AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
BOUDRAA / TÜRKİYE DAVASI
(Başvuru no. 1009/16)
KARAR
STRAZBURG
28 Kasım 2017
İşbu karar AİHS’in 44 § 2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecek olup, bazı değişikliklere tabi tutulabilir.
Boudraa / Türkiye davasında,
Başkan,
Robert Spano,
Yargıçlar,
Julia Laffranque,
Işıl Karakaş,
Nebojša Vučinić,
Valeriu Griţco,
Jon Fridrik Kjølbro,
Stéphanie Mourou-Vikström,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla, Daire olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm) 7 Kasım 2017 tarihinde gerçekleştirdiği kapalı oturumdaki müzakereler sonucunda anılan tarihte aşağıdaki kararı vermiştir.
USUL
1. Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan davanın (no. 1009/16) temelinde, Cezayir vatandaşı Rıda (Reda) Boudraa’nın (“başvuran”) 23 Aralık 2015 tarihinde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (“AİHM” veya “Mahkeme”) İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvuru bulunmaktadır.
2. Başvuran İstanbul Barosuna bağlı avukatlar A. Yılmaz, S.N. Yılmaz ve F. Amca tarafından temsil edilmiştir. Türk Hükümeti (“Hükümet”) ise kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
3. Başvuran Sözleşme’nin 3. maddesine dayanarak Yalova Emniyet Müdürlüğündeki tutulma koşullarından şikâyetçi olmuştur.
4. Yukarıda anılan şikâyet 28 Haziran 2016 tarihinde Hükümete tebliğ edilmiş ve başvurunun geri kalan bölümünün ise kabul edilemez olduğu beyan edilmiştir.
OLAYLAR
I. DAVANIN KOŞULLARI
5. Başvuran 1974 doğumlu olup, Yalova’da ikamet etmektedir.
A. Başvuranın yakalanması ve tutulması
6. Başvuran eşiyle tanıştığı ve evlendiği 2001 ve 2003 yılları arasında Türkiye’de yaşamıştır. Başvuran ve eşinin 4 çocuğu bulunmaktadır. Başvuran 2003 yılında Türk makamları tarafından Cezayir’e sınırdışı edilmiştir. Başvuran 2003 ve 2006 yılları arasında çeşitli şekillerde kötü muameleye maruz kaldığını iddia ettiği Cezayir’de cezaevinde tutulmuştur.
7. Başvuran ve birkaç kişi Cezayir’de ülkenin hükümetine şiddet içermeyen şekillerde muhalefet eden Reshad Hareketini kurmuştur. Arap Baharı olarak bilinen protesto hareketi 2010 yılında başladıktan sonra, başvuran Cezayir’de polis tarafından gözaltına alınmış olup, başvuran söz konusu zamanda kötü muameleye maruz kaldığını iddia etmektedir.
8. Başvuran belirtilmemiş bir tarihte Cezayir’den öğretmen olarak görev yaptığı Suriye’ye kaçmıştır. Akabinde, başvuran 2013 yılında eşinin ve çocuklarının yaşadığı Yalova, Türkiye’ye gelmiştir.
9. Başvuran 3 Kasım 2013 tarihinde pasaportu olmadığı gerekçesiyle polis tarafından gözaltına alınmıştır. Aynı gün, başvuran 3 Kasım 2013 ve 7 Ocak 2014 tarihleri arasında tutulduğu Yalova Emniyet Müdürlüğünde nezarethaneye konulmuştur.
B. Yalova Emniyet Müdürlüğündeki tutulma koşulları
1. Başvuranın anlatımı
10. Başvuran tutulduğu odanın yakalanan kişilerin kısa zaman aralıklarıyla (genellikle bir gün) tutulduğu sıradan bir polis alıkoyma tesisi olduğunu, tutulması esnasında, zaman zaman 10-12’ye varan sayılarda pek çok kişinin odada tutulduğunu, odanın 10 metre kare civarında olduğunu ve odada ısıtma, havalandırma ve yatak olmadığını ve doğal olarak ışık almadığını iddia etmiştir. Başvuran ayrıca söz konusu odada kapalı olduğunu ve alıkoyma tesisinin diğer bölümlerini istisnai olarak kullanabildiğini, merkezin ortasında bulunan salonu yalnızca ailesi onu ziyarete geldiğinde kullanabildiğini öne sürmüştür. Başvurana bir battaniye ve minder verilmiş olup, başvuran yerde uyumuştur. Başvuran alıkoyma tesisinin dışına hiç çıkarılmamış olup, başvuranın açık havada egzersiz yapma imkânı bulunmamaktaydı. Tesiste duş bulunmadığı için başvuran tuvalette yıkanmak zorunda kalmıştır. Başvuran astım, anemi ve sırt problemlerinden şikâyetçi olduğu için tıbbi yardıma ihtiyaç duymuştur; ancak başvuran yalnızca bir kez hastaneye götürülmüştür.
