AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
BOZAN / TÜRKİYE DAVASI
(Başvuru No. 56816/10 ve 4175/11)
KARAR
STRAZBURG
29 Eylül 2020
İşbu karar kesinleşmiştir. Bazı şekli düzeltmelere tabi tutulabilir.
Bozan / Türkiye davasında,
Başkan
Valeriu Griţco,
Hâkimler
Arnfinn Bårdsen,
Peeter Roosma,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla Komite halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), 8 Eylül 2020 tarihinde gerçekleştirdiği kapalı oturumdaki müzakereler sonucunda aşağıdaki kararı vermiştir:
USUL
1. Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan davanın temelinde, Türk vatandaşı olan Ali Bozan’ın (“başvuran”) sırasıyla 20 Ekim 2011 ve 22 Kasım 2010 tarihlerinde, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu iki başvuru (No. 56816/10 ve 4175/11) bulunmaktadır.
2. Başvuran, İzmir Barosuna bağlı Avukatlar, S. Cengiz ve A. Koç tarafından temsil edilmiştir. Türk Hükümeti (“Hükümet”) kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
3. Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrası ve 3. fıkrasının (d) bendi ile Sözleşme’nin 10 ve 11. maddeleri kapsamında başvuran tarafından dile getirilen şikâyetler, 25 Ağustos 2017 tarihinde Hükümete bildirilmiş ve başvurunun geri kalan kısmının, Mahkeme İç Tüzüğü’nün 54. maddesinin 3. fıkrası uyarınca kabul edilemez olduğuna karar verilmiştir.
4. Hükümet, başvurunun bir Komite tarafından incelenmesine karşı çıkmaktadır. Mahkeme, Hükümetin itirazını inceledikten sonra, bu itirazın reddedilmesine karar vermektedir.
OLAY VE OLGULARDAVANIN KOŞULLARI
5. Başvuran, 1978 doğumlu olup, Mersin’de ikamet etmektedir.
6. Mersin’de 31 Mart ve 21 Nisan 2006 tarihlerinde düzenlenen iki gösteri sırasında suçlar işlediğine dair hakkında şüphelenilen başvuran, 3 Mayıs 2006 tarihinde yakalanmış ve ertesi gün tutuklanmıştır.
7. Adana Cumhuriyet Savcısı, 26 Mayıs 2006 tarihinde, başvuranı, yukarıda belirtilen gösteriler sırasında kendisi tarafından yapılan konuşmalar ve işlenen fiiller nedeniyle terör örgütü lehine propaganda yapmakla suçlamıştır.
8. İlgili, 11 Temmuz 2006 tarihinde serbest bırakılmıştır.
9. Adana Ağır Ceza Mahkemesi (“Ağır Ceza Mahkemesi”), olayları yeniden nitelendirmesinin ardından, 6 Aralık 2007 tarihinde, başvuranı, üyesi olmaksızın yasa dışı bir örgüt adına suç işlemekten suçlu bulmuş ve Türk Ceza Kanunu’nun 314. maddesinin 2. fıkrası uyarınca ve aynı Kanun’un 314. maddesinin 3. fıkrasına ve 220. maddesinin 6. fıkrasına atıfta bulunarak, ilgiliyi altı yıl, üç ay hapis cezasına mahkûm etmiştir. Ağır Ceza Mahkemesi bu bağlamda, güvenlik güçleri tarafından öldürülen bu örgütün on dört üyesinin ölümünü anmak için PKK’nın (Kürdistan İşçi Partisi, yasa dışı silahlı örgüt) çağrısı üzerine düzenlenen 31 Mart 2006 tarihli gösteri sırasında başvuranın sloganlar atan göstericilerin önünde yürüdüğünü, PKK ve lideri lehine pankartlar salladığını ve şiddet eylemleri işlediğini tespit etmiştir. Ağır Ceza Mahkemesi, göstericilerin ölenler için bir dakikalık saygı duruşunda bulunduklarını ve başvuranın güvenlik güçlerinin çağrılarına rağmen, grubun dağılmasını engellediğini eklemiştir. Ağır Ceza Mahkemesi, başvuranın aşağıdaki konuşmayı yaptığını belirtmiştir:
“(...) arkadaşlar, sizleri son bir hafta içerisinde kaybettiğimiz katledilen insanlarımızın anısına bir dakika saygı duruşuna davet ediyorum (...) halkımız milyonların katılımı ile Kürt sorununda çözümün muhatabını işaret etti (...) çözümün muhatabının Sayın Öcalan olduğunu işaret etti (...) Muş’ta yaptıkları operasyonda 14 HPG [PKK’nın bir kolu olan Halk Savunma Güçleri] gerillasını kimyasal silahla katletmiştir (...) cenaze merasimlerinde birileri tahammül edemeyerek insanlarımızın cenazelerine sahip çıkmalarına dahi müsaade edilmemiştir ve yapılan cenaze törenlerine müdahale edilmiştir, bu esnada sayısını henüz net bilmediğimiz insanlarımız katledildi, bu insanlarımız arasında, altı yaşında çocuklar var, dokuz yaşında çocuklar var, şimdi sormak gerekir: “Altı yaşında çocuk mu teröristtir? Dokuz yaşında çocuk mu teröristtir?” Bizce asıl terörist altı yaşındaki dokuz yaşındaki çocukları tarayarak öldürenlerdir (...) Şu anda Amed, Siirt, Batman, Hakkari, Van ve Mersin [şehirlerinin] dayanışmasını bekliyoruz ve Mersin halkı, bugün Amed’e dayanışma duygularını göndermiştir.”
