İbrahim ve Diğerleri / Birleşik Krallık – 50541/08 et al. - 16.12.2014 tarihli Karar [Bölüm IV]
Olaylar – Londra’da yapılan bir intihar saldırısı nedeniyle 52 kişi öldükten iki hafta sonra, 21 Temmuz 2005 tarihinde, Londra taşıma sisteminde, bombalı saldırı girişimlerinde bulunulmuş, ancak bombalar patlamamıştır. Suçlular olay mahallinden kaçmışlardır. İlk üç başvuran yakalanmış ve polis “güvenlik amaçlı ifade alma”[1] işlemini gerçekleştirdiği sırada dört ila sekiz saat boyunca avukat yardımından faydalandırılmamışlardır. Güvenlik amaçlı ifade alma işlemleri sırasında, başvuranlar 21 Temmuz olaylarına katıldıklarını veya bu olaylar hakkında bilgi sahibi olduklarını inkar etmişlerdir. Duruşmada, olaylara katıldıklarını kabul etmişler ancak bombaların aldatmaca olduğunu ve patlatmayı hedeflemediklerini ileri sürmüşlerdir. Güvenlik amaçlı olarak alınan ifadeleri aleyhlerinde kanıt olarak değerlendirilmiştir ve başvuranlar cinayet girişiminde bulunmaktan suçlu bulunmuşlardır. Temyiz Mahkemesi, itiraz haklarını reddetmiştir.
Dördüncü başvuranın bomba patlattığından şüphelenilmemektedir ve başlarda polis tarafından tanık olarak ifadesi alınmıştır. Ancak, saldırılardan kısa bir süre sonra şüpheli bombacılardan bir tanesiyle karşılaştığını ve ona yardım ettiğini açıklayarak kendini suçlamaya başlamıştır. Bu aşamada, polis onu tutuklamamış ve sessiz kalma ve avukata erişim haklarını hatırlatmıştır, ancak dördüncü başvuranı tanık olarak dinlemeye devam etmiş ve yazılı ifadesini almıştır. Dördüncü başvuran daha sonra tutuklanmış ve avukat yardımı teklif edilmiştir. Daha sonraki ifadelerinde, devamlı olarak yazılı ifadesine atıfta bulunmuştur. Söz konusu yazılı ifade, duruşmada kanıt olarak kabul edilmiştir. Başvuran, bombacılardan birine yardım etmekle ve bomba saldırıları hakkında bilgi vermemekle yargılanmış ve suçlu bulunmuştur. Mahkûmiyet kararına itirazı reddedilmiştir.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne yaptıkları başvuruda, başvuranlar, polis tarafından ifadeleri alındığı sırada avukat yardımından faydalandırılmamaları konusunda ve ifadelerinin mahkemede aleyhlerinde kanıt olarak kabul edilmesinin Sözleşme’nin 6 §§ 1 ve 3 (c) maddesi uyarınca adil yargılanma haklarını ihlal ettiği konusunda şikâyetçi olmuşlardır.
Hukuki Değerlendirme – Madde 6 §§ 1 ve 3 (c): Mahkeme, kural olarak adil yargılanma hakkının yeterince uygulanabilir ve etkili olması için, polis tarafından ilk olarak ifade alındığı andan itibaren avukat yardımının sağlanması gerektiğini hatırlatmaktadır. Ancak, özel koşullarda söz konusu hakkı kısıtlandıran zorlayıcı nedenlerin olduğu gösterilebilir. Söz konusu zorlayıcı nedenlerin varlığında, kısıtlandırma savunmanın haklarını ihlal etmemelidir. Polis tarafından ifadesi alındığı sırada bir kişinin avukata erişimi olmaksızın sunduğu ve kendini suçlayıcı ibrazları, mahkûmiyet kararı için dayanak olarak kullanılmıştır (bk. Salduz / Türkiye).
Bu kuralı uygulayarak, Mahkeme, başvuranların avukat erişiminin engellenmesi için zorlayıcı nedenlerin olup olmadığını (a) ve eğer varsa, savunma makamının haklarının ihlal edilip edilmediğini (b) incelemiştir.
(a) Zorlayıcı nedenler – Polis, ağır baskı altında kalmıştır ve 21 Temmuz tarihinde bomba patlatma girişiminin büyük çapta hayat kaybına neden olma riskiyle 7 Temmuz saldırılarını yineleme teşebbüsü olduğunu öngörmek zorunda kalmıştır. Acil bir durum söz konusu olduğu için, bilgi sızıntılarının soruşturmanın bütünlüğüne halel getirmediğinden emin olarak, planlanmış başka saldırılar ve olaya karışmış olması olası kişilerin kimlikleri hakkında bilgi toplama gerekliliği, açıkça çok zorlayıcı bir niteliğe sahiptir.
Bu zorlayıcı nitelik, ilk üç başvuranın davasında, polis tarafından ifadeleri alındığı sırada suçlu olmalarına değil kamunun tehdit altında olmasına odaklanılmasından ve avukat yardımına ulaşımın diğer şüphelileri büyük ölçüde harekete geçirebilecek olmasına ilişkin açık endişeden kaynaklanmıştır. Dördüncü başvuranın durumu, sanık olarak değil tanık olarak ifadesinin alınması nedeniyle, farklı olmasına rağmen, tutuklanmaması ve uyarılmaması (ki bu durumda avukat yardımından faydalanma hakkı doğardı) makuldür, çünkü resmi bir tutuklama onu, kamu güvenliği için oldukça önemli ilgili bilgileri vermekten alıkoyabilirdi.
Buna göre, dört başvuranın avukat erişimlerinin geçici bir süre ertelenmesini gerekçelendiren zorlayıcı nedenler sağlayan istisnai şekilde ciddi ve acil kamu güvenliği tehdidi bulunmaktadır.
(b) Hakkın ihlali – En önemlisi, Salduz ve Dayanan/Türkiye davası gibi davalardaki durumun aksine, başvuranların davasında avukat yardımına erişimin sistematik olarak engellenmesi söz konusu değildir. Detaylı bir yasal çerçevede, davadan davaya değişen istisnai durumlarla birlikte, tutuklandıktan sonra avukat erişimi hakkı genel olarak ortaya koyulmuştur. Avukat erişiminin ertelenmesi için gerekli şartlar katı ve ayrıntılıdır. Tespit edilen bir riskin önlenmesi için yeterli bilgi toplandığında, tutuklu, avukat yardımına erişene kadar ifade alma işlemi durdurulmak zorundadır. Bu nedenle, mevzuat, avukat yardımı hakkının önemi ve istisnai durumlarda polisin kamuyu korumak için gerekli bilgileri almasını sağlamaya ilişkin zorunlu ihtiyaç arasında uygun bir denge sağlamıştır.
Söz konusu mevzuat, ilk üç başvuranın davasında dikkatli bir şekilde uygulanmıştır. Emniyet amirinin izniyle, avukat erişimleri, izin verilen maksimum 48 saat içinde sadece dört ila sekiz saat boyunca ertelenmiştir. Erişimin kısıtlandırılmasının nedenleri tutanağa yazılmıştır. Dördüncü başvurana ilişkin olarak, yürürlükteki kurallar gereğince, suça karıştığından şüphelendiğinde hemen uyarılmamasına rağmen, polis tarafından ifade alındığı sırada elde edilen kanıtların kabul edilebilirliğini açıkça düzenleyen mevzuat, davayı gören hâkim tarafından dikkatli bir şekilde uygulanmıştır.
Başvuranların hiçbirinin ifade alma işlemi sırasında baskı, zorlama ve (dördüncü başvuranın davasında uyarı eksikliği dışında) başka hiçbir uygunsuz davranıştan şikâyetçi olmamaları da dikkate değerdir. Gerçekte, ilgili ifade alma işlemleri sırasında başvuranlara yöneltilen sorular, bombalı saldırı teşebbüsleriyle ilgili değil, başka herhangi bir bombalı saldırı olasılığına ilişkin bilgiler hakkındadır. Dördüncü başvuran polis tarafından ifadesi alındığı sırada kendini suçlayıcı ifadelerde bulunmasına rağmen, avukat yardımı aldığında bu ifadeleri geri çekmemiş ve aynı doğrultuda ifade vermeye devam etmiştir. Ancak, daha sonra duruşmada kullanılmamasını talep etmiştir.
Ayrıca, başvuranlara duruşma sırasında ifadelerinin kabul edilip kullanılmasına ve bu ifadelere atfedilen öneme itiraz etmelerine izin veren usulü fırsatlar sağlanmıştır. İlk üç başvuranın davasında duruşma hakimi, güvenlik amaçlı olarak alınan ifadelerine ilişkin koşulları titizce dikkate almış ve söz konusu ifadelerin kabul edilmesinin adil yargılanma haklarını ihlal etmeyeceğine neden inandığını dikkatlice açıklamıştır. Hakim, jüri üyelerine sadece güvenlik amaçlı ifade alma işlemleri bittikten sonra gerçekleştirilen sorgulama işlemlerine ilişkin olarak olumsuz çıkarımda bulunabileceklerini açıkça belirterek dikkatli talimatlarda bulunmuştur. Dördüncü başvuranın davasında, kendini suçlayıcı ifadelerinin duruşmada kullanılmasına itirazı, duruşma hâkimi tarafından detaylı olarak incelenmiştir. Duruşