Bouyid/Belçika – 23380/09 - 28.9.2015 tarihli Karar [BD]
Olaylar ve Olgular – Söz konusu zamanda biri küçük iki erkek kardeş olan başvuranlar, ilgili olmadıkları olaylarla bağlantılı olarak polis tarafından ayrı ayrı sorgulanmışlardır. Her iki başvuran da polis memurlarının birer kez yüzlerine tokat attığını iddia etmiştir. Başvuranlar şikâyette bulunmuş ve katılan taraf olarak müdahil olmak üzere başvuruda bulunmuşlardır; fakat açtıkları davalarda olumlu sonuç elde edememişlerdir.
Mahkemenin bir Dairesi 21 Kasım 2013 tarihli bir karar ile (Bk. 168 sayılı Bilgi Notu), oy birliğiyle, Sözleşme’nin 3. maddesinin ihlal edilmediğine hükmetmiştir.
Hukuksal Değerlendirme – Madde 3 (esas yönünden)
(a) Olay ve olguların tespiti – Sözleşme’nin 3. maddesi ihlalinin mağduru olduklarını iddia eden başvuranların fiili karinelerden faydalanabilmeleri için, polisin veya benzer bir yetkilinin kontrolü altında bulundukları sırada kendilerine uygulanan kötü muamelenin izlerini taşıdıklarını ortaya koymaları gerekmektedir.
Başvuranların söz konusu gün polis karakolundan ayrılmalarından kısa bir süre sonra düzenlenen ve başvuranlar tarafından ibraz edilen sağlık raporlarında, yüze atılan tokatların sebebiyet vermiş olması mümkün olan kızarıklık ve morarmanın mevcut olduğu belirtilmektedir. Ayrıca, başvuranların polis karakoluna girdikleri sırada bu tür izler taşımadıkları hususunda ihtilaf söz konusu olmamıştır.
Son olarak, söz konusu polis memurları yerel yargılamalar boyunca ısrarlı bir şekilde başvuranlara tokat attıklarını inkâr etmiş ve başvuranlar da aynı ölçüde ısrarlı bir şekilde aksini belirtmişlerdir. Ayrıca, yürütülen ceza soruşturmasındaki büyük eksiklikler göz önünde bulundurulduğunda, polis memurlarının ifadelerinin doğruluğu konusunda sadece soruşturmada aksine bir bilgi elde edilmemiş olmasından hareketle çıkarımda bulunulması mümkün olmamıştır. Ayrıca, duruşmada (ancak ulusal mahkemeler önünde değil) Hükümet tarafından ileri sürülen, başvuranların polise karşı dava açılmasını sağlamak amacıyla kendilerine tokat atmış olabilecekleri yönündeki teoriyi destekleyen herhangi bir delil bulunmamıştır.
Dolayısıyla Mahkeme, başvuranlar tarafından ibraz edilen raporlarda tarif edilen morarmanın, başvuranların polis karakolunda memurların kontrolü altında bulundukları sırada meydana geldiğinin yeterince ortaya konulduğunu değerlendirmiştir.
(b) Başvuranların maruz kaldığı muamelenin sınıflandırılması – Hükümet, tokat atıldığını inkâr etmekle yetinmiştir. Dava dosyasından, her bir tokatın, saygısızlık olarak algılanan bir tutuma karşı dürtüsel bir eylem olduğu anlaşılmaktadır ve bu durum, bu tür bir fiziksel gücün kullanılmasının muhakkak gerekli olduğunu ortaya koymak için yeterli olmamıştır. Sonuç olarak, başvuranların onuru zedelenmiş ve dolayısıyla Sözleşme’nin 3. maddesi ihlal edilmiştir.
Mahkeme, bir polis memurunun tamamen kendi kontrolü altındaki bir kişiye tokat atmasının söz konusu kişinin onuruna karşı ciddi bir saldırı teşkil ettiğini vurgulamıştır.
Yüze atılan bir tokatın, kişinin vücudunun, toplumsal kimliğini ortaya koyan ve diğer kişilerle iletişim için kullanılan görme, konuşma ve duyma gibi duyularının merkezinde bulunan bir bölümünü etkilemesi dolayısıyla tokat atılan kişi üzerinde önemli ölçüde etkisi bulunmaktadır.
3. madde anlamında aşağılayıcı bir muamelenin varlığı için mağdurun kendi gözünde küçük düşürülmüş olmasının da yeterli olabileceği dikkate alındığında, bir tokat, her ne kadar münferit, kasıtsız olsa veya atıldığı kişi üzerinde herhangi bir ciddi veya kalıcı etkiye sahip olmasa da, tokata maruz kalan kişi tarafından küçük düşürülme olarak algılanabilir.