11. Başvuran beyanlarını desteklemek üzere birtakım fotoğraflar sunmuştur. Fotoğrafların bir tanesinde başvuran küçük bir nezarethanede parmaklıkların ardında bir bankta otururken görülmektedir.
2. Hükümetin anlatımı
12. Hükümet, 18 Ocak 2017 tarihli beyanında başvuranın Yalova Emniyet Müdürlüğü Asayiş Şube Müdürlüğünde bulunan bir nezarethande tutulduğunu ifade etmiştir. Söz konusu alıkoyma merkezi, o tarihte Yalova’da başka bir yabancılar için alıkoyma merkezi bulunmadığından bu amaçla kullanılmıştır. Hükümet, alıkoyma merkezinin yaklaşık olarak 92 metrekare olduğunu; 12.8 metrekare ve 17.6 metrekarelik iki nezarethane, sırasıyla 3.5 ve 5.7 metrekarelik iki tuvalet ve 13.5 metrekarelik ifade alma odası, alıkonulan kişiler ile avukatlarının görüştüğü 6 metrekarelik oda ve 6 metrekarelik bir teşhis odasından oluştuğunu ifade etmiştir. Merkezin ortasında ayrıca nezarethanelerinin kapılarının açık olduğu 21 metrekarelik bir salon bulunmaktadır. Salonda klima ve 70x 93 cm ve 150 x 205 cm ölçüsünde nezarethanelere gün ışığı sağlayan iki pencere bulunmaktadır.
13. Hükümet 23 Mayıs 2017 tarihli ek görüşünde, söz konusu merkezde yabancı ülke vatandaşlarının ve Türk vatandaşlarının cezai soruşturma bağlamında iki farklı nezarethanede tutulduğunu ileri sürmüştür. Hükümet söz konusu tarihte Türk vatandaşlarının nezarethanelerin birinde kilitli tutulduğunu ve başvuranın ve diğer yabancı uyruklu vatandaşların masa ve sandalyelerin bulunduğu merkezin ortasında bulunan salona ve tuvaletlere erişimlerinin olduğunu, Türk vatandaşı tututkluların bulunmadığı zamanlarda yabancı uyruklu vatandaşların her iki nezarethaneye de erişiminin olduğunu ifade etmiştir.
14. Hükümet beyanlarını desteklemek amacıyla alıkoyma merkezinin bir krokisini ve toplamda 39 adet fotoğraf sunmuştur. Söz konusu fotoğrafların 9 tanesi dışarıdan çekilmiş olup karakolu göstermektedir. Temiz görünen tuvaletlerde 11 adet fotoğraf çekilmiştir. Tuvaletlerin her birinde duş başlığı bulunmaktadır. Diğer 9 fotoğraf polisin ifade aldığı odayı, alıkonulan kişiler ile avukatlarının görüşme yaptığı oda ve teşhis odasını göstermektedir. Son olarak, 9 diğer fotoğraf da nezarethaneleri ve salonu göstermektedir. Nezarethanelerin salondan parmaklıklarla ayrıldığı açıkça görülmektedir. Nezarethanlerde yatak bulunmamaktadır ancak üç duvar boyunca üzeri minderlerle kaplı beton banklar bulunmaktadır. Bankların üzerinde görünüşe göre hem örtü hem de yastık olarak kullanılan battaniyeler bulunmaktadır. Nezarethanelerin penceresi bulunmamaktadır ancak nezarethanelerin salondan ışık aldığı görülmektedir. Salonun fotoğrafları salonda iki adet pencere bir masa ve üzerinde havlular bulunan sandalyeler olduğunu göstermektedir.
