AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
DÖRDÜNCÜ BÖLÜM
İBRAHİM VE DİĞERLERİ / BİRLEŞİK KRALLIK
(Başvuru no. 50541/08, 50571/08, 50573/08 ve 40351/09)
KARAR
STRAZBURG
16 Aralık 2014
İşbu karar Sözleşme’nin 44 § 2 maddesinde belirlenen koşullara uygun olarak kesinleşecektir. Şekli düzeltmelere tabi olabilir.
İbrahim ve Diğerleri / Birleşik Krallık,
Başkan,
Ineta Ziemele,
Yargıçlar,
Päivi Hirvelä,
George Nicolaou,
Ledi Bianku,
Zdravka Kalaydjieva,
Paul Mahoney,
Krzysztof Wojtyczek,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdürü Françoise Elens-Passos’un katılımıyla oluşturulan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (Dördüncü Bölüm) heyeti ile 13 Kasım 2014 tarihinde yapılan gizli müzakereler sonrasında, aynı tarihte kabul edilmiş olan aşağıdaki kararı bildirir:
USUL
1. Büyük Britanya ve Kuzey İrlanda Birleşik Krallığı aleyhine açılan (50541/08, 50571/08, 50573/08 ve 40351/09 no’lu) bu dava, Avrupa İnsan Hakları mahkemesi’ne (“Mahkeme”) Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca yapılmış olan dört başvurudan ibarettir.
2. İlk üç başvuru, Muktar Said İbrahim, Ramzi Mohammed ve Yassin Omar tarafından 22 Ekim 2008 tarihinde yapılmıştır. Başvuranlar, sırayla 1978, 1981 ve 1981 doğumlu Somali vatandaşıdırlar. Dördüncü başvuru, 1982 Somoli doğumlu olan bir İngiliz vatandaşı olan İsmail Abdurrahman tarafından 29 Temmuz 2009 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuranlar avukatlarına ilişkin bilgiler aşağıdaki gibidir:
- Ibrahim ve Mohammed, avukat J. Bennathan’ın danışmanlık yaptığı Londra’da kurulu bir avukatlık firması olan Irvine Thanvi Natas tarafından temsil edilmişlerdir.
- Omar, S. Vullo’nun danışmanlık yaptığı Arani Avukatları bünyesinde Middlesex’de görev yapmakta olan avukat Muddassar Arani tarafından temsil edilmiştir.
- Abdurrahman, danışman A. Faul ve J. King tarafından temsil edilmiştir.
4. Britanya Hükümeti (“Hükümet”), Commomwealth Dışişleri Bakanlığı’nda görevli, A. Swampillai tarafından temsil edilmiştir.
5. Başvuranlar, avukat erişimleri olmaksızın polis tarafından ifadelerinin alındığı ve söz konusu ifadelerden elde edilen kanıtların duruşmaları sırasında kullanıldığı gerekçesiyle Sözleşme’nin 6 §§ 1 ve 3 (c) maddesinin ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.
6. Mahkeme, 14 Eylül 2010 tarihinde dördüncü başvuranın başvurusunu Hükümet’e iletmeye karar vermiştir. Aynı zamanda başvurunun kabul edilebilirliği ve esası yönünden hükmetmeye karar vermiştir (29 § 1 madde).
7. 22 Mayıs 2012 tarihinde İbrahim, Mohammed ve Omar tarafından yapılan başvurular birleştirilmiş ve Mahkeme’nin Dördüncü Bölümü’nün bir Dairesi tarafından kısmen kabuledilemez olarak nitelendirilmiştir. Daire, aynı tarihte, avukat erişimi olmayışına ve polis tarafından alınan ifadelerin duruşmada kanıt olarak kullanılmasının kabul edilmesine ilişkin şikâyetleri Hükümet’e iletmeye karar vermiştir. Aynı zamanda Daire başvurunun kabul edilebilirliği ve esası yönünden hükmetmeye karar vermiştir (Madde 29 § 1).
OLAYLAR
I. DAVANIN KOŞULLARI
A. Giriş
8. 7 Temmuz 2005 tarihinde, Londra’nın merkezinde, dört intihar bombası, elli iki kişinin ölümüne ve yüzlerce kişinin yaralanmasına yol açarak üç metro treninde ve bir otobüste patlamıştır.
9. 21 Temmuz 2005 tarihinde iki hafta sonra, ilk üç başvuran İbrahim, Mohammed ve Omar ve dördüncü bir kişi Hussain Osman Londra’da toplu taşıma sisteminde ayrı noktalarda sırtçantalarına yerleştirilmiş dört bombayı patlatmışlardır. 23 Temmuz 2005 tarihinde, beşinci bir bomba terkedilmiş ve patlamamış bir halde çöp kutusunda bulunmuştur. Manfo Asiedu’nun, beşinci suikastçı olduğu tespit edilmiştir.
10. Dört bombanın patlamasına rağmen, her seferinde temel patlayıcı madde olan likid hidrojen peroksit, patlamamıştır. Daha sonra yapılan testte, bu durumun büyük oranda yetersiz hidrojen peroksik yoğunluğundan kaynaklanmış olabileceği sonucuna varılmıştır: bombalarda bulunan hidrojen peroksit, bombanın patlaması için gerekli düzeyden daha az yoğunluktadır.
11. İlk üç başvuran ve Osman, bombaları patlatmaya teşebbüs ettikleri olay yerlerinden kaçmışlardır. Ancak, dört kişinin görüntüleri kapal devre televizyon (“CCTV”) kameraları tarafından kaydedilmiştir. Yerel polis insa avı başlatmış ve söz konusu kişilerin fotoğrafları ve CCTV görüntüleri ulusal kanalda yayınlanmıştır. Bir sonraki gün, 22 Temmuz tarihinde, genç bir adam Londra metrosunda söz konusu kişilerden biri olduğu zannedilerek vurularak öldürülmüştür. Söz konusu dört kişi yakalanmıştır. İlk dört başvuran 27 ve 29 Temmuz tarihleri arasında İngiltere’de ve Osman, İtalya’nın Roma şehrinde 30 Temmuz tarihinde yakalanmıştır. Başvuranlar, cinayete teşebbüsten yargılanmış ve suçlu bulunmuşlardır.
12. Dördüncü başvuran, Abdurrahman Londra’daki evinde polisten kaçtığı sırada ve Roma’ya kaçmadan önce Osman’ı korumuştır. Ayrı bir davada, Abdurrahman yargılanmış ve Osman’a yardım ettiği ve olaydan sonra bilgi vermediği gerekçesiyle suçlu bulunmuştur.
13. Başvuranların yakalanmalarının ve polis tarafından alınan ilk ifadelerinin detayları aşağıda verilmiştir.
B. İlk üç başvuranın davası
1. Başvuranların yakalanmaları ve ifadelerinin alınması
(a) Omar’ın yakalanması ve ifadesinin alınması
14. Yakalanan bombacılardan ilki Omar’dır. Omar, Birmingham’da 27 Temmuz 2005 tarihinde saat 5.15’te yakalanmıştır.
15. Yakalanmasının ardından, “yeni usul” uyarı şeklini kullanan polis tarafından uyarılmış (bkz., aşağıda 137. paragraf) ve sorulara cevap vermek zorunda olmadığı ancak söylediği herşeyin aleyhinde delil olarak kullanılabileceği ve duruşmada daha sonra dayanacağı konulardan bahsetmemesi durumunda sessizliğinden kötü çıkarımlar yapılabileceği belirtilmiştir. Başvuranı polis merkezine götüren polis memurları, Omar’ın ne yaptığını bilmediğini, bombanın patlayacağını bilmediğini ve kimseye zarar vermek istemediğini söylediğine ilişkin ifade vermişlerdir.
16. Omar, Londra Paddington Green Polis Merkezi’ne saat 7.20’de varmıştır. Saat 7.50’de Omar, avukat talebinde bulunmuştur. Avukat yardımı alabileceğini ancak bu hakkının, komiser veya daha üst rütbeli bir memurun izin vermesi halinde kırk sekiz saate kadar ertelenebileceği söylenmiştir. Saat 7.55’te bir komiser, Omar’ın Terör Kanunu’nun (2000) 8. bölümü uyarınca hücre hapsinde tutulmasını emretmiştir (bkz., aşağıda 140-143. paragraflar).
17. Kısa bir süre sonra, farklı bir komiser, güvenlik amaçlı olarak Omar’ın ifadesinin alınmasını emretmiştir. Güvenlik amaçlı ifade alma, yaşamı korumakve mülkiyete ciddi zararların vermilmesini önlemek için ivedilikle gerçekleştirilmektedir. Örneğin terör saldırılarını engelleyerek kamuya gelebilecek herhangi bir zararı önlemeye yardımcı olabilecek bilgileri edinmek için tutukluların ifadesi alınır. İfade, avukat olmadan ve tutuklu avukat yardımı talep etme fırsatını elde etmeden önce alınabilir (bkz., 146. ve sonraki paragraflar).
18. Saat 9.00’da güvenlik amaçlı kısa bir ifade alma süreci gerçekleşmiştir. Söz konusu süreç, üç dakika sürmüştür ve bu süreçte, yakalanmadan önce Omar’ın attığı çantada güvenliği tehdit eden birşeyin olup olmadığı üzerine odaklanılmıştır.
19. Saat 9.15’te Paddington Green’de görevli gözaltı işlemlerinden sorumlu memur, Omar adına görevli avukatla görüşmüştür.
20. Saat 10.06 ve 10.14’te, Omar avukata erişim hakkını kullanmak istemiştir. Omar’a kayıt süreci sonlanır sonlanmaz bir avukatın görevlendirileceği söylenmiştir.
21. Saat 10.24’te gözaltı işlemlerinden sorumlu memura, Omar’ın güvenlik amaçlı olarak tekrar ifadesinin alınacağı söylenmiştir. İfade alma işleminin ertelenmesinin kişilere veya mülkiyete zarar gelmesi riskini doğuracağı ve avukat yardımının suçları işlediğinden şüphelenilen ancak henüz yakalanmamış kişilerin alarma geçmesini sağlayacağı ve bu durumun bir terör faaliyetini önlemeyi veya terör faaliyetleriyle bağlantılı kişilerin yakalanmalarını, haklarında kovuşturma yapılmasını ve yargılanmalarını zorlaştıracağı gerekçeleriyle Omar’a avukat erişimi sağlanmadığı yazılı olarak kaydedilmiştir. Bu görüşlerin altındaki neden (kayıtlara geçmiştir), Omar’ın henüz tespit edilmeyen üç suçortağıyla birlikte 21 Temmuz saldırılarında yer aldığından şüphelenilmesidir. Daha sonra, dört tane güvenlik amaçlı ifade alma işlemi gerçekleştirilmiştir.
22. Güvenlik amaçlı olarak alınan ifade alma işlemi (A) saat 10.25’te başlamış ve saat 11.11’de sona ermiştir. İfade işleminin başında, Omar eski usul uyarı yöntemi kullanılarak uyarılmış ve hiçbirşey söylemek zorunda olmadığı ancak söylediği şeylerin aleyhinde delil olarak kullanılabileceği söylenmiştir (bkz., aşağıda 135. paragraf).
23. Güvenlik amaçlı olarak alınan ifade işlemi (B) saat 11.26’da başlamış ve saat 12.11’de sona ermiştir. Omar, ifade işleminin başında bir kez daha eski usul uyarı yöntemi kullanılarak uyarılmıştır.
24. Saat 12.19’da görevli avukatla iletişime geçilmiş ve güvenlik amaçlı ifade alma işleminin gerçekleştirildiği bildirilmiştir.
25. Saat 12.31’de, güvenlik amaçlı olarak alınan ifade işlemi (C) başlamıştır. Bu kez, Omar, yeni usul uyarı yönetim kullanılarak uyarılmıştır. Söz konusu işlem, saat 13.17’de sona ermiştir.
26. İdarenin eski usul yönetimi kullarak yaptığı uyarının ardından, saat 13.35’te güvenlik amaçlı olarak alınan ifade işlemi (D) başlamış ve saat 14.20’de sona ermiştir.
27. Güvenlik amaçlı ifade alma işlemi sırasında, Omar diğer şüphelileri medyada yayınlanan fotoğraflarından tanımadığını iddia etmiş veya bazılarını tanıdığına dair yanlış ifade vermiştir. Omar, onların 21 Temmuz olayların karıştığına dair kasten yanlış ifade vermiştir.
28. Bu sırada, saat 14.15’te, gözaltı işlemlerinden sorumlu memur, görevli avukatla görüşmüştür. Saat 15.40’da görevli avukat gözaltı alanına gelmiş ve gözaltı kayıtlarını okumak için izin almıştır.
29. Saat 4.08’de Omar, avukatıyla görüşmesi için bir odaya alınmıştır. Söz konusu görüşme, saat 16.15’te güvenlik amaçlı olarak bir kez daha ifade alma işlemi için bölünmüştür. Bu işlem, saat 16.19’da başlamış, saat 16.21’de sona ermiş ve avukat mevcudiyetinde gerçekleştirilmiştir.
(b) Ibrahim’in yakalanması ve ifadesinin alınması
30. Daha sonra yakalanan şüpheli Ibrahim’dir. Ibrahim, Batı Londra’da bir apartman dairesinde 29 Temmuz 2005 tarihinde saat 13.45’te yakalanmıştır. Ibrahim, uyarılmış ve kendisine çevrede tehlikeli madde olup olmadığı sorulmuştur. Ibrahim, böyle bir maddenin olmadığını söylemiştir. Ayrıca, İbrahim’e herhangi bir yerde polisin bilmesi gereken bir maddenin olup olmadığı sorulmuş ve Ibrahim, polisin daha önce orada oldukları için “58 Curtis” (patlayıcı tertibatların üretildiği düşünülen yer) hakkında bilgi sahibi olduklarını söylemiştir. O gün Batı Londra’da bir apartman dairesinde polis tarafından yakalanan diğer kişinin Mohammed olduğunu teşhis etmiş ve kendisine Mohammed’in tehlikeye neden olabilecek herhangi bir malzemeyi kontrol edip etmediği sorulmuştur. İbrahim, “Hayır, dinleyin, fotoğrafı gördüm ve otobüsteydim, ancak hiçbir şey yapmadım, sadece otobüsteydim” demiştir. Polis, bu konuda daha sonra ifadesinin alınacağını, o sırada polisin öğrenmek istediği tek şeyin başka bir yerde tehlikeye neden olabilecek herhangi bir maddenin olup olmadığı sorusunun cevabı olduğunu belirtmiştir. İbrahim, polisin (7 Temmuz 2005 tarihli olaylara işaret ederek) “bizim yedi-yedi olaylarıyla ilgimiz olup olmadığını” öğrenmeye çalıştığının farkında olduğunu ifade etmiş ve “otobüsle ilgisi olduğunu” ancak 7 Temmuz olaylarına hiç karışmadığını söylemiştir.
31. İbrahim, saat 14.20’de Paddington Green Polis Merkezi’ne gelmiş ve görevli avukattan yardım almayı talep etmiştir.
32. Saat 16.20’de İbrahim’e ücretsiz avukat yardımından faydalanma hakkı hatırlatılmış ve o da kendisine söylenilenleri anladığını belirtmiştir. Görevli avukatla, saat 16.42’de iletişime geçilmiştir. Saat 17.00’da görevli avukat, polis merkezini aramış ve İbrahim’le konuşmak istediğini söylemiştir. İbrahim’in müsait olmadığı belirtilmiştir. Avukat, saat 17.40’da tekrar aramıştır ve kendisine detayların soruşturmada görevli memura iletileceği ancak telefon görüşmesinin, uygun görüş odaları müsait olmadığı için mümkün olmadığı söylenmiştir.
33. Saat 18.10’da, bir komiser, ivedilikle güvenlik amaçlı olarak ifade alma işlemi gerçekleştirilmesini ve İbrahim’in kimseyle görüştürülmemesini emretmiştir. Gözaltı kayıtlarında, İbrahim’in avukata erişim hakkının ertelendiği, çünkü ifade alma işleminin ertelenmesinin kişilerin veya mülkiyetin ciddi bir şekilde zarar görmesi riski doğuracağı, terör suçları işlediğinden şüphelenilen ancak henüz yakalanmamış kişilerin alarma geçmesine neden olacağı ve bunun terör suçlarıyla bağlantılı kişilerin yakalanmasını, bu kişiler hakkında kovuşturma yapılmasını ve kişilerin yargılanmalarını zorlaştıracağı belirtilmiştir. Kayıtlarda, İbrahim’in 21 Temmuz 2005 tarihinde vatandaşları öldürmeyi ve yaralamayı hedefleyen organize bir saldırının parçası olarak bir patlayıcı patlattığı şüphesine işaret edilmiştir.
34. Saat 19.00’da farklı bir avukat, polis merkezini aramış ve İbrahim’le görüşmek istediğini söylemiştir. Avukata, o isimde birinin polis merkezinde tutulmadığı söylenmiştir. Saat 19.45’te, İbrahim’in polis merkezinde olduğu belirlendiğinde, avukata, İbrahim’in hâlihazırda görevli bir avukat tarafından temsil edildiği iletilmiştir.
35. Saat 19.58’de İbrahim, güvenlik amaçlı olarak ifadesi alınmak üzere bulunduğu hücreden alınmıştır. Saat 20.00’da ikinci avukat gözaltılardan sorumlu memurla iletişime geçmiştir. Saat 20.15’te İbrahim’in ifadesi alınırken, ikinci avukat tekrar aramış ve İbrahim’le konuşmak istemiştir.
36. Güvenlik amaçlı olarak ifade alma işleminin başında, İbrahim’e aşağıdaki bilgiler verilmiştir:
“... Sana birkaç soru soracağım, eğer istemiyorsan bir şey söylemek zorunda değilsin; ancak, mahkeme bundan çıkarımda bulunabilir ve bu sessiz kalmanın suçlu olma olasılığına işaret ettiği anlamına gelir. Ve burada söylenilenler kaydedilmektedir ve mahkemede kullanılabilir.”
Bu, gerçekte yeni usul uyarı şeklidir (bkz., aşağıda 137. paragraf).
37. Güvenlik amaçlı olarak ifade alma işlemi sırasında, İbrahim’e herhangi bir yerde patlayıcı veya kimyasal gibi maddelerin saklanıp saklanmadığını sormuşlardır. İbrahim, bahsedilen maddelerin nerede saklanmış olabileceğini bildiğini veya kamuyu tehlikeye atabilecek planlanmış herhangi bir saldırı hakkında bilgisi olduğunu reddetmiştir. İbrahim, polise patlayıcılarla ilgili hiçbir şey bilmediğini ve terörist gruplarla hiçbir bağlantısı olmadığını söylemiştir. İbrahim, patlayıcılarla ilgilenen, kamuya tehdit oluşturan veya terör faaliyetleri planlayan kimseyi tanımadığını eklemiştir. Omar’ı tanıdığını kabul etmiş, ancak 21 Temmuz olaylarıyla bağlantılı fotoğrafları televizyonda yayınlanan diğer kişileri tanıdığını reddetmiştir. Söz konusu olaylara karışan kimseyi tanımadığını ileri sürmüştür. Mohammed’in bu tarz bir olay planlayacak biri olmadığını söylemiştir. Güvenlik amaçlı ifade alma işlemi saat 20.35’te sona ermiştir.
38. Saat 20.45’te görevli avukat polis merkezine gelmiştir. İbrahim, o sırada uyumakta olduğundan, avukatla saat 22.05’te görüşmüştür.
39. Tutuklu bulunduğu sırada, avukat mevcudiyetinde alınan daha sonraki ifadelerinde, İbrahim hiçbir yorumda bulunmamıştır.
(c) Mohammed’in yakalanması ve ifadesinin alınması
40. Yakalanan üç şüphelilerin sonuncusu Mohammed’dir. Batı Londra’da İbrahim’in yakalandığı apartman dairesinde 29 Temmuz 2005 tarihinde saat 15.22’de yakalanmış ve uyarılmıştır.
41. Mohammed, Paddington Green Polis Merkezi’ne saat 16.29’da varmıştır. Görevli avukat yardımı talep etmiştir. Saat 17.05’te gözaltı işlemlerinden sorumlu memur ilgili memurlardan Mohammed’in hücre hapsine tabi tutulup tutulmayacağını sormuş ve saat 17.48’te bunun için yetki almıştır.
42. Aynı zamanda, bir komiser güvenlik amaçlı olarak Mohammed’in ifadesinin alınmasını emretmiştir. Avukat erişiminin ertelenmesinin nedenleri kaydedilmiştir. Komiser, ifade alma işleminin ertelenmesinin kişilere veya mülkiyete zarar gelmesi riskini doğuracağı ve avukat yardımının suçları işlediğinden şüphelenilen ancak henüz yakalanmamış kişilerin alarma geçmesini sağlayacağı ve bu durumun bir terör faaliyetini önlemeyi veya terör faaliyetlerinin planlanması, yürütülmesi ve teşvik edilmesi ile bağlantılı kişilerin yakalanmalarını, haklarında kovuşturma yapılmasını ve yargılanmalarını zorlaştıracağına inandığını belirtmiştir.
43. Saat 18.59’da gözaltı işlemlerinden sorumlu memur görevli avukatı aramıştır. Saat 19.19’da Mohammed, mümkün olduğu kadar kısa süre içinde bir avukatla konuşmak istediği belirtilen gözaltı tutanağını imzalamıştır. Saat 19.34’te kendisine hücre hapsinde tutulacağı söylenmiştir.
44. Saat yaklaşık 20.00’da, Mohammed, Paddington Green Polis Merkezinin kayıt birimine ulaşmıştır.
45. Saat 20.14’te güvenlik amaçlı olarak ifade alma işlemi avukat hazır bulunmaksızın başlatılmıştır. Mohammed, yeni usul uyarı şekli kullanılarak uyarılmıştır (bkz., aşağıda 137. paragraf). Mohammed’in, 21 Temmuz saldırılarına karıştığında şüphelenilmiştir ve kendisine herhangi bir patlayıcı madde bilgisine sahip olup olmadığı ve söz konusu patlayıcı maddeleri gelecekte kamuya zarar vermek için kullanacak kişileri tanıyıp tanımadığı sorulmuştur. Mohammedi medyada fotoğraflarını gördüğü suçlu oldukları iddia edilen kişileri fotoğraflar gösterildiğinde tanımadığını söylemiştir. Güvenlik amaçlı ifade alma işlemi saat 20.22’de sona ermiştir.
46. Görevli avukat, gözaltı işleminin gerçekleştiği yere saat 20.40’da gelmiş ve saat 21.45’te Mohammed’le görüşmüştür. Gecikmenin nedeni kısmen Mohammed’in ibadet yapmak ve yemek yemek için süre istemesidir.
47. 31 Temmuz 2005 tarihinde, bu sefer avukat mevcudiyetinde olmak üzere ikinci kez Mohammed’in ifadesi alınmıştır. İfade alma işleminin başında, avukat Mohammed’e ait aşağıdaki cümleleri okumuştur:
“Ben bir terörist değilim ve herhangi bir şekilde hiçbir terör faaliyetiyle bağlantım yoktur. Özellikle 21 Temmuz veya 7 Temmuz 2005 tarihli hiçbir terör faaliyetle bağlantım bulunmamaktadır.”
48. Daha sonra Mohammed, sessiz kalma hakkını kullanmıştır.
2. İlk üç başvuranın yargılanmaları
49. İlk üç başvuranın cinayete teşebbüsten yargılanmaları 15 Ocak 2007 tarihinde Woolwichon’da Ceza Mahkemesi’nde bir jüri ve Hakim Fulford’un önünde gerçekleştirilmiştir. Yargılamalar yedi ay sürmüştür. Başvuranlar, (saldırıların esas hazırlıklarında yer almakla suçlanan) Osman, Asiedu (bkz., yukarıda 9. paragraf) ve Adel Yahya ile birlikte hakim karşısına çıkartılmışlardır.
50. Başvuranların savunmalarında, 21 Temmuz 2005 tarihli olaylara karışmalarına ve patlayıcı tertibatlar patlatmalarına rağmen, faaliyetlerinin öldürmeyi hedeflemediğini sadece Irak’taki savaşa karşı bir protesto olarak tasarlanmış ayrıntılı bir oyun olduğunu belirtmişlerdir. Bombalar, gerçekçi görünmeleri için ve patladıklarında yüksek ses çıkartmaları için tasarlanmışlardır. Ancak, bombalar, patlayıcı maddenin patlamasını engellemek için kasten kusurlu üretilmişlerdir.
(a) Emniyet amaçlı alınan ifadelerin kabul edilebilirliği
51. Yargılamanın başında, başvuranlar, emniyet amaçlı olarak alınan ifadelerinin kabul edilmesi yargılama işlemlerinin adilliğini kötü bir şekilde etkileyeceği için Polis ve Suç Delilleri Kanunu’nun (“PACE” – bkz., yukarıda 154. paragraf) 78. maddesi uyarınca kabul edilmemeleri gerektiğini ileri sürmüşlerdir. Başvuranlar, güvenlik amaçlı alınan ifadelerden önce ve bu ifadeler sırasında avukata erişim haklarının ihlal edildiğini ve kendi aleyhine tanıklık etmeme haklarının, (avukata erişimleri olmadığı için sessiz kalmalarından dolayı aleyhlerinde bir çıkarım yapılamayacağına işaret eden) eski usul uyarı şeklinin kullanılması gerektiği yerde yeni usul uyarı şeklinin kullanılması sonucunda ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir. Ayrıca, başvuranlar, böyle ifadeler rutin olarak kabul edildiğinde şüphelilerin kamu güvenliğiyle ilgili soruları cevaplamayı reddetme olasılığı arttığından, ifadelerinin, kamu politikasına dayanarak, gözönüne alınmaması gerektiğini iddia etmişlerdir.
52. Kanıtların kabul edilebilirliğini belirlemek için bir duruşma (“voir dire”) yapılmıştır. Sonuç olarak, avukat görüşleri dinlenildikten sonra, davaya bakan hâkim, güvenlik amaçlı olarak alınan ifadelerin kabul edilebileceğine karar vermiştir. Yazılı karar, 171 paragraftan oluşmaktadır ve aşağıdaki gibi özetlenebilir.
53. Hâkim, ilk olarak, karşı karşıya kaldığı durumu soruşturmakla görevli polis komiserinin açıklamasına atıfta bulunmuştur. Komiser, özellikle, 21 Temmuz saldırılarında kullanılan tertibatı hazırlamak için gerekli kimyasal miktarının çok üzerinde bir miktar kimyasalın bulunduğuna ve şüphelilerin olay sonrasında büyük ölçüde destek aldıklarına ilişkin kanıta işaret etmiştir.
54. Ayrıca, hâkim, başvuranların yakalandıktan sonra götürüldükleri ve güvenlik amaçlı olarak ifadelerinin alındığı Paddington Green Polis Merkezi’nde gözaltı bölümünde mevcut olan olanakları değerlendirmiştir. Bütün gözaltı olanakları, teşebbüs edilen bombalı saldırılara ilişkin soruşturma için seferber edilmiştir. Yirmi iki hücre, sağlık ve adli testler için ayrılmış odalar ve şüpheliler ve avukatların görüşmeleri için ayrılmış dört oda bulunmaktadır. Ancak, İbrahim ve Mohammed’in güvenlik amaçlı olarak ifadelerinin alındığı sırada, terör suçları işlediklerinden şüphelenilen on sekiz kişi polis merkezinde tutuklanmıştır. Şüpheliler arasında iletişim kurulmasını önlemek ve araştırma ve diğer adli işlemler sırasında karşılıklı bulaşmayı engellemek elzemdir.
55. Davaya bakan hakim, daha sonra, terör mevzuatı uyarınca gözaltında tutulanların avukata erişim hakkını düzenleyen ilgili yasal çerçeveye atıfta bulunmuştur (bkz., aşağıda 139. ve sonraki paragraflar). Söz konusu yasal çerçevede, şüphelinin avukatı olmadan ifadesinin alınacağı, eski usul uyarı şeklinin kullanılması gerektiği belirtilmiştir; çünkü 1994 tarihli Cezai Adalet ve Kamu Düzeni Kanunu’nun 34 (2A) maddesinde şüphelinin avukata erişimi olmadığı durumda sessizliğinden aleyhinde çıkarımlarda bulunmak yasaklanmıştır (bkz., 136. ve sonraki paragraflar). Ancak, hâkim, bu durumun mahkemeyi, ifadesi alındığı sırada şüpheli tarafından söylenilenlerin, söylediği yalanlar da dâhil olmak üzere, kanıt olarak kabul etmekten alıkoymayacağı görüşündedir. Hâkim, zaman zaman başvurulan yeni usul uyarı şekline ilişkin koşulların aksine, başvuranların ifadeleri alındığı sırada bahsetmedikleri ve daha sonra duruşmada dayanılan gerçeklerden başvuraların aleyhinde bir çıkarımda bulunulamayacağının jüri üyelerine bildirilmesi gerektiğine işaret etmiştir.
56. Hâkim, daha sonra Mahkeme’nin avukata erişim ve sessiz kalma hakkına ilişkin içtihadına ilişkin görüşlerini bildirmiştir:
“Fikrimce, ilgili AİHM kararlarından aşağıdaki sonuçlara ulaşılabilir. İlk olarak, ifade alma işleminin gerçekleştirildiği koşullar ciddi ölçüde zorlayı olmadığı ve erişim aşırı uzun bir süre geciktirilmediği sürece (John Murray / Birleşik Krallık, 8 Şubat 1996, Kararlar ve Hükümler Raporları 1996-I), avukat yardımı, ifade alma işleminin ilk aşamaları sırasında makul bir sebepten ertelenebilir (Magee / Birleşik Krallık, no. 28135/95, AİHM 2000 VI). Ayrıca, şüphelinin avukata erişimini erteleyerek ve yeni usul uyarı şeklini kullandıktan sonra ifadesinin alınması, 6. maddenin ihlal edilip edilmediğinin değerlendirilmesinde belirleyici değildir (Averill / Birleşik Krallık, no. 36408/97, AİHM 2000‑VI). Aksine, mahkeme koşulları bütünüyle değerlendirmeli ve (aleyhte çıkarımların yapılıp yapılmadığı da dahil olmak üzere) kanıtların kullanılış biçimini göz önüne almalıdır. Buna göre, tüm koşullar, sanığın haklarına ilişkin telafi edilemez bir şekilde önyargıya neden olduğu sürece, söz konusu koşullarda bir şüphelinin ifadesine veya sessiz kalmasına nasıl yaklaşmaları konusuna bir jürinin aldığı talimatlara bağlıdır. Averill kararında Mahkeme’nin belirttiği gibi, ciddi cezai bir suçla bağlantılı olarak yakalanan ve ifade alma işleminin ilk aşamlarında avukat erişimi reddedilen bir kişinin, kendisine sorulan sorulara bir şekilde cevap vermesi veya mevcut davada olduğu gibi cevap vermemesi durumuna önem atfederken çok dikkatli olmak gerekmektedir. Şüphelinin nihayetinde avukatıyla görüştürüleceği ve daha sonra sorulara cevap vermeyi reddedeceği gerekçesiyle dikkatli olmaya olan ihtiyaç ortadan kalmamaktadır. Jüri, ilgili bütün koşulları dikkate almaları hususunda güçlü ve dikkatli bir şekilde uyarılmalıdırlar; jüri üyeleri, şüphelinin sessizliğini veya ifadelerini, şüphelinin aleyhinde kullanmadan önce, makul (“masum”) bütün açıklamaları göz önüne almış olmalılar; ve jüri üyelerine, bu kanıta orantısız ağırlık atfetmemek için dikkatli olmaları gerektiği belirtilmelidir.”
57. Davaya bakan hakim, mevcut uygulama klavuzunun (bkz., aşağıda 144-151 paragraflar) ve uyarının temel olarak bir suçluyu kendi aleyhinde tanıklık yapmaktan korumak ve sorulara cevap vermeyi seçtiğinde karşılacağı sonuçlar hakkında ve daha sonra duruşmasında dayanacağı savunmasının unsurlarını açıklamadığı durumda davasına ne olabileceği hususunda uyarmak için tasarlandığı görüşündedir. Ne söz konusu esaslar ne de uyarı, sanıkları yalan söylemekten alıkoymayı hedeflememektedir. Hâkim’in açıklaması aşağıdaki gibidir:
“Bir sanığın, kendisine avukatı tarafından doğruyu söylemesinin ahlaki bir görev olduğunun hatırlatılmasından faydalanabileceğini kabul etmeme rağmen, şüphelinin, kendisine polisi yanıltmaması gerektiğini söylemesi için avukatla görüşmesi makul bir sebeple ertelendiği gerekçesiyle, alınan ifadenin kabul edilemez olarak nitelendirilmesi gerektiği görüşü geçersizdir.”
58. Hâkim, güvenlik amaçlı ifade alma işlemleri sırasında avukat olmayışına ve yanlış uyarı şekli kullanılmış olmasına rağmen, başvuranların adil yargılanma haklarına ilişkin olarak önemli bir adaletsizliğin veya maddi ihlalin söz konusu olmadığı sonucuna varmıştır.
59. Başvuranların, güvenlik amaçlı olarak ifade vermeleri istendiğinde uzlaştırılamaz önerilerle karşı karşıya kaldıkları iddialarına cevap olarak, hâkim durumun böyle olmadığına karar vermiştir. Hakim’in görüşleri aşağıdaki gibidir:
“... Sanıklar, kesin ancak açık bir tercihle karşı karşıya kalmışlardır: söylediklerinin aleyhlerinde kullanılabileceği bilgisi dahilinde polise yardımcı olmak veya kendilerini koruyup sessiz kalmak ... Kuşkusuz, sanıklar, ifade alma işlemlerinin altında yatan nedenleri, sorulara cevap vermenin olası sonuçları veya savunmalarının unsurlarından bahsetmemenin olası riskleri konularında yanlış yönlendirilmemiş veya kandırılmamışlardır ...”
60. Hâkim, o aşamada başvuranların bahsetmek istemedikleri savunmanın doğrudan kamu güvenliğiyle ilgili olduğunu ve bu savunmayı tanımlamanın kolay olduğunu gözlemlemiştir. Bu durum, ceza kanununu veya karmaşık ve gerçeklere dayanan bir açıklamayı detaylı bir şekilde kavramayı gerektirmemektedir. Bu, tek bir kelimeyle, “aldatmaca” kelimesiyle özetlenebilir. Hâkim, bir şüphelinin karmaşık bir savunmayı anlayabilmesi ve tanımlayabilmesi için avukat yardımının bazen gerekli olduğunu kabul etmiş, ancak burada durumun böyle olmadığını söylemiştir.
61. Hâkim, şüphelilerin, en azından tartışmaya açık bir şekilde kamuya yardım etmek için kendilerine yöneltilen ve sonuç olarak onları suçlayan sorulara cevap vermiş olsalardı, daha inandırıcı bir konumda olabilecekleri görüşündedir. Ancak, güvenlik amaçlı olarak ifade verdikleri sırada bildiklerini anlatmadıkları veya yalan söyledikleri üzerinde fikir birliğine varılmıştır: kendilerini suçlamaktan ziyade, yanlış ve suçsuz olduklarına ilişkin açıklamalar yapmışlardır. Hâkim, ayrıca, kamuyu koruma sürecinde işbirliği yapma davetinin müsade edilemez bir yönlendirme olmadığına hükmetmiştir. Son olarak, hâkim, yeni usul uyarı şeklinin uygulanması şüphelilere çeşitli savunmalarının unsurlarını sağlamaları için baskı oluşturmadığı sonucuna varmıştır.
62. Hâkim, kanıtları dâhil edip etmemeye ilişkin takdir yetkisini kullanırken benimsediği yaklaşımı detaylı bir şekilde açıklamıştır. Özellikle, hâkim, ifade alma öncesinde ve sırasında avukata erişim hakkının yalnızca belirli davalarda makul gerekçelerle reddedilmesi gereken en temel haklardan biri olduğu ilkesine işaret etmiştir; ve hâkim, başvuranların tutuldukları ortamın gerçek anlamda zorlayıcı olmadığını ve ifade alma işleminin baskıcı veya adaletsiz olmadığını göz önüne almıştır. Hâkimin, hatalı bir şekilde yeni usul uyarı şeklinin kullanılmasının dolaylı olarak zorlayıcı bir etkisi olduğunu kabul etmesine rağmen, bu durum, hâkime göre, belirleyici değildir: başvuranların seçimi kolay değildi ve başvuranlar kendilerini suçlamaları yönündeki uyarıdan ikna olmamışlardı, ancak bunun yerine, kasti ve suçsuz olduklarına işaret eden yalanlar söylemişlerdir. Hâkim, ayrıca, güvenlik amaçlı olarak alınan ifadelere ilişkin kanıtların, duruşma sırasında yöneltilen temel soru olan o sırada yapılan savunmaların doğru olup olmadığıyla potansiyel olarak yakından bağlantılı olduğunu belirtmiştir.
63. Omar’ın güvenlik amaçlı alınan ifadesine ilişkin olarak, hâkim, kamuyu korumak için yöneltilen sorulara cevap verme konusunda Omar’ın büyük ölçüde yanlış bilgiler verdiğini gözlemlemiştir. Omar, hiçbir aşamada kendisini suçlamamıştır, bunun yerine geniş çaplı ve kendisinin suçsuz olduğuna işaret eden yalanlar söylemiştir. Hâkim, polis memurlarının, kendilerine kamuya tehlike teşkil edebilecek kişilerin veya eşyaların yerlerini tespit etmelerine yardım edecek bilgilere ulaşabilecekleri konulara yoğunlaşmış olduklarının açık olduğu görüşündedir. Hâkim, polisin gereken adımları aştığına işaret eden hiçbir gösterge olmadığını ve ifade alma işleminin sınırlarının kamu güvenliği meseleleri kapsamında olduğunu belirtmiştir.
64. Hâkim, Omar’ın sekiz saati aşkın süre avukata erişiminin ertelendiğini gözlemlemiştir. Güvenlik amaçlı ifade alma işlemleri hızlı bir şekilde gerçekleştirilmiştir ve söz konusu işlemler tamamlanır tamamlanmaz Omar’a avukat erişimi sağlanmıştır. İfade alma işlemleri, Omar’ın avukatının kabul ettiği gibi, zorlayıcı veya baskıcı değildir. Mevcut uygulama klavuzunu, güvenlik amaçlı ifade alma işleminin (C) başında yeni usul uyarı şekli kullanılarak ihlal edilmesine rağmen, bu durum Omar’ın ifade alınmasına ilişkin tavrını değiştirmemiştir. Güvenlik amaçlı ifade alma işlemi (A) ve (B) sırasında söylediği yalanlarla tutarlı yalanlar söylemeye devam etmiştir.
65. İbrahim’e ilişkin olarak, polis merkezinde gerçekleştirilen çeşitli ifade alma ve görüşme işlemlerinin kaç kere ve nerelerde yapıldıklarını gösteren kanıtlar incelendiğinde, hakim, telefon konuşması sırasında avukatı ve Ibrahim arasında bir telefon görüşmesinin ayarlanmasının mümkün olmadığını “tereddüt etmeden” kabul etmiştir (bkz., yukarıda 34-35. paragraflar). Hâkim, ilgili zamanda polis merkezinde on sekiz tutuklu olduğunu ve hepsinin 21 Temmuz 2005 tarihli olaylarda yer aldıkları şüphesiyle yakalandıklarını gözlemlemiştir. Polis merkezi, alışılmadık biçimde yoğundu ve konferans odalarına yüz yüze görüşmeler için öncelik verilmiştir; avukatlarla görüşme yapılması için telefon prizi olan bir odanın ayrılması gerçekçi bir seçenek değildir. Hâkim, ifade alan polislere İbrahim’in avukatının İbrahim’le telefonda görüşmek istediğini bildirmediğinden dolayı iletişimde bir aksaklık olduğunun polis tarafından kabul edildiğini belirtmiştir.
66. Ayrıca, hâkim, İbrahim’in kayıt işlemleri saat 16.42’de tamamlanmadan önce avukatla görüştürülmesinin mümkün olmadığını da eklemiştir. Teoride güvenlik amaçlı ifade alma işlemi için yetki verildiğinde saat 18.10 ile, söz konusu ifade alma işleminin başladığı saat olan 19.58 arasında yüz yüze görüşme için vakit olmasına rağmen, hâkim, polis memurlarının baskı altında çalıştıklarını göz önüne alarak, polis memurlarının güvenlik amaçlı ifade alma işlemi başlamadan önce görevli avukata İbrahim’le görüşmesi için gelmesini soracak vakit olduğunu düşünmemesinin tamamen anlaşılabilir bir durum olduğu görüşündedir. Ancak, hâkim, saat 17.00 ile 19.58 arasında görevli avukatın İbrahim’le telefonda görüşmesinin sağlanmasının mümkün olması gerektiğini düşünmekte ve buna göre, bu sınırlı sürede, telefonla görüşmelerinin reddedilmesinin doğru olmadığı sonucuna varmıştır. Ancak, hâkim, bu hatanın savunma haklarının esastan ihlal ettiği görüşünde değildir. Hâkim düşüncelerini aşağıdaki şekilde ifade etmiştir:
“145. ... Haklarının söz konusu ihlali az öneme sahiptir: görevli avukatın İbrahim’le ilk defa telefonda konuşarak bu koşullar altında detaylı bilgilendirme ve yardım yapması imkânsızdır ve avukat, İbrahim’in alması gereken karara ilişkin esaslı bir yardımda bulunamayacaktı. Söz konusu şüphelinin yapması gereken seçim açık olmasına rağmen, görevli avukatın, İbrahim’in önündeki seçeneklere ilişkin olarak ona faydası olacak tavsiyeler verebilmeden önce olayların arka planını bütünüyle öğrenmeye ihtiyacı vardır. Avukat, İbrahim’e haklarını söyleyebilirdi, ancak yeni usul uyarı şeklinin hatalı kullanılmasınından kaynaklanan meseleler dışında, temel hakları İbrahim’e açıklanmıştır: avukata erişim hakkı vardı (kamu güvenliği nedenlerinden söz konusu hakkın kullanımı ertelenmiştir); sessiz kalma hakkı vardır; ve söylediği herşey kanıt olarak aleyhinde kullanılabilir. Bu açık meseleleri anlamadığına işaret eden hiçbir gösterge yoktur.”
67. Hâkim, polis memurlarının baskı altında çalıştığı göz önüne alındığında, yeni usul uyarı şeklinin hatalı bir şekilde kullanılmasının açık ve tamamen anlaşılabilir bir dikkatsizlik olduğu görüşündedir. Hâkim, güvenlik amaçlı ifade alma işleminin kısa sürdüğünü, mecburi bir şekilde gerçekleştirildiğini ve soruların, güvenlik amaçlı olarak sorulan yasal sorulardan öteye gitmediğini belirtmiştir. Hâkim, güvenlik amaçlı ifade alma işlemine ait dökümü incelemiş ve İbrahim’in gizlenmiş patlayıcılar ve gelecekte yapılması planlanan saldırılar hakkında bilgi sahibi olduğunu devamlı olarak reddettiğini belirtmiştir. İbrahim, avukatla görüşmek istediğini ilk defa dile getirdikten yedi bucuk saat sonra avukatla görüştürülmüştür.
68. Mohammed hakkında, hâkim, avukat yardımının yaklaşık dört saat ertelendiğini ve bu süre boyunca ifade alma işlemi sekiz dakika sürmüştür. İfade alma işleminin zorlayıcı koşullar altında gerçekleştiğine işaret eden hiçbir gösterge bulunmamaktadır. Yeni usul uyarı şeklinin uygulanması dışında, herhangi bir baskıya başvurulduğuna dair hiçbir kanıt bulunmamaktadır. Hâkim, ifade alma işleminin yasal sınırları veya güvenlik amaçlı idafe alma işleminin güttüğü hedefi aşmamış; tersine, söz konusu ifade alma işlemi, odaklanılmış ve uygundur.
69. Hâkim, bu nedenle, başvuranların savunma haklarının esastan ihlal edilmediğine ve ifade alma işlemlerinin bütün olarak kabul edilebilir olduğuna karar vermiştir.
(b) Savcılığın dayandığı diğer kanıtlar
70. Duruşmada üzerinde durulan temel mesele, techizatların patlamamasının altında kasten yapılan bir tasarım hatası (bu durumdai başvuranlar cinayete teşebbüsten suçlu bulunamazlar) veya techizatların üretiminde yapılan bir hata olup olmadığıdır. Savcılık, başvuranların 21 Temmuz olaylarının aldatmaca olarak planlandığına ilişki savunmalarını dikkate almayarak, güvenlik amaçlı olarak alınan ifadeler sırasında verdikleri cevaplara dayanmıştır.
71. Savcılık, ayrıca, söz konusu kişilerin radikal görüşlere sahip olmasını kanıt olarak değerlendirmiştir. Savcılık, Omar ve Osman’ın yaşadığı yerlerde bulunan (başını keserek idam etme ve diğer vahşet olaylarına ilişkin) aşırılıkçı maddelere; ilk üç başvuranın ve Osman’ın Göller Bölgesi’nde eğitim kampına katıldığına ilişkin kanıta, İbrahim’in cihad için yurtdışında seyahat etmesine ve Omar’ın bir yabancıyı canlı bombaların ve diğer terör faaliyetlerinin meşruiyetine inandırmaya çalışmasına ve başka bir olayda canlı bombaları kınayan bir imama bağırmasına dayanmıştır. Her bir bombaya koyulması gereken maddelerin miktarının yazıldığı aynı kâğıt destesine şehitlikle ilgili yazılmış notlar da kanıt olarak değerlendirilmiştir.
72. Ek olarak, savcılık, bombalar ve bombaların hazırlanması için material alınımına ilişkin kanıta dayanmıştır. Asiedu, İbrahim ve Omar’ın 28 Nisan ve 5 Temmuz 2005 tarihleri arasında Londra’nın kuzeyinde üç mağazadan toplam 284 şişe içerisinde 443 litre düşük yoğunlukta likid hidrojen peroksit satın aldığı tespit edilmiştir. İlk olarak likid hidrojen peroksiti çok daha yüksek bir yoğnulukta veya patlamayı gerçekleştirebilecek düzeyde istediklerine ve yoğunluğunu arttırmak için hidrojen peroksiti kaynattıklarına ilişkin kanıtlar vardır. Daha sonra bulunan bulunan birçok boş şişenin üzerinde el ile yazılmış sayısal rakamlar görülmüştür. Savcılık, söz konusu sayısal rakamların, sanıkların patlama için gerekli yoğunluğa ulaştıklarını düşündüklerinin kanıtı olduğunu ileri sürmüştür. Hidrojen peroksitin 200 saat kaynatıldığı sonucuna varılmıştır.
73. Hedefleri için sırtçantasına yerleştirilen bombaların hazırlanmsına ilişkin bilimsel kanıtlar da mevcuttur. Patlayıcı, A4 kâğıt destesinden bir yaprağa sarılmıştır. Techizata şarapnel parçaları eklenmiş ve patlamada parçalanma ve yaralama riski arttırılmıştır. Savcılık ve savunma bilirkişileri, bombaların patlayıcılığı olmadığı konusunda mütabıktırlar. Savcılık bilirkişisi, bunun nedeninin hidrojen peroksitin patlama için gerekli yoğunluğa ulaşmaması olduğunu belirtmiştir. Bombaları yapan kişiler için hidrojen peroksitin gücünü ölçmenin zor olduğu belirtilmiş, ancak hedeflenen yalnızca bir aldatmaca ise, hidrojen peroksit yoğunluğunun yükseltilmesinin gerekmeyeceğine işaret edilmiştir: başlardaki düşük yoğunlukta veya karışıma yerleştirilen bir maytap ile gürültülü aynı etki ortaya çıkartılabilirdi. Savunmanın hidrojen peroksitin yoğunlaştırıldığı ve daha sonra çeşme suyuyla seyreltildiği iddiasına cevap olarak (bkz., aşağıda 77. paragraf), Londra çeşme suyunun izotop oluşumunun analizi bunun imkansız olduğunu göstermiştir.
74. Savcılık, ayrıca, esas olarak 21 Temmuz 2005 tarihinden önce ve ayrıca sonra söz konusu kişiler arasındaki yoğun iletişime ilişkin telefon ve CCTV kayıtları kanıtlarına işaret etmiştir.
75. Savcılığın intihar notu olduğunu iddia ettiği Mohammed tarafından yazılan veda mektubu da kanıt olarak kabul edilmiştir. Söz konusu not kâğıdının, bombalarda patlayıcıları sarmak için kullanılan aynı kâğıt destesinden alındığı iddia edilmektedir. Bir tanık, Mohammed’in erkek kardeşinden 21 Temmuz 2005 tarihinde bir mektup almasını ve kendisinden söz konusu mektubu Mohammed’in partnerine vermesi istenmesini kanıt olarak sunmuştur.
76. Jüri ayrıca bombalardan üçünün patlatıldığı trenlerdeki yolcuları dinlemiştir. Söz konusu yolculardan biri, Mohammed’in platformda kendi kendine gergin bir şekilde mırıldandığını, bir diğeri, bombasını patlattıktan sonra “bu yanlış, bu yanlış” diye bağırdığını, ve diğerleri de daha sonra şaşkın, sersem ve panic içinde göründüğünü belirtmişlerdir. Yolcular, Omar’ın şaşkın ve korkmuş göründüğünü belirtmişlerdir. Kaçtığı sırada karşılaştığı iki tanık, Omar’ın kendilerinden yardım istediğini ve bomba saldırısında veya patlamada yaralandığını söylemiştir. İbrahim hakkında, İbrahim’in bomba patlattığı otobüsün şoförü, otobüse binerken İbrahim’in gergin olduğunu ifade etmiştir.
(c) Davalı tarafın sunduğu kanıtlar
77. Başvuranlar, faaliyetlerinin aldatmaca olarak planlandığı yönünde ifade vermişlerdir. İlk olarak, bombaları Irak savaşına dikkat çekmek için halkın önüne bırakıp gitmeyi planlamışlardır. 7 Temmuz olaylarından sonra, planlarını, hidrojen peroksitli ana patlayıcıyı patlatmadan, bombaları patlatma yönünde değiştirmişlerdir. Bu amaçla, hidrojen peroksiti kaynatarak yoğunlaştırmalarına rağmen, su karıştırarak patlama için gerekli yoğunluğunu kabetmesini sağladıklarını ileri sürmüşlerdir. İbrahim, bombasını otobüste patlatmayı hedeflemediğini, bataryayı çıkarmayı denerken yanlışlıkla patladığını belirtmiştir. Mohammed, veda mektubunda söz konusu mektubun aslında 23 Temmuz tarihinde, bir kişinin şüphelilerden biriyle karıştırılarak vurulmasından sonra (bkz., yukarıda 11. paragraf) yazıldığını, çünkü polis tarafından kendisinin de vurulacağını düşündüğünü açıklamıştır. Mektubun, bomba için kullanılan aynı kâğıt tomarına yazılmış olması tamamen tesadüftür.
78. İlk üç başvuran gibi, Asiedu’nun davası duruşma öncesinde 21 Temmuz 2005 tarihli olayların aldatmaca olduğuyla ilgilidir. Ancak, İbrahim ifade verdikten sonra, Asiedu sözlü ifade vermiş ve önceki konumunu değiştirmiştir. Asiedu, 21 Temmuz 2005 sabahında techizatların gerçek bomba olduğunu öğrendiğini iddia etmiştir. Şaşırmış vekendisine verilen bombayı reddetmeye korkmuştur; ancak, bombayı kabul ederek herhangi bir faaliyete veya komploya katılmayı hedeflememiştir.
(d) Özet
79. Jüriye olayları özetlerken, hâkim, güvenlik amaçlı ifade alma işlemleri sırasında alınan ifadelere ilişkin olarak aşağıdaki açıklamaları yapmıştır:
“Sayın jüri üyeleri, bazı sanıklar tarafından polise söylenmiş yalanlar hakkındaki görüşleriniz nelerdir? Sanıklar Ibrahim, Omar ve mohammed’in ifade alma işlemleri sırasında polise çeşitli şekillerde yalan söyledikleri kabul edilmektedir. ...Herhangi bir yalanı dikkate almadan önce, yalanların söylendiği koşullar ve söz konusu koşulların sanıklar arasında değişiklik gösterdiği göz önüne alınmalıdır.
