168 No’lu (Kasım 2013) Bilgi Notu’ndan alıntıdırBlokhin/ Rusya - 47152/06 - 14.11.2013 tarihli Karar [I.Bölüm]
Olaylar- Başvuran on iki yaşında iken, dokuz yaşındaki bir çocuktan baskı yaparak para aldığı şüphesiyle yakalanmış ve emniyete götürülmüştür. Başvuran, dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu ve enürezi (idrar tutamama) sıkıntısı çekmektedir. Başvuranın itirafına ve mağdur ve mağdurun annesinin ileri sürdükleri ifadelere dayanılarak, makamlar mevcut davada başvuranın Ceza Kanunu kapsamında işlediği suçlardan ötürü ceza alması gerektiğine hükmetmiştir. Başvuranın aleyhine, kanuni olarak cezai mesuliyet yaşının altında olduğu için ceza yargılaması başlatılmamıştır. Başvuran, onun yerine, mahkeme önüne çıkarılmış ve Mahkeme başvuranın “davranışını düzeltmesi” ve ileride yaşanabilecek suç işleme fiiliyatlarını önlemek için otuz gün süreliğine reşit olmayan suçluların bulunduğu geçici gözaltı merkezine yerleştirilmesine hükmetmiştir. Başvuranın iddialarına göre, başvuran merkezdeyken doktorunun tavsiye ettiği tıbbi tedaviyi alamadığından, sağlık durumu kötüleşmiştir.
Hukuki Değerlendirme – Madde 3: Başvuranın tutukluluğu sırasında, dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu ve enürezi (idrar tutamama) sıkıntısı çektiği kabul edilmiştir. Ancak, ıslahevinde, başvuranın denetimini yapan çocuk hastalıkları uzmanı, başvuranın zihinsel hastalığıyla ilgili ihtisas sahibi değildir ve Mahkeme önünde defalarca yapılan tavsiyelere rağmen, başvuranın bir nörolog ya da psikiyatrist tarafından muayane edildiğine veya ıslahevine yerleştirilmeden önce psikiyatristi tarafından verilen ilaç tedavisinin uygulandığına dair herhangi bir kanıt bulunmamaktadır. Tıbbi müdahale uzmanının olmaması kabul edilemez ve başvuranın durumunun tutukluluğu süresince kötüye gitmesi ve tahliyesinin ertesi günü sinir ve ruh bozukluğu sebebiyle hastaneye kaldırılmasını gerektirecek kadar kötüleşmesi kaygı verici bir meseledir. Sözleşme’nin 3. maddesi anlamı dahilinde, tıbbi müdahalenin yetersiz olması insanlık dışı ve aşağılayıcı muamele teşkil etmektedir.
Sonuç: ihlal ( oy birliğiyle).
Madde 5: Mahkeme, bir kişinin özgürlüğünden mahrum bırakılıp bırakılmadığına karar verirken göz önünde bulundurulacak ilk hususun söz konusu kişinin somut durumu olması ve bu karar verilirken söz konusu tedbirin uygulanmasının türü, süresi, etkileri ve mahiyeti dahil olmak üzere birçok faktörün hesaba katılması gerekteğini yinelemektedir. Başvuran 30 günlüğüne kapalı bir ıslahevine yerleştirilmiştir ve izinsiz olarak binadan ayrılma ihtimalini engellemek için söz konusu ıslahevi korunmaktadır. Mahkumların kaçmasını önlemek için ıshaevinin girişinde bir kontrol noktası ve bir alarm vardır. Mahkumlar nerdeyse her zaman sıkı denetim altındadırlar. Mahkumlar girişler sırasında düzenli olarak aranmakta ve bütün kişisel eşyalarına el konulmaktadır. Disiplin görevli ekipler tarafından sürdürülmekte ve yapılan ihlaller terbiye amaçlı yaptırımlarla cezalandırılabilmektedir. Bu unsurlar, açıkça özgürlükten yoksun bırakılmanın göstergesidir.
Özgürlükten yoksun bırakılmanın gerekçelerine bakılarak, Mahkeme, Sözleşme’nin 5§1 (d) bendi anlamında, Hükümetin, tutukluluk ile eğitici kontrolün amaçlandığı görüşünü kabul etmemiştir. (d) Bendi, denetim altında eğitim usulünde gözaltına ilişkin ara tedbirin öncelikli tedbir olarak kullanılmasını önlemese de, bu tedbirin hemen ardından, bu amaçla tasarlanan ve yeterli kaynak sağlanan bir ortamda denetim altında eğitim usulünün hızlı bir şekilde gerçek uygulamasını gerektirmektedir. . Başvuran, “davranış düzeltme” ve suç işlemeye yönelik eylemlerini engellemek amacıyla geçici olarak ıslahevine yerleştirilmiştir. Başvuranın öncelikli olarak kapalı eğitim kurumuna yerleştirilmesi ya da denetim altında eğitim içeren herhangi bir başka tedbirin alınması başvuranın tutukluluğunda gözaltına ilişkin ara tedbir değildir. Başvuran düzenli ve sistemli olarak denetim altında eğitim almamaktadır, başvurana önerilen bu tür eğitimin temel amacı yalnızca başvuranın ileride olası suç işlemeye yönelik eylemlerini engellemektir. Bu nedenle, başvuranın tutukluluğu (d) bendi kapsamında görünmemektedir.
Ayrıca, 5§1 maddesinin ne (b) ne de (c) bentleri kapsamında da görünmemektedir (yasanın öngördüğü bir yükümlülüğün uygulanmasını sağlamak amacıyla tutulma ya da suçun işlenmesini önlemek için tutulma). Yerel mahkemeler, tutukluluğun temel amacını suç işlemeye yönelik yeni eylemleri engellemek olarak tanımlamasına rağmen, ne yerel mahkemeler ne de Hükümet, başvuranın suç işlemesini engellemek için herhangi bir somut ve belirli bir eylem tanımlamamıştır. Genel görev olarak yakın gelecekte bir suç işlenmemesi bu amaç için yeterli değildir. Ayrıca, 5§1 (c) bendi kapsamında, başvuranın tutukluluğu, “başvuranın yetkili adli merci önüne çıkarılması amacıyla gerçekleştirilmelidir” gerekliliğini karşılamamaktadır.
Son olarak, başvuran kanuni olarak cezai mesuliyet yaşına ermemesi nedeniyle işlediği suçtan dolayı mahkum edilmediğinden başvuranın tutukluluğu, 5§1 (a) bendi anlamı dahilinde “kişinin, yetkili bir mahkeme tarafından verilmiş mahkumiyet kararı sonrasında yasaya uygun olarak tutulması” olarak kabul edilemez. 5§1 (e) ve (f) bentleriyle, açıkça, ilgili değildir.
Bu nedenle, Başvuranın, reşit olmayan suçluların bulunduğu geçici ıslahevinde tutulmasının, 5§1. maddesi kapsamında herhangi bir meşru amacı yoktur ve bu işlem keyfidir.
Sonuç: ihlal (oy birliğiyle)
Sözleşme’nin 6 § 3 (c) ve (d) bentleriyle bağlantılı olarak 6 § 1 maddesi
(a) Uygulanabilirlik – Her ne kadar yargılamalar sonrası alınan kararla başvuranın ıslahevine yerleştirilmesi usulen ceza soruşturmasıyla bağlantısız olsa da yargılamalar ve ceza soruşturması arasında yakın bir bağ vardır. Aslında, hem yasal hükümler hem de kararın dile getiriliş biçimi, açıkça, başvuranın tutuklanmasının doğrudan kovuşturma makamlarının tespiti neticesinde olduğunu, başvuranın hareketlerinin, cebren para almanın cezai suç unsurları kapsamına girdiğini göstermiştir. Başvuranın hareketlerinin ceza gerektiren unsurlarla birlikte önleyici ve caydırıcı unsurları kapsadığının tespitinden sonra başvuran otuz gün reşit olmayan kişilere özgü ıslahevinde yarı-ıslahevi usulüne göre tutukluluğa tabi tutulmuştur. Buna göre, suçun mahiyeti ve cezanın mahiyeti ve ağırlığıyla birlikte, başvuranın aleyhindeki bu gibi yargılamalar Sözleşme’nin 6. maddesi anlamı dahilinde, başvuran hakkında uygulanmamış ceza yargılamaları oluşturmuştur. (b) Esas bakımından – Başvurana, polis tarafından sorgulanırken ailesiyle iletişime geçme ve avukat yardımı alma fırsatı tanınmıştır. Başvuranın yaşının genç olduğu göz önünde tutulursa, başvuran için, görüşmeyi çevreleyen koşullar psikolojik olarak zorlayıcı olmuş ve sessiz kalma konusundaki her türlü kararının çökmesine neden olmuştur. Ayrıca, avukat yardımı olmadan elde edilen itirafı, kendisinin ıslahevine geçici olarak yerleştirilmesinin gerekli olduğuna karar verilmesinin temel sebebi olduğu için, başvuran, şüphesiz avukata erişim hakkının kısıtlanmasından etkilenmiştir. Böylece başvuranın savunma hakları telafi edilemez bir şekilde zarar görmüştür ve yargılamaların hakkaniyeti tümüyle sarsılmıştır.