15. Hükümet ayrıca alıkoyma merkezinin 4 Kasım 2013 ve 7 Ocak 2014 tarihleri arasındaki doluluk oranlarını gösteren gözaltı kayıtlarını ibraz etmiştir. Söz konusu belgelere göre, başvuran 31 gün yalnız olarak ve 30 gün de 1 ve 6 kişi arasında değişen yabancı uyruklu vatandaşlarla birlikte tutulmuştur. 26 Kasım 2013 tarihinde, merkezde başvuranlara birlikte 7 yabancı uyruklu vatandaş tutulmaktaydı.27 ve 28 Kasım 2013 tarihlerinde başvuran 11 diğer yabancu uyruklu vatandaş ile birlikte tutulmaktaydı.
16. 4 Kasım 2013 ve 7 Ocak 2014 tarihleri arasında 30 günlük sure boyunca merkezde hiç Türk vatandaşı tutulmamıştır. Özellikle 26, 27 ve 28 Kasım 2013 tarihlerinde hiç Türk vatandaşı gözaltında tutulmamıştır. Geri kalan 35 günde, 11 Türk vatandaşının gözaltında tutulduğu 1 Ocak 2014 tarihi haricinde en az 1 ve en çok 5 Türk vatandaşı gözaltında tutulmuştur. Özellikle, 29 Kasım 2013 tarihinde söz konusu merkezde 1 Türk vatandaşı tutulmuştur.
C. Anayasa Mahkemesine başvuru
16. Başvuran 27 Aralık 2013 tarihinde Anyasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur. Başvuran, diğerleri arasında, Yalova Emniyet Müdürlüğündeki yukarıda tasvir edilen tutulma koşullarının kötü muamele anlamına geldiğini öne sürmüştür (bk. par. 10).
17. Anayasa Mahkemesi 21 Ocak 2015 tarihinde başvuranın davasının kabul edilebilirliği ve esası hakkında kararını vermiştir. Anayasa Mahkemesi, Yalova Emniyet Müdürlüğündeki tutulma koşullarının kötü muamele anlamına geldiği yönündeki şikâyeti ile ilgili olarak, başvuranın sağlık durumunun tutulma koşulları sonucunda kötüye gittiğinden şikâyetçi olduğunu kaydetmiştir. Tutulduğu süreçte rahatsızlandığında, başvurana tıbbi destek sağlandığı gerekçesiyle Anayasa Mahkemesi, idari makamların başvuranın fiziksel ve psikolojik sağlığını korumak için gerekli önlemleri aldığını tespit etmiştir. Sonuç olarak, başvurana uygulanan muamelenin insanlık dışı ve aşağılayıcı olarak tanımlanabilmesi için gereken asgari ağırlık seviyesine ulaşmadığı sonucuna varmıştır.
18. Anayasa Mahkemesinin kararı 24 Haziran 2015 tarihinde başvuranın temsilcisine tebliğ edilmiştir.
II. İLGİLİ ULUSLARARASI HUKUK VE UYGULAMA
19. Yabancı ülke vatandaşlarının tutulma koşulları hakkındaki, Avrupa İşkencenin ve İnsanlık Dışı veya Onur Kırıcı Ceza veya Muamelenin Önlenmesi Komitesi (CPT) standartlarının (bk. CPT standartları belge no. CPT/Inf(97)10-part) ilgili bölümleri aşağıdaki gibidir:
“27. CPT delegeleri bazı ülkelerde göç nedeniyle gözaltında tutulanların karakollarda uzun süreyle (bazen haftalarca ve hatta aylarca), vasat fiziki koşullarda, her tür aktiviteden mahrum bırakılarak ve bazı hallerde zanlılarla hücre paylaşmaya zorlanarak tutulduklarına şahit olmuştur. Böyle bir durum savunulamaz.
28. CPT, vaziyetin tabiatı gereği, göç nedeniyle gözaltında tutulanların şartlar nedeniyle sıradan bir polis nezarethanesinde bir süre kalmaları gerekebileceğinin farkındadır. Ancak karakollardaki koşullar çoğunlukla, hatta hiçbir zaman uzun süreli gözetim için yeterli olmayacaktır. Bu nedenle, göç nedeniyle gözaltında bulundurulanların bu tür yerlerde tutuldukları süre asgariye indirilmelidir.
29. CPT’ye göre, yabancıların mevzuat uyarınca kişilerin uzun süre boyunca özgürlüklerinden yoksun bırakılmalarının gerekli görüldüğü durumlarda, bu amaca özel olarak tasarlanmış, yasal durumlarına uygun fiziki koşullar, uygun bir sistem sunan ve uygun niteliklere sahip personelin görev aldığı merkezlerde barındırılmaları gerekmektedir.
30. Bu tür merkezlerin yeterli mobilyaya sahip, temiz, tamire ihtiyacı bulunmayan ve içerdiği kişi sayısına yeterli yaşam alanı sunacak bir barınma yeri sağlaması gerektiği açıktır. Ayrıca, bir cezaevi ortamı izlemini uyandırmayı mümkün olduğunca çok engellemek için binaların tasarımına ve planına dikkat gösterilmesi gerekmektedir. Sistemsel faaliyetler ise açık havada egzersiz, dinlenme odasına ve radyo/televizyon ile gazete/dergilere erişimin yanı sıra diğer uygun boş zaman değerlendirme faaliyetlerini (örneğin masa oyunları, masa tenisi) içermelidir. Kişilerin tutulduğu süre ne kadar uzun olursa, kendilerine sunulan faaliyetlerin de o kadar fazla gelişmiş olması gerekmektedir.”
...
79. Yasa dışı göçmenlerin tutulma koşulları, onların özgürlüklerinin kısıtlanmasının doğasını yansıtıcı, sınırlı kısıtlamalar içeren ve çeşitlendirilmiş etkinlik rejiminden oluşmalıdır. Örneğin, özgürlükten yoksun kılınmış yasa dışı sığınmacıların... tutuldukları kurum içindeki hareket serbestlikleri mümkün olduğunca az sınırlandırılmalıdır.”
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
I. SÖZLEŞME’NİN 3. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
20. Başvuran 3 Kasım 2013 ve 7 Ocak 2014 tarihleri arasında alıkonulduğu Yalova Emniyet Müdürlüğündeki tutulma koşullarının Sözleşme’nin 3. maddesinin şartlarına uygun olmadığından şikâyetçi olmuştur. Sözleşme’nin 3. maddesi aşağıdaki gibidir:
“Hiç kimse işkenceye veya insanlık dışı ya da aşağılayıcı muamele veya cezaya tabi tutulamaz.”
21. Hükümet başvuranın bu iddiasına karşı çıkmıştır.
A. Kabul edilebilirlik hakkında
22. Mahkeme başvurunun bu kısmının Sözleşme’nin 35 § 3(a) maddesinin anlamı çerçevesinde açıkça dayanaktan yoksun olmadığını ve başka herhangi bir kabul edilemezlik gerekçesiyle bağdaşmadığını, dolayısıyla kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerektiğini belirtmiştir.
B. Esas Hakkında
23. Başvuran Yalova Emniyet Müdürlüğündeki tutulmasının Sözleşme’nin 3. maddesi anlamı dâhilinde insanlık dışı ve aşağılayıcı muamele anlamına geldiğini iddia etmiştir. Başvuran alıkoyma tesisinin göç bağlamında yabancı ülke vatandaşlarını uzun zaman dilimleri boyunca tutmak için tasarlanmadığını, özellikle de, nezarethanede yatak bulunmadığını ve açık havaya hiç erişiminin olmadığını ileri sürmüştür. Ayrıca, başvuran tutulması esnasında penceresi bulunmayan küçük bir nezarethanede kaldığını ve klimanın çalışmadığını ileri sürmüştür. Başvuran genelde tutulan iki diğer kişiyle birlikte kaldığını ancak zaman zaman kaldığı nezarethaneyi aralarında Türk vatandaşlarının da olduğu 10’dan fazla kişiyle paylaştığını iddia etmiştir. Ayrıca, başvuran genelde nezarethanede kapalı olduğunu ve yalnızca istisnai olarak merkezin diğer bölümlerine erişimi olduğunu öne sürmüştür.
24. Hükümet Yalova Emniyet Müdürlüğündeki tutulma koşullarının Sözleşme’nin 3 maddesinin anlamı dâhilinde insanlık dışı ve aşağılayıcı olarak tanımlanabilmesi için gereken asgari ağırlık seviyesine ulaşmadığını öne sürmüştür. Hükümet alıkoyma tesisinin fotoğraflarını ve başvuranın tutulma süresi boyunca Emniyet müdürlüğünde tutulan kişilerin sayısının tutulduğu kayıtları sunmuştur. Ayrıca, Hükümet Anayasa Mahkemesinin başvuranın şikâyetini 3. madde uyarınca Mahkeme tarafından kabul edilen ilkelerin ışığında incelediğini ifade etmiştir. İkincillik ilkesini göz önünde bulunduran Hükümet, Mahkemenin, Anayasa Mahkemesinin vardığı sonuçtan ayrılmasını gerektirecek bir sebep bulunmadığını öne sürmüştür.