İlk olarak, Temmuz 2005 tarihindeki istisnai durumlar nedeniyle İbrahim, Omar ve Mohammed ile ilgili olaylarda güvenlik amaçlı ifade alma işlemi gerçekleştirilmesine izin verildiğini hatırlayacaksınız. Bu, söz konusu sanıkların avukatla görüşme fırsatı yakalamadan önce kamu güvenliğini korumak için ifadelerinin alındığı anlamına gelmektedir. Avukata erişimin yetkililer tarafından kötü niyetle veya dürüst olmadıkları için ertelendiğine ilişkin hiçkimse iddiada bulunmamıştır. Ancak, şüpheliye ifade alma işleminden önce avukata erişim genellikle sağlanmaktadır ve bunun gerçekleşmediğini göz önüne almalısınız. Örneğin, bir avukat söz konusu sanığa sessiz kalmasını tavsiye edebilirdi veya sanığa doğruları söylemesini, aksi halde bunun sonuçları olacağını hatırlatabilirdi. Bu nedenle, güvenlik amaçlı ifade alma işlemi sırasında üç sanık tarafından söylenilen yalanların dikkate alınıp alınmaması değerlendirilirken, söz konusu güvencenin güvenlik amaçlı ifade alma işlemiyle birlikte ertelendiği göz önüne alınmalıdır.”
80. Hâkim, ayrıca, jüriye yanlış uyarı şekillerinin kullanıldığı konusunu hatırlatmıştır:
“Sonuç olarak, bu durum şaşırtıcıdır ve sanıkların üçü için de potansiyel olarak kafa karıştırıcıdır. Kullanılan yeni usul uyarı şekli, sanıkları konuşmaları için orantısız baskı altında bırakmış olabilir. Bu nedenle, güvenlik amaçlı ifade alma işlemi sırasında sanıklar tarafından söylenen yalanların dikkate alınıp alınmayacağına karar verilirken, uyarı usulünün istenilmeyen bir şekilde kullanılması göz önüne alınmalıdır.
Ancak, yeni usul uyarı şeklinin kullanılmasına ilişkin olarak, üç sanığın hiçbirine gerçekte daha sonra duruşmada dayanacakları şeyleri söylemeleri konusunda baskı yapılmadığı göz önüne alınmalıdır. Aksine, bütün veya birçok maddi konuda yalan söylemişlerdir.”
81. Söz konusu yalanlarla ilgili olarak hâkimin görüşleri aşağıdaki gibidir:
“Ek olarak, polis tarafından gözaltında tutuldukları sırada güvenlik amaçlı ifade alma işlemi sırasında veya başka bir sırada Asiedu, Omar, Osman ve Mohammed’in söyledikleri yalanları değerlendirirken, iki soru daha göz önünde bulundurulmalıdır: değerlendirilen konuda, sanığın yalanları gerçekte kasten söyleyip söylemediği konusunda karar verilmelidir. Bundan emin olunmadığında, söz konusu mesela dikkate alınmamalıdır. Emin olunduğunda ise, o konuda sanığın neden yalan söylemiş olduğu değerlendirilmelidir. Sanığın yalan söylemiş olması tek başına kendi içinde suçlu olduğunun kanıtı değildir. Sanık, birçok neden yüzünden yalan söyleyebilir ve bir çoğu suça işaret etmeyecek şekilde masum olabilir.
Burada, yalanların birçok neden yüzünden söylenebileceğine işaret edilmektedir: bildiğini veya olaya karıştığını bir dereceye kadar kabul etmiş olma korkusu yüzünden, -ancak Asiedu’nun söyledikleri, komplocu oldunu göstermeye yetmemektedir-, sonuç olarak yanlışlıkla suçlanacaklarından, öldürüleceklerinden veya yaralanacaklarından korktukları kişileri korumak için, olaya karıştıklarını kabul eyme korkusundan, iddia ettikleri gibi bir aldatmaca saldırıya veya panic, üzüntü, kafa karşıklığı nedeniyle, veya saldırıya uğrama korkusundan.
Sanığın söylediği yalanlar için masum bir açıklama olduğunu düşünüyorsanız, bunları dikkate almalısınız. Yalanların masum bir gerekçeyle söylenmediğinden emin olunduğu takdirde, söz konusu yalanlar savcılık iddialarını destekleyen kanıtlar olarak kullanılabilir ve güvenlik amaçlı ifade alma işlemlerine ilişkin bahsettiğim diğer konular dikkate alınabilir.”
82. Başvuranların, güvenlik amaçlı ifade alma işlemleri sırasında duruşmada dayanacakları savunmalarından bahsetmemeleri konusunda, hâkimin görüşü aşağıdaki gibidir:
“İfade alma işlemleri sırasında sanıkların sorulara yanıt vermemesi konusunu ele alalım. Üzerinde durulması gereken ilk konu, İbrahim, Omar ve Muhammed’in güvenlik amaçlı ifade alma işlemleri sırasında daha sonra duruşmada dayandıkları savunmalarından bahsetmemelerinin aleyhlerinde kullanılmaması gerektiğidir. Bunun nedeni, açıkladığım gibi, avukat erişiminin o aşamada ertelenmiş olması ve söz konusu koşullar altında bir sanığın daha sonra savunmasını oluşturacak konuları anlatmadığı için eleştirilmemesi gerekmektedir. Elbette, sessiz kalmak yerine yalan söylemeleri durumunda, bahsettiğim gibi, yalanların ve gözönüne alınması gereken diğer konuların dikkate alınması gerekmektedir.
...
Ben, İbrahim, Omar ve Mohammed’in güvenlik amaçlı ifade alma işlemleri sırasında daha sonra duruşmada dayanacakları ifadelerini anlatmamalarının aleyhlerinde kullanılmaması gerektiği görüşündeyim.”
83. Başvuranlar avukatlarıyla görüştükten ve yeni usul uyarı şekli kullanılarak uyarıldıktan sonra gerçekleştirilen ifade alma işlemlerine ilişkin olarak, davaya bakan hâkim, jüriye başvuranların duruşmada dayandıkları üç konuyu, ifade alma işlemi sırasında söz konusu konular hakkında sorular sorulmasına rağmen, anlatmadıklarını belirtmiştir: (i) 21 Temmuz 2005 tarihli olayların arka planındaki gerçekler; (ii) bireysel olarak sahip müşretek sanıkları tanımaları ve aralarındaki bağlantılar; ve (iii) bombaların patlatılmasına ilişkin olarak gerçek ruhsal durumları, hedefleri ve niyetleri. Avukatlarıyla görüştükten sonra gerçekleşen ifade alma işlemleri sırasında söz konusu hususlardan bahsetmemelerinin aleyhlerinde kullanılabileceğini belirtmiştir.
(e) Kararlar ve Cezalar
84. 9 Temmuz 2007 tarihinde jüri ilk üç başvuranı ve Osman’ı cinayete teşebbüsten suçlu bulmuştur. Jüri, diğer iki sanık hakkında karar verememiş ve yeniden yargılanmalarına hükmedilmiştir. Daha sonra söz konusu sanıkar daha hafif suçlardan suçlu olduklarını itiraf etmişlerdir.
85.11 Temmuz 2007 tarihinde ilk üç başvuran en az kırk yıl hapis süresini kapsayacak şekilde müebbet hapis cezasına mahkûm edilmişlerdir.
3. İlk üç başvuranın itirazı
86. Başvuranlar, mahkûmiyet kararlarına itiraz etmişlerdir. Hâkimin, güvenlik amaçlı olarak alınan ifadelerini kabul ederek verdiği kararında hatalı olduğunu, inter alia, iddia etmişlerdir.
87. 23 Nisan 2008 tarihinde Temyiz Mahkemesi, başvuranların itirazlarını reddetmiştir.
88. Başvuranların yakanmalarının ve ifadelerinin alınmalarının arka planını belirten mahkemenin görüşleri aşağıdaki gibidir:
“5. ... Polis tarafından hissedilen baskı ve endişeyi hayal etmek neredeyse imkânsızdır. İki hafta önce dört bomba bildiğimiz kötü sonuçlar doğurarak başarılı bir şekilde patlatılmıştır, ve yine ulaşım sisteminde dört tane daha bomba daha patlatılmaya teşebbüs edilmiştir. 7 Temmuz tarihli olaylara karışan bombacılar ölmüşlerdir, ancak ikinci kez vahşet yaratmayı hedefleyen suçlular, kanlı planlarını daha etkili bir şekilde tekrarlamak için özgürler. Söz konusu kişiler bulunmalı ve tutuklanmalıdırlar ve olaylarla bağlantılı olarak tutuklananların ifadesinin alınması dâhil olmak üzere, kamu güvenliği için ivedilikle soruşturma başlatılmalıdır.”
89. Temyiz Mahkemesi, kararının başında, duruşmanın mahiyeti ve yürütülmesiyle ilgili aşağıdaki genel çıkarımını açıklamıştır:
“7. Bu ülkenin kurumlarına ve vatandaşlarına karşı doğrudan ve tehlikeli şiddet faaliyetlerine karıştıkları iddia edilen bir sanık da dâhil olmak üzere her sanığın suçlu olduğunun kanıtlanması gereken duruşmada adil yargılanma hakkının olduğu belitseldir. Bu duruşmada, apaçık hakkaniyet ve Hâkim Fulford’un etkili adli kontrolü göze çarpmaktadır. Sanıklar, müvekkillerine ve mahkemeye karşı sorumlulukları hakkında kesin açıklık içinde seçkin, tecrübeli ve önde gelen avukatlar tarafından alenen temsil edilmişlerdir. Jürinin Asiedu ve Yahya hakkında karar vermekte zorlanmaları, bu konuya açık görüşlülük, hakkaniyet ve jüri sisteminin alışılagelmiş bir özelliği olan önyargısızlık ile yaklaştıklarını göstermektedir. Tarafsız bir mahkeme önünde hakkaniyet çerçevesinde yargılandıktan sonra başvuranlar hakında mahkûmiyet kararı verildiğinden, kanıtları uzun uzun inceldikten sonra cinayete teşebbüs etme şuçlamasına ilişkin savunmalarının gülünç olduğunu kaydetmeliyiz.”
90. Başvuranların savunmalarına ilişkin olarak, Temyiz Mahkemesi’nin görüşleri aşağıdaki gibidir:
“17. Eğer bunlar sahte bombalarsa, yoğunluğunun arttırılması için neden hidrojen peroksitin kaynatıldığını veya Asiedu ve Yahya’nın birbirinden bağımsız olarak, hidrojen peroksit satın alırken [çok daha yüksek] yoğunlukta, veya mümkün en yüksek yüzdelikte istediklerini anlamakta zorlanıyoruz. Aynı şekilde, gücünü arttırmak hedeflenmediyse neredeyse 100 galon hidrojen peroksitin gerektiğini düşünmek şaşırtıcı. 36 şişe üzerine el yazısıyla yazılmış işaretler çarpıcı kanıtlardır. Her biri, bombaların yapımcıları gerçekte bombaların patlamasını sağlayacak yeterli yoğunluğa ulaştıklarına inandıklarını göstermektedir. Duruşmanın büyük bir kısmında, başvuranlar bu önemli kanıtı örtbas etmeye çabalamışlardır. Özetle, hidrojen peroksitin yoğunluğu arttırıldıktan sonra sulandırıldığı iddia edilmiştir. Ayrıca, eğer yapılması istenilen tek şey buysa, şarapnel parçasının bombaya yerleştirilmesine nasıl bir politik açıklama getirilebileceğini anlamak zor. Şarapnel parçası, öldürmek ve yaralamak amacıyla kullanılmıştır. Bunun arkasında başka bir amaç olamaz. Ve eğer bu bir aldatmaca veya siyasi gösteri olarak planlandıysa, başvuranlar kaçtıktan sonra dikkate değer bir sessizlik içinde kalmışlardır. Eğer hedefleri aldatmaca yapmak olsaydı, başarılı olmayan bombalama olaylarıyla ilgili haberler yayınlandığında, amaçlarını başardıklarına dikkat çekilirdi. Ancak başvuranlar yakalanmadan önce, polise, medyaya veya halka bu yönde hiçbir iddia veya açıklama yapılmamıştır.”
91. Güvenlik amaçlı olarak alınan ifadelerin kabul edilmesinin etkilerine ilişkin olarak, mahkemenin görüşleri aşağıdaki gibidir:
“20. ... Bu aşamada, polis tarafından alınan ifade kayıtları gereğince kabul edildiğinde, tek başına “aldatmaca” savunmasını bütünüyle çürütmek için yeterli oldukları görüşündeyiz.”
92. Mahkeme, mümkün olduğu kadarıyla polisin kamuyu korumasına olanak sağlayan ifade alma sürecinin kaçınılmaz olduğu görüşündedir. Bu şekilde alının ifadelerin sonuçlarının şüpheliler aleyhinde delil olarak kullanılıp kullanılmaması gerektiğine ilişkin sorunun hassas olduğuna karar vermiştir. Ancak, başvuranların hiçbirinin kendilerini doğrudan suçlayan birşey söylemediklerine veya 21 Temmuz olaylarında cinayete teşebbüs suçuna karıştıklarını veya bu konu hakkında uzak bir bilgi sahibi bile olduklarını itiraf etmediklerini vurgulamıştır. Mahkeme, ayrıca, davada bu kanıta orantısız önem atfetme riskinin mevcut olduğuna karar vermiştir. Ancak, mahkeme, doğruları söyledikleri ve terör faaliyetinde bulundukları veya bu konuda bilgi sahibi oldukları itiraf ettikleri için değil, daha sonra duruşmada ileri sürecekleri savunmalarından bahsetmeksizin açıkça doğru olmayan birçok iddiada bulundukları için, ifade alma işlemlerinin başvuranların aleyhinde önemli kanıtlar sağladığı görüşündedir.
93. Mahkeme, polisin hatası yüzünden, başvuranların söz konusu yalanları söylemeden önce yanlış uyarı usulü kullanılarak uyarıldıklarını kabul etmektedir. Ancak, mahkeme, her bir kişinin, güvenlik amaçlı olarak ifade alma işlemi sırasında verdikleri cevapların aleyhlerinde kullanılabileceği konusunda uyarıldığına vurguda bulunmuştur. Mahkeme görüşlerini açıklamaya şu şekilde devam etmiştir:
“37. ...Bu nedenle, söz konusu kişiler yanılgı içinde değillerdi. Kendilerinin suçlu olduklarını ifade etmemişlerdir. Yalan söylemeyi seçmişlerdir. Her halükarda, bu Hâkim Fulford için takdir yetkisi kullanırken dikkate alması gereken önemli bir durumdur.”
94. Mahkeme, davaya bakan hâkimin takdir yetkisi kullanırken tam bilgi sahibi olduğu ve ilgili konulara dikkatle yaklaştığı konularında tatmin olmuştur.
95. Mahkeme, Omar’ın yakalanan ilk şüpheli olduğunu ve sonuç olarak söyleyeceklerinin o sırada polisin karşı karşıya kaldığı kamu güvenliği konuları için büyük öneme sahip olduğunu belirtmiştir. Mahkeme, voir dire sırasında, Omar’a avukat erişimi sağlanmadan önce güvenlik amaçlı ifade alma işleminin gerçekleştirilmesi kararı, Terörizm Kanunu’nun (2000) 8. maddesi uyarınca geçerli bir karardır (bkz., aşağıda 139. ve sonraki paragraflar). Ayrıca, ifade alma işlemlerinin hakkaniyet çerçevesinde ve ılımlı bir şekilde gerçekleştirildiği ve zorlayıcı veya baskıcı olmadıkları kabul edilmiştir. Ancak, itirazı sırasında, Omar’ın avukatı polisin Omar’in avukat erişimi ertelemesinin kanunlara aykırı olduğunu ileri sürmüştür. Mahkeme’nin bu konuda görüşleri aşağıdaki gibidir:
“İlk olarak, ilgili Klavuzun ihlal edilmesi, takip eden polis davranışlarının her halükarda, alınan ifadelerin sonuçlarının göz ardı edilmesine yol açacak şekilde kanunlara aykırı hale getirmemektedir. Hâkimin hükmettiği gibi, polis kasten kötü niyetle sistemi manipüle etmeye çalışmadığında, PACE’nin 78. maddesi uyarınca münhasır yetkilerini kullanmalıdır: ne daha çok, ne daha az. Buna dikkat çekmenin sanığın içinde bulunduğu zorlukları azaltmaktan ziyade arttırabileceği durumlarda, duruşmada sanıkların avukatlarına kasti ve kanuni olarak feragat etmek veya göz ardı etme kararını alma ve böylece ilgili Klavuzun ihlaline dayanmamayı seçme yolunun her zaman açık olduğuna ilişkin ikinci bir değerlendirme akıllara gelmektedir. Kısaca, avukat, ilgili Klavuzun ihlaline ilişkin iddialarını sunmak, veya hepsinden ziyade birini veya birkaçını ileri sürmek konusunda kararını kendisi vermelidir.”
96. Mahkeme, Omar’ın davasında güvenlik amaçlı olarak alınan ifadelerin kanıt olarak kabul edilmesine ilişkin kararın hatalı olduğu sonucunu destekleyen hiçbir şey gözlemleyememiştir.
97. Mahkeme, İbrahim’in avukatının üç iddia öne sürdüğünü belirtmiştir. İlk olarak, Komiser’in İbrahim ve görevli avukat arasında gerçekleşecek bir ön görüşmenin gereksiz bir gecikmeye neden olacağı sonucuna varmasının, güvenlik amaçlı ifade alma işlemi bir saatten fazla süre sonra gerçekleştiği için, ciddi bir şekilde hatalı bir karar olduğu ileri sürülmüştür. İkinci olarak, hiçbir şey bilmediğini söyledikten sonra İbrahim’in ifadesinin alınmasına devam edilmesinin yürürlükteki Klavuzu (6.7. paragraf) ihlal ettiği iddia edilmiştir (bkz., aşağıda 146. paragraf). Son olarak, yeni usul uyarı şeklinin kullanılmasının, zorlama unsuru teşkil ederek hakkaniyet çerçevesinden çıkılmasına katkı sağlamıştır. Temyiz Mahkemesi, detaylı bir şekilde, hâkimin bu konulara nasıl yaklaştığını açıklamış ve güvenlik amaçlı alınan ifadelerin kabul edilmesine ilişkin kararına müdahale etmek için hiçbir gerekçe olmadığına hükmetmiştir.
98. Mahkeme, Mohammed hakkında, davaya bakan hâkimin, yanlış uyarı şeklinin kullanıldığını ve avukata erişimin neredeyse dört saat ertelendiğini kabul ettiğini belirtmiştir. Ancak, hâkim, sekiz dakika sürdüğü ve zorlayıcı koşullar altında yapılmadığını gözlemleyerek, ifade alma işleminin gerçekten güvenlik amaçlı yapıldığı konusunda kesin hükme ulaşmıştır. Mahkeme, kanıtların kabul edilmesinin adil yargılamaya zarar vermediği konusundaki karara müdahale etmek için hiçbir gerekçe gözlemleyememiştir.
C. Dördüncü başvuranın davası
1. Dördüncü başvuranın polis tarafından ifadesinin alınmasına yol açan olaylar
99. Dördüncü başvuran, Osman’ın arkadaşıdır ve Osman’ın erkek kardeşi Abdul Sherif tarafından 1999 yılında tanışmışlardır. 23 Temmuz 2005 tarihinde, bomba saldırılarına teşebbüs ettikten iki gün sonra, dördüncü başvuran, eve gitmek üzere trene binerken Clapham Junction tren istasyonunda Osman’la karşılaşmıştır. Söz konusu iki kişi birlikte dördüncü başvuranın evine gitmişlerdir. Osman, 26 Temmuz tarihine kadar dördüncü başvuranla kalmıştır.
100. Bu sırada, 25 Temmuz öğlen saatlerinde, dördüncü başvuranın girişini kaydeden bir gözetleme kamerası bulunmaktadıydı. Kamera daha sonra dördüncü başvuranı ve evini çekmiştir. Saat 18.00’de sivil bir polis dördüncü başvuranın evinin etrafında görevlendirilmiştir. 26 Temmuz sabahında, memurlar dördüncü başvuranın ve daha sonra isminin Osman olduğu tespit edilen kişinin söz konusu adresten ayrıldıklarını gözlemlemişlerdir. Dördüncü başvuran bir otobüs istasyonuna kadar Osman’a eşlik etmiştir. Osman, Waterloo tren istasyonuna giden bir otobüse binmiştir. Dördüncü başvuran eve dönmüştür.
101. 27 Temmuz sabahında dördüncü başvuran işe gitmiştir. Saat 17.30 sularında işten döndüğü sırada, soruşturmada olası bir tanık olarak yardımını isteyen iki polis memuru, dördüncü başvuranın yanına yaklaşmıştır. Dördüncü başvuran, yardım etmeyi kabul etmiştir ve Kennington Polis Merkezi’ne kadar onlara eşlik etmiştir.
2. Polis tarafından alınan ifadeler
(a) Tanık olarak alınan ifadeler
102. Polis memurları, dördüncü başvuranın ifadesini saat 18.15’te almaya başlamıştır. Saat 19.15’e kadar, memurlar, başvuranın verdiği cevaplar yüzünden, kendini suçlu gösterme tehlikesi olduğuna ve uyarılması ve avukat yardımı hakkında bilgilendirilmesi gerektiğine hükmetmişlerdir. Soruşturmada görevli kıdemli bir memura danışmışlardır. Dördüncü başvuranın tanık olarak ifadesinin alınmasına devam edilmesine karar verilmiştir.
103. 28 Temmuz günü Saat 12.10 sularında dördüncü başvuran iki polis memuruna Osman’ın yaşadığına inandığı adresi göstermiştir.
104. 28 Temmuz günü saat 1.30 ile 5.00 arasında, polis merkezinden dördüncü başvuranın tanık olarak ifadesi alınmıştır.
(b) Tanık ifadesi
105. İfadesinde, dördüncü başvuran 1999 yılında Osman’la nasıl arkadaş olduklarını tekrar anlatmıştır. Daha sonraki yıllarda iletişimlerinin koptuğunu belirtmiştir. 23 Temmuz 2005 tarihinde Osman’la Clapham Juction tren istasyonunda, bir trene binmek üzereyken Osman’la karşılaştıklarını ve eski arkadaş olarak birbirlerini selamladıklarını eklemiştir. Vauxhall’a giden aynı trene binmişlerdir ve dördüncü başvuranın ineceği durakta, Osman birşey konuşmak istediğini söyleyerek onunla birlikte trenden inmeye karar vermiştir. Dördüncü başvuranın evine doğru birlikte yürürlerken, Osman, dördüncü başvurana polisle başının belada olduğunu söylemiştir. Para çaldığını ve polis tarafından gözaltında tutulduğu bir sırada kaçtığını iddia etmiştir. Dördüncü başvuranın evine gittiklerinde, Osman, dördüncü başvurandan televizyonu açmasını istemiştir ve birlikte, teşebbüs edilen bomba saldırılarına ilişkin bir haber izlemişlerdir. Söz konusu haberde, polis tarafından aranan kişilerin fotoğrafları gösterilmiştir. Osman daha sonra söz konusu kişileri tanıdığını ve iyi insanlar olduklarını söylemiştir. Saldırılarla bağlantılı dördüncü bir kişinin fotoğrafı gösterildiğinde, Osman ekrana işaret ederek “o benim” demiştir. İlk olarak, dördüncü başvuran, fotoğraf Osman’a benzemediği için ona inanmamıştır. Ancak, Osman, bomba saldırılarının gerekçelerini tartışmaya devam ettiğinde, dördüncü başvuran Osman’ın doğru söylediğini anlamıştır. Dördüncü başvuran, korkmuştur ve Osman’ın evinden gitmesini istemiştir. Osman, daha sonra dördüncü başvuranla iki gece kalmak istemiştir. Kişisel güvenliği için reddetmekten korkan dördüncü başvuran söz konusu isteği kabul etmiştir.
106. Osman verdiği tanık ifadesinde, ayrıca kalçasında bombayı patlatamadıktan sonra kaçmaya çalışırken meydana geldiğini söylediği yaradan bahsedilmiştir. Osman ayrıca, bombayı etkin hale getirmek için butona nasıl bastığını ancak hiçbir şeyin olmadığını anlatmıştır. Metrodan kaçışına ve Brighton’da kendisine araba ödünç veren bir arkadaşıyla kalmak için gittiği sonraki iki gün boyunca yaptıklarına ilişkin detaylı bilgiler vermiştir. Yanında getirdiği ulusal gazetede yayımlanan diğer bombacıları, dördüncü başvuranın fotoğraflarını göstermiş ve isimleri ifşa etmiştir. Polis dördüncü başvurana birkaç fotoğraf göstermiş ve dördüncü başvuran, Osman’ın verdiği bilgiler doğrultusunda fotoğrafı bulunan üç erkek şahsın kimliklerini doğrulamıştır. Dördüncü başvuran ayrıca, Osman’ın bombasını infilak ettirememiş olan beşinci bombacının varlığından söz ettiğini dile getirmiştir. Ancak dördüncü başvuran, bu kişinin kim olduğunu bilmiyordu. Başvuran ayrıca, Osman’ın cep telefonundan birkaç görüşme yaptığını ancak Eritre dilinde konuştuğunu söylemiştir.
107. Sonraki gün, Osman ile sohbeti sınırlıydı. Ancak Osman, dördüncü başvurana, bombacıların bombalarını nasıl hazırladığını anlatmış ve grubun bombalı saldırı öncesinde faaliyetlerinden bahsetmek için kaydettiği videolara ilişkin detaylar vermiştir. Osman, öğle sularında cep telefonundan başka bir görüşme yapmıştır. O gece kısa bir süre sonra dışarı çıkmış ve para ile geri dönmüştür. Kıyafet temin etmek istemiş ve dördüncü başvuran da ona yardımcı olabileceğini belirtmiştir.
108. 26 Temmuz sabahında, Osman bir çanta hazırlamış ve dördüncü başvurana Waterloo tren istasyonundan Paris’e giden trene bineceğini söylemiştir. Saat sekiz sularında istasyona gitmek üzere evden ayrılmış ve yaklaşık bir saat sonra dördüncü başvuranı arayarak trene bindiğini söylemiştir. Dördüncü başvuran, akabinde, cep telefonunu kapatmış ve böylece Osman kendisi ile bir daha irtibata geçememiştir.
109. Dördüncü başvuran, Osman’ın eşinin eşkalini vermiş ve polislere Osman ve eşinin yaşadığını düşündüğü apartmanı gösterdiğini belirtmiştir. Tanık sıfatıyla verdiği ifadesini, ClaphamJunction’da buluşmalarının şans eseri olduğuna ve Osman’a yardım etmek ve saklamak için herhangi bir plana dahil olmadığına vurgu yaparak sonlandırmıştır. Korktuğu için sadece Osman’ın kalmasına izin verdiğini beyan etmiştir.
(c) Şüpheli sıfatıyla alınan ifadeler ve beyanlar
110. Tanık ifadesi imzalandıktan sonra, polislerden biri, danışmak için amirlerini aramış ve kendisine başvuranı tutuklaması söylenmiştir. Akabinde dördüncü başvuran tutuklanmış ve hakkında tedbir uygulanmıştır. Bu aşamada müdafii yardımı talep edip etmediği sorulmuş ancak “İlk ifade sonrasında, durum ciddileşirse” diyerek müdafi istemediğini beyan etmiştir.
111. 30 Temmuz’da, avukat yardımı talebinde bulunduktan sonra, avukatı eşliğinde dördüncü başvuranınşüpheli sıfatıyla ifadesi alınmıştır. Kendisine yöneltilen soruların neredeyse tamamı için yorum yapmamıştır. Müdafii, daha önce bulunulan açıklamara cevaben önceden tanzim edilen ifadeyi okumak istediğini söylemiştir. Tanzim edilen ifade tutunağında dördüncü başvuran, 21 Temmuz tarihli olaylar hakkında önceden bilgisi olmadığını teyit etmiş ve bu konuda üzüntüsünü dile getirmiştir. 27 Temmuz tarihinde polis tarafından durdurulmuş ve mümkün mertebe polislere yardım etmeyi kabul etmiştir. Bu doğrultuda, 28 Temmuz tarihli tanık ifadesine atıfta bulunmuştur. Osman’ın fiziksel özellikleriyle ilgili olduğu ölçüde tanık ifadesini doğrulamıştır. Son olarak, Osman’ın televizyonda gösterilen KDKS görüntüsünün tanınmaz olduğuna ve Osman bombalı saldırı eylemine karıştığı iddiasında bulunduğunda ise ona inanmadığına vurgu yapmıştır.
112. 1 Ağustos tarihinde, dördüncü başvuranın ikinci kez ifadesi alınmıştır. Soruları yanıtlamayı yine reddetmiş ancak başından beri polise yardım ettiğini yinelemiş ve başka bir şey eklemek istemediğini beyan etmiştir. 2 Ağustos tarihinde bir kez daha ifadesi alınmış ve terörist olmadığını ve asla olmayacağını ve olan olaylarda hiçbir şekilde karışmadığını tekrar dile getirmiştir. Alınan son ifadesinde, 3 Ağustos tarihinde, bildiği her şeyin ilk tanık ifadesinde mevcut olduğunu belirtmiştir. Dördüncü başvuran, 3 Ağustos 2005 tarihinde saat 14:20’de mahkemeye sevk edilmiştir.
3. Dördüncü başvuranın yargılaması
(a) Savcılık iddiaları
113. Dördüncü başvuran, Sherif’in de aralarında bulunduğu dört diğer erkekle birlikte Kingston’da yer alan Ceza Mahkemesinde HHJ Worsley QC ve jüri önünde yargılanmıştır. Dördüncü başvuran, Osman’a yardım etmekle ve bombalı saldırılardan sonra bilgi vermemekle suçlanmıştır. Savcılık iddiasına göre, dördüncü başvuran, söz konusu saldırılarda yer aldığını bilmesine rağmen Osman’ı saklamaya razı olmuştur. Savcılık ayrıca ayrıca, dördüncü başvuranın Sherif’den pasaportunu alıp Osman’a verdiğini iddia etmiştir. Son olarak, bombacı oldukları iddia edilen kişilerce intihar notlarının kayda alınması amacıyla kullanılan bir kameranın dördüncü başvuran tarafından alınıp Osman’a verildiği iddia edilmiştir. İntihar notları hiçbir şekilde kurtarılamamıştır.
(b) Tanık ifadesinin kabul edilebilirliği hakkında
114. Dördüncü başvuran dört hususa dayanarak, tanık ifadesinin çıkarılması talebinde bulunmuştur. İlk olarak, özellikle uyarılmaması ya da ücretsiz hukuki yardım alma hakkının bulunduğuna yönelik bilgilendirilmemesi nedeniyle, ifade mevcut uygulama kılavuzuna aykırı olarak alınmıştır. İkinci olarak, söz konusu ihlal kasıtlı bir şekilde yapılmıştır. Üçüncü olarak, bir tanık olduğu ve ifadenin tamamlanmasının ardından gidebileceği yönünde kandırılarak ifade vermeye ikna edilmiştir. Dördüncü olarak, ifade sabahın erken saatlerinde yorgun olduğu bir vakitte alınmıştır. Tüm bu hususlar neticesinde, dördüncü başvuran ifadenin, PACE’nin 76 (2) maddesi uyarınca ifadeyi güvenilmez kılabilecek koşullarda kendisine yaptırılan bir itiraf olduğunu belirtmiştir. Başvuran diğer yandan, söz konusu ifadenin, aynı Kanunun 78. maddesi uyarınca delilin çıkarılmasına yönelik genel takdir çerçevesinde çıkarılması gerektiğini ifade etmiştir (bkz. aşağıda 40. ve 42. paragraflar).
115. Savcılık talebe itiraz etmiş ancak tanık ifadesinin PACE’nin 76. maddesi çerçevesinde itiraf olduğunu kabul etmiştir. Savcılık ayrıca, iki polis memurunun amirlerinden talimat almaları gerektiği kanaatine vardıklarında dördüncü başvuranın uyarılmaması veya kendisine avukat yardımı sağlanmaması nedeniyle, ilgili uygulama kılavuzunun ihlal edildiğini kabul etmiştir.
116. Voir dire (tanıkların sorgulanması) sürecinde, iki polis memuru, 27 Temmuz tarihinde öğleden sonra dördüncü başvurana ilk kez ulaştıklarında, başvuranın muhtemel bir tanık olarak polise yardım etmesini amaçladıkları yönünde bir ifade vermişlerdir. Ayrıca bu aşamada, polisin dördüncü başvuranın yakalanmasını ya da kendisine şüpheli sıfatıyla muamelede bulunulmasını gerekçelendirmeye yönelik yeterli bilgiye sahip olmadığı taraflarca kabul edilmiştir. Polis memurlarında birisi, saat 19:15 sularında, dördüncü başvuranın verdiği cevaplar nedeniyle kendi aleyhinde tanıklık etme tehlikesi altında olduğu ve uyarılarak avukat yardımı hakkına ilişkin bilgilendirilmesi gerektiği kanaatine vardığını belirtmiştir. Polis memurları bu nedenle, soruşturmada görevli amirlerinden bir tanesinden talimat alma yoluna gitmişlerdir. Polis memurlarına dördüncü başvuranla tanık olarak görüşme yapmaya devam etmeleri gerektiği belirtilmiş ve bu nedenle memurlar söylendiği üzere devam etmişlerdir. Memurlardan bir tanesi ifadesinde, tanık ifadesi tamamlanınca, başvuranın yakalanması yönünde bir talimat alarak şaşırdığını belirtmiştir.
117. Davaya bakan hakim, 3 Ekim 2007 tarihinde, başvuranın tanık ifadesinin çıkarılmasına yönelik talebini reddetmiştir. Hakim, dördüncü başvuranın polis merkezine gittiğinde, bir suç işlediğinden şüphelenilmesini gerektirecek hiçbir makul nesnel gerekçe bulunmadığını ve kendisine tanık sıfatıyla muamelede bulunulmasının tamamen uygun olduğunu kabul etmiştir. Ancak savcılığın, dördüncü başvuranın ilk sözlü beyanı neticesinde bir suç işlediğinden şüphelenilmesini gerektirecek makul nesnel gerekçelerin ortaya çıktığının söylenebileceğine yönelik görüşü dikkate alındığında, hakim, dördüncü başvuranın yazılı olarak tanık ifadesi verdiğinde, söz konusu dönemde yürürlükte olan yasanın ihlal edildiğine ikna olmuştur.
118. Davaya bakan hâkim, dördüncü başvuranın polis merkezindeyken baskıya maruz kaldığını gösteren hiçbir delil olmadığını tespit etmiştir. Hâkim ayrıca, polisler tarafından tanık ifadesini güvenilmez kılabilecek hiçbir şey söylenmediğini ya da yapılmadığını belirtmiştir. Hâkim, dördüncü başvuranın uyarıldıktan ve avukat yardımı aldıktan sonra tanık ifadesini “özgür bir şekilde kabul ettiğini” vurgulamıştır. Bu nedenle hâkim, ifadenin PACE’nin 76. ya da 78. maddesi uyarınca çıkarılmasına yönelik talebi kabul etmemiştir.
119. Hâkim son olarak savunma makamının, dördüncü başvuranın tanık ifadesine yönelik itirazına ilişkin hususları jüri önünde ileri sürme hakkına atıfta bulunmuştur. Güvenilirlik konusu uygun bir şekilde jüri önüne getirilecekti. Bu koşullar altında, Sözleşme’nin 6 § 3 maddesi ihlal edilmemiştir.
120. Savunma makamı daha sonra, tanık ifadesinde dördüncü başvuranın geri çektiği ya da sonraki ifade alma işlemlerinde değiştirdiği kısımların çıkarılması talebinde bulunmuştur. Bu kısımlar Osman’ın fiziksel tasviri ve dördüncü başvuranın, Osman’ın saldırılarda yer aldığı kanaatine vardığını gösteren ifadelerle ilgilidir. Sonradan yapılan değişiklikler dördüncü başvuranın daha sonra tanık ifadesi olarak kabul ettiği ayrıntıları gösterdiğinden, savcılık söz konusu talebe itiraz etmiştir. Davaya bakan hâkim, ilgili bölümlerin çıkarılmasının jüriyi yanlış yönlendireceğini değerlendirerek söz konusu talebi reddetmiştir. Hâkim, dördüncü başvuranın tanık ifadesini kabul ettiği tüm koşulların jüri tarafından dinlenebileceğini belirtmiştir.
(c) Savcılığın diğer delilleri
121. Savcılık tarafından dördüncü başvuran aleyhine duruşmada öne sürülen diğer deliller şunlardır:
(i) Dördüncü başvuranı ve Osman’ı Clapham Junction tren istasyonunda ve Vauxhall tren istasyonunda beraberken ve dördüncü başvuranın dairesine yürürken gösteren 23 Temmuz tarihli Kapalı Devre Kamera Sistemi görüntüsü;
(ii) Osman’ın dördüncü başvuranın dairesinde telefon görüşmesi yaptığını gösteren cep telefonu yer analizi (cep telefonu görüşmelerinin nerede yapıldığını gösteren analiz);
(iii) Dördüncü başvuranın müşterek sanıklardan biriyle buluştuğunu ve söz konusu kişiden, bombalı saldırganlar tarafından yapılan şehadet videolarının kaydı için kullanıldığı iddia edilen kamerayı aldığını gösteren Kapalı Devre Kamera Sistemi görüntüsü;
(iv) Dördüncü başvuranın Osman’a pasaport almak için Sherif ile buluştuğunu gösteren cep telefonu yer analizi;
(v) Osman’ın Waterloo istasyonuna gitmek için dördüncü başvuranın dairesinden ayrıldığını gösteren 23 Temmuz tarihli polis güvenlik kamerası görüntüsü;
(vi) Dördüncü başvuranın evinde üzerinde kendisinin parmak izleriyle bulunan ve bombalı saldırı teşebbüslerine ilişkin olarak bombacıların resminin de (Osman’da dahil) yer aldığı bir gazete haberi;
(vii) Osman’ın Waterloo’dan hızlı trene (Eurostar) bindikten sonra, 26 Temmuz tarihinde dördüncü başvuranla iki kez cep telefonundan konuştuğunu ve 27 Temmuz’da İtalya’dan iki kez dördüncü başvuranı aramaya çalıştığını gösteren, dördüncü başvuran ve Osman arasındaki telefon irtibatı;
(viii) Dördüncü başvuranın, Osman’ın kendi dairesinde kaldığını kabul ettiği ve 23 Temmuz tarihli tanık ifadesinin doğru olduğunu belirttiği 30 Temmuz ve 1 Ağustos tarihinde polis tarafından alınan ifadeleri (bkz. yukarıda 111-112. paragraflar).
(d) Usulün suistimal edildiği gerekçesiyle yargılamaların durdurulmasına yönelik yapılan başvuru
122. Savcılık iddiaları sona erdiğinde, dördüncü başvuran kovuşturmada usulün kötüye kullanıldığı gerekçesiyle yargılamaların durdurulmasına yönelik başvuruda bulunmuştur. Dördüncü başvuran, polis memurlarınca kendisine şüpheli sıfatıyla değil de tanık sıfatıyla muamelede bulunulmasına devam edilmesi yönünde verilen talimatın, tanık ifadesi vermesi için kandırılması anlamına geldiğini iddia etmiştir. Aslında dördüncü başvurana hakkında kovuşturma yapılmayacağı söylenmiştir. Diğer bir ifadeyle, daha sonra kendisine şüpheli sıfatıyla muamelede bulunulması ve hakkında kovuşturma gerçekleştirilmesi esasen adil değildir.
123. Hâkim, 5 Kasım 2007 tarihinde, başvuruyu reddetmiştir. Hâkim, sadece bir kişinin açık bir beyan alması, bu beyana göre kişi hakkında kovuşturma yapılmayacağının belirtilmesi ve kişinin beyan doğrultusunda hareket ederek zarar görmesi durumunda usulün suistimal edilmesinin söz konusu olacağına hükmetmiştir. Başvurana bu tür açık bir beyan yapılmamıştır. Bu tür bir beyan olduğunu düşünseydi, zararlı çıkacak şekilde hareket etmezdi. Deliller bir bütün olarak ele alınmalıdır: dördüncü başvuran uyarıldığında ve kendisine avukat yardımı sağlandığında, tanık ifadesinin doğru olmadığını, gerçek olmadığını ya da yorgun olduğu bir zamanda verdiği için güvenilmez olduğunu söyleme olanağına sahipti. Ancak, dördüncü başvuran bu şekilde davranmamayı seçmiştir. Bunun yerine, yargılamalar boyunca söz konusu tanık ifadesini kabul etmiştir; nitekim, “bugüne kadar” polise daha önce söylediklerini aslında kabul etmiştir. İfadeye ilişkin ayrıntılı görüşlerini şüpheliyken bildirmiştir. Hâkim, davaya devam edilmesini adalete yapılmış bir hakaret olmaktan çok uzak görerek, davanın devam etmemesi durumunda adalete hakaret edileceğini belirtmiştir.
(e) Yargılamalar ve mahkeme kararı
124. Dördüncü başvuran duruşmada ifade vermemiştir. Savunmasını, 28 Temmuz 2005 tarihli tanık ifadesine dayandırmıştır.
125. Osman ifade vermek üzere Sherif tarafından çağrılmıştır. Osman, kendisine soru yöneltildiği süreçte, dördüncü başvuran tarafından tanık ifadesinde yapılan açıklamaları -özellikle de dördüncü başvuranın dairesine sığındığını- doğrulamıştır. Sherif, Osman’ın yolculuğu için pasaport temin ettiğini teyit etmiştir. Sherif, Osman’la yaptığı telefon görüşmelerinden ve dördüncü başvuranın kendisine söylediklerinden dolayı, Osman’ın polis tarafından arandığını bildiğini kabul etmiştir.
126. Dördüncü başvuran, 21 Şubat 2008 tarihinde, suçlu bulunarak toplamda on yıl hapse mahkum edilmiştir. Ayrıca, Sherif’de dahil olmak üzere, müşterek sanıklardan dördü mahkum edilmiştir.
4. Dördüncü başvuran tarafından yapılan temyiz başvurusu
127. Dördüncü başvuran ve müşterek sanıklardan birkaçı, mahkumiyet ve ceza kararlarına karşı Temyiz Mahkemesine başvuruda bulunmuşlardır. Dördüncü başvuran, davaya bakan hakimin tanık ifadesini kabul ederek hatalı davrandığını ileri sürmüştür.
128. Temyiz Mahkemesi, mahkûmiyet kararına karşı yapılan temyiz başvurusunu 21 Kasım 2008 tarihinde reddetmiştir. Mahkeme, polis merkezinde yaşanan olaylarla ilgili bazı endişelerini dile getirmiş ancak davaya bakan hâkimin dava konusu tanık ifadesini kabul etmekte hatalı olmadığını değerlendirmiştir. Mahkeme, ifadenin mevcut yasaya aykırı olarak verildiği hususunda ise şunları belirtmiştir:
“38. Polisin davranış şekli, hiç kuşkusuz tedirgin edicidir. [Dördüncü başvuranın] ifadesini alan polislerin, [dördüncü başvuranın] bir suç işlediğine yönelik şüphe duyulması bakımından kendilerine makul gerekçeler sağlayan bir materyale sahip oldukları kanaatine vardıklarında, [dördüncü başvuranın] yakalanmaması ve uyarılmaması yönündeki karar, Yasa’nın dikkate alınmamasına yönelik açık ve kasti bir talimattır. Ancak, belirtilen aşamada ortaya çıkan polis ikilemi anlaşılabilir bir durumdur. [Dördüncü başvuran] Osman’ın yakalanmasının sağlanması açısından kritik öneme sahip ve söz konusu zamanda daha öncelikli olan Osman’la ilgili bilgiler vermekteydi. Bize göre hâkimin kovuşturma neticesinde, tanık ifadesinin güvenilirliğini zedeleyebilecek hiçbir şeyin söylenmediği ya da yapılmadığı yönünde bir tespitin yapıldığı sonucuna varma hakkı bulunmaktadır. Hâkimin, [dördüncü başvuranın] uyarıldıktan sonra verdiği ifadesinde ileri sürdüğü polise yardımcı olmaya çalıştığı yönündeki iddiasını dikkate alma hakkı bulunmaktadır. Bu iddia daha sonraki ifadelerde de tekrar edilmiştir. Bu nedenle [dördüncü başvuran], söylediklerini güvenilmez kılabilecek koşullar bulunduğunu gösteren hiçbir şey söylememiştir. Dolayısıyla bize göre, hakimin tüm materyaller doğrultusunda, belirttiğimiz üzere bazı düzeltmelere tabi tutularak, [dördüncü başvuranın] hukuki tavsiye yardımıyla, 21 Temmuz tarihinden sonraki günlerde Osman’la ilgili olarak ifadesinin ilgili bölümlerinde yer alan hususları tekrar ettiği sonucuna varma hakkı bulunmaktadır. Ayrıca, [dördüncü başvuranın] söz konusu tanık ifadesini kabul ettiği dikkate alındığında, hakimin Yasa’nın 78. maddesi uyarınca görevini yerine getirirken ilgili ifadenin jüri önüne gitmesine izin vermesine ilişkin kararının uygun olmadığı ya da herhangi bir hukuki hatadan etkilendiği yönünde bir sonuç çıkarılamayacağı kanısındayız.”
129. Temyiz Mahkemesi, usulün suistimal edilmesi gerekçesiyle yargılamanın durdurulmasına yönelik talebin davaya bakan hakim tarafından reddedilmesine ilişkin olarak aşağıdaki açıklamayı yapmıştır:
“39. ... Görüşte [dördüncü başvuran] açısından yer alan temel vurgu, [dördüncü başvuranın] tanık olarak kabul edildiğinde verdiği bir ifadeye dayanılarak kovuşturma yapılmasının tek kelimeyle adaletsiz olduğudur. Başvurana hakkında kovuşturma yapılmayacağı söylendiği ve bu nedenle yardım ettiği söylenmektedir. Hâkim bize göre haklı olarak bu görüşü reddetmiştir. [Dördüncü başvuranın] hakkında kovuşturma yapılmayacağına inandığı için ifade verdiğini gösteren hiçbir delil yoktur. Başvuran bu yönde herhangi bir delil sunmamıştır. Ayrıca, [dördüncü başvuranın] yakalandıktan sonra verdiği ifadelerde, tanık ifadesini vermesinin nedeninin bu olduğunu gösteren hiçbir şey bulunmamaktadır. Aksine, polise yardım etmek istediği için tanık ifadesini vermiştir. Mahkeme bu tür davalarda sadece, bir sanığın, kovuşturmanın yürütülmesinden sorumlu kişilerce yapılan açık bir beyan olduğunu ve sanığın beyan doğrultusunda hareket ederek zarar gördüğünü kanıtlayabilmesi durumunda usulün kötüye kullanıldığı sonucuna varabilir (bkz. R / Abu Hamza [2007] 1 Cr App R 27, [2006] EWCA Crim 2918, özellikle 54. paragraf). Mevcut davada bu durum söz konusu değildir.”
130. Mahkeme, temyize giden bir kişinin bireysel koşullarının verilen cezayla ilişkisini açıklarken, gençlik ve hassaslık hususlarının alakalı olabileceğini kabul etmekle birlikte, dördüncü başvuran da dahil olmak üzere huzurunda bulunan davacıların birçoğu bakımından bu durumun söz konusu olmadığını vurgulamıştır. Mahkeme, davacıların kamuya yönelik vazifelerini hiç dikkate almadan hareket ettiklerini belirterek şu şekilde devam etmiştir:
“[Dördüncü başvuran] hariç hiç kimse, yakalanana kadar herhangi bir açıklama yapmamıştır...”
131. Sonuç olarak Temyiz Mahkemesi, dördüncü başvuranın ceza kararına karşı yapmış olduğu temyiz başvurusunu polise yardım ettiği için kısmen kabul etmiştir:
“47. [Dördüncü başvuranın] Osman’a yaptığı yardım en önemli noktadır. Ancak, her ne kadar polisler tarafından görüldükten sonra da olsa, en azından yardım ve bilgi sağladığını dile getirmemiz gerektiği sonucuna vardık...”
132. Mahkeme bu nedenle toplam cezayı sekiz yıl hapis cezasına indirmiştir. Mahkeme, Sherif tarafından ceza kararına karşı yapılan temyiz başvurusuyla ilgili olarak, Sherif’in Osman’ın kaçışında oynadığı önemli rolü vurgulamış ve bu rolün, “hiçbir aşamada polise bir bilgi sağlamaması nedeniyle [dördüncü başvuranın] durumunda olduğu gibi indirime gidilemeyecek çok ağır bir cezayı” gerekçelendirdiğini değerlendirmiştir.
133. Mahkeme, 3 Şubat 2009 tarihinde, Lordlar Kamarasının değerlendirmesi açısından kamusal anlamda önemi bulunan bir hususu açıklamayı reddetmiştir.
II. İLGİLİ İÇ HUKUK VE UYGULAMASI
A. Uyarı
134. PACE’nin 66. maddesi, diğerlerine ilaveten, kişilerin polis tarafından alıkonmaları, muameleye tabi tutulmaları ve sorgulanmaları hususlarında Bakan’ın bir uygulama kılavuzu düzenlemesini gerektirmektedir. Yürürlükte olan uygulama esası ise Kılavuz C’dir (Code C). Kılavuz C’nin 10. maddesi uyarılarla ilgilidir. Olayların yaşandığı dönemde 10.1 paragrafı aşağıdaki gibidir:
“Suç işlediğinden şüphelenilmesini gerektirecek nedenler bulunan bir kişiye suç ile ilgili soru yöneltilmeden önce kişi uyarılmalıdır; ya da cevapların şüphe gerekçesi oluşturması durumunda, başka sorular sorulabilir ve şüphelinin cevapları ya da sessizliği (diğer bir ifadeyle, cevaplamama ya da cevaplamayı reddetme veya uygun bir şekilde cevap verme) kovuşturmada mahkemeye delil olarak sunulabilir.”
135. 1994 tarihli Cezai Adalet ve Kamu Düzeni Kanunu kabul edilmeden önce, uyarı ifadesi (genellikle eski usul uyarı olarak anılmaktadır) şu şekildeydi:
“Hiçbir şey söylemek zorunda değilsiniz. Ancak söylediğiniz her şey delil olarak kullanılabilir.”
136. 1994 tarihli Cezai Adalet ve Kamu Düzeni Kanunu’nun 34. maddesi, bir sanığın daha sonra ceza yargılamalarındaki savunmasında istinat ettiği herhangi bir hususu, polis tarafından ifadesi alınırken belirtmemiş olması durumunda, jürinin olumsuz sonuç çıkarmasına olanak sağlamaktadır. Bu tür olumsuz çıkarımların yapılabileceği kesin koşullar genellikle, davaya bakan hâkimin jüriye yaptığı özet esnasında detaylı olarak jüriye açıklanmaktadır.
137. 1994 tarihli Yasa’nın yürürlüğe girmesinden itibaren rutin olarak söylenen uyarı ifadesi (genellikle yeni usul uyarı olarak anılmaktadır), Kılavuz C’nin 10.5 paragrafında yer almakta olup aşağıdaki gibidir:
“ Hiçbir şey söylemek zorunda değilsiniz. Ancak, sorgulama esnasında belirtmediğiniz ve daha sonra Mahkemede istinat edeceğiniz herhangi bir şey savunmanıza zarar verebilir. Söyleyeceğiniz her şey delil olarak kullanılabilir.”
138. 1994 tarihli Yasa’nın 34 (2A) maddesi uyarınca, bir sanığın sorgulama öncesinde avukata danışma olanağından faydalanmasına izin verilmemesi durumunda, yargılamada olumsuz sonuçlar çıkarılamaz.
B. Güvenlik amacıyla gerçekleştirilen ifade alma işlemleri
1. 2000 tarihli Terör Yasası
139. 2000 tarihli Terör Yasası (“2000 tarihli Yasa”), terör suçu işlediğinden şüphe duyulan kişilerin yakalanmaları ve tutuklanmalarını düzenlemektedir. 41. madde, bir polis memurunun terörist olduğundan şüphelendiği bir kişiyi yakalama emri olmadan yakalayabilmesine olanak sağlamaktadır. 41. madde kapsamında gerçekleştirilen bir yakalama durumunda, diğerlerine ilaveten hukuki yardıma erişim ile ilgili olan Ek 8 hükümleri uygulanır. Aşağıda yer alan kanun söz konusu dönemdeki durumu ortaya koymaktadır; söz konusu dönemden sonra, ilgili hükümlerde mevcut dava açısından önemli olmayan değişiklikler gerçekleştirilmiştir.
140. Bir tutuklunun, talep etmesi durumunda, mümkün olduğu kadar çabuk bir şekilde istenilen bir kişiye tutuklandığına dair bilgi verilmesine yönelik hakkı Ek 8’in 6. paragrafında düzenlenmiştir (“başkalarıyla görüştürülme hakkı”). Bu hak 8. paragrafa tabidir.
141. 7. paragrafta, terörist olduğu şüphesiyle yakalanan bir kişinin, talep etmesi durumunda, mümkün olduğu kadar çabuk bir şekilde, baş başa ve dilediği zaman avukata danışma hakkının bulunduğu yer almıştır (“hukuki yardım hakkı”). Bu hak da 8. paragrafa tabidir.
142. 8 (1) paragrafında, en az amir düzeyinde bir polis memurunun, 6. ve 7. paragraflarda belirtilen hakların ertelenmesine izin verebileceği yer almıştır. 8 (2) paragrafı uyarınca, bu tür bir izin, sadece izin verecek polis memurunun, söz konusu hakların kullanımının aşağıda belirtilen sonuçları ortaya çıkaracağına inanmak için makul gerekçeleri olması durumunda verilebilir:
“(a) yakalama gerektiren ciddi suçlara ilişkin delillere müdahale edilmesi ya da zarar verilmesi,
(b) herhangi bir kişiye müdahale edilmesi ya da zarar verilmesi,
(c) (yakalama gerektiren) ciddi bir suç işlediğinden şüphelenilen ancak bu suç kapsamında yakalanmamış olan bir kişinin uyarılması,
(d) (yakalama gerektiren) ciddi bir suç neticesinde elde edilen ya da hakkında el koyma kararı verilebilecek olan mülkiyetin geri alınmasının engellenmesi...;
(e) terör eylemlerinin gerçekleştirilmesi, hazırlanması ya da teşvik edilmesi ile ilgili bilgi toplanmasına müdahale edilmesi,
(f) bir kişinin uyarılması ve bu nedenle bir terör eyleminin engellenmesinin zorlaştırılması;
(g) bir kişinin uyarılması ve böylece kişinin bir terör eylemi gerçekleştirmesi, hazırlaması ya da teşvik etmesi ile bağlantılı olarak yakalanması, kovuşturulması ya da mahkûm edilmesinin zorlaştırılması.”
143. 8 (7) paragrafında, izin verilmesi durumunda, tutuklunun mümkün olduğunca çabuk bir şekilde ertelemenin nedenlerine ilişkin bilgilendirilmesi gerektiği ve nedenlerin kayıt altına alınması gerektiği yer almıştır.
2. Kılavuz C’nin ilgili hükümleri
144. Söz konusu olayın yaşandığı dönemde, yukarıda belirtilen hükümlerle ilgili herhangi bir uygulama kılavuzu bulunmamaktaydı. Kılavuz C (bkz. yukarıda 22. paragraf) terör şüphesiyle tutuklanan kişileri de kapsamaktaydı.
145. Kılavuz C’nin 5. maddesinde başkalarıyla görüştürülme hakkı ele alınmıştır. 5.1 ve 5.2 paragraflarında, 2000 tarihli Yasa kapsamında yer alan Ek 8’in 6. paragrafında belirlendiği üzere, belirli bir kişiyle iletişime geçme hakkı düzenlenmiş ve söz konusu hakkın kullanılmasının sadece Kılavuz’un B Eki doğrultusunda ertelenebileceği belirtilmiştir (bkz. aşağıda 39. paragraf).
146. Kılavuz C’nin 6. maddesinde hukuki yardım hakkı ele alınmıştır. 6.1 ve 6.5 paragraflarında 2000 tarihli Yasa kapsamında yer alan Ek 8’in 7. paragrafında belirlenen hukuki yardım hakkı düzenlenmiş ve bu hakkın kullanılmasının sadece Kılavuz’un B Eki doğrultusunda ertelenebileceği belirtilmiştir.
147. 6.6 paragrafında, hukuki yardım talebinde bulunan bir tutuklunun, aşağıda belirtilen durumlar müstesna olmak üzere bu talebi karşılanmadan ifadesinin alınmayacağı belirtilmiştir. Söz konusu durumlar şunlardır:
(a) Ek B uygulandığında; veya
(b) Amir seviyesinde ya da daha üst rütbeli bir polis memurunun aşağıda belirtilen durumlara inanmak için makul gerekçeleri olması:
(i) ortaya çıkan gecikmenin, diğerlerine ilaveten, 2000 tarihli Yasa kapsamında yer alan Ek 8’in 8 (a) ile (d) arasında yer alan hükümlerinde belirtilen sonuçların ortaya çıkması (bkz. yukarıda 30. paragraf); veya
(ii) İletişime geçilen ve hazır bulunmayı kabul eden bir avukatın beklenilmesi durumunda soruşturma sürecinde makul olmayan erteleme ortaya çıkacak olması.
148. 6.6 paragrafında, bu davalarda şüphelinin bir avukata danışma olanağına sahip olmaması durumunda, sessizlikten olumsuz sonuç çıkarılmasına kısıtlama uygulanacağı belirtilmiştir. Ek C’de ise eski usul uyarının kullanılacağı açıklanmıştır.
149. 6.7 paragrafında, riskin engellenmesine yönelik yeterli bilgi elde edilince, tutuklu hukuki yardım alana kadar ifade alma sürecinin sonlandırılması gerektiği yer almıştır.
150. Kılavuz C’ye eklenen Yardımcı Notların C:6A paragrafı şu şekildedir:
“Polis memuru 6.6 (b) paragrafının uygulanıp uygulanmayacağını değerlendirirken, mümkünse avukata polis merkezine yaklaşık olarak ne kadar sürede geleceğini sormalı ve bu süre ile tutukluluk açısından izin verilen süre, o günün saati ve diğer soruşturmaların gereklilikleri arasında bağlantı kurmalıdır. Eğer avukat yoldaysa ya da hemen yola çıkacaksa, avukat gelmeden ifade alma sürecinin başlatılması normal şartlarda uygun olmayacaktır. Avukat gelmeden önce ifade alma sürecinin başlatılması uygun görülürse, 6.6(b) hükmü uygulanmadan önce polisin ne kadar süre bekleyebileceğine ilişkin avukata bilgi verilmelidir; böylece başka bir kişinin hukuki yardım sağlaması açısından hazırlık yapma olanağı oluşur.”
151. Ek B’nin B bölümü, özellikle 2000 tarihli yasa kapsamında tutuklu bulunan kişilerle ilgilidir. Söz konusu bölümde, Kılavuz C’nin 5. ve 6. maddelerinde ele alına hakların kullanılmasının, 2000 tarihli Yasa kapsamında yer alan Ek 8’in 8. paragrafında belirtilen sonuçlara yol açacağına inanılmasını gerektirecek makul sebepler olması durumunda, söz konusu hakların kırk sekiz saate kadar ertelenebileceği öngörülmüştür (bkz. yukarıda 30. paragraf).
C. Delilin kabul edilebilirliği
152. PACE’nin 76. maddesi şu şekildedir:
“(1) Herhangi bir yargılamada, bir sanık tarafından yapılan bir itiraf, söz konusu itirafın yargılamalarda yer alan herhangi bir konuyla ilgili olması ve somut madde gereğince mahkeme tarafından çıkarılmaması durumunda, ilgili sanık aleyhine delil olarak kullanılabilir;
(2) Savcılığın bir sanık tarafından yapılan itirafı delil olarak sunmayı teklif ettiği herhangi bir yargılamada, itirafın;
(a) itirafı yapan kişiye zor kullanılarak; ya da
(b) söz konusu dönemdeki mevcut koşullarda, kişi tarafından yapılan herhangi bir itirafı güvenilmez kılabilecek herhangi bir şeyin söylenmesi ya da yapılması neticesinde ortaya çıktığı durumlarda,
savcılığın, itirafın yukarıda belirtilen şekillerde elde edilmediğini mahkemeye makul şüphenin ötesinde kanıtlaması hariç olmak üzere, mahkeme itirafın (gerçek olsa bile) kişi aleyhine delil olarak sunulmasına izim veremez.”
153. PACE’nin 82(1) maddesi uyarınca “itiraf”, “itirafda bulunan kişi hakkında tamamen ya da kısmen olumsuz, yetkili ya da yetkili olmayan bir kişiye ve yazılı olarak ya da başka bir şekilde yapılan” herhangi bir ifadeyi kapsamaktadır.
154. PACE’nin 78 (1) maddesi şu şekildedir:
“Mahkeme herhangi bir yargılamada, delilin elde edildiği koşullar da dahil olmak üzere bütün koşulları dikkate alarak, delilin kabul edilmesinin yargılamaların hakkaniyeti üzerine olumsuz bir etki doğuracağını ve bu nedenle kabul etmemesi gerektiğini değerlendirmesi durumunda, savcılığın istinat edilmesine yönelik teklif sunduğu delilin kabul edilmesini reddedebilir."
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
I. BAŞVURULARIN BİRLEŞTİRİLMESİ
155. İlk üç başvuran tarafından yapılan başvurular, Mahkeme tarafından 22 Mayıs 2012 tarihli davada verilen kısmi karar neticesinde birleştirilmiştir (bkz. yukarıda 7. paragraf).
156. Mahkeme, Mahkeme İçtüzüğü’nün 42 § 1 maddesi uyarınca, benzer olgusal ve hukuki geçmişini dikkate alarak, dördüncü başvuranın davasının ilk üç başvuranın davasıyla birleştirilmesi gerektiğine karar vermiştir.
II. SÖZLEŞME’NİN 6 §§ 1 VE 3 (c) MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
157. Dört başvuranda, polis tarafından ifadeleri alınırken avukatlara erişimleri olmaması ve polis tarafından alınan ifadelerin yargılamada kabul edilmesi hususlarının Sözleşme’nin 6 §§ 1 ve 3 (c) maddesi kapsamındaki haklarını ihlal ettiğini belirterek şikâyette bulunmuşlardır. Söz konusu madde şu şekildedir:
“1. Herkes davasının, medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından, kamuya açık olarak ve makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahiptir. ...
3. Bir suç ile itham edilen herkes aşağıdaki asgari haklara sahiptir:
...
(c) Kendisini bizzat savunmak veya seçeceği bir müdafinin yardımından yararlanmak; eğer avukat tutmak için gerekli maddî olanaklardan yoksun ise ve adaletin yerine gelmesi için gerekli görüldüğünde, resen atanacak bir avukatın yardımından ücretsiz olarak yararlanabilmek.”
158. Hükümet bu görüşe itiraz etmiştir.
A. Dört başvurunun kabul edilebilirliği hakkında
159. Mahkeme, ilk üç başvuran tarafından bu kapsamda yapılan şikâyetlerin Sözleşme’nin 35 § 3 (a) maddesi anlamı dâhilinde açıkça dayanaktan yoksun olmadığını ve diğer gerekçelerle kabul edilemez olmadığını kaydetmiştir. Bu nedenle kabul edilebilir olarak beyan edilmelidir.
160. Varılan bu sonuçlar dördüncü başvuran tarafından yapılan başvuru açısından da geçerlidir. Belirtilen başvuru da bu nedenle kabul edilebilir olarak beyan edilmelidir.
B. Esas hakkında
1. İlk üç başvuranla ilgili olarak tarafların görüşleri (İbrahim, Mohammed ve Omar)
(a) Hükümetin beyanları
161. Hükümet, ilk üç başvuranın 6. maddeye uygun olarak adil yargılandıklarını ileri sürmüştür. İlk olarak, başvuranların davasında, -Salduz / Türkiye [BD], no. 36391/02, AİHM 2008 davasında yer alan terimin anlamı dahilinde- avukata erişim haklarına yönelik kısıtlamaları gerekçelendiren zorunlu nedenler bulunmaktadır. İkinci olarak, başvuranların 6. madde kapsamında yer alan hakları bu kısıtlamalar neticesinde telafi edilemez bir şekilde zarar görmemiştir.
162. Hükümet, zorunlu nedenler bulunduğu yönündeki beyanını genişleterek, aşağıda belirtilen hususlara dikkat çekmiştir:
- 21 Temmuz tarihinde yaşanan olaylar, 50’den fazla insanın ölümüne neden olan 7 Temmuz tarihli bombalı saldırılardan iki hafta sonra meydana gelmiştir. 21 Temmuz tarihli saldırılarda başka bir toplu katliam yaşanmaması şans eseri bombaların arızalı olmasının sonucudur. Soruşturmayı yürüten yetkililer, sorumluların tutuklanması ve halkın olası saldırılardan korunmasına dönük kuvvetli bir emin altındaydılar. Tüm sorumluların kimlikleri, nerede bulundukları, başka herhangi bir aygıtın olup olmadığı ve yeni bir saldırının planlanıp planlanmadığı hususlarının tespit edilmesi noktasında yetkililer açısından acil bir ihtiyaç bulunmaktaydı.
- Başvuranlar, yakalandıkları zamana kadar, 21 Temmuz tarihinde yaşanan olaylarla bağlantılıydılar. Bu nedenle, kritik bilgilere sahip olmaları beklenebilirdi.
- Avukat erişimi haklarına getirilen sınırlama üst düzey polis memurları tarafından yetkilendirilmiştir. Memurların kararları üç başvurana da iletilmiştir. Memurların her birinin, avukata erişim sağlamanın halka yönelik yakın bir risk içereceğine ve diğer terör şüphelilerini uyaracağına inanmak için makul gerekçeleri bulunmaktaydı.
- Güvenlik amacıyla gerçekleştirilen ifade alma işlemi kapsam ve süre açısından sınırlandırılmıştır.
- Daha sonra polise verdikleri tam ifade öncesinde, başvuranların avukatlara erişimleri sağlanmıştır. Bu durum, avukata erişimin daha uzun sürelerle ertelendiği ve başvuranların ifade alma süreçlerinin aşırı uzun olduğu ve doğrudan suçluluklarının tespit edilmesine yöneltildiği John Murray / Birleşik Krallık, 8 Şubat 1996, Karar ve Hüküm Derlemeleri 1996‑I, ve Magee / Birleşik Krallık, no. 28135/95, AİHM 2000‑VI davalarındaki durumla benzerlik göstermemektedir.
163. Hükümet ayrıca, sınırlamaların kapsamının, 2000 tarihli Yasa kapsamında yer alan Ek 2 hükümleri tarafından açık bir şekilde belirlendiğini kaydetmiştir. Belirtilen Yasa’da yer alan sınırlamalar sistematik olmayıp, sadece her bir davanın kendine özgü koşullarının değerlendirilmesine dayalı olarak uygulanabilmektedir. Tüm kararlar makul gerekçelere dayandırılmalıdır. Başvuranların davalarında, sınırlamalar, yaşamın ve mülkiyetin korunması ve suçun önlenmesi meşru amaçlarını taşımıştır. Sözleşme sistemi, bireysel haklar ile terörizmle başa çıkılmasındaki zorunluluklar arasında uygun bir denge kurulmasına yönelik terör bağlamındaki özel gereksinimi kabul etmiştir. Avukat erişimi olmadan ifade alınmasının amacı bir şüpheli aleyhine delil elde etmek değil, yaşamı ve mülkiyeti koruyacak ve terör eylemini engelleyecek bilgilerin derhal elde edilmesiydi. Sınırlama gerekçesi sona erdiğinde, sınırlamaya devam edilmesi mümkün değildir. Daha sonra gerçekleştirilen ceza yargılamalarında, sessizlikten hiçbir sonuç çıkarılamaz.
164. Hükümet, başvuranların haklarının gereksiz bir şekilde zarara maruz bırakılmadığını belirtmiştir. Başvuranların, sessizlikten çıkarılan olumsuz sonuçlardan ya da kendi aleyhlerine tanıklıklarının kabul edilmesinden ziyade polis tarafından ifadeleri alınırken söylenen yalanların kabul edilmesi hususunda şikâyette bulunmaları oldukça önemlidir. Saunders / Birleşik Krallık, 17 Aralık 1996, § 71, Derlemeler 1996-VI davasında, kendi aleyhine tanıklık etmeme hakkının doğrudan suçlayıcı ifadelerle sınırlandırılamayacağı bununla birlikte suçsuz çıkartan görüşleri de kapsadığı yönündeki Mahkeme beyanı, baskı altında elde edilen ifadeler bağlamında belirtilmiştir. Somut davada bu durum söz konusu değildir. Bununla birlikte başvuranların ifadeleri yalnızca suçsuzluğu ortaya çıkaracak nitelikte değil aynı zamanda asılsızdır. Hükümet beyanına göre, kendi aleyhinde tanıklık etmeme hakkı, kendi aleyhlerine tanıklık eden ya da sessiz kalan kişileri korumaktadır. Söz konusu hak, yetkilileri bilerek ve isteyerek kandırmaya çalışanları korumamaktadır (bkz. mutatis mutandis, Allen / Birleşik Krallık (k.k.), no. 76574/01, AİHM 2002‑VIII).
165. Hükümet ayrıca, başvuranların asılsız ifadelerinin, başvuranların aleyhindeki savcılık iddialarının sadece bir parçası olduğunu ve asıl delil olmadığını iddia etmiştir. Radikal görüşleri ve intihar bombalarına olan destekleri, bombaların yapımı ve konuşlandırılması, intihar notu ve başarısız olan saldırılar sonrasında saklanmaları hususlarına ilişkin deliller bulunmaktadır. –Tamamen aldatma üzerine kurulu olan- savunmaları, Temyiz Mahkemesi tarafından “anlamsız” olarak tanımlanmıştır (bkz. yukarıda 89. paragraf). Mevcut dava, Salduz kararında olduğu gibi, polis sorgulaması esnasında avukata erişim olmadan kendi aleyhine verilen ifadelerin mahkûmiyet için kullanıldığı bir dava değildir.
166. Önemli olan diğer bir husus ise, başvuranların haklarının, ulusal ceza yargılamalarının çekişmeli niteliği tarafından gerektiği şekilde korunmuş olmasıdır. Yargılamada başvuranlara ifadelerinin kabul edilmesine uygun bir şekilde itiraz etme olanağı verilmiştir. Başvuranların mevcut şikâyetleri aslında, davaya bakan hâkimin ifadelerin kabul edilmesine izin veren kararının (Temyiz Mahkemesi tarafından da onanmıştır) incelenmesine yönelik olarak Mahkeme’ye yapılan bir davettir.
167. Son olarak, başvuranlara hatalı uyarı yapılması herhangi bir adaletsizliğe yol açmamıştır. Başvuranlar, herhangi bir şey söylememeleri ve söyleyecekleri şeylerin delil olarak kullanılabileceği yönünde uyarılmışlardır. Kullanılan uyarı, başvuranların kendi aleyhlerinde ifade vermelerine sebep olmamıştır: başvuranlar temize çıkarmaya yönelik yalanlar söylemişlerdir. Davaya bakan hâkimin yargılamada belirttiği üzere, uyarı yapılırken ortaya çıkan hatalar açık ve anlaşılması mümkün hatalardır. Hâkim yeni usul uyarıların, başvuranlara savunmalarında yer alan herhangi bir unsuru sağlamaları yönünde baskı yapmadığı sonucuna varmıştır. Belirtilen gerekçelendirme Temyiz Mahkemesi tarafından uygun bulunmuştur.
(b) Başvuranların beyanları
168. İlk üç başvuran, güvenlik amaçlı ifade alma işleminin avukatları gelmeden önce gerçekleştirilmesinin gerekçelendirilebileceğini belirtmişlerdir. Ancak, belirtilen ifade alma işleminde ilerleme kaydedilmeden önce, polisin en azından avukatların hazır bulunmalarını sağlamaya yönelik çaba göstermesi gerekirdi. Ancak böyle bir çaba göstermemişlerdir. Bu nedenle, kanuni temsil olmaması açısından hiçbir zorunlu sebep bulunmamaktadır. Başvuranlar bu bağlamda davaya bakan hâkimin, polis sorgusunun yoğun temposu, polis merkezindeki olanaklar ya da yanlış uyarıların yapılmasında kötü niyet bulunmadığına ilişkin tespitlerine müdahale etme amacında olmadıklarının altını çizmişlerdir. Ancak başvuranlar, hukuki yardım istediklerinde polisin avukatlarla iletişime geçmesi gerektiğini belirtmişlerdir. Polis bu şekilde davranmış olsaydı, güvenlik amaçlı ifade alma işlemine başlamak için hazır olana kadar başvuranların avukatlar tarafından temsil edilmesi sağlanmış olurdu. Dolayısıyla başvuranlar, başkalarıyla görüştürülmelerine izin verilmemesi yönündeki kararın, aşırı baskı altında hareket polis memurları için bir gereklilik değil kolaylık olduğunu ileri sürmüşlerdir.
169. Bununla birlikte, kanuni temsilden yoksun bırakma zorunlu sebeplerle gerekçelendirilsin ya da gerekçelendirilmesin, başvuranlar, verdikleri cevapların yargılamalarında daha sonra kabul edilmesinin 6. maddeye aykırı olduğunu iddia etmişlerdir. Hukuki yardım hakkı sadece cebir ve kötü muameleye karşı koruma değildir: hukuki yardım hakkı ile kendi aleyhinde tanıklık etmeme hakkı arasında, Mahkeme içtihadında Salduz davasının hem öncesinde hem de sonrasında var olan bir bağlantı bulunmaktadır.
170. Hükümet tarafından yalan söylemek ile suçlayıcı itirafta bulunmak ya da sessiz kalmak arasında yapılan ayrımda herhangi bir bağlantı bulunmamaktadır (bkz. yukarıda, Hükümetin beyanları 52. paragraf). Bu tür bir ayrımın iç hukukta ya da Mahkeme içtihadında hiçbir dayanağı bulunmamaktadır. Kişinin kendi aleyhine tanıklık etmesinin sadece itiraflarla sınırlandırılamayacağı Saunders Saunders, yukarıda anılan, § 71 davasında açıkça ortaya konulmuştur. Kanıtlanmış bir yalan kendi aleyhinde tanıklık olduğundan, yalanlar genellikle suç delili olarak kullanılmıştır. Ayrıca, başvuranlar sessiz kalma haklarını kullanmamayı seçtiklerinde bir avukata erişememişlerdi. Mahkeme, başvuranların hukuki danışma olanağına sahip olmaları durumunda, farklı hareket edip etmeyecekleri hususunu bilemez. Son olarak, Hükümet tarafından yapılan ayrımın belirsiz ve öngörülemez sonuçları olurdu: yakalanan bir kişi, ifade alma işleminde sessiz kalabilir, yalan söyleyebilir suçu kabul edebilir ya da daha sonra yalan veya itiraf olduğu iddia edilebilecek cevaplar verebilir. İfade alma işlemi ile ilgili tek bir kural olmadıkça, polis, mahkemeler ve temyiz mahkemeleri ifade alma işleminin Sözleşme açısından uygun olup olmadığını bilemez.
171. Başvuranlar, ifadelerinin kabul edilmesi nedeniyle savunmalarının haksız ve telafi edilemez bir şekilde zayıflatıldığını iddia etmişlerdir. Temyiz Mahkemesi, ifadelere orantısız önem atfedilmesine karşı uyarmış olsa da, davaya bakan hâkim söz konusu ifadeleri “potansiyel olarak oldukça bağlantılı” olarak nitelendirirken Temyiz Mahkemesi ise “önemli delil” olarak nitelendirmiştir (yukarıda 62. ve 92. paragraflar). Temyiz Mahkemesi, mahkûmiyetlerin güvenliği hususunu başvuranların adil yargılanma haklarının üzerinde tutmuştur. Hükümet ulusal hukuk sisteminde kuvvetler ayrılığına istinat etseydi, bu görüş Magee (bkz. yukarıda anılan, § 37) davasında on yıldan daha uzun bir süre önce değerlendirilip reddedilirdi.
172. Son olarak, yanlış uyarı kullanılması belirleyici unsur olmamakla birlikte ihlalin ciddiyetini arttırmıştır. İlk olarak, başvuranların verdikleri cevaplar, başvuranları açıklama yapmaya ya da olumsuz sonuçlarla yüzleşmeye mecbur bırakan bir uyarının sonucunda ortaya çıkmıştır. İkinci olarak, avukatlar hazır bulunsaydı, hata fark edilip düzeltilebilirdi. Üçüncü olarak, Mahkeme, davaya bakan hâkimin herhangi bir fark olmayacağı yönündeki kanısı ile ilgili olarak temkinli olmalıdır. Zira, Mahkeme John Murray (bkz. yukarıda anılan, § 68) davasında, tutuklu bir kişiye hukuki yardım sağlanması durumunda nasıl davranacağının tespit edilmeye çalışılmasının oldukça spekülatif olduğunu değerlendirmiştir.
173. Omar, farklı beyanında, Temyiz Mahkemesinin mevcut Uygulama Kılavuzunun ihlal edilmediği yönünde bir karar vermediğini ancak temyiz başvurularını, herhangi bir ihlalin ifadeleri kabul edilemez kılamayacağı gerekçesiyle reddettiğini eklemiştir (bkz. yukarıda 95. paragraf). Omar, dava koşulları, C Kılavuzunda yer alan avukata erişimin ertelenmesine yönelik istisnai ve sınırlandırılmış koşullar kapsamına girmediğinde, avukata erişim sağlanmamasının gerekçelendirilemeyeceğini ileri sürmüştür. Avukata erişim kasıtlı olarak sağlanmadığından dolayı, 6. madde kapsamında yer alan haklarından hukuka aykırı olarak yoksun bırakılması daha da kötü bir hale getirilmiştir. Omar aslında güvenlik amaçlı ifade alma işleminin gerçekleştirilmesine itiraz etmemiştir, ancak bu durum, bir bireyin kasten ve hukuka aykırı olarak avukata erişimden yoksun bırakıldığında güvenlik amaçlı ifade alma işleminin gerçekleştirilmesi durumundan farklıdır.
2. Tarafların dördüncü başvuranla (Abdurahman) ilgili görüşleri
(a) Hükümetin beyanları
174. Hükümet, bir şüphelinin uyarılması ve ücretsiz avukat hakkı bulunduğuna dair bilgilendirilmesine yönelik uygulama kılavuzu yükümlülüğüne riayet edilmemesi hususunun aslında 6. maddeyi ihlal etmediğini, zira belirtilen maddenin, bu tür usuli güvenceler sağlanmadan verilen ifadelerin delil olarak sunulamayacağı yönünde bir gereklilik getirmediğini belirtmiştir.
175. Hükümet, ilke olarak herhangi bir uyarı yapılmadan ya da hukuki yardım olmadan verilen ifadelerin dikkatle ele alınması gerektiğini ve güvencelerin sağlanmaması açısından bir gerekçe olması gerektiğini kabul etmiştir. Ancak, yargılamaların bütünlüğünün dikkate alınması gerekmiştir. Özellikle Aleksandr Zaichenko / Rusya, no. 39660/02, 18 Şubat 2010 kararı olmak üzere, Mahkeme içtihadı uygun bir şekilde yorumlandığında, yargılamada gerekli olan hususlar sanığın ifadenin kullanılmasına itiraz etme fırsatına sahip olması, ifadenin güvenilirliğinin değerlendirilmesi, ifadenin kabul edilmesinin hakkaniyetli olup olmadığının değerlendirilmesi ve mahkemenin kararlarını gerekçelendirmesidir.
176. Dördüncü başvuranın davasında, polisin fiilleri açısından zorunlu sebepler bulunmaktaydı. Bununla birlikte, yargılamada dördüncü başvuranın haklarına riayet edilmiştir. Polis tarafından gerçekleştirilen fiillerin gerekçesi ise, dördünce başvuranın ifadesi alındığında halen serbest olan üç muhtemel intihar bombacısı (İbrahim, Mohammed ve Osman) hakkında bilgi edinme gereksinimidir. Halkın korunma ihtiyacı, uygulama kılavuzuna riayet edilmesi ihtiyacından daha ağır basmıştır. Dördüncü başvuran ifadesini onaylamadan önce kendisine şüpheli sıfatıyla muamelede bulunulması, olası bir terör saldırısının önlenmesi açısından kritik öneme sahip bilgilerin toplanmasını engelleyebilirdi. Polisin fiilleri sistemsel bir uygulamayı yansıtmamakta olup, sadece dördüncü başvuranın davasına özgü bir gerekliliğin sonucudur.
177. Hükümet ayrıca hiçbir baskı olmadığını vurgulamıştır. Dördüncü başvuran polis merkezine kendi isteğiyle gitmiştir. Dördüncü başvuran yakalanmamış ve hareket özgürlüğü (Aleksandr Zaichenko ve Salduz davasındaki başvuranların aksine) engellenmemiştir.
178. Ayrıca konuyla bağlantılı olarak, uyarı öncesinde verilen ifade yalnız bir şekilde verilmemiştir. Dördüncü başvuran, uyarıldıktan ve kendisine avukat yardımı sağlandıktan sonra, sessiz kalmamaya karar vererek, tanık ifadesinin doğru olduğunu teyit etmiştir (başvuranların ifadelerini geri çekmeye çalıştıkları Aleksandr Zaichenko ve Salduz davalarının aksine). Nitekim dördüncü başvuran, polise değerli yardım sağladığını göstermek için ifadesine istinat etmiştir. Başvuranın tutumu hem daha sonraki polis ifadesinde (başvuran bu noktada uyarılmıştı ve bir avukat hazır bulunmaktaydı) hem de mahkemede bu şekilde olmuştur. Belirtilen husus, yargılamanın adil olup olmadığının tespit edilmesinde belirleyici olmasa da (hukuki yardım olmadan verilen yazılı ifadelerin doğruluğunu daha sonra teyit eden okuma yazma bilmeyen bir sanığın bulunduğu bir olayla ilgili olarak ihlal kararı verilen Amutgan / Türkiye, no. 5138/04, 3 Şubat 2009 davasının aksine), somut olayda polis tarafından gerçekleştirilen herhangi bir tutuklama ya da cebir içeren muamele ile avukat yardımının sistemsel olarak sağlanmaması söz konusu değildir; avukat yardımı sağlanmamasının gerekçesi vardır; ve dördüncü başvuran hem ifadesinin doğru olduğunu teyit etmiş hem de savunmasını oluştururken ifadesine istinat etmiştir.
179. Ayrıca Hükümet, dördüncü başvurana mahkemede tanık ifadesinin kabul edilmesi konusunda itirazda bulunma olanağı verildiğini ve yine Salduz ve Aleksandr Zaichenko davasının aksine, davaya bakan hâkimin kabul edilebilirlik hususunu uygun bir şekilde ele aldığını belirtmiştir. Hâkim ifadenin güvenilir olduğuna karar vermiş ve söz konusu ifadenin uyarı yapılarak ve hukuki yardım sonrasında verildiğinin altını çizmiştir. Hâkim, ifadenin güvenilirliğiyle ilgili değerlendirmesinde, dördüncü başvuranın hukuki yardım aldıktan sonra ve avukatı hazır bulunurken ifadesini kabul etmesini önemli olarak değerlendirmiştir. Bu gerekçeler, Temyiz Mahkemesi tarafından uygun bulunmuştur.
180. Son olarak, ifade savcılık iddialarının sadece bir kısmını oluşturmaktadır ve mahkumiyetin söz konusu ifadeye dayandırıldığı söylenemez. Osman’ın dördüncü başvuranın dairesinde kaldığını ve dördüncü başvuranın, Osman’ın Birleşik Krallıktan kaçmasına yardımcı olmak için Osman’ın bir takım işlerini yaptığını gösteren çok sayıda delil bulunmaktadır (bkz. yukarıda 9. paragraf).
(b) Dördüncü başvuranın beyanları
181. Dördüncü başvuran, ulusal güvenliğe dayanarak bir kişiyi kasıtlı olarak haklarından yoksun bırakmanın ve kişiyi mahkûm etmek amacıyla söz konusu yoksun bırakma neticesinde elde edilen delillerin kullanılmasının hukuka uygun olmadığını belirtmiştir.
182. Dördüncü başvuran davasına ilişkin olaylarda, tanık ifadesini verdiğinde yasal olarak yakalanmamış ya da tutuklanmamış olmasına rağmen, aslında yaklaşık olarak on bir saat boyunca polis gözetiminde olduğunu belirtmiştir. Dördüncü başvuran uyarılmamıştır ve hukuki yardıma erişimi olmayan başvuran en az sekiz saat boyunca uygun bir şekilde dinlenememiştir. Bununla birlikte ifadesi kayıt altına alınmamıştır. Polis merkezinde bir odada ya da Osman’ın adresine giderken sürekli olarak polis memurlarıyla birlikte olmuştur. Polis memurları, tanık ifadesini imzalar imzalamaz gidebileceğini belirtmişlerdir. Buradan çıkarılacak anlam ise tanık ifadesini imzalamadığı sürece gidemeyecek olmasıdır. Aynı zamanda, dördüncü başvuranın ifadesinde yer alan suçlayıcı cevapların hileyle alındığı anlamına gelmektedir.
183. Dördüncü başvuran, kendisine hukuki yardım sağlanmaması ya da kendi aleyhinde tanıklık etmeme hakkından yoksun bırakılması açısından hiçbir zorunlu sebep bulunmadığını iddia etmiştir.
184. İlk olarak, kendisine şüpheli sıfatıyla değil tanık sıfatıyla muamelede bulunulması, polisin üç şüpheli bombacının nerede olduklarına ilişkin bilgi elde etmesi bakımından tek yol değildi. Omar’ı zaten Birmingham’da yakalamışlardı (bkz. yukarıda 14. paragraf). Dördüncü başvuranı yakalamış olsalardı, cep telefonu da dahil olmak üzere eşyalarına el koyma yetkileri olurdu. Belirtilen cep telefonu değerli bir bilgi kaynağı olurdu. Osman’ın Roma’da dördüncü başvurana ait cep telefonunu araması sonucunda yerinin Roma’da tespit edilmesi önemlidir. Ayrıca, dördüncü başvuranı yakalasalardı, polisin –daha sonra gerçekleştirdiği üzere- dördüncü başvurana ait evde arama yapma ve adli inceleme gerçekleştirme yetkisi olurdu.
185. İkinci olarak, polis bilgi elde etmek amacıyla dördüncü başvuranın haklarını ihlal etmeye yönelik taktiksel bir karar vermiş olsaydı, dördüncü başvurana muhbir olarak davranması gerekirdi. Verdikleri bilgi karşılığında bu tür kişiler hakkında kovuşturma yürütmemesi polis için genel bir uygulamadır.
186. Üçüncü olarak, intihar bombacılarının asıl planının işe yaramaması durumunda yedek bir planlarının olması çok uzak bir ihtimaldir. Yedek bir plan olması ihtimalinden kaynaklandığı iddia edilen kamuya yönelik tehdit, dördüncü başvuranın haklarının ihlal edilmesi açısından bir mazeret değildir. Bu husus zaten savcılığın bu tür bir yedek plan olmadığı yönündeki iddialarıyla (hem dördüncü başvuranın yargılamalarında hem de bombalı saldırganların kendi yargılamalarında) tutarsızdır.
187. Dördüncü olarak, eğer polisin esas önceliği üç şüpheli bombalı saldırgana ilişkin bilgi edinmek olsaydı, dördüncü başvuranın ifade alma işleminde sadece bu konuya odaklanılması gerekirdi. Ancak, ifade alma işleminde bu konunun oldukça ilerisine gidilmiş ve dördüncü başvuranın ruh hali, motivasyonu ve Osman’a yapmış olabileceği herhangi bir yardımın ayrıntıları araştırılmıştır.
188. Dördüncü başvuran ayrıca, kendi aleyhinde tanıklık etmeme hakkının başlangıçta ihlal edilmesi sebebiyle 6. madde kapsamındaki haklarının telafi edilemez bir şekilde zarar gördüğünü belirtmiştir. Uyarı sonrasında alınan ifadesi, uyarı öncesinde alınan ifadesi nedeniyle lekelenmiştir. Dördüncü başvuran yakalanır yakalanmaz hemen tanık ifadesinin bir kısmını geri çekmiştir. Ne olursa olsun, savcılık ifadeyi yargılamada kullanma yoluna gittiğinde, dördüncü başvuranın polis ifadesine istinat edip etmemesi hiçbir fark yaratmamıştır: zarar zaten ortaya çıkmıştır. Yargılamada, dördüncü başvuran ifadenin kabul edilmesine itiraz etmiş ancak itirazı kabul edilmemiştir. Söz konusu başvuru reddedildiğinde, yanlış olduğu gerekçesiyle ifadenin bazı kısımlarının çıkarılmasına yönelik başka bir başvuru daha yapılmıştır. Bu başvuru da reddedilmiştir. Bu noktada, dördüncü başvurana emri vaki yapılmıştır (fait accompli); söz konusu ifade savunma makamının değil iddia makamının bir delili olsa da, başvuranın tek seçeneği, ifadenin davası açısından olumlu sayılabilecek belirli yönlerini vurgulamak olmuştur.
189. Dördüncü başvuran, kendisi hakkında birçok delil bulunduğu yönündeki Hükümet beyanına da itiraz etmiştir. Başvuran, savcılık iddialarının esasen ifadesine dayalı olduğunu ve söz konusu ifade olmadan mahkûmiyeti destekleyecek yeterli delilin olmadığını değerlendirmiştir. Yargılamaların bütünlüğü uygun bir şekilde dikkate alındığında, söz konusu ifadenin yargılamalarda kullanılması bakımından yeterli gerekçe bulunmamaktadır ve bu nedenle yargılama adil değildir.
190. Son olarak, Hükümet tarafından kendi davası ve Amutgan, yukarıda belirtilen, davası arasında belirtilen farklar hatalıdır. İlk olarak, dördüncü başvuran aslında alıkonmuş ve sekiz saat uykudan yoksun bırakılmıştır. İkinci olarak, haklarının kasten ihlal edilmesi bakımından yetersiz gerekçe bulunmaktadır. Söz konusu ihlal açısından sistemsel bir dayanak bulunup bulunmadığı, adil yargılanma hakkının ihlal edilip edilmediği hususunda belirleyici olamaz. Aleksandr Zaichenko ya da Salduz davalarında, ihlal bulunduğu yönündeki kararların temel sebebinin, ulusal mahkemelerin kabul edilebilirliğe ilişkin soruları uygun bir şekilde ele almaması ya da söz konusu ifadelere istinat edilmesi bakımından gerekçe göstermemesi olduğunu söylemek için hiçbir dayanak bulunmamaktadır.
3. Mahkemenin değerlendirmesi
(a) Genel ilkeler
191. Mahkeme’nin 6§1 madde kapsamında gözettiği esas husus, cezai yargılamaların tüm hakkaniyetini değerlendirmektir (bkz.,Imbrioscia / İsviçre, 24 Kasım 1993, § 38, Seri A no. 275;Taxquet / Ukrayna [BD], no. 926/05, § 84, 16 Kasım 2010; veBandaletov / Ukrayna, no. 23180/06, § 54, 31 Ekim 2013). Sözleşme’nin 6. maddesinin 3. fıkrasında öngörülen güvenceler, 6§1. maddede yer alan adil yargılanma hakkının bu değerlendirmede dikkate alınması gereken belirli unsurlarıdır (bkz.,yukarıda anılan, Imbrioscia / İsviçre, § 37; Gäfgen / Almanya [BD], no. 229778/05, 169, AIHM 2010; Sakhnovskiy / Rusya [BD], no. 21272/03, § 94, 2 Kasım 2010; veyukarıda anılan, Bandaletov, § 54). Asıl amacı, bir bütün olarak cezai yargılamaların hakkaniyetinin sağlanmasına katkıda bulunmaktadır (bkz.Mayzit / Rusya, no.63378/00, § 77, 20 Ocak 2005; ve Seleznev / Rusya,no. 15591/03, § 67, 26 Haziran 2008). Ancak bununla sınırlı değildir: adil yargılamanın koşullarına uygunluk, her davada yargılama işlemlerinin bir bütün olarak gelişimini dikkate alarak; olayın tek bir yönüne ilişkin ayrı bir değerlendirme temelinde olmaksızın incelenmelidir (bkz.Pishchalnikov / Russia, no. 7025/04, § 64, 24 Eylül 2009. Ayrıca bkz.,yukarıda anılan,Mayzit, § 77; veyukarıda anılan, Seleznev, § 67).
192. Avukat yardımından yararlanma hakkı, özellikle, sanığın yetkililer tarafından sergilenen baskıcı tutumlara karşı korunmasına katkı sağlar. Bu, kötü muamele karşısında temel bir teminattır.(yukarıda anılan, Salduz, §§ 53-54). Avukat yardımına erişimi engellenmiş olan bir sanığın özellikle baskı veya kötü muamele gibi uygun olmayan bir tutumla karşı karşıya kaldığı durumlarda, yerel mahkemelerin ve AİHM’nin söz konusu durumu en dikkatli şekilde incelemesi gereklidir.
193. Mahkeme, yukarıda anılan John Murraykararının 63. paragrafında; avukata erişim hakkının, polis ifadesinin ilk safhalarında kasten engellendiği durumlarda, sorunun, getirilen kısıtlamanın yargılama işlerinin tamamı ışında sanığı adil yargılanma hakkından mahrum edip etmediği olduğunu ifade etmiştir (ayrıca bkz.,yukarıda anılan, Pishchalnikov, § 67). Ulusal kanunlar, sonraki yargılama işlemlerinde savunmanın akıbeti için belirleyici olan polis ifade sürecinin ilk safhalarında sanığın sergilemiş olduğu tutumuna önem atfedebildiği için, 6. madde normalde söz konusu ilk safhalardan itibaren sanığa avukat yardımının sağlanmasını gerektirir (ayrıca bkz.,yukarıda anılan, Salduz, §52). Ancak, Mahkeme, avukat yardımı hakkının haklı gerekçeyle sınırlamalara tabi tutulabileceğini her zaman kabul etmiştir (bkz.,yukarıda anılan, John Murray, § 63; yukarıda anılan, Magee, § 41; Brennan / Birleşik Krallık, no. 39846/98, § 45, AİHM 2001‑X; ve yukarıda anılan, Pishchalnikov, § 67). Büyük Daire, yukarıda anılan Salduzkararının 55. paragrafında, uygulanmakta olan ilkeye şu şekilde yer vermiştir:
“... 6. maddenin 1. paragrafı uyarınca, kural olarak, her davanın kendine has koşulları ışığında bu hakkın kısıtlanması için zorunlu sebepler olmadıkça, şüpheliye, polis tarafından ilk kez ifadesinin alınmasından itibaren avukata erişim hakkı sağlanması gerekir. Avukat erişiminin sağlanmamasına istisnai olarak zorunlu sebeplerin gerekçe gösterilmesi durumunda bile, böylesi bir kısıtlama, gerekçesi ne olursa olsun, sanığın 6. madde tarafından güvence altına alınan haklarına halel getirmemelidir... Avukat erişimi sağlanmayan sanığa, polisin ifade aldığı esnada suçlayıcı ifadeler kullanılması durumunda, prensip olarak, sanığın haklarına telafi edilemeyecek şekilde zarar gelir.”
194. Salduzkararından, avukat yardımı olmaksızın polis tarafından alınan ifadelerin 6. maddeye uygunluğunun değerlendirilmesinde Mahkeme, iki ayrı ancak birbiriyle ilgili hususu dikkate alır. Bunlardan ilki, avukat yardımından yararlandırılmaması için “zorlayıcı sebeplerin” bulunup bulunmadığıdır. Avukat yardımından yararlanmaya getirilen geçici bir kısıtlama, başlı başına, bu kriteringözetildiği 6 §§ 1veya 3 (c) maddesini ihlal etmeyecektir.
195. Ancak, başvuranlar gözaltındayken avukat yardımına getirilen sınırlamalardan nadiren şikâyet etmektedirler. Polis tarafından ifadesi alınan ve bir suçlamaya maruz kalmadan serbest bırakılan bir tanık veya şüpheli, yetersiz usuli güvenceler hakkında nadiren şikâyetlerde bulunmuştur. İddia edilen haksızlık, genelde, polisin avukat yokluğunda ifade aldığı esnada kişilerin bulunduğu beyanların daha sonra cezai yargılamalarda delil olarak kabul edilmesiyle ortaya çıkmaktadır. Bu nedenle, Salduzilkesinin ikinci unsuru; avukat yardımına uygulanan kısıtlamanın zorlayıcı sebeplerden ötürü gerekçelendirildiği ve bu nedenle kendi içinde 6. maddeye uygun olduğu durumlarda bile, hakkaniyet adına, polisin avukat yokluğunda yürüttüğü ifade alma işlemi esnasında bulunulan bir beyanın sonraki cezai yargılama işlemlerininkapsamı dışında bırakılması gerekli olabilir. Mahkeme değerlendirmesinin bu aşamasında soru, yargılamaların hakkaniyeti bir bütün olarak dikkate alındığında, avukat yardımı olmaksızın bulunulan bir beyanın kabulü, başvuran için haksız bir duruma yol açıp açmadığıdır.
196. Bu bağlamda, Mahkemenin cezai yargılamalarda delillerin kabul edilebilirliği konularında uyguladığı genel ilkeler uygulanabilirdir. Mahkeme bir çok kez, delilin kabul edilebilirliğinin yerel hukuk ve yerel mahkemelerce yapılacak düzenlemeye yönelik bir konu olduğunu ve kendisinin gözettiği tek hususun, yargılamaların adil şekilde yapılıp yapılmadığının incelenmesi olduğunu dile getirmiştir (bkz.,Panovits / Kıbrıs, no. 4268/04, § 81, 11 Aralık 2008;yukarıda anılan, Gäfgen, §162, ve burada yer alan atıflar). Bu değerlendirmeyi yaparken Mahkeme, savunmaya ilişkin haklara saygı gösterilip gösterilmediğini dikkate alarak yargılamayı bir bütün olarak ele alır (bkz., örneğin, Bykov / Rusya [BD], no. 4378/02, § 90, 10 Mart 2009; yukarıda anılan, Gäfgen, § 164; Lutsenko / Ukrayna, no. 30663/04, § 42, 18 Aralık 2008; ve yukarıda anılan, AleksandrZaichenko, §57). Usuli güvencelerin yokluğunda elde edilen yargılama öncesi ifadelerin dikkatle incelenmesi gerekir (bkz.,yukarıda anılan,Lutsenko, § 51; ve yukarıda anılan, Zaichenko, § 56). Avukat yardımı olmaksızın alınan bir ifadenin kabulünün 6. maddeye uygun olup olmadığına karar verirken, Mahkeme, nezdindeki davayla ilgili olduğu ölçüde şunları inceleyecektir:
(a) uygulanabilir genel yasal çerçeve ve içerdiği güvenceler (bkz., genel anlamda, yukarıda anılan,John Murray, § 66; yukarıda anılan, Salduz, §56; ve Yoldaş / Turkey, no. 27503/04, § 50, 23 Şubat 2010);
(b) İfadenin alındığı koşulların, ifadenin güvenirliğine veya doğruluğuna gölge düşürüp düşürmediği hususu dâhil delilin niteliği (bkz.yukarıda anılan, Panovits, § 82; yukarıda anılan, Lutsenko, § 48; ve yukarıda anılan, AleksandrZaichenko, §57); bu bağlamda, ifade safhasında uygunsuz tutum, özellikle baskı veya kötü muamele ve şüphelilerin savunmasızlığı ilgili unsurlardır bakınız, yukarıda, 192. paragraf);
(c) ifadenin, özellikle avukat yardımı sağlandığında, vakit kaybetmeden geri çekilip çekilmediği ve içerisinde yer alan ikrarların tutarlı biçimde reddedilip edilmediği (bkz., yukarıda anılan, Lutsenko, § 51; yukarıda anılan, Yoldaş, § 53; ve yukarıda anılan, Bandaletov, § 67);
(d) cezai yargılamalar esnasında uygulanan usuli güvenceler ve özellikle başvurana delillerin doğruluğunu sorgulama veya kullanımına itiraz etme fırsatının tanınıp tanınmadığı hususu (bkz., yukarıda anılan,Panovits, § 82; yukarıda anılan, Lutsenko, § 48; ve yukarıda anılan, AleksandrZaichenko, § 57);
(e) davadaki diğer delillerin önemi (bkz. yukarıda anılan, Salduz, § 57; yukarıda anılan, Yoldaş, § 53; ve yukarıda anılan AleksandrZaichenko, § 58-59).
(b) Avukat yardımına erişimin engellenmesine yönelik “zorlayıcı sebepler” mevcut muydu?
197. İkinci başvuranın yakalanmasının ardından ilk üç başvuranı temsil edecek veya bu başvuranlara hukuki yardım sağlayacak avukatların mevcut olup olmadığı hususu, yukarıda detaylı şekilde verilmiştir. Yukarıda yer alan bu bilgiler; (a) başvuranların ne zaman avukat talep ettiği (bkz. 16. ve 20. paragraflar (Omar), 31. paragraf (İbrahim) ve 41 ve 43. paragraflar (Mohammed)); (b) avukatlar ne zaman polis merkezi ile irtibata geçmiş ve/veya polis avukatlarla ne zaman irtibata geçmiştir (bkz. 19, 24 ve 28. paragraflar (Omar); 32, 34 ve 35. paragraflar (İbrahim) ve 43. paragraf (Mohammed)); (c) avukatlar polis merkezine ne zaman gelmişlerdir (bkz. 28. paragraf (Omar); 38. paragraf (İbrahim) ve 44 ve 46. paragraf (Mohammed)); ve (d) avukatın hazır bulunduğu ifade süreci ne zaman başlamıştır (bkz. 18, 22 -23 ve 25-26. paragraflar (Omar); 35. paragraf (İbrahim) ve 45. paragraf (Mohammed)) konularına açıklık getirmektedir. Dolayısıyla, Mohammed bakımından avukat eşliğindeki görüşme öncesinde polis merkezinde avukat bulunmasına rağmen (nezarethane de değil; büro aşamasında olmasına rağmen), bunun Omar ve İbrahim için aynı olmadığı açıktır. Dördüncü başvuranı temsil edecek veya hukuki yardım sağlayacak bir avukatın hazır bulunmasına ilişkin olarak ise, davaya konu olaylar emniyetteki ilk görüşmeler esnasında veya ifadesini verdiği esnada başvuranın avukat yardımı talep etmediğini veya kendisine böyle bir teklif sunulmadığını (bkz., yukarıda, 102-104. paragraflar) ve sonrasında tutuklandığında ve avukat yardımından yararlanmak isteyip istemediği sorulduğunda, başlangıçta avukat yardımını reddettiğini ortaya koymaktadır (bkz., yukarıda 110. paragraf). Başvuran, daha sonra avukat yardımı talep etmiş ve almıştır (bkz., yukarıda, 111. paragraf).
198. İncelenmesi gereken ilk soru, ilk polis merkezi görüşmelerinde başvuranların avukat yardımına erişimlerine sınırlama getirecek zorlayıcı sebepler bulunup bulunmadığıdır. Mahkemenin zorlayıcı sebepler bulunduğu konusunda şüphesi yoktur (kıyaslayınız, yukarıda anılan, Salduz, § 56; ve, daha genel anlamda, yukarıda anılan, Panovits).
199. İlk olarak, başvuranların poliste alınan ilk ifadelerinin avukat eşliğinde alınmamasının yasal bir hükmün sistematik uygulamasından kaynaklanmadığı için mevcut davanın Salduzdavasından farklı olduğunu belirtmek gerekir (Bkz.Şedal / Türkiye (k.k.) no. 38802/08, § 33, 13 Mayıs 2014; kıyaslayınızDayanan / Türkiye, no. 7377/03, § 33, 13 Ekim 2009; ve Çimen / Türkiye, no. 19582/02, § 26, 3 Şubat 2009). İngiltere’de yürürlükte olan kanun uyarınca, başvuranların tümü, yakalanmalarının ardından avukat yardımından yararlanma hakkına sahipti ve yasal sistem, yakalamanın ne zaman gerçekleştirileceğine ve koşulların tümü dikkate alınarak, avukat yardımının, istisnai olarak, güvenlik amaçlı ifade alma sürecinin (bkz., yukarıda, 17. paragraf) yürütülmesine olanak tanımak için geciktirilmesi gerekip gerekmediği hususlarına ilişkin olarak her davada ayrı kararlar alınmasını gerekli kılmıştır.
200. Hükümettin dile getirdiği üzere, 21 Temmuz 2005 tarihinden sonra polisin uyguladığı baskılar ve polise ait yükümlülükler söz konusuydu (bkz., yukarıda, 162. paragraf). İki hafta öncesinde, canlı bombalar Londra’da toplu taşıma sisteminde yıkıcı etki ortaya çıkaracak şekilde bombaları patlatmışlardı. Saldırılar, elli iki kişinin ölümüne ve pek çok kişinin yaralanmasına neden olmuştur ve geçici olarak tüm Londra toplu taşıma sistemini kullanılamaz hale getirmiştir. İlk üç başvuran ve Osman bomba düzeneklerini iki hafta sonra patlattığı zaman, polis bu komplonun, 7 Temmuz tarihli olayları tekrarlama girişimi olduğu varsayımından ilerlemek zorunda kalmıştır. Bu aşamada, polisler 21 Temmuz tarihinde bombaların patlatılamama sebebini tespit edememişlerdir ve bu kişilerin başka bomba patlatma girişiminde bulunabileceği varsayımında bulunmaları gerekmiştir. Daha geniş çapta can kaybı olasılığı, hiç şüphesiz, en başta düşündükleri arasına yer almıştır. Soruşturmanın bütünlüğünün bilgi sızdırılması ile tehlikeye atılabileceği nedeniyle gizli kalmasını sağlarken, planlanan diğer saldırılar ve komploda yer almış olası kişilerin kimlikleri hakkında, durumun kritik derecede aciliyeti gereği, bilgi toplamagereksinimi, açıkça en zorlayıcı unsurdu.
201. İlk üç başvuran bakımından, polisler uygulamada zor koşullarda görevlerini yerine getirmişlerdir. Polis merkezinde terör suçlularının tutulması ve terör suçlarının soruşturulması için geniş olanaklar bulunmasına rağmen, güvenlik amaçlı ifade işlemi gerçekleştirildiği sırada nezarethaneler tamamen doluydu. Bombalama girişiminde bulunan on sekiz kişi gözaltında tutulmaktaydı. Bu kişilerin tamamının, aralarında iletişim kurmalarını önlemek ve araştırma ve adli delillerin çapraz bulaşmasını engellemek için ayrı bölümlerde tutulması gerekmiştir (bkz., yukarıda 54. paragraf, davaya bakan hakimin verdiği karar). Yanlış tedbirlere ilişkin hatalar dışında, tüm bu baskılara rağmen (bkz., yukarıda, 15, 22-23,25-26, 30, 36, 40, 45, 51, 55-58, 64, 67-68, 80,93 ve 134-138. paragraflar), polisler, soruşturmayı nasıl yürütmeleri gerektiğini düzenleyen yasal çerçeveye sıkı sıkıya bağlı kalmışlardır (bkz., yukarıda, 142. paragraf). Başvuranların avukata erişim haklarına getirilen kısıtlamayı onaylayan amirlerin; bu kısıtlamaların kamu güvenliğine karşı makul surette algılanan ciddi bir tehdidin önlenmesi için gerekli olduğunu düşünmelerini sağlayan makul gerekçeler olduğuna şüphe yoktur. Bu gerekçeler, eş zamanlı olarak polisler tarafından ilgili gözaltı tutanaklarına geçirilmiş olup; tamamı mevcut, zorlayıcı ve ikna edici gerekçelerdir (bkz., yukarıda, 21, 33 ve 42. paragraflar). Bu tür bir zorlayıcı niteliğe ilişkin altta yatan bir aciliyetin bulunması, ilk üç başvuranın ifadesini alan polislerin, başvuranların suçlarının sabit görülmesini amaçlamaktan ziyade, kamuya yöneltilen tehdide odaklanmaları ve yoğunlaşmaları ile doğrulanmaktadır (her ikisi de yukarıda anılan John Murray ve Magee davalarında olduğu gibi). Kısıtlamaların uygulandığı zamanda, polislerin bombalama olayına en az dört kişinin karıştığından ve bunlardan en sonuncusunun halen aranmakta olan Osman olduğundan emin olduklarını dikkate almak gerekir. Başvuranların, polislerin ifade alma işlemine geçmeden önce müdafilerinin gelmelerini bekleyebilecekleri yönündeki beyanları dayanaktan yoksundur. Çünkü, avukata erişimin geciktirilmesinin bir nedeninin de, polisin bu hakkın kullandırılmasının diğer şüphelilerin alarma geçmesine yol açacağını düşünmesi olduğu açıktır (bkz., yukarıda, 21, 33 ve 42. paragraflar).
202. Dördüncü başvuranın avukat erişimi hakkına getirilen kısıtlama, farklı nitelikteydi. Polis soruşturmasına yardımcı olmayı kabul ettikten sonra polis merkezine gönüllü olarak getirilmiştir. Polisin,şüpheli değil tanık sıfatıyla, dördüncü başvurana avukat yardımı sağlanması gerekip gerekmediğini düşünmesine gerek yoktu. Dördüncü başvuran, şüpheli sıfatının barındırdığı tüm usuli güvencelerle birlikte gözaltına alınması ve şüpheli muamelesi görmesi gerektiğini iddia etmektedir. Dördüncü başvuranın verdiği yanıtlar, ceza gerektiren bir suça karıştığı izlenimini yaratmaya başladığı noktada başvuranın tutuklanmaması ve hakkında tedbir uygulanmaması yönünde verilen kararın, Temyiz Mahkemesi’nin tespit ettiği üzere, sıkıntılı olmasına (bkz., yukarıda, 127. paragraf) ve C Yasasına ihlal teşkil etmesine rağmen, polislerin görevlerini ifa ettikleri istisnai koşullar da dikkate alınmalıdır. Ayrıca, Temyiz Mahkemesi’nin belirttiği gibi, bu aşamada polislerin yaşadığı ikilem tamamıyla anlaşılabilirdi. Başvuran, diğer bombacıların kimliğine ilişkin detayların yanı sıra şüpheli dördüncü bombacının kimliği ve nerede olabileceği hakkında kilit bilgiler sağlamaktaydı. 27 Temmuz 2005 akşamında dördüncü başvuranın polis tarafından ilk ifadesi alındığında, sadece Omar yakalanmıştı ve komplonun mahiyeti veya olaya karışanların kimliği hakkında yararlı bir bilgi vermemişti. Diğer üç bombacı hala yakalanamamıştı ve kamu güvenliği nedeniyle kimliklerinin tespit edilmesi ve yakalanmaları zorunluydu. Polisler için, kamu güvenliği karşısındaki riskin kapsamı ve geri kalan bombacıların nerede olduklarına dair bilgi edinmek için ne yapmaları gerektiğine karar verme zamanıydı. Dördüncü başvuranın tutuklanmamasına yönelik karar;resmi bir tutuklama işleminin, kişinin polisin karşılaştığı kamu güvenliği konularıyla oldukça ilgili olan hususlarda bilgi sağlamaya son vermesine neden olabileceği kaygısına dayanmakta olup; bu koşullarda makul nitelikteydi. Dördüncü başvuranın ifadesine başvurulduğu sırada, ceza gerektiren bir suç işleyip işlemediği kaygısından ziyade kamunun acilen güvenliğinin sağlanmasına yönelik bilgiler edinme zorunluluğu polis için daha fazla önem teşkil etmekteydi. Söz konusu zamanda maruz kaldıkları olağanüstü koşullar ve zaman baskısı dikkate alındığında, bu, Mahkeme’nin değerlendirebileceği bir karar değildir.
203. Yukarıdaki gerekçelere dayanarak Mahkeme; ihtilaf konusu polis ifadesi işlemlerinin yürütüldüğü sırada, kamu güvenliğine olağanüstü biçimde ciddi veya mutlak bir tehlike söz konusu olduğunun ve bu tehdidin, tüm dört başvuranın avukatlara erişiminin geçici olarak ertelenmesini gerekçelendiren zorlayıcı sebepler doğurduğunun ikna edici bir biçimde ortaya konduğunu tespit eder.
(c) Avukat yardımı olmaksızın polise verilen ifadelerin kabulü, başvuranların 6. madde haklarına haksız yere halel getirmiş midir?
204. Başvuranların avukata erişim haklarının askıya alınmasına ilişkin kararın dava koşullarında gerekçelendirilmiş olmasına rağmen, avukat yardımı olmaksızın verdiği ifadelerin kabulünün, adil yargılanma haklarına haksız yere halel getirip getirmediği konusunun incelenmesi gerekmektedir.
(i) İlk üç başvuran hakkında
(α) Genel yasal sistem
205. İlk olarak, yukarıda belirtildiği üzere, genel avukata erişim hakkını düzenleyen ve dava bazında sınırlandırılmış istisnaları dikkate alan kapsamlı bir yasal sistem mevcuttu (bk, yukarıda, 139-143 ve 199. paragraflar). Genel avukata erişim hakkına uygulanabilecek istisnai durumların gerekçeleri ve bu konudaki prosedür, 8. Ek ve C Yasasında ayrıntılı olarak verilmiştir (bkz., yukarıda, 142,147 ve 151. paragraflar). Avukata erişim hakkının askıya alınmasına ilişkin karar, amir rütbesinde veya daha yüksek bir rütbede görevlinin onayını gerektirmekte ve sadece Kanunun 8. Bölümünün 8. fıkrasındaki koşullar karşılandığında alınabilmekteydi (bkz., yukarıda, 142. paragraf). Bu koşullar katı ve kapsamlı koşullardı. Ayrıca, Kanunun 8. Bölümü, kararın gerekçelerinin tutanağa geçirilmesi ve gözaltında tutulan kişinin de bu gerekçelerden haberdar edilmesi gerektiğini öngörmüştür. Avukata erişim hakkına getirilen hiçbir kısıtlama, kırk sekiz saati aşamaz (bkz., yukarıda, 151. paragraf). C Yasasının 6.7. fıkrasında; diğerlerine ilaveten Kanunun 8. Bölümünün8. fıkrasında belirtilen tehlikelere ilişkin riskin önlenmesi için yeterli bilgi elde edildiği durumlarda, ifade alma işleminin gözaltında tutulan kişi avukata erişim sağlayana kadar askıya alınmak zorunda olduğu belirtilmiştir (bkz., yukarıda, 149. paragraf). 2000 tarihli Terör Kanunu ve C Yasası hükümleri, avukat erişim hakkının elzemliği ve istisnai durumlarda polisin kamuyu korumak adına gerekli bilgileri edinmesini sağlamaya yönelik acil bir gereksinim arasında uygun bir denge sağlanmıştır.
206. Yasal çerçeve, başvuranların davasına usuline uygun şekilde uygulanmıştı. Avukata erişim hakkına uygulanan kısıtlama, her başvuran için bir amir tarafından onaylanmış ve tam olarak avukat yardımının askıya alınmasına olanak tanıyan yasal istisnaların kapsamına giren gerekçeler, kayda geçirilmiştir (bkz., yukarıda 21, 33 ve 42. paragraflar). Başvuranların avukata erişimleri sadece dört ile sekiz saat arasında askıya alındığı için avukat yardımının askıya alınmasında uygulanan kırk sekiz saatlik zaman dilimi de dikkate alınmıştır (bkz., yukarıda, 64, 67 ve 68. paragraflar). Güvenlik amaçlı ifade alma işlemlerinin amacına – kamuyu korumak için gerekli olan bilgileri edinmek – başvuranların davasında sadık kalınmıştır. Davaya bakan hâkimin de belirttiği üzere, başvuran Omar’ın ifadesini aldıkları esnada polisler, kamuya tehlike arz edebilecek kişilerin veya cisimlerin yerini belirlemelerini yardımcı olabilecek bilgiler içermesi olası konulara yoğunlaşmışlardır. Ayrıca, duruşma esnasında, Omar’ın temsilcileri tarafından polisin gerekli olandan fazlasını yaptığı ve ifade alma işlemi kapsamının kamu güvenliği konularıyla ilgili olmadığı yönünde bir iddiada bulunulmamıştır (bkz., yukarıda, 63. paragraf). İbrahim açısından ise, hâkim, başvurana yönetilen soruların güvenlik amaçlı yasal ifade işleminin ötesine geçmediği (bk, yukarıda, 67. paragraf) kanaatindeydi. Mohammed’e ilişkin olarak ise hâkim, ifade alma sürecinin yasal sınırları veya güvenlik amaçlı alınan ifadenin amacının ötesine geçmediğine ve odaklı ve uygun olduğuna hükmetmiştir (bkz., yukarıda, 68. paragraf). Bu tespitlerin hiçbiri, Mahkeme nezdinde ihtilaflı hususlar değildir.
(β) Delillerin niteliği ve elde edildiği koşullar
207. Başvuranlar, davaya bakan hâkimin polisin yürüttüğü ifade sürecinin acil mahiyeti veya polis merkezi kaynaklarına ilişkin zorluklar bakımından yaptığı tespitlere itiraz etmemişlerdir (bk, yukarıda, 168. paragraf). Başvuranlar, 21 Temmuz 2005 tarihli olaya karıştıklarını reddetmelerine neden olan baskı, tehdit veya başka uygun olmayan bir tutuma maruz kaldıklarını iddia etmemişlerdir. Yukarıda belirtildiği üzere, ifade alma işleminin, güvenlik amaçlı alınan ifade bağlamında öngörülenin ve caiz olanın ötesine geçtiğini ileri sürmemişlerdir (bkz., yukarıda, 206. paragraf).
208. Bazı durumlarda, ifade işlemi öncesinde eski usul tedbirler yerine, yeni usul tedbirlerin yanlış şekilde uygulandığı doğrudur. Ancak, başvuranlar, hatalı tedbirin yanlışlıkla uygulandığını ve polisin kötü niyetinin bulunmadığını kabul etmektedirler (bkz., yukarıda, 168. paragraf). Ayrıca, doğru kelimeler kullanılmış olsa bile, başvuranların farklı şekilde davranacağının ve polise yalan beyanda bulunmak yerine daha sonra duruşmada kullanacakları aldatmaca bir savunma yapacaklarının ileri sürülmesi inandırıcı değildir. Davaya bakan hâkimin gözlemlediği gibi, sonuçta istinat edilen savunma, ceza hukukuna ilişkin kapsamlı bir kavrama içermemişti ve tek bir “aldatmaca” kelimesi ile özetlenebilecekti (bk, yukarıda, 60. paragraf). Tüm girişiminin aldatmaca olduğuna (ve böylece kamu güvenliğine yönelik gerçek bir tehdit olmadığına) gerçekten inanan bir davalının, polise bunu söylemeden önce eski ve yeni usul tedbir arasındaki farkı iyice düşünmesi gerekmeyecekti. Ayrıca, hem eski hem de yeni usul, söylenen her şeyin mahkemede kullanılabileceğini açıklığa kavuşturmuştur. Bu nedenle başvuranlar, gerçekler hiç yumuşatılmadan, güvenlik amaçlı alınan ifadede söyledikleri yalanların, duruşma esnasında delil olarak sunulabileceği konusunda uyarılmışlardır.
(γ) Duruşmadaki usuligüvenceler ve özellikle ihtilaflı delillere itiraz etme olasılığı
209. Başvuranların güvenlik amaçlı alınan ifadelerin delil olarak kabul edilmesine itiraz etme haklarının olması ve bu bağlamda itirazda bulunmuş olmaları kayda değerdir. Kanıtların kabul edilebilirliğini belirlemek için bir duruşma (“voir dire”) yapılmıştır (bkz., yukarıda, § 52). Bu duruşmada, hâkim polislerin karşılaştığı duruma ilişkin tanıkları dinlemiş ve ifadelerin 6. maddeye uygun şekilde delil olarak kabul edilip edilemeyeceğine ilişkin beyanları dinlemiştir. Kararı verdiği sırada, davaya bakan hâkimin Büyük Dairenin Salduzkararından yararlanma şansı olmamış; ancak AİHM’nin özellikle terör davalarında avukata erişimi hakkına ilişkin ilgili tüm kararları dikkate almıştır. Her başvuranın güvenlik amaçlı alınan ifadelerine ilişkin koşullar özellikle dikkate almıştır. Bunu yaparak, neden bu ifadelerin delil olarak kabul edilmesi ile başvuranların adil yargılanma hakkının tehlikeye atılmayacağı kanaatinde olduğunu anlatırken özen göstermiştir (bkz., yukarıda, 51-69. paragraflar). Hâkimin kararı, temyiz aşamasında Temyiz Mahkemesinin davaya bakan hâkimeilişkin olarak “açık hakkaniyet ve adli kontrole hükmedilmesi” hakkında yaptığı değerlendirme ile incelenmiştir (bkz., yukarıda, 89. paragraf). Temyiz Mahkemesi ayrıca, başvuranların kendilerini suçlu göstermek yerine yalan söylemeyi tercih etmelerinin, “FulfordJ’s’in takdir yetkisinin kullanımında, her açıdan, önemli bir husus olduğunu” belirtmiştir (bkz., yukarıda, 93. paragraf). Temyiz Mahkemesi, davaya bakan hâkimin verdiği karara müdahalede bulunmaya gerek görmemiştir.
210. Daha geniş bağlamda, jürinin baktığı davalarda, Mahkeme, yargılamaların hakkaniyetini sağlamak amacıyla davaya bakan hâkim tarafından jüriye verilen talimatların önemine sürekli olarak vurgu yapmıştır (bk, örneğin, Mustafa (Abu Hamza) (No. 1) / Birleşik Krallık (kk.), no.31411/07, § 40, 18 Ocak 2011; Beggs / Birleşik Krallık (kk.), no. 15499/10, § 124, 16 Ekim 2012 (ve burada yer alan diğer atıflar)). Başvuranların davasında, davaya bakan hâkim, kendisine düşen önemli rolü, özen, ihtimam ve hakkaniyet ile yerine getirmiştir (bkz., yukarıda, 79-83. paragraflar). Hâkimin talimatları, verilmeden önce müdafiye verilmiş ve müdafi ile müzakere edilmiştir. Ayrıca yazılı olarak jüriye de verilmiştir. Bunlar, güvenlik amaçlı alınan ifadeler esnasında başvuranlar tarafından söylenen yalanların dikkate alınıp alınmaması değerlendirilirken, söz konusu güvencenin güvenlik amaçlı ifade alma işlemiyle birlikte ertelendiğini göz önüne alması ve söylenilen yalanların masum bir açıklama olabileceğini de unutmaması yönünde jüriye verilen talimatlar içerir (bkz., yukarıda, 79 ve 81. paragraflar). Jüriden başvuranlar hakkında doğru tedbir uygulanmamasını da dikkate alması istenmiştir (bkz., yukarıda, 80. paragraf). Jüriye ayrıca başvuranların güvenlik amaçlı ifade alma işlemleri sırasında daha sonra duruşmada dayanacakları ifadelerini anlatmamalarının aleyhlerinde kullanılmaması gerektiği yönünde açık bir talimat verilmiştir (bkz., yukarıda, 82. paragraf, son cümle). Ayrıca, güvenlik amaçlı alınan ifadeler ile başvuranların avukat yardımından yararlandığı sonraki ifadeler arasında net bir kıyaslama yapılmış ve davaya bakan hâkim, jüriye açık şekilde, sonraki ifadeler açısından sadece olumsuz çıkarım yapabileceklerini söylemişti (bkz., yukarıda, 83. paragraf). Jüriye yaptığı özet boyunca, davaya bakan hâkim, jürinin her davalının davasını ve ifadelerini – hâkimin bu ifadelerin kabul edilebilirliği hakkında verdiği karar aşamasında yaptığı gibi – ayrı ayrı dikkate alması gerektiğine vurgu yapmıştır.
(δ) Davadaki diğer delillerin önemi
211. Son ve o derece de önemli olarak, güvenlik amaçlı alınan ifadeler davadaki tek delil değildi ve yedi aylık yargılama boyunca elde edilen diğer soruşturma aşaması deliller ile birlikte değerlendirilmesi gerekir. Söz konusu kişilerin radikal görüşlere sahip olmasına, Göller Bölgesi’nde eğitim kampına katıldığına ilişkin, İbrahim’in cihad için yurtdışında seyahat etmesine ve bombaların yapımına ilişkin kullanılan aynı kâğıt destesine şehitlikle ilgili yazılmış notlara ilişkin deliller mevcuttu (bkz., yukarıda, 71. paragraf). Mohammed’in veda mektubu da bu deliller arasında yer almıştır (bkz., yukarıda, 75. paragraf). 21 Temmuz 2005 tarihi öncesi ve sonrasında bu kişilerin yoğun şekilde iletişim kurduklarına ilişkin deliler mevcuttu (bkz., yukarıda, 74. paragraf). Söz konusu kişilerin, çok miktarda hidrojen peroksit satın aldığına ve uzun saatlerce kaynattıklarına ve patlama için gerekli yoğunluğa ulaştıklarını düşündüklerini gösteren bir şekilde şişeleri işaretlediğine ilişkin deliller elde edilmiştir (bkz., yukarıda, 72. paragraf). Bombaların yapımına ilişkin deliller de mevcut olup; bunlar, patlamanın maksimum etkiye ulaşmasını amaçlayan elektrik devreleri, fünyeler ve şarapnel parçaları içeren uygun teçhizatlardı (bkz., yukarıda, 73. paragraf). Savcılık bilirkişisi, niyetin sadece şiddetli bir patlama sesi yaratmak olması halinde, materyallerin yoğunlaşmasının gerekli olmayacağını belirtmiştir. Aynı durum, şarapnel parçaların eklenmesi için de geçerlidir. Bu kişilerin hidrojen peroksitin yoğunlaştırıldığı ve daha sonra çeşme suyuyla seyreltildiği iddiasını çürüten izotop oluşumu analizi şeklinde bilimsel bir kanıt mevcuttu (bkz., yukarıda, 73. paragraf). Omar ve Mohammed’in bindiği trenlerdeki yolcular ise ifadelerinde, bombalar patlamadığında bu kişilerin şaşkınlık içerisinde tepki gösterdiklerini dile getirmişlerdir (bkz., yukarıda, 76. paragraf). Son olarak, beşinci bombacı olan Asiedu ise sözlü olarak saldırıların aldatmaca olarak düzenlendiğine ilişkin iddiaya açıkça karşı çıkmıştır. (bkz., yukarıda, 78. paragraf). Hiç şüphesiz; bunlar, başvuranların duruşma esnasında yaptıkları savunmaların doğruluğunu zayıflatacak bağımsız, önemli deliller bütününü teşkil etmekteydi.
(ε) Sonuç
212. Mevcut davada, güvenlik amaçlı alınan ifadeleri duruşmada kullanan tarafın, iddia makamı değil, Temyiz Mahkemesi tarafından daha sonra “gülünç” olarak nitelendirilen bir savunma yapan başvuranlar olduğu dikkate alınmalıdır (bkz., yukarıda, 89. paragraf). Savunmaları, aleyhlerinde yürütülen davanın geri kalanıyla örtüşmesi için tasarlanan tüm özellikleri içermekteydi. Bu uydurma savunma ile karşılaştığında iddia makamı, sadece başvuranların söz konusu savunmanın doğruluğuna helal getirmekle kalmayıp aynı zamanda bu savunmayla çelişen ifadelerine istinat etmeseydi, başvuranların 6. madde hakkı ile haklarında yürütülen kovuşturmadaki kamu yararı arasında doğru dengeyi sağlamayacaktı.
213. Bu nedenlerle ve yukarıda verilen gerekçelerle (bkz., 205-211. paragraflar), güvenlik amaçlı alınan ifadeleri düzenleyen yasal çerçevede yer alan dengeleyici tedbirler, başvuranların davasında bu yasal çerçevenin polisler tarafından dikkatlice uygulanması, hâkimin kabul edilebilirliğe ilişkin kararı ve jüriye verdiği talimatlar ile ilk üç başvuran aleyhindeki diğer delillerin önemi; bir bütün olarak dikkate alındığında, başvuranların güvenlik amaçlı ifadeleri alınmadan önce ve bu esnada avukata erişim haklarının kullandırılmaması ve sonrasında bu ifadelerde bulundukları beyanların yargılamaları esnasında delil olarak kabul edilmesi nedeniyle 6 § 1. madde kapsamında adil yargılanma haklarına, herhangi bir surette usule aykırı şekilde halel gelmediği anlamına gelmektedir. Bu bağlamda, ilk üç başvuran açısından, Sözleşmenin 6 § 3. maddesi ile ilişkili olarak 6 § 1. maddesinin ihlali söz konusu değildir.
(ii) Dördüncü başvuran
214. İlk üç başvuranın ifadelerinin aksine, dördüncü başvuran tarafından tanık sıfatıyla verilen ifade kendisi aleyhine suçlama niteliğindeydi. İfadesi alınana kadar, dördüncü başvuran şüpheli konumda değildi: polislere Osman’ın izini sürme konusunda yardım sağlıyordu. Ancak aranmakta olan şüpheli terör bombacısı hakkında bilgi edinmek amacıyla tanık sıfatıyla alınan ifade, dördüncü başvuran kendisini suçlayan bilgiler vermeye başladığında farklı bir boyut kazanmıştır. Ancak; ifadeyi alan polis memurlarına amirleri tarafından şüphelilerin haklarını güvenceye almak için uygulanabilir yasal mekanizmayı etkin hale getirmemeleri yönünde bir talimat verilmemiştir (bkz., yukarıda, 102. paragraf). Mahkeme; polislerin karşılaştığı koşulların, istisnai olduğunu ve sonuç olarak, eylemleriTemyiz Mahkemesinin nitelendirdiği şekilde “sıkıntılı” olmasına rağmen, bu şekilde davranmalarının gerekçeleri, Salduzkararında belirtilen kriterler dahilinde tamamıyla anlaşılabilirdi ve “zorlayıcı” nitelikteydi (bkz., yukarıda, 202-203. paragraflar). İlk üç başvuranlar için olduğu gibi, 6 §§ 1 ve 3 (c) madde hükümlerinin ihlal edilip edilmediğine karar vermede önemli soru, dördüncü başvuranın önyargıya maruz kalıp kalmadığıdır.
(α) Genel yasal çerçeve
215. Uygulama Esasları C’de yer alan, ceza gerektiren bir suça karıştığından şüphelenen bir kişinin, kendisine suça ilişkin sorular yöneltilmeden önce ihtar edilmesine ilişkin esasın (bkz., yukarıda, 134. paragraf), Hükümet ve yerel mahkemeler ile kabul edildiği üzere, dördüncü başvuran davasında izlenmediği doğrudur. Ancak, daha sonra gerçekleştirilen ceza yargılamalarında polis ifadesinde elde edilen delillerin kabul edilebilirliğini düzenleyecek net bir yasal çerçeve mevcuttu. Baskı altında gerçekleşen ile güvenilir olmaması olası bir itirafın delil olarak kabulüne ilişkin Polis ve Suç Delilleri Yasasının (PACE) 76. maddesindeki sınırlamaya ilaveten, davaya bakan hâkimin, aynı yasanın 78. maddesi uyarınca, adil yargılama açısından olumsuz etkisi olacağına kanaat getirdiği delilleri kabul etmeme yetkisi de mevcuttu (bkz., yukarıda, 152-154. paragraflar). Dördüncü başvuranın, tanık sıfatıyla alınan ifadesinin delil olarak kabul edilmesine yaptığı itiraz hakkında hüküm verilirken, mevzuat ilgili hâkim tarafından özenle uygulanmıştır (bkz., yukarıda, 222. paragraf).
(β) Delillerin niteliği ve elde edildikleri koşullar
216. Dördüncü başvuranın tanık ifadesinin içeriğinin; polis tarafından alınan ifadesinin, kendisinin ceza gerektiren bir suçun işlenmesinde aldığı rolün boyutlarının tespit edilmesine değil; terör komplosu ve planı hakkında detaylar elde etmeye, bombacı olduğu iddia edilen kişilerin ve onlara yardım edenlerin kimliklerinin saptanmasına ve Osman’ın nerede olduğunun tespit edilmesine yönelik olduğu savını desteklemesi dikkate değerdir. Dördüncü başvuran, Osman ile tanışmasını ve Osman’ın dördüncü bombacı olması yönündeki beyanlarını yeniden anlatmıştır (bkz., yukarıda, 105. paragraf). Osman’ın kendisi ile ne kadar kaldığı ve bombalama eyleminden sonraki iki geceyi nerede geçirdiğine ilişkin detaylı bilgiler vermiştir (bkz., yukarıda, 105-106. paragraflar). Bombalama eylemlerine yönelik planlar hakkında Osman ile yaptığı konuşmaların içeriğini özetlemiş ve diğer bombacıların kimliklerine ilişkin bilgiler vermiştir (bkz., yukarıda, 106-107. paragraflar). Polis, dördüncü başvurandan, şüpheli bombacıların fotoğraflarına bakmasını ve bunları teşhis etmesini istemiştir (bkz., yukarıda, 106. paragraf). Londra’daki daireden ayrıldıktan sonra Osman’ın nereye gittiği hakkında bilgiler vermiştir (bkz., yukarıda, 108. paragraf). Polislere Osman’ın eşinin eşkalini vermiş ve Osman ve ailesinin yaşadığını düşündüğü yeri göstermiştir (bkz., yukarıda, 103 ve 109. paragraflar). Bu bilgilerin tümü, polise komplonun mahiyeti ve olaya karışan önde gelen kişilerin kimliklerinin ve nerede olduklarının tespitine ilişkin bilgiler sağladığı için, polis tarafından yürütülen soruşturmanın bu aşamasında söz konusu olan kamu güvenliği hususları için çok önem arz etmekteydi. Söz konusu zamanda bombalama eylemi girişiminde bulunan kişilerden sadece Omar yakalandığı ve Omar’ın da şüphelilerin kimliği veya saldırılar hakkında bilgisi olmadığını beyan ettiği için bu bilgiler daha da çok önem arz ediyordu (bkz., yukarıda, 27. paragraf).
217. Bir süre sonra kendi aleyhine tanıklık etme halini almasına rağmen, tanık ifadesinin aynı zamanda suçsuzluğunu kanıtlamaya yönelik olması da önemlidir. Dördüncü başvuran, ClaphamJunction tren istasyonunda Osman ile karşılaşmasının beklenmedik olduğuna, söz konusu zamanda Osman’ın bombalama girişimlerine karışmış olduğundan haberdar olmadığına, bombalama girişiminde bulunduğunu söylediğinde Osman’a inanmadığına, televizyondaki ve gazetedeki fotoğraflardan Osman’ı teşhis etmenin mümkün olmadığına, kişisel güvenliği için duyduğu korkuya ve bu nedenle, istemeyerek de olsa, Osman’ın kendisi ile birkaç gün kalmasına izin vermesine ve Osman gittikten sonra yaşadığı rahatlama ve kendisi ile irtibatı kesmiş olmasına vurgu yapmıştır (bkz., yukarıda, 105 ve 108. paragraflar). Dördüncü başvuranın beyanlarının çoğu fiili unsuru, güvenlik kayıtları, parmak izleri, cep telefonu verileri ile baz istasyonu kayıtları ve Osman’ın kendi ifadesi ile desteklenebilirdi ve sonuç olarak desteklenmişti (bkz., yukarıda, 121 ve 125. paragraflar). Ayrıca, dördüncü başvuranın Osman’a sağladığı yardıma ilişkin beyanı, kendisine kalacak yer ve kıyafet temin ettiğini kabul etmesi ile sınırlıydı (bkz., yukarıda, 105 ve 107. paragraflar). Sherif ile pasaport temin etmek amacıyla ve müşterek davalılardan biriyle intihar notlarını filme almak için kullanılan video kamerayı almak amacıyla buluştuğundan bahsetmemişti. Özellikle pasaportun temini, Osman’ın Birleşik Krallık’tan çıkmasına büyük olanak tanımış olup; dördüncü başvuranın sağlamış olduğu ancak tanık ifadesinde bahsetmediği çok önemli derecede işe yarayan yardım anlamına gelmekteydi.
218. Kendisi aleyhine tanıklık etmeye zorlanmadığı için dördüncü başvurana yönelik bir baskı söz konusu değildi. Bu bağlamda, başvuranın polise yardım etmeyi kabul etmesi ve polis merkezine gönüllü olarak gelmesi dikkate değerdir (bkz., yukarıda, 101. paragraf). Dördüncü başvuran, şüpheli sıfatı ile değil; tanık olarak dinlenmişti ve dilediği zaman polis merkezinden ayrılma hakkına sahipti. Bu nedenle, başvuranın hareket özgürlüğüne yönelik belirgin bir kısıtlama söz konusu değildir (bkz.,yukarıda anılan, Alexander Zaichenko, §§ 48‑51; ve yukarıda anılan,Bandaletov, §§ 61-62). Varılan bu sonuç, Osman’ın saklanmasındaki rolünü anlatmaya başladıktan sonra polis merkezinden ayrılmak isteseydi, tutuklanabilecek olması olasılığını yok etmez. Böyle bir tutuklama işlemi gerçekleştirilene kadar, şüpheli değil; tanık sıfatındaki resmi konumu, ifadenin alınacağı usuli ve koşulları belirlemiştir. Bu bağlamda ilgili olduğu için Mahkeme içtihatında bahsedilen polislerin ifade aldığı sürecin olası baskıcı koşullarına ve şüphelilerin savunmasızlığına ilişkin kaygılar (bkz., yukarıda, 192 ve 196 (b). paragraflar) ortaya çıkmamıştır. Sonuç olarak ve yerel mahkemelerce tespit edilen şekilde, tanık ifadesinin güvenilmez olduğu veya olabileceğine işaret edecek bir durum mevcut değildir (bkz., yukarıda, 118 ve 128. paragraflar).
(γ) İfadenin hemen geri çekilip çekilmediği hakkında
219. Polis tarafından yürütülen soruşturma ve ceza yargılamaları boyunca, başvuran, cezasını hafifletmek için polislere başlangıç aşamasında gönüllü olarak yardım sağlamasına istinat etmeye çalışmıştır(bkz., yukarıda anılan, Bandaletov, §§ 27 ve 61). Avukatı ile yaptığı görüşmeler sonrasında, 30 Temmuz 2005 tarihinde okunan ifadesinde, sağlamış olduğu maddi yardımlara vurgu yapmıştır (bkz., yukarıda, 111. paragraf). Aynı vurguyu, 1 Ağustos tarihinde polis tarafından alınan ifadesinde de yapmıştır (bkz., yukarıda, 112. paragraf). Hakkında verilen hükme yaptığı itirazda, verilen hapis cezasının süresinin kısaltılması için daha önce sağlamış olduğu yardımları dayanak göstermiştir. Temyiz Mahkemesi, tutuklanma öncesi polise sağlanan yardımının verilen hükümle ilgili olduğuna kanaat getirmiş ve bu durum, başvuranın temyize gittiği hakkında verilen hapis cezasında iki senelik indirim yapılmıştır (bkz., yukarıda, 130-132. paragraflar).
220. Başvuranın tutuklanıp, hakkında tedbir uygulanır uygulanmaz, kendisine avukatla görüşme hakkı tanınmış olması da çok önemlidir. Ancak bu aşamada, başvuran avukat yardımından faydalanmak istememiştir (bkz., yukarıda, 110. paragraf). Avukat yardımından faydalanmak istediği ana kadar, iki buçuk gün geçene kadar, tekrar ifadesi alınmamıştır. Bu süreçte, nasıl devam etmek istediğini seçmek için, avukat yardımı ile, savunması üzerine derinlemesine düşünecek kadar yeterli olanaklara sahipti. Bu aşamada, şu anda ileri sürdüğü savlara dayanarak, tanık ifadesini geri çekmeyi tercih edebilirdi. Bunun yerine, tanık ifadesini kabul etmeyi ve olaylara ilişkin bazı detaylara açıklık getirerek ve bir kez daha polise yardım etme isteğine ve bombalama olaylarında Osman’ın üstlendiği rolden haberdar olmadığına vurgu yaparak bu ifadesine istinat etmeyi tercih etmiştir. (bkz., yukarıda, 111. paragraf ve yukarıda anılan, Bandaletov, §§ 17-18, 23, 26 ve 67; ve kıyaslayınız, yukarıda anılan Lutsenko, §§10 ve 51). Avukat yardımı aldığında tanık ifadesini geri çekmemesi, davaya bakan hâkimin ifadenin güvenilir olduğuna ve kabul edilmesinin hakkaniyete helal getirmeyeceğine ve usuli suiistimal etmeyeceğine yönelik tespiti açısından önemli bir faktördü (bkz., yukarıda, 118, 123 ve 128. paragraflar). Aksi yönden baktığımızda, başvuran avukat yardımı aldıktan sonra ifadesini geri çekseydi, bu durum ifadenin kabul edilirliği aleyhinde dengeleri değiştirecekti. Mahkeme, bu bağlamda, dördüncü başvuranın ifadesinin oldubittiye getirildiği iddiasını reddeder (bkz., yukarıda, 188. paragraf). Bu bağlamda, duruşma esnasında ifadesinin kabul edilirliğine itirazda bulunurken, daha önceki bir aşamada neden itirazda bulunmadığını açıklayamaması da kayda değer bir husustur.
221. Titarenko v. Ukraine, no.31720/02, § 87, 20 Eylül 2012 tarihli kararda, Mahkeme, başvuranın avukatı eşliğinde suçu kabul ettiğini tekrarlaması, haklarına telafi edilemez şekilde halel getirildiğine yönelik yaptığı tespiti ortadan kaldırmayacağına kanaat getirmiştir. Ancak, söz konusu davadaki bu sonuç, tek başına değerlendirilemez. Mahkemenin yukarıda da vurguladığı gibi, ceza yargılamalarının adil olup olmadığı hususu, yargılamaların tamamına bakılarak değerlendirilmelidir (bkz., yukarıda, 191-196. paragraflar) ve Titarenkodavasındaki durum önemli oranda farklılık arz ediyordu. Özellikle, bu davadaki ihtilaf konusu ifade süreci, başvuran yakalandığında ve kendi isteği dışında gerçekleştirilen polis gözaltısı esnasında alınmıştır. Başvuran, itirafta bulunduğu beyanları daha sonra geri çekmiş ve suçun işlendiği esnada başka yerde olduğunu ve baskı altında olduğu için itirafta bulunduğunu ileri sürmüştür. Bu hususların hiçbiri, dördüncü başvuranın davasında mevcut değildi. Yukarıda belirtildiği üzere, başvuranın ifadesi, ilk olarak, kendi isteğiyle polis merkezine geldiği esnada tanık sıfatı ile alınmıştır (bkz., yukarıda, 218. paragraf). 30 Temmuz, 1 Ağustos, 2 Ağustos ve 3 Ağustos tarihlerine şüpheli sıfatıyla alınan ifadelerinin tamamı, avukat eşliğinde alınmış olup; başvuran avukat yardımı aldıktan sonra da, daha önce söylediklerini tekrar etmiş veya önceki beyanlarına atıfta bulunmuştur. Hiçbir aşamada, olaylar hakkında ilk ifadesi alındığı esnada polise verdiği bilgilerden farklı beyanlarda bulunmamıştır (bkz., yukarıda, 111-112 ve 220. paragraflar ve ayrıca bkz., yukarıda anılan, Salduz, §17; ve yukarıda anılan Alexander Zaichenko, §§ 14-15).
(δ) Duruşmadaki usuli güvenceler ve özellikle ihtilaf konusu delillere itirazda bulunma imkânı hakkında
222. Yargılamaların adil olmasını sağlamak amacıyla duruşmada bir dizi usuli olanaklar sağlanmıştı. Başvuran, ifadesinin kabul edilirliğine itirazda bulunma hakkına sahipti ve bu haktan faydalanmıştı. İtirazına ilişkin yapılan inceleme bağlamında, davaya bakan hakim, herhangi bir baskının söz konusu olmadığı ve polislerin verilen ifadenin güvenilirliğine halel getirecek herhangi bir söz söylemediği veya eylemde bulunmadığı kanaatine varmıştır (bkz., yukarıda, 118. paragraf). İfadesinin tamamının dördüncü başvuran tarafından doğruluğunun kabul edildiği koşulları dikkatli şekilde incelemiş ve ifadelerin bütünüyle kabul edilmiş olması ve kovuşturmaya devam edilmiş olması halinde, hakkaniyete halel gelmeyeceğine yönelik vardığı sonucun gerekçelerini açıklamıştır (bk, yukarıda, 117-120 ve 123. paragraflar ve kıyaslayınız, yukarıda anılan, Panovits, § 85; ve yukarıda anılan, Alexander Zaichenko, § 58). Verdiği karar, temyiz aşamasında özenle incelenmiş ve yaptığı tespitler onanmıştır (bkz., yukarıda paragraf, 128-129. paragraflar).
(ε) Davadaki diğer delillerin önemi
223. Son ve en önemli olarak, dördüncü başvuran aleyhindeki suçlamaların kanıtı olarak, jüriye çok miktarda başka suç isnat eden deliller de sunulmuştur (bkz., yukarıda, 121. paragraf). Kapalı devre kamera sistemi görüntüleri, dördüncü başvuranın ClaphamJunction tren istasyonunda, Vauxhall tren istasyonunda Osman ile birlikte olduğunu ve Osman ile birlikte kendisinin evine doğru yürüdüğünü ortaya koymuştur. Yapılan yer analizi, anılan iki kişi arasında yapılan görüşmeleri tespit etmiş ve Osman’ın dördüncü başvuranın evinde bulunduğuna kanıt teşkil etmiştir. Ayrıca, iddia makamının; dördüncü başvuranın, Osman için pasaport temin etmek amacıyla Sherif ile görüştüğü yönündeki iddiasını desteklemiştir. Tespit edilen parmak izi, Osman’ın dairesinde bulunan ve bombacıların fotoğrafları ile birlikte bombalamaya ilişkin haber yapılan bir gazete bulundurduğunu göstermiştir. Sherif, bombalama eylemlerinden sonra Osman’ın kaçışı hakkında dördüncü başvuran ile kurduğu irtibatı sözlü olarak dile getirmiş ve Osman ise, dördüncü başvuranın ifadesinin içeriğini büyük ölçüde yansıtan ifade vermiştir (bkz., yukarıda, 125. paragraf). Bu delillerin tümü, kendi içerisinde, suçun sabit görülmesi için yeterliydi ve dördüncü başvuranın, Osman’ın polisten saklanma girişimine ve başarısızlıkla sonuçlanan saldırılar sonrasında Birleşik Krallık’tan kaçmasına yardım ettiğini göstermiştir.
(ζ) Sonuç
224. Yukarıda anılan gerekçelerle (bkz., yukarıda, 215-223. paragraflar), olayları bir bütün olarak değerlendiren Mahkeme şu tespitlerde bulunmuştur: dördüncü başvuranın avukatıyla görüştükten sonra ifadesini kabul etmesi, davaya bakan hâkimin kabul edilebilirliğe ilişkin verdiği hüküm dahil, yargılamaların adil olmasını sağlamak amacıyla yasal sistemin içerdiği ve duruşmada mevcut olan dengeleyici güvencelerin ve dördüncü başvuran aleyhindeki diğer delillerin önemi; başvuranın ilk polis ifadesi esnasında avukata erişim hakkı olduğu konusunda uyarılmaması ve avukata erişim hakkının kendisine sağlanmaması ve duruşmada ifadesini kabul etmesi nedeniyle, başvuranın 6 § 1 maddesi kapsamındaki adil yargılanma hakkına gereksiz şekilde halel getirilmediğini göstermektedir. Bu bağlamda, Mahkeme, dördüncü başvuran bakımından Sözleşme’nin 6 § 3 (c) maddesi ile ilişkili olarak 6 § 1 maddesinin ihlal edilmediği sonucuna varır.
BU GEREKÇELERE DAYANARAK MAHKEME,
1. Oybirliğiyle, dördüncü başvuranın başvurusunu ilk üç başvuranın başvurusu ile birleştirilmesine;
2. Oybirliğiyle, ilk üç başvuranın, avukata erişim haklarından faydalandırılmaksızın polis tarafından alınan ifadelerine ve bu ifadelerin duruşmada delil olarak kullanılmasına ilişkin şikâyetinin kabul edilebilir olarak beyan edilmesine;
3. Oybirliğiyle, dördüncü başvuranın başvurusunun kabul edilebilir olarak beyan edilmesine;
4. Bire karşı altı oy ile, ilk üç başvuran açısından Sözleşme’nin 6 § 3 (c) maddesi ile ilişkili olarak 6 § 1 maddesinin ihlal edilmediğine;
5. Bire karşı altı oy ile, dördüncü başvuran açısından Sözleşme’nin 6 § 3 (c) maddesi ile ilişkili olarak 6 § 1 maddesinin ihlal edilmediğine.
karar vermiştir.
İşbu karar, İngilizce olarak tanzim edilmiş ve Mahkeme İç Tüzüğü’nün 77 §§ 2 ve 3 maddesi uyarınca, 16 Aralık 2014 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.
FrançoiseElens-PassosInetaZiemele
Yazı İşleri MüdürüBaşkan
Sözleşme’nin 45 § 2 ve Mahkeme İçtüzüğü’nün 74 § 2 maddeleri uyarınca, Yargıç Kalaydjievais’in muhalefet şerhi bu karar ekinde yer alır.
I.Z.
F.E.P.
YARGIÇ KALAYDJIEVA’NIN MUHALEFET ŞERHİ
Birleştirilmiş mevcut davada başvuranlar, “avukata erişim hakkının, sadece baskı ve kötü muamelenin önlenmesine yönelik bir koruma olmadığını” ileri sürmüşlerdir (bkz., kararın 169. paragrafı): Salduzkararı öncesi ve sonrasında Mahkeme içtihatlarında avukata erişim hakkı ile kendi aleyhine tanıklık etmeme hakkı arasında açık bir bağ söz konusuydu (bkz.,Salduz /. Türkiye ([BD], no. 36391/02, AİHM 2008). Başvuranlar ayrıca, Hükümet tarafından yalan söyleme ile kendi aleyhine beyanlarda bulunma veya sessiz kalma arasında yapılan ayrım arasında bir alaka olmadığını ileri sürmüşlerdir (bkz., 170. paragraf). Bu tür bir ayrımın, iç hukukta veya Mahkeme içtihadında dayanağının olmadığını dile getirmişlerdir. Özellikle Saunders / Birleşik Krallık (17 Aralık 1996, § 71, Derlemeler 1996-VI) davasında yer alan ilkeler, kişinin kendi aleyhine tanıklık etmeme hakkının, makul surette suç ikrarı ile sınırlandırılamayacağını ortaya koymuştur. Bu ilkelere göre, bu tür bir ayrımın “kesin olmayan ve öngörülemeyen sonuçları olacaktır.”
Üzülerek belirtmek zorundayım ki uzman meslektaşlarımdan çoğunluğunun, başvuranların ileri sürdüğü şekilde şikâyetleri birlikte ele almamışlardır. Gäfgen / Almanya ([BD], no. 22978/05, AİHM 2010) kararında, kendi aleyhine tanıklık etmeyi reddetme hakkına yönelik güvencelerin yetersiz olmasına ilişkin şikâyetler, başvuranların ifadesi alınana ve başvuranlar işlediklerinden şüphelenilen suçlara ilişkin beyanda bulunana kadar, başvuranların avukatlara erişimlerinin polis tarafından kasten engellediği hakkındaki iddialarından ayrı tutulmuştur.
AİHM içtihatları, kendi aleyhine tanıklık etmeme muafiyetini, Sözleşme’nin 6. maddesinin temel ilkelerinden biri olarak görürken, 6 § 3 (c) maddesinde yer verilen “asgari düzeyde avukat yardımından yararlanma hakkının” bu muafiyetin korunmasına yönelik temel güvencelerden biri olduğuna şüphe yoktur. Mevcut davada çoğunluk, “polislerin; avukata erişimin, diğer şüphelilerin alarma geçmesine neden olabileceğine dair kaygıları olduğu” konusunda yerel makamlar ve Hükümet ile aynı fikirdedir (bkz., 201. paragraf) ve “güvenlik amaçlı alınan ifadeler” esnasında avukata erişim hakkının askıya alınmasının, “açıkça en zorlayıcı niteliğe sahip” bir gereklilik olan soruşturmanın bütünlüğünün bilgi sızdırılması ile tehlikeye atılmamasını sağlarken (bkz. 200. paragraf), durumun kritik seviyedeki aciliyeti nedeniyle planlanan diğer saldırılar hakkında bilgi elde edilmesi ve saldırıya karışmış olması muhtemel kişilerin kimliklerinin tespit edilmesi gerekliliği” ile gerekçelendirildiği kanaatindedir. Olası tehlikenin ortadan kaldırılması ve çoğu kişinin hayatlarının kurtarılması için ivedilikle gerekli olan bilgi elde etme amacıyla “güvenlik amaçlı alınan ifadelerin gerekli olmasını sağlayan zor ve acil durumun tamamen farkında olmakla birlikte, avukata erişimin engellenmesinin “soruşturmanın bütünlüğünün bilgi sızdırılması ile tehlikeye atılmamasını sağlamak” amacıyla gerekçelendirilebileceği savını desteklemiyorum. Bu sav, her soruşturma aşamasında uygulanması olası, 6 § 3 (c) maddesi ile güvence altına alınan hakkı geniş ölçüde göz ardı ettiği görülmekte ve avukatların, doğaları gereği, adalete yönelik bir tehdit teşkil ettiği hususunda genel bir kanı yaratmaktadır.
Başvuranların “güvenlik amaçlı alınan ifadeler” esnasında karşılaştığı durumun – susma hakkını kullanmaya olanak tanımayan yürürlükteki yasal mevzuat, avukat yardımından yararlandırılmaması ile birlikte değerlendirildiğinde kendi aleyhine tanıklık etmeme hususunda uygulanan hatalı veya eksik tedbirler – “şüphelinin iradesini göz ardı eden zorlama veya baskı” anlamına gelip gelmediğine ilişkin bir analiz yapılmamasını kabul etmiyorum. Söz konusu durumun uygun şekilde analiz edilmesi, bu koşulların, birlikte ele alındığında, şüphelileri kaçınılmaz şekilde hem susmalarının hem de yalanlarının yasal olarak aleyhine yorumlanabileceği ve bu nedenle sadece ikrara olanak tanıdığı sonucunu ortaya çıkarabilir. Bu durumun Saunders kararında yer alan ilkelere uygunluğu tartışılır. Bu bağlamda, çoğunluk, başvuranların yakalanmadıkları veya herhangi bir kötü muameleye maruz kalmadığı görüşü ile yetinmişlerdi. Mahkemenin içtihatları uyarınca “baskının” göz ardı edilmesi için bunun yeterli olduğu kanısında değilim. Bu bağlamda, “susma hakkı ve kendi aleyhine tanıklık etmeme muafiyetine aykırı olarak elde edilen delillerin kullanımına ilişkin olarak Mahkemenin, bunların, 6. madde kapsamında adil yargılanma kavramının merkezinde yer alan genel olarak kabul görmüş uluslararası standartlar olduğunu tekrar ettiği” Gäfgen(yukarıda anılan, 168. paragraf) kararındaki ilkelerinden bahsedeceğim. Büyük Daire, bu karara aşağıdaki şekilde devam etmiştir:
“Gerekçe, diğerlerinin arasından, sanığın yetkililerin uygulayabileceği yersiz baskıya karşı korunması, böylece adaletin yanlış şekilde kullanılmasının önlenmesine ve 6. madde hedeflerinin yerine getirilmesine katkı sağlanmasıdır. Özellikle kişinin kendi aleyhine tanıklık etmeme hakkı; ceza davasında iddia makamının, sanığın iradesi dışında zorla veya baskı uygulanarak elde edilen ifadelere başvurmaksızın haklılığını kanıtlayacağını varsayar (bkz., diğerleri arasında, Birleşik Krallık [BD], 17 Aralık § 68, Derlemeler 1996-VI; Heaney ve McGuinness / İrlanda, no. 34720/97, § 40, AİHM 2000-XII; ve yukarıda anılan Jalloh kararı, § 100).”
Son olarak, bu durum, kendi aleyhine tanıklık etmeme muafiyetinin ihlal edildiği durumlarda uygun hukuk yolları hususunu gündeme getirir. Bu muafiyetinin kapsamının ve ihlali halinde uygun hukuk yollarının açıklanması yerine, Gäfgenkararında Büyük Daire,kendi aleyhine tanıklık etmeme muafiyetinin korunması için oluşturulan “dışlama (yasadışı yollarla elde edilen tanıklığın geçersizliği) kuralına” ilişkin diğer uluslararası belge hükümlerini ve mahkeme görüşlerini dikkate almasına rağmen davanın 3. maddeyle ilgili yönlerini incelemiştir. Bu bağlamda, Büyük Daire, “günümüze kadar olan içtihatlarında, bu tür delillerin kullanımının, yani davanın diğer koşullarına bakılmaksızın, her zaman yargılamanın adil olmamasına neden olup olmayacağı sorusuna çözüm bulunmadığını” kabul etmiştir.
Kanuna aykırı olarak, dördüncü başvuran İsmail Abdurahman’ın, kendi aleyhine tanıklık etmemesinin sağlanmasına yönelik uygun bir tedbir olmadan kasten ifadesinin alındığı tespit edilmesine rağmen çoğunluk, bu durumun dördüncü başvuranın savunma haklarına gereksiz şekilde halel getirilmesine neden olmadığına kanaat getirmiş ve aslında uygun hukuk yollarına ilişkin değerlendirmeyi ulusal ceza mahkemelerine bırakmıştır.
İlk üç davadaki koşulların kendi aleyhine tanıklık etmeme hakkı açısından baskı anlamına gelip gelmediği ve var olan kendi aleyhine tanıklık etme koşullarında uygun olan çözüm yollarının ne olduğunun – örneğin, dördüncü başvuran açısından, ulusal hukuk standartlarından ziyade Sözleşme kapsamında – analiz edilememesi hususunda, Mahkeme’nin incelemesinin gerekli veya yeterli olup olmadığını ya da aslında Mahkemenin yetkisi kapsamı dışında kaldığı ve hatta ulusal makamların takdir yetkisine müdahalede bulunulduğu için gereksiz olup olmadığını sorguladım.
Full & Egal Universal Law Academy