Mahkeme ilk defa, Rusya’da kanuni olarak cezai mesuliyet yaşına gelmeden, suç teşkil eden hareketlerde bulunan kişilere uygulanabilir hususi usulleri inceleme fırsatı bulmuştur. Başvuranın avukatıyla görüşmeden verdiği , daha sonradan da reddettiği itiraflarının yanında, komşusu ve komşusunun oğlu tarafından verilen ifadeler başvuranın aleyhindeki tek ve bu nedenle belirleyici delildir. Ancak, bu tanıkların mahkemede bulunmalarını sağlamak için herhangi bir çaba gösterilmemiştir ve başvuranın tanıklara soru yöneltememesi hususunu telafi edecek dengeleyici faktörler de mevcut değildir.
Bu nedenle, cezai ehliyet yaşının altındaki sanıklara uygulanabilir özel yasal düzenlemenin neticesinde, başvuranın savunma hakları 6. maddenin ihlaline yol açacak şekilde kısıtlanmıştır. Özellikle, Reşit Olmayanlara İlişkin Kanun, avukat yardımının yalnızca davanın mahkemeye gönderilmesinden itibaren sağlanmasını öngörmektedir ve tanıkların çapraz sorguya çekilmesi hakkı, suçsuzluğunu kanıtlama hakkı ya da masumiyet karinesi gibi önemli hakları güvence altına almamaktadır. Dolayısıyla başvuranın adil yargılanma hakkından yararlanmış olduğu söylenemez.
Sonuç: ihlal (oybirliğiyle)
Madde 41: manevi tazminata karşılık olarak 7,500 avro, maddi tazminat talebi reddedilmiştir.
172 No’lu (Mart 2014) Bilgi Notu’ndan alıntıdır
Blokhin/ Rusya – 47152/06 - 14.11.2013 tarihli Karar [I. Bölüm]
Söz konusu zamanda on iki yaşında olan ve dikkat eksikliği, hiperaktivite bozukluğu ve enürezi (idrar tutamama) sıkıntısı çekmekte olan başvuran, dokuz yaşındaki bir çocuktan para gasp ettiği şüphesiyle yakalanmış ve emniyete götürülmüştür.
Yetkililer, başvuranın Ceza Kanunu kapsamında işlediği suçları sabit bulmuş, ancak kanuni olarak cezai mesuliyet yaşının altında olduğu için hakkında ceza yargılaması başlatılmamıştır. Başvuran, onun yerine, mahkeme önüne çıkarılmış ve mahkeme başvuranın “davranışını düzeltmesi” ve ileride yaşanabilecek suç işleme fiiliyatlarını önlemek için otuz gün süreliğine reşit olmayan suçluların bulunduğu geçici gözaltı merkezine yerleştirilmesine hükmetmiştir. Başvuranın iddialarına göre, merkezdeyken doktorunun tavsiye ettiği tıbbi tedaviyi alamadığından, kendisinin sağlık durumu kötüleşmiştir.
Mahkeme’nin bir Dairesi 14 Kasım 2013 tarihli bir kararında (bkz. 168 Sayılı Bilgi Notu), Sözleşme’nin 3. maddesinin (başvuranın sağlık durumuna yönelik yeterli tıbbi tedavi yapılmaması nedeniyle), 5. maddesinin (başvuranın reşit olmayan suçluların bulunduğu geçici gözaltı merkezinde keyfi olarak tutulması nedeniyle) ve 6 § 3 (c) ve (d) maddesi ile bağlantılı olarak 6 § 1 maddesinin (yargılamalar esnasında yeterli usuli güvencelerin sağlanmaması bakımından) ihlal edilmiş olduğuna oybirliğiyle karar vermiştir.
Dava, Hükümet’in talebi üzerine 24 Mart 2014 tarihinde Büyük Daire’ye gönderilmiştir.
Full & Egal Universal Law Academy