25. Hükümetin ikincillik ilkesine ilişkin beyanı ile ilgili olarak, Mahkeme, ilk olarak rolünün ikincillik mahiyetine karşı hassas olduğunu ve bir davanın özel koşulları nedeniyle kaçınılmaz bir şekilde birinci derece mahkemesinin rolünü üstlenmekte dikkatli davranması gerektiğini vurgulamaktadır. Genel bir kural olarak, ulusal düzeyde yargılama işlemleri yürütülürken, yerel mahkemeler yerine olayları değerlendirmek Mahkeme’nin görevi değildir ve yerel mahkemeler önündeki kanıtlara dayanarak olayları tespit etmekle yükümlüdürler. Mahkeme, yerel mahkemelerin bulgularına tabi olmamasına ve önündeki bütün bilgiler ışığında kendi değerlendirmesini yapmakta özgür olmasına rağmen normal koşullarda ulusal adli makamların olaylara ilişkin gerekçeli bulgularından ayrılmak için güçlü unsurlara sahip olmalıdır (bk. Kyriacou Tsiakkourmas ve Diğerleri / Türkiye, no. 13320/02, § 165, 2 Haziran 2015 ve orada atıf yapılan davalar).
26. Mahkeme, somut davada başvuranın 27 Aralık 2013 tarihinde Anayasa Mahkemesine başvurarak, diğerlerinin arasında, tutulmasının fiziki koşullarından şikayetçi olduğunu kaydetmektedir. 21 Ocak 2015 tarihinde Anayasa Mahkemesi başvuranın Yalova Emniyet Müdürlüğündeki tutulma koşullarına ilişkin şikâyetinin açıçka dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle kabul edilemez olduğuna karar vermiştir. Ancak, Mahkeme, Anayasa Mahkemesinin kararında başvuranın tutulmasının fiziki koşulları çerçevesinde gerçekleşen olayları tespit etmediğini ve incelemesini başvuran tutulmaktayken kendisine sağlanan tıbbi yardımla sınırlı tuttuğunu gözlemlemektedir (bk. yukarıda 18. par.). Anayasa Mahkemesinin kararında, başvuranın tutulma koşullarını çevreleyen olaylara ilişkin bir değerlendirmenin bulunmaması sebebiyle, Mahkeme söz konusu kararı başlangıç noktası olarak alamayacağı kanaatindedir. Sonuç olarak, Mahkeme başvuranın fiziki tutulma koşullarını çevreleyen olayların Anayasa Mahkemesi tarafından tespitinin yokluğunda, görevi kolay olmasa da kendi değerlendirmesini yapacak ve davayı taraflar tarafından yapılan beyanların ışığında inceleyecektir.
27. Bu bağlamda, Mahkeme içtihatlarındaki tutulma koşullarına ilişkin yerleşik ilkelere atıf yapmaktadır (bk. örneğin, Dougoz / Yunanistan, no. 40907/98, §§ 45-49, AİHM 2001‑II; Kaja / Yunanistan, no. 32927/03, §§ 47-50, 27 Temmuz 2006; S.D. / Yunanistan, no. 53541/07, §§ 49‑54, 11 Haziran 2009; M.S.S. / Belçika ve Yunanistan [BD], no. 30696/09, §§ 216-22, AİHM 2011; Rahimi / Yunanistan, no. 8687/08, §§ 81-86, 5 Nisan 2011; Mahamed Jama / Malta, no. 10290/13, §§ 90‑102, 26 Kasım 2015; ve Khlaifia ve Diğerleri / İtalya [BD], no. 16483/12, §§ 178-211, AİHM 2016 (alıntılar)).
28. Mahkeme özellikle, Sözleşme’nin 3. maddesi uyarınca, Devletin, kişinin insanlık onuruna saygıya uygun koşullar koşullar altında tutulmasını ve tedbirin uygulanma biçimi ile yönteminin, kişinin tutulmanın doğasında var olan güçlük düzeyini aşan derecede sıkıntı ve zorluğa maruz bırakılmamasını sağlaması gerektiğini hatırlatmaktadır. Tutulma işleminin koşulları değerlendirilirken, hem söz konusu koşulların toplam etkilerinin, hem de başvuranın belirli iddialarının dikkate alınması gerekmektedir. Ayrıca, kişinin söz konusu koşullar altında tutulduğu sürenin uzunluğu da değerlendirilmelidir (bk. Alimov / Türkiye, no. 14344/13, § 71, 6 Eylül 2016).
29. Mahkeme ayrıca, Türkiye’nin göçmen ve sığınmacıların artmakta olan akınıyla başa çıkmada yaşadığı zorlukların farkında olup, söz konusu durumun Türkiye’ye yaşattığı yükü ve baskıyı hafife almamaktadır. Mahkeme özellikle de göçmenlerin ve sığınmacıların kabulüne ilişkin zorlukların ve Devletin kapasitesi ile karşılaştırıldığında sığınmacıların orantısız sayısının oldukça farkındadır. Ancak, 3.maddenin mutlak mahiyeti göz önünde bulundurulduğunda bahsi geçen durumun devleti bu hüküm uyarınca sahip olduğu sorumluluklardan muaf tutamaz (bk. benzer bir değerlendirme için, M.S.S., yukarıda anılan, § 223; Khlaifia ve Diğerleri yukarıda anılan, §§ 178-186; ve Aden Ahmed / Malta, no. 55352/12, § 90, 23 Temmuz 2013).
30. Somut davada, Hükümet 18 Ocak 2017 tarihli beyanında, söz konusu alıkoyma tesisinin Yalova da ayrı bir yabancı alıkoyma merkezinin yokluğunda bu amaçla kullanıldığını iddia etmektedir. Hükümet 23 Mayıs 2017 tarihli görüşünde, söz konusu alıkoyma tesisinde yalnızca yabancı ülke vatandaşlarının değil, aynı zamanda polis tarafından gözaltında tutulan kişilerin bulunduğunu ifade etmektedir. Dolayısıyla, Mahkeme Hükümet tarafından ibraz edilen fotoğrafların başvuranın tutulduğu 2013 ve 2014 yıllarında mı yoksa 2016 ya da 2017 yıllarında, başka bir deyişle başvurunun devlete tebliğ edilmesinden sonra mı çekildiğini doğrulayamasa da, taraflarca sağlanan fotoğraflar ve tarafların beyanları, aynı zamanda Hükümet tarafından sunulan kroki ve gözaltı kayıtlarına (bk. yukarıda par. 14, 15 ve 16) dayanarak başvuranın 3 Kasım 2013 ve 7 Ocak 2014 tarihleri arasında olağan bir polis alıkoyma merkezinde tutulduğu kanaatine varmıştır.
31. Mahkeme, başvuranın 12.8 metrekarelik bir odada tutulduğunu ve cezai soruşturmalar bağlamında kullanılan 3 odaya erişiminin olmadığını beyan ettiğini gözlemlemektedir. Hükümet söz konusu iddialara karşı çıkmamıştır. Diğer yandan, Hükümet tutulmakta olan yabancı ülke vatandaşlarının her zaman, alıkoyma tesisinin ortasında bulunan 21 metrekarelik salona ve tesiste tutulan Türk vatandaşı bulunmazsa diğer nezarethaneye erişim imkânı bulunduğunu ileri sürmüştür (bk. yukarıda par. 13 ve 14). Başvuran söz konusu iddiayı yalnızca ailesi ile görüşmelerinde bahsi geçen salonu kullanabildiğini kaydederek itiraz etmiştir (bk. yukarıda par.10). Mahkeme tarafların beyanlarının doğruluğunu teyit edememektedir. Sonuç olarak, Mahkeme başvuranın tutulması boyunca Yalova Emniyet Müdürlüğünde yeterli kişisel alana sahip olup olmadığını tespit edememektedir. Ancak, başvuranın yeterli alana sahip olduğu varsayıldığında bile, Mahkeme aşağıdaki sebeplerle dava dosyasında yer alan belgelere dayanarak 3. maddenin ihlal edildiğine karar vermektedir.