Öte yandan, Ağır Ceza Mahkemesi, başvuranı 21 Nisan 2006 tarihinde yaptığı konuşma nedeniyle suçu ve suçluyu övmekten suçlu bulmuştur.
10. Başvuran tarafından kendisine temyiz başvurusu sunulan Yargıtay, 2 Haziran 2010 tarihinde, ilgilinin üyesi olmaksızın yasa dışı bir örgüt adına suç işlemek suçundan mahkûm edilmesine ilişkin olarak Ağır Ceza Mahkemesinin kararını onamış ve suçu ve suçluyu övme suçuna ilişkin olarak söz konusu kararı bozmuştur.
11. Başvuran, 1 Kasım 2010 tarihinde, üyesi olmaksızın yasa dışı bir örgüt adına suç işlemek suçundan cezaya mahkûm edilmesi bağlamında hakkında verilen hapis cezasını çekmeye başlamıştır.
12. Ağır Ceza Mahkemesi, 23 Haziran 2011 tarihinde, başvuran tarafından 21 Nisan 2006 tarihinde yapılan konuşmanın içeriğinin terör örgütü lehine propaganda yapmak suçunu oluşturduğu kanısına vararak, ilgiliyi 3713 sayılı Kanun’un 7. maddesinin 2. fıkrası uyarınca on ay hapis cezasına mahkûm etmiş ve bu hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar vermiştir.
13. Ağır Ceza Mahkemesi, 22 Temmuz 2011 tarihinde, 23 Haziran 2011 tarihli hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına karşı başvuran tarafından yapılan itirazı reddetmiştir.
14. Başvuranın ve Cumhuriyet Savcısı’nın talebi üzerine, 10 Temmuz 2012 tarihinde, Ağır Ceza Mahkemesi, bu süre zarfında yapılan bazı yasal değişikliklerin ilgilinin lehine olabileceği kanısına vararak, üyesi olmaksızın yasa dışı bir örgüt adına suç işlemek suçundan mahkûm edilmesi nedeniyle başvuran hakkında verilen cezanın infazının ertelenmesine karar vermiştir.
15. Ağır Ceza Mahkemesi, gözden geçirme prosedürü kapsamında dosyanın yeniden açılmasının ardından, 10 Eylül 2013 tarihinde, 30 Nisan 2013 tarihinde yürürlüğe giren 6459 sayılı Kanun’un 8. maddesinin 2. fıkrasıyla değiştirildiği şekliyle, 3713 sayılı Kanun’un 7. maddesinin 5. fıkrası uyarınca (aşağıda 21. paragraf), başvurana bu suçtan dolayı herhangi bir cezanın verilmesine gerek olmadığı gerekçesiyle, üyesi olmaksızın yasa dışı bir örgüt adına suç işlemek suçundan başvuran hakkında verilen hapis cezasını iptal etmiştir.
16. Başvuran, bu karara karşı itirazda bulunmuş ve bu itiraz, Ağır Ceza Mahkemesi tarafından 20 Şubat 2015 tarihinde reddedilmiştir.İLGİLİ İÇ HUKUK KURALLARITürk Ceza Kanunu
17. Türk Ceza Kanunu’nun (1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren, 26 Eylül 2004 tarihli 5237 sayılı Kanun) “Suç İşlemek Amacıyla Örgüt Kurma” başlıklı 220. maddesinin 6. fıkrası aşağıdaki şekildedir:
“Örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleyen kişi, ayrıca örgüte üye olmak suçundan da cezalandırılır (...)”
18. Türk Ceza Kanunu’nun “Silahlı Örgüt” başlıklı 314. maddesi aşağıdaki şekildedir:
“1. Bu kısmın dördüncü ve beşinci bölümlerinde yer alan suçları işlemek amacıyla, silahlı örgüt kuran veya yöneten kişi, on yıldan on beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
2. Birinci fıkrada tanımlanan örgüte üye olanlara, beş yıldan on yıla kadar hapis cezası verilir.
3. Suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçuna ilişkin diğer hükümler, bu suç açısından aynen uygulanır.”3713 Sayılı Kanun
19. 12 Nisan 1991 tarihinde yürürlüğe giren, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun 7. maddesinin 2. fıkrası aşağıdaki şekildedir:
“[Yukarıdaki fıkrada] belirtilen örgütlere yardım edenler ve örgütle ilgili propaganda yapanlar hakkında (...) bir yıldan beş yıla kadar hapis ve elli milyon liradan yüz milyon liraya kadar ağır para cezasına hükmolunur.”
20. 18 Temmuz 2006 tarihinde yürürlüğe giren, 5532 sayılı Kanun ile değiştirilmesinin ardından, 3713 sayılı Kanun’un 7. maddesinin 2. fıkrası aşağıdaki şekildedir:
“Terör örgütünün propagandasını yapan kişi, bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır (...)”
21. 30 Nisan 2013 tarihinde yürürlüğe giren 6459 sayılı Kanun ile getirilen değişikliğin ardından, 3713 sayılı Kanun’un 7. maddesinin somut olaya ilişkin kısımları aşağıdaki şekildedir:
“2. Terör örgütünün; cebir, şiddet veya tehdit içeren yöntemlerini meşru gösterecek veya övecek ya da bu yöntemlere başvurmayı teşvik edecek şekilde propagandasını yapan kişi, bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır (...)
(...)
5. Terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgüt adına; ikinci fıkrada tanımlanan suçu (...) işleyenler hakkında, 5237 sayılı Kanun’un 220nci maddesinin altıncı fıkrasında tanımlanan suçtan dolayı ayrıca ceza verilmez.”
HUKUKİ DEĞERLENDİRMEBAŞVURULARIN BİRLEŞTİRİLMESİ HAKKINDA
22. Başvuruların olay ve olgular ile hukuk açısından benzerlik göstermesi nedeniyle, Mahkeme, İç Tüzüğü’nün 42. maddesinin 1. fıkrasının kendisine imkân verdiği üzere, başvuruların birleştirilmesine karar vermektedir.HÜKÜMETİN İLK İTİRAZLARI HAKKINDA
23. Hükümet, üç ön itirazı ileri sürmektedir. Hükümet öncelikle, 6459 sayılı Kanun’la getirilen değişiklikler ışığında başvuran hakkındaki mahkûmiyet kararının yeniden incelenmesinin sonunda Ağır Ceza Mahkemesi tarafından 10 Eylül 2013 tarihinde verilen kararın, Anayasa Mahkemesi önündeki bireysel başvuru yolunun 23 Eylül 2012 tarihinde yürürlüğe girmesinin ardından, 20 Şubat 2015 tarihinde kesinleştiğini, ancak ilgilinin kendi ifadesine göre, somut olayda verilen kararla aynı türden olan gözden geçirme kararlarına karşı yapılan bireysel başvuruları incelemeye yetkili olan bu Yüksek Mahkemeye benzer bir başvuruda bulunmadığını ifade etmektedir. Dolayısıyla Hükümet, başvuruların iç hukuk yollarının tüketilmediği gerekçesiyle, kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerektiği kanaatindedir.
24. Hükümet ardından, terör örgütü lehine propaganda yapmak suçundan başvuranın mahkûm edilmesine ilişkin hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararını ve üyesi olmaksızın yasa dışı bir örgüt adına suç işlemek suçundan ilgili hakkında verilen cezanın daha sonra iptal edilmesini dikkate alarak, başvuranın bundan böyle, başvurularında ileri sürülen şikâyetlere ilişkin olarak mağdur sıfatına sahip olmadığını ileri sürmektedir.
25. Hükümet son olarak, üyesi olmaksızın yasa dışı bir örgüt adına suç işlemek suçundan başvuran hakkında verilen mahkûmiyet kararının, kendisinin belirttiği üzere, 10 Ağustos 2010 tarihinde ilgiliye tebliğ edilen 2 Haziran 2010 tarihli Yargıtay kararıyla kesinleştiğini ifade etmektedir. Hükümet, bu mahkûmiyet kararına ilişkin şikâyetlerin sunulduğu 4175/11 No.lu başvurunun, iç hukukta kesinleşmiş kararın tebliğ edilmesinin ardından altı aydan daha fazla bir süre sonra, 20 Ekim 2011 tarihinde yapıldığını belirtmektedir.
26. Başvuran, mağdur sıfatına ilişkin itirazla ilgili olarak, üyesi olmaksızın yasa dışı bir örgüt adına suç işlemek suçundan hakkında verilen ceza daha sonra iptal edilmiş olsa bile, daha önce yaklaşık iki yıl boyunca bu cezayı çektiğini belirtmektedir. Başvuran, hakkında verilen ilk mahkûmiyet kararının adli sicilinde kayıtlı kaldığını ve bu durumun sonuçlarına maruz kaldığını eklemektedir. Başvuran, diğer itirazlar hakkında herhangi bir görüş belirtmemektedir.
27. Başvuranın mağdur sıfatına ilişkin itirazla ilgili olarak, Mahkeme, ilk olarak daha önce, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının, ilgilinin ifade özgürlüğünün ihlali nedeniyle doğrudan maruz kaldığı, ceza yargılamasının ve mahkûmiyet kararının zarar verici sonuçlarının önlenmesi veya telafi edilmesi için elverişli olmadığı kanaatine vardığını hatırlatmaktadır (bk., bu davaya uygulanabildiği ölçüde (mutatis mutandis), Aslı Güneş/Türkiye (k.k.), No. 53916/00, 13 Mayıs 2004, Yaşar Kaplan/Türkiye, No. 56566/00, §§ 32-33, 24 Ocak 2006 ve Ergündoğan/Türkiye, No. 48979/10, § 17, 17 Nisan 2018). Mahkeme daha sonra, Ağır Ceza Mahkemesinin, 6459 sayılı Kanun ile getirilen değişiklikler ışığında davayı yeniden incelemesinin ardından, üyesi olmaksızın yasa dışı bir örgüt adına suç işlemek suçundan başvuran hakkında herhangi bir cezanın verilmesinin gerekmediğine karar verdiğini ve bununla birlikte, buna ilişkin mahkûmiyet kararını kesin olarak iptal etmeksizin bu suçtan dolayı daha önce verilen cezayı iptal ettiğini kaydetmektedir (yukarıda 15. paragraf). Mahkeme ayrıca, başvuranın daha önce bu mahkûmiyet kararı bağlamında verilen hapis cezasının bir kısmını çektiğini tespit etmektedir: 3 Mayıs’tan 11 Temmuz 2006 tarihine kadar yaklaşık iki ay (yukarıda 6. ve 8. paragraflar) ve 1 Kasım 2010 tarihinden Ağır Ceza Mahkemesinin cezanın infazının ertelenmesine karar verdiği 10 Temmuz 2012 tarihine kadar yaklaşık yirmi ay (yukarıda 11. ve 14. paragraflar). Yukarıda belirtilen hususları göz önünde bulundurarak, Mahkeme, terör örgütü lehine propaganda yapmak suçundan başvuranın cezaya mahkûm edilmesine ilişkin hükmün açıklanmasının geri bırakılması tedbirine ve üyesi olmaksızın yasa dışı bir örgüt adına suç işlemek suçundan verilen cezanın daha sonra iptal edilmesine rağmen, başvuranın ihtilaf konusu ceza yargılamaları nedeniyle Sözleşme’nin 34. maddesi anlamında mağdur olduğunu ileri sürebileceği kanısına varmaktadır (Zülküf Murat Kahraman/Türkiye, No. 65808/10, §§ 38‑39, 16 Temmuz 2019). Bu nedenle, Mahkeme, Hükümet tarafından bu bağlamda ileri sürülen itirazı reddetmektedir.
28. İç hukuk yollarının tüketilmemesine ilişkin itirazla ilgili olarak, Mahkeme, 6352 sayılı Kanun ile öngörülen yeniden inceleme prosedürü gibi, 6459 sayılı Kanun’un 8. maddesinin 2. fıkrasıyla değiştirildiği şekliyle, 3713 sayılı Kanun’un 7. maddesinin 5. fıkrası uyarınca başvuran hakkında verilen mahkûmiyet kararının gözden geçirilmesinin, ceza yargılamasının esasının gözden geçirilmesinden ibaret olmadığını, ancak yalnızca bu yargılamanın sonunda verilen cezanın yeniden incelenmesinden ibaret olduğunu tespit etmektedir (bk., bu davaya uygulanabildiği ölçüde (mutatis mutandis), Öner ve Türk/Türkiye, No. 51962/12, § 17, 31 Mart 2015). Nitekim Ağır Ceza Mahkemesi, gözden geçirme prosedürü kapsamında, başvurana atfedilen suçun kurucu unsurlarını esas yönünden yeniden incelememiş, ancak yalnızca 3713 sayılı Kanun’un 7. maddesinin 5. fıkrası uyarınca, yasa dışı bir örgüt adına suç işlemek suçundan başvuran hakkında herhangi bir cezanın verilmesinin gerekmediğini belirtmiştir (yukarıda 15. paragraf). Yasa dışı bir örgüt adına suç işlemek suçundan başvuran hakkında verilen mahkûmiyet kararının, Anayasa Mahkemesi önündeki bireysel başvuru yolunun 23 Eylül 2012 tarihinde yürürlüğe girmesinden önce, 2 Haziran 2010 tarihinde Yargıtay tarafından verilen kararın ardından kesinleşmesi sebebiyle (Uzun/Türkiye (k.k.), No. 10755/13, §§ 25-27, 30 Nisan 2013), ilgili, bu Yüksek Mahkeme önünde bu türden bir başvuruda bulunamamış ve hakkında yürütülen ceza yargılamasına ilişkin şikâyetlerini sunamamıştır (ibidem). Bu sebeple, Hükümet tarafından ileri sürülen, iç hukuk yollarının tüketilmediğine dair itirazın da reddedilmesi gerekmektedir (yukarıda anılan Zülküf Murat Kahraman kararı, § 37).
29. Atı ay süre kuralına uyulmamasına ilişkin itirazla ilgili olarak, Mahkeme, 4175/11 No.lu başvurunun kendisine, Hükümetin iddia ettiği gibi, 20 Ekim 2011 tarihinde değil, 22 Kasım 2010 tarihinde sunulduğunu kaydetmektedir. Dolayısıyla Mahkeme, bu başvurunun, yasa dışı bir örgüt adına suç işlemek suçundan başvuranın cezaya mahkûm edilmesine ilişkin iç hukukta kesinleşmiş kararın, yani 2 Haziran 2010 tarihli Yargıtay kararının ardından altı ay içinde sunulduğunu tespit etmektedir. Sonuç olarak, bu itirazın da reddedilmesi gerekmektedir.SÖZLEŞME’NİN 10. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
30. Başvuran, Sözleşme’nin 10. ve 11. maddelerini ileri sürerek, hakkında yürütülen ceza yargılamasının ifade özgürlüğü ve gösteri yapma özgürlüğü haklarını ihlal ettiğini iddia etmektedir.
31. Davaya ilişkin olay ve olguların hukuki nitelendirmesi konusunda takdir yetkisine sahip olan Mahkeme, başvuranın şikâyetinin, Sözleşme’nin 10. maddesi açısından incelenmesinin uygun olduğu kanaatine varmaktadır.Kabul Edilebilirlik Hakkında
32. Mahkeme, bu şikâyetin Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının (a) bendi anlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını ve öte yandan, başka herhangi bir kabul edilemezlik gerekçesiyle bağdaşmadığını tespit ederek, şikâyetin kabul edilebilir olduğuna karar vermektedir.Esas HakkındaTarafların İddiaları
33. Başvuran, Işıkırık/Türkiye (No. 41226/09, §§ 56‑70, 14 Kasım 2017) kararına atıfta bulunarak, mahkûm edildiği cezai hükmün öngörülebilir olmadığını ileri sürmektedir. Başvuran, kendi ifadesine göre, şiddete teşvik içermeyen ve iki gösteri sırasında göstericileri sakinleştirmeyi amaçlayan iki konuşmayı yaparak ifade özgürlüğü hakkını kullandığı gerekçesiyle cezaya mahkûm edildiğini ileri sürmektedir. Dolayısıyla başvuran, ifade özgürlüğü hakkını kullanmasına yönelik müdahalenin uygun ve yeterli nedenlerle haklı gösterilmediğini belirtmektedir.
