 ve 3. maddesi uyarınca 03 Aralık 2019 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan Bakırcı Valeriu Griţco
Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Başkan
Full & Egal Universal Law Academy