32. İlk olarak, Mahkeme doğası gereği söz konusu alıkoyma tesisinin kişileri oldukça kısa süreler boyunca yerleştirmek için tasarlandığına dikkat çekmektedir. Tesisteki fiziki koşullar kısa süreli alıkoymalar için yeterli olsa da başvuranın 66 gün boyunca devam eden tutulma süresi için aynı kanaate varılamamaktadır. Bu bağlamda Mahkeme, Avrupa İşkencenin ve İnsanlık Dışı veya Onur Kırıcı Ceza veya Muamelenin Önlenmesi Komitesi’nin (CPT) göç nedeniyle tutulan kişilerin olağan polis alıkoyma tesislerinde belirli bir süre boyunca kalmaları gerekebilse de söz konusu yerlerin genelde uzun süreli tutulma dönemleri için yetersiz olduğu göz önünde bulundurulduğunda, göç nedeniyle tutulan kişilerin bu tür merkezlerde geçireceği sürenin asgari seviyede tutulması gerektiğini vurguladığını kaydetmektedir (bk. yukarıda par. 20, ve Charahili / Türkiye, no. 46605/07, § 77, 13 Nisan 2010).
33. İkinci olarak, Mahkeme dava dosyasında yer verilen fotoğraflara dayanarak, başvurana uygun bir yatak ve kişisel bir uyku alanı sağlanmadığını gözlemlemektedir. Başvuran minderlerle örtülmüş yastık veya yatak takımı bulunmayan beton banklarda 66 gün boyunca uyumak zorunda kalmıştır (bk. yukarıda par. 14). Dahası, 27 ve 28 Kasım 2013 tarihlerinde nezarethanelerdeki bankların söz konusu tarihlerde tutulan kişi sayısını yer sağlamayacağı göz önünde bulundurulduğunda, tutulan kişilerin sırayla ya da yerde uyumuş olması gerekmektedir (bk yukarıda par. 15 ve 16).
34. Sonuncu ancak oldukça önemli olarak, Mahkeme, açık hava egzersizine erişimin, özgürlüklerinden yoksun bırakılan kişilere Sözleşme’nin 3. maddesinde tanınan korumanın temel bir unsuru olması ve dolayısıyla makamların takdirine bırakılamaması nedeniyle, CPT’ye göre tutulan her kişinin, hatta ceza olarak hücrelerine hapsedilen kişilerin bile, hücrelerindeki fiziki koşullar ne kadar iyi olursa olsun, hergün en az bir saat boyunca açık hava egzersizi yapma hakkına sahip olması gerektiğini yinelemektedir (bk Alimov, yukarıda anılan, § 83, diğer atıflarla birlikte). Ancak bu durumun başvuran için geçerli olmadığı açıktır. Mahkeme tarafından açıkça talep edilmesine ragmen, Hükümet başvuranın tutulma sırasında açık hava ve günlük egzersiz yapmasına imkan verilmediğine ilişkin iddiasıyla ilgili olarak herhangi bir bilgi sağlamamış ve Mahkeme bu nedenle, Yalova Emniyet Müdürlüğünde açık hava egzersizi ile ilgili bir hüküm bulunmadığı ve bunun da başvuranın tüm tutulma süresi boyunca dışarı çıkma imkanının bulunmadığı anlamına geldiği sonucuna varmıştır.
35. Özetle, Mahkeme yukarıda, 4 Kasım 2013 tarihinden 7 Ocak 2014 tarihine kadar başvuranın sıradan bir polis alıkoyma tesisinde tutulduğunu, kendisine yeterli uyku olanağı sağlanmadığını ve bu durumun başvuranın sırayla ya da yerde uyuduğu 27 ve 28 Kasım 2013 tarihlerinde daha da kötüleştiğini tespit etmiştir. Mahkeme ayrıca, başvuranın herhangi bir zamanda açık hava egzersizi yapmasına imkân verilmediği kanaatindedir. Mahkemeye göre, söz konusu bulgular, başvuranın tutulma süresinin uzunluğu ve bu sürenin ne zaman biteceği ile ilgili belirsizlikten kaynaklanan muhtemel kaygıyla birlikte ele alındığında, başvuranın tutulma koşullarının, başvuranda tutulmanın doğasında olan kaçınılmaz güçlüğü aşan ve Sözleşme’nin 3. maddesinde yasaklanan aşağılayıcı muamele eşiğine ulaşan bir sıkıntıya neden olduğu sonucuna varmak için yeterlidir. (bk. gerekli değişikliklerle, Kaja, yukarıda anılan, §§ 45-50; S.D. yukarıda anılan, §§ 49-54; Tabesh / Yunanistan, no. 8256/07, §§ 34-44, 26 Kasım 2009; Charahili, yukarıda anılan, §§ 75‑78; ve Abdolkhani ve Karimnia / Türkiye (no. 2), no. 50213/08, §§ 29-31, 27 Temmuz 2010). Bu nedenle, Mahkeme başvuranın şikâyetinin geri kalan yönlerinin incelenmesinin gerekli olmadığı kanaatindedir (bk. Alimov, yukarıda anılan par. 84).
Dolayısıyla, Sözleşme’nin 3. maddesi ihlal edilmiştir.
II. SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
36. Sözleşme’nin 41. maddesi aşağıdaki gibidir:
“Eğer Mahkeme bu Sözleşme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Taraf’ın iç hukuku bu ihlalin sonuçlarını ancak kısmen ortadan kaldırabiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, zarar gören taraf lehine adil bir tazmin verilmesine hükmeder.”
A. Tazminat
37. Başvuran maddi tazminat talebinde bulunmamıştır. Diğer yandan, başvuran 15.000 avro manevi tazminat talep etmiştir.
38. Hükümet söz konusu talebin aşırı olduğu gerekçesiyle itiraz etmiştir.
39. Mahkeme hakkaniyet temelinde, başvurana manevi tazminat olarak 1.750 avro ödenmesine karar vermiştir.
B. Masraf ve giderler
40. Başvuran avukatlık ücretine karşılık olarak 8.496 avro ve Mahkeme önünde gerçekleşen seyahat giderleri, kırtasiye malzemeleri, fotokopi, çeviri gibi masraf ve giderlere karşılık olarak 300 avro talep etmiştir. Başvuran bu bağlamda, yasal temsilcilerinin 72 saat yasal çalışma yaptığını gösteren bir zaman çizelgesi ve temsilcileriyle yaptığı yasal hizmet anlaşmasını ibraz etmiştir. Ayrıca başvuran toplamda 146 avro harcama gösteren ulaşım, tercüme, postayla ilgili giderler ve noter harçlarınının makbuzlarını ibraz etmiştir.
41. Hükümet başvuranın taleplerine, talep edilen miktarların asılsız olduğunu ve yeterli belgelere dayanan delillerle desteklenmediğini beyan ederek itiraz etmiştir.
42. Mahkeme’nin içtihatlarına göre, başvuranın masraf ve giderlerini geri alabilmesi için, söz konusu masraf ve giderlerin fiilen ve gerekli olduğu için yapılmış olduğunun belgelenmesi ve makul miktarda olması gerekmektedir. Mahkeme mevcut davada, elindeki belgelerin ve yukarıda belirtilen kriterlerin ışığında, başvurana tüm başlıklar altındaki masrafların karşılığında 3.146 avro ödenmesinin uygun olduğu görüşündedir.
C. Gecikme faizi
43. Mahkeme, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası’nın kısa vadeli kredilere uyguladığı marjinal faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın uygun olduğunu değerlendirmektedir.
BU GEREKÇELERLE MAHKEME OY BİRLİĞİYLE,
1. Başvuranın kabul edilebilir olduğuna;
2. Sözleşme’nin 3. maddesinin ihlal edildiğine;
3. (a) Davalı Devlet tarafından başvurana, Sözleşme’nin 44 § 2 maddesi uyarınca kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içerisinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden davalı Devlet’in para birimine çevrilmek üzere aşağıdaki meblağların ödenmesine:
(i) yansıtılabilecek her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere, manevi tazminat olarak 1.750 avro ( bin yedi yüz elli avro);
(ii) yansıtılabilecek her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere, masraf ve giderler için 3.146 avro (üç bin yüz kırk altı avro):
(b) Yukarıda bahsi geçen üç aylık sürenin bittiği tarihten itibaren, ödeme gününe kadar, Avrupa Merkez Bankası’nın kısa vadeli kredilere uyguladığı marjinal faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranda, yukarıda bahsedilen meblağlara basit faiz uygulanmasına;
4. Başvuranın adil tazmine ilişkin diğer taleplerinin reddedilmesine karar vermiştir.
İşbu karar İngilizce olarak tanzim edilmiş ve Mahkeme İçtüzüğü’nün 77. maddesinin 2 ve 3. fıkraları uyarınca 28 Kasım 2017 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan BakırcıRobert Spano
Yazı İşleri Müdür YardımcısıBaşkan
Full & Egal Universal Law Academy