34. Hükümet, somut olayda başvuranın ifade özgürlüğü hakkını kullanmasına müdahale edilmediğini belirtmektedir. Hükümet, bu türden bir müdahalenin varlığının Mahkeme tarafından kabul edilmesi durumunda, söz konusu müdahalenin, kendi ifadesine göre, açıklık, erişilebilirlik ve öngörülebilirlik gerekliliklerini karşılayan, Türk Ceza Kanunu’nun 220. maddesinin 6. fıkrası, 314. maddesinin 2. ve 3. fıkraları ve 3713 sayılı Kanun’un 7. maddesinin 2. fıkrasıyla öngörüldüğünü ve ulusal güvenliğin ve kamu güvenliğinin korunmasına, kamu düzeninin sağlanmasına ve suç işlenmesinin önlenmesine ilişkin meşru amaçlar izlediğini ileri sürmektedir. Hükümet ayrıca, PKK’nın çağrısı üzerine düzenlenen ve göstericilerin şiddet eylemleri işledikleri 31 Mart ve 21 Nisan 2006 tarihli gösterilere başvuranın katılmasını ve bu gösteriler sırasında ilgilinin yaptığı ve içeriği şiddete teşvik edici nitelikte olan konuşmaları dikkate alarak, ihtilaf konusu müdahalenin demokratik bir toplumda gerekli ve izlenen meşru amaçlarla orantılı olduğunu belirtmektedir.Mahkemenin Değerlendirmesi
a) Müdahalenin Varlığı
35. Mahkeme, başvuranın üyesi olmaksızın yasa dışı bir örgüt adına suç işlemek suçundan ve gösteriler sırasında işlediği fiiller ve yaptığı konuşmalar nedeniyle terör örgütü lehine propaganda yapmak suçundan mahkûm edildiğini tespit etmektedir (yukarıda 9-13. paragraflar). Mahkeme bir yandan, üyesi olmaksızın yasa dışı bir örgüt adına suç işlemek suçundan cezaya mahkûm edilmesi bağlamında başvuran hakkında verilen hapis cezasının (yukarıda 6, 8, 12. ve 14. paragraflar) iptal edilmesinden önce (yukarıda 15. paragraf), başvuranın bu cezanın bir kısmını çektiğini ve diğer yandan, terör örgütü lehine propaganda yapmak suçundan ilgilinin mahkûm edilmesine ilişkin olarak hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiğini gözlemlemektedir (yukarıda 12-13. paragraflar).
36. Mahkeme, başvuran hakkında verilen toplam yedi yıldan daha fazla olan hapis cezalarına ilişkin mahkûmiyet kararlarını, başvuranın bu cezaların bir kısmını çektiğini ve önemli bir süre boyunca devam eden, ilgili hakkında yürütülen ceza yargılamasının ve ilgilinin üç yıl boyunca tabi tutulduğu, cezanın infazının ertelenmesinin yaratabileceği caydırıcı etkiyi göz önünde bulundurarak, başvuran tarafından ifade özgürlüğü hakkının kullanılmasına yönelik bir müdahalenin yapıldığı kanaatine varmaktadır (Erdoğdu/Türkiye, No. 25723/94, § 72, AİHM 2000‑VI, Dilipak/Türkiye, No. 29680/05, § 51, 15 Eylül 2015, yukarıda anılan Ergündoğan kararı, § 26, ve Selahattin Demirtaş/Türkiye (No. 3), No. 8732/11, § 26, 9 Temmuz 2019; ayrıca bk., aksi yönde bir karar için (a contrario), Otegi Mondragon/İspanya, No. 2034/07, § 60, AİHM 2011).
b) Müdahalenin Haklı Gösterilmesi
37. Bu türden bir müdahale, “kanunla öngörülmediği”, Sözleşme’nin 10. maddesinin 2. fıkrasında belirtilen meşru amaçlardan birini ya da birkaçını izlemediği ve bu amaçlara ulaşmak için “demokratik bir toplumda gerekli” olmadığı sürece, Sözleşme’nin 10. maddesini ihlal etmektedir.
38. İhtilaf konusu müdahalenin haklı gösterilip gösterilmediği hususunda, Mahkeme bir yandan, üyesi olmaksızın yasa dışı bir örgüt adına suç işlemek suçundan başvuranın cezaya mahkûm edilmesinin ve diğer yandan, terör örgütü lehine propaganda yapmak suçundan ilgilinin cezaya mahkûm edilmesinin haklı gösterilmesi hususunun ayrı olarak ve sırasıyla incelenmesinin uygun olduğu kanısına varmaktadır.
Başvuranın Üyesi Olmaksızın Yasa Dışı Bir Örgüt Adına Suç İşlemek Suçundan Cezaya Mahkûm Edilmesi Hakkında
39. Mahkeme, başvuranın üyesi olmaksızın yasa dışı bir örgüt adına suç işlemek suçundan cezaya mahkûm edilmesinin kanunla, daha açık bir şekilde, Türk Ceza Kanunu’nun 220. maddesinin 6. fıkrasıyla ve 314. maddesinin 2. ve 3. fıkralarıyla öngörüldüğü hususunun taraflar arasında tartışma konusu yapılmadığını kaydetmektedir.
40. Bu bağlamda, Mahkeme daha önce, yukarıda belirtilen cezai hükümler uyarınca başvuranlar hakkında verilen mahkûmiyet kararına ilişkin benzer bir davada, Türk Ceza Kanunu’nun 220. maddesinin 6. fıkrasının, başvuranlara özellikle bu fıkrada kullanılan ifadelerin geniş kapsamı nedeniyle keyfi yargılamalara karşı güvenilir bir güvence sağlamadığı ve bu fıkranın pratik uygulamasının bu eksikliği gidermediğinin anlaşıldığı gerekçesiyle, öngörülebilirlikten yoksun olduğunu tespit etme fırsatı bulduğunu hatırlatmaktadır (yukarıda anılan Işıkırık kararı, §§ 56‑70). Bu durumda, Mahkeme, böylelikle kabul edilen yaklaşımdan uzaklaşmak için herhangi bir neden görmemektedir.
41. Dolayısıyla Mahkeme, ihtilaf konusu müdahalenin Sözleşme’nin 10. maddesinin 2. fıkrası anlamında, “kanunla öngörülmediği” kanısına varmaktadır. Mahkeme, bu sonucu göz önünde bulundurarak, bu fıkranın gerektirdiği diğer koşullara - meşru bir amacın varlığı ve demokratik bir toplumda müdahalenin gerekliliği - somut olayda uyulup uyulmadığının tespit edilmesine gerek olmadığı kanaatine varmaktadır.
42. Bu nedenle Mahkeme, Sözleşme’nin 10. maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmaktadır.Başvuranın Terör Örgütü Lehine Propaganda Yapmak Suçundan Cezaya Mahkûm Edilmesi Hakkında
43. Mahkeme, yukarıda vardığı ihlal tespitini dikkate alarak (42. paragraf), başvuranın terör örgütü lehine propaganda yapmak suçundan cezaya mahkûm edilmesinin haklı gösterilmesi hususunun incelenmesinin gerekli olmadığı kanısına varmaktadır (benzer bir yaklaşımla ilgili olarak, yukarıda anılan Işıkırık kararı, § 71).SÖZLEŞME’NİN 6. MADDESİNİN 1. VE 3. FIKRALARININ VE SÖZLEŞME’NİN 14. MADDESİYLE BİRLİKTE, sözleşme’ye EK 1 NO.LU PROTOKOL’ÜN 3. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİaları HAKKINDA
44. Başvuran, Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrasını ileri sürerek, mahkûm edildiği suçların kurucu unsurlarının öngörülebilir olmadığını iddia etmektedir.
45. Başvuran, aynı hüküm açısından, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nın görüşünün Yargıtay önündeki yargılama sırasında kendisine bildirilmemesinden şikâyet etmektedir.
46. Başvuran, Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrası ve 3. fıkrasının (d) bendi kapsamında, Ağır Ceza Mahkemesi önündeki yargılama sırasında aleyhte tanıkları dinleme ve lehte tanıkları sorgulatma imkânına sahip olmadığını iddia etmektedir.
47. Başvuran, Sözleşme’nin 14. maddesiyle birlikte Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 3. maddesini ileri sürerek, cezaya mahkûm edilmesinin ardından seçme ve seçilme hakkından yoksun bırakılmasından şikâyetçi olmaktadır.