Polis memurlarının kendi kontrolleri altında bulunan kişilere tokat atmaları, üstünlük/alçaklık ilişkisini vurgulamaktadır. Mağdurun bu tür bir eylemin hukuka aykırı olduğunu, memurların ahlak ve meslek etiğinin ihlalini teşkil ettiğini ve kabul edilemez olduğunu biliyor olması, mağdurlarda ayrıca keyfi muameleye ve adaletsizliğe maruz kaldıkları ve güçsüz oldukları hissini uyandırabilmektedir.
Ayrıca, polis tarafından gözaltında tutulan, hatta sadece kimlik kontrolü veya başvuranların davasında olduğu gibi sorgu için polis karakoluna götürülen veya davet edilen kişiler ve daha geniş anlamda, polisin veya benzer bir yetkilinin kontrolü altındaki tüm kişiler savunmasız vaziyettelerdir. Görevi bu kişileri korumak olan yetkililer, bir tokatın küçük düşürücülüğünü yaşatmak suretiyle bu görevi hiçe saymaktadırlar.
Tokatın mağdurun saygısız ve provokatif davranışları nedeniyle kızgın olan bir memur tarafından düşüncesiz bir şekilde atılmış olmasının konuyla alakası olmamıştır. Dolayısıyla Büyük Daire, bu noktada Daire’nin benimsediği tutumdan farklı bir tutum takınmıştır. Sözleşme, işkenceyi, insanlık dışı veya aşağılayıcı muamele veya cezalandırmayı, ilgili kişinin davranışı ne olursa olsun, kesin ifadelerle yasaklamaktadır. Kötü muamele, demokratik bir toplumda yetkililerin karşılaştığı sorunlara karşı asla uygun bir yanıt değildir. Özellikle polisin, “hiçbir koşul altında işkence veya insanlık dışı veya aşağılayıcı muamele ve ceza uygulamaması, teşvik etmemesi veya bunlara göz yummaması” gerekmektedir (Avrupa Polis Etik Kuralları). Ayrıca, Sözleşme’nin 3. maddesi Devlete, kimsenin işkenceye veya söz konusu hükme aykırı olan bir muameleye maruz bırakılmaması için kolluk kuvvetlerini mesleki davranışlarında yüksek düzeyde yetkinlikte olmalarını sağlayacak şekilde eğitme konusunda pozitif yükümlülük yüklemektedir.
Son olarak, birinci başvuran söz konusu zamanda bir küçüktü. Görevlerini yerine getirdikleri sırada küçüklerle irtibat kuran kolluk kuvvetlerinin, bu kişilerin küçük yaşta olmaları dolayısıyla savunmasız oldukları hususunu gereğince dikkate alması büyük önem arz etmektedir. Polisin küçüklere karşı bir davranışı, yetişkinler için kabul edilebilir olarak değerlendirilebilse de, sadece söz konusu olan kişilerin küçük olması dolayısıyla Sözleşme’nin 3. maddesinin gerekliliklerine uygun olmayabilir. Dolayısıyla, kolluk kuvvetlerinin küçüklerle muhatap olurken daha fazla dikkat ve irade göstermesi gerekmektedir.
Sonuç olarak, polis memurlarının karakolda kendi kontrolleri altında bulunan başvuranların her birine tokat atmaları, başvuranların davranışları nedeniyle mutlak surette fiziksel güce başvurulması gereksinimden kaynaklanmamış ve dolayısıyla başvuranların onurunu zedelemiştir.
Başvuranların sadece önemsiz hafif bedensel yaralanmalara atıfta bulundukları ve ciddi fiziksel veya ruhsal ızdırap yaşadıklarını ortaya koymadıkları göz önünde bulundurulduğunda, söz konusu muamelenin insanlık dışı veya daha ziyade (a fortiori) işkence olarak tanımlanması mümkün olmamıştır. Dolayısıyla Mahkeme, mevcut davada aşağılayıcı muamelenin söz konusu olduğunu tespit etmiştir.
Sonuç: ihlal (üçe karşı on dört oyla).
Madde 3 (usul yönünden): Soruşturmayı yapan görevliler, başvuranların dava dosyasına konulması için ibraz ettikleri sağlık raporları tarafından desteklenmesine rağmen, başvuranların iddialarına veya bir kolluk kuvveti mensubunun tamamen kendi kontrolü altındaki bir kişiye tokat atmasından ibaret olan eylemin mahiyetine gereken dikkati göstermemişlerdir. Ayrıca Mahkeme, soruşturmanın olağandışı uzunluğunu dikkate almaktadır. Birinci başvuranın şikâyeti ile yargılamaları sonlandıran Yargıtay kararı arasında yaklaşık beş yıl geçmiş, ikinci başvuranın davası ise dört yıl sekiz ay sürmüştür. Dolayısıyla, başvuranlar etkin bir soruşturmadan faydalanamamışlardır.
Sonuç: ihlal (oy birliği).
Madde 41: Manevi tazminat olarak 5.000 avro ödenmesine hükmedilmiştir.
Full & Egal Universal Law Academy