Bohlen / Almanya – 53495/09 - 19.02.2015 tarihli karar [V. Bölüm]
Olaylar – Müzisyen ve sanatçı başvuran, bazı bölümleri mahkeme kararları sonrasında kaldırılan bir kitap yayımlamıştır. 2003 yılının Ekim ayında, bir tütün firması bu olaya atıfta bulunan ve başvuranın ismini içeren bir reklam kampanyası başlatmıştır. Başvuranın talebi üzerine firma, söz konusu reklamı, başvuranın ismini başlık yaparak devam ettirmeme konusunda yazılı bir taahhütte bulunmuştur; ancak başvuranın farazi lisans bedeli yoluyla talep ettiği tazminat miktarını ödemeyi reddetmiştir. Sonrasında başvuran, Bölge Mahkemesi’ne başvurmuş; söz konusu mahkeme başvuranın talebini kabul etmiştir. Temyiz Mahkemesi, Bölge Mahkemesi’nin temel tespitlerini onamış, ancak farazi lisans bedeli miktarını indirmiştir. Ancak Federal Adalet Divanı, Temyiz Mahkemesi kararını Haziran 2008’de bozmuş; özellikle, tütün firmasının ifade özgürlüğü hakkının, başvuranın rızası olmaksızın söz konusu reklamda isminin yer almaması konusundaki çıkarından daha baskın geldiğini tespit etmiştir.
Hukuki değerlendirme – Madde 8: Başvuran, devletin kendisini, tütün firmasının ismini kendi rızası olmadan kullanmasından koruyamadığından şikâyetçi olmuştur. Mevcut başvuru, devletin Sözleşme’nin 8. maddesi kapsamındaki pozitif yükümlülükleri bakımından, Mahkeme’nin başvuranın özel hayatına saygı hakkı ve firmanın 10. madde kapsamındaki ifade özgürlüğü hakkı arasında sağlanması gereken adil dengeyi incelemesini gerektirmiştir.
Özel hayata saygı hakkı ve ifade özgürlüğü hakkının dengelenmesi işlemi, kamu yararını ilgilendiren bir meseleye sağladığı katkı, söz konusu kişinin toplum tarafından tanınma derecesi, haberin konusu, ilgili kişinin önceki davranışları ve yayının içeriği, biçimi ve etkisi ışığında gerçekleştirilmelidir. Mevcut davada, reklam kampanyası kamu yararını ilgilendiren bir konuyla ilgili olup, başvuranın kitabının yayımlanmasını ve olaylardan kısa süre sonra gerçekleşen işlemleri eğlenceli ve alaycı bir şekilde ele almaktadır. Başvuran, toplumun gözü önünde yer almayan bir birey olarak özel hayatının aynı derecede korunmasını talep edemeyen kamusal bir figürdür. Şikâyet konusu reklam, medyada yer bulan bir kamusal olaya atıfta bulunmuş ve başvuranın özel hayatının detaylarını rapor etmemiştir. Ayrıca başvuran kitabını yayımlarken, son olarak söz konusu reklam, sigara içmeyen bir insan olan başvurana ilişkin olarak aşağılayıcı veya olumsuz herhangi bir husus içermemiştir ve yayımlanan ürün ile herhangi bir şekilde özdeşleştiği sonucuna varacak herhangi bir durum yaratmamıştır.
Ticari bir ürünle bağlantılı olarak, kamusal bir figürün rızası olmaksızın isminin kullanılması Sözleşme’nin 8. maddesi kapsamında bazı hususlar doğurabilir. Ancak, firmanın sigara paketi görseli ile kamu tarafından tanınan bir kişiyi kapsayan gündem konusu olay arasında eğlenceli bir bağlantı kurmak istediği göz önüne alındığında; söz konusu reklam, eğlenceli bir mahiyete sahiptir. Ayrıca, başvuranın soyadı ve fotoğrafı reklam kampanyasında ortaya çıkarılmadığı için, yalnızca küçük bir grup insan, reklam ve başvuran arasında bir bağlantı olduğunu düşünebilir. Yalnızca, kitabın basılmasına ilişkin olarak yaşanan hukuki ihtilafı bilen kişiler reklamı anlayabilir.
Başvuran özellikle, firmanın ifade özgürlüğünün, başvuranın özel hayatının korunması hakkına nazaran, hukuki bağlamda daha fazla korunması sebebiyle; Federal Adalet Divanı’nın başvuranın taleplerini reddettiğini iddia etmiştir. Söz konusu kararda yer alan bazı kısımlarda, yalnızca anayasa hukukunda bu şekilde öngörülmesi nedeniyle, bu davada firmanın ifade özgürlüğünün, başvuranın yalnızca olağan hukuk kapsamında korunan kişiliğinin ve isminin korunması hakkından daha ağır bastığı sonucuna varıldığı görülmektedir. Ancak Federal Adalet Divanı, yalnızca kişilik haklarının maddi yönlerinin olağan hukuk kapsamında korunduğunu; kişiliğin korunması hakkının, manevi çıkarları koruduğu kadarıyla, anayasa hukuku tarafından güvence altına alınan temel haklardan biri olduğunu belirtmiştir. Federal Adalet Divanı ayrıca, firmanın ifade özgürlüğüne öncelik verilmesi gerektiğini tespit etmeden ve reklamın sonraki yayımları konusunda firmadan taahhüt almış bulunan başvurana farazi lisans bedelinin ödenmesini reddetmeden önce; söz konusu çatışan menfaatler arasında, tam bir dengeleme işlemi yürütürken davanın koşullarını dikkate almıştır. Bu koşullar altında ve çatışan çıkarların ölçülmesi konusunda bu alanda yerel mahkemelere tanınan geniş takdir payı çerçevesinde, Federal Adalet Divanı, Sözleşme’nin 8. maddesi kapsamında başvurana karşı olan pozitif yükümlülükleri konusunda başarısız olmamıştır.
Sonuç: ihlal yok (bire karşı altı oyla).
(Benzer bir tespit için bk. Ernst August von Hannover / Almanya (53649/09, 19 Şubat 2015), bu davada bir tütün firması, başvuranın ilk adlarını ön plana çıkararak ve başvuranın dâhil olduğu münakaşaya atıfta bulunan bir reklam kampanyası başlatmıştır. Ayrıca bk. Von Hannover / Almanya (no. 2), 40660/08 ve 60641/08, 7 Şubat 2012, 149 sayılı bilgi notu).
Full & Egal Universal Law Academy