48. Mahkeme, Sözleşme’nin 10. maddesinin ihlal edildiği yönünde vardığı tespiti dikkate alarak (yukarıda 42. paragraf), Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. ve 3. fıkraları ve Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 3. maddesi kapsamında dile getirilen şikâyetlerin kabul edilebilirliği ya da esası hakkında ayrı olarak karar verilmesine gerek olmadığı kanısına varmaktadır (benzer bir yaklaşımla ilgili olarak, bk., Kamil Uzun/Türkiye, No. 37410/97, § 64, 10 Mayıs 2007).sözleşme’nin 41. maddesinin uygulanması hakkında
49. Başvuran, maddi zarar için 58.014,96 avro (EUR) talep etmektedir ve bu meblağın tutukluluğu boyunca maruz kaldığını belirttiği gelir kaybına karşılık geldiğini ifade etmektedir. Başvuran ayrıca, manevi zarar için 50.000 avro talep etmektedir. Başvuran aynı zamanda, ulusal mahkemeler önünde temsil edilmesine ilişkin masraflar için 5.557,89 avro, Mahkeme önünde temsil edilmesine ilişkin masraflar için 12.437,50 avro, posta masrafları için 31,54 avro, faks masrafları için 15 avro ve sekreterlik masrafları için 75 avro talep etmektedir. Başvuran bu bağlamda, Mersin Barosunun ücret tarifesini, avukatının yerine getirdiği her göreve ilişkin saat ve meblağları ayrıntılı olarak belirten bir makbuzu ve posta ve faks masrafları için faturaları ibraz etmiştir.
50. Hükümet, maddi zarar için sunulan talebin somut bir unsura dayanmadığını ve aşırı bir nitelik taşıdığını belirtmektedir. Manevi zarar için sunulan talebe ilişkin olarak, Hükümet, talep edilen meblağ ile iddia edilen ihlal arasında nedensellik bağının bulunmadığını ileri sürmektedir. Hükümet, söz konusu talebin desteklenmediği, aşırı olduğu ve Mahkeme tarafından genel olarak ödenmesine karar verilen meblağlara karşılık gelmediği kanaatindedir. Masraf ve giderlere ilişkin olarak, Hükümet, başvuranın bu bağlamda kendisi ile avukatı arasında imzalanan herhangi bir sözleşme ya da herhangi bir fatura sunmadığını belirtmektedir. Hükümet ayrıca, Mahkemeye sunulan avukatlık masrafları bağlamında dile getirilen talebin desteklenmediğini ve son derece yüksek olduğunu ifade etmektedir. Hükümet, başvuranın iddia edilen diğer masraflar için ikna edici bir ödeme belgesi sunmadığını eklemektedir.
51. Mahkeme, hiçbir şekilde desteklenmemiş olan, maddi zarar bağlamında sunulan talebi reddetmektedir. Buna karşın, Mahkeme, başvurana manevi tazminat olarak 5.000 avro ödenmesi gerektiği kanısına varmaktadır. Masraf ve giderler için sunulan talebe ilişkin olarak, Mahkeme, elinde bulunan belgeleri ve içtihatlarını göz önünde bulundurarak, başvurana bu bağlamda 1.500 avro ödenmesinin makul olduğu kanaatine varmaktadır.
bu gerekçelerle, mahkeme, oy birliğiyle,Başvuruların birleştirilmesine;Başvurunun Sözleşme’nin 10. maddesine dayanan şikâyetle ilgili kısmının kabul edilebilir olduğuna;Sözleşme’nin 10. maddesinin ihlal edildiğine;3713 sayılı Kanun’un 7. maddesinin 2. fıkrası uyarınca terör örgütü lehine propaganda yapmak suçundan başvuranın cezaya mahkûm edilmesinin haklı gösterilmesi hususu ya da Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. ve 3. fıkraları ve Sözleşme’nin 14. maddesiyle birlikte Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 3. maddesi kapsamında dile getirilen şikâyetlerin kabul edilebilirliği ve esası hakkında ayrı olarak karar verilmesine gerek olmadığına;a) Davalı Devletin başvurana, üç ay içinde, ödeme tarihinde geçerli olan döviz kuru üzerinden davalı Devletin para birimine çevrilmek üzere, aşağıdaki meblağları ödemekle yükümlü olduğuna;Ödenmesi gereken her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere, manevi tazminat olarak 5.000 avro (beş bin avro);Başvuran tarafından ödenmesi gereken her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere, masraf ve giderler için 1.500 avro (bin beş yüz avro);
b) Söz konusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödeme tarihine kadar, bu meblağlara, Avrupa Merkez Bankasının o dönem için geçerli olan marjinal kredi faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;Adil tazmine ilişkin kalan taleplerin reddine
karar vermiştir.
İşbu karar, Fransızca dilinde tanzim edilmiş olup, Mahkeme İç Tüzüğü’nün 77. maddesinin 2. ve 3. fıkraları uyarınca, 29 Eylül 2020 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan BakırcıValeriu Griţco
Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Başkan
Full & Egal Universal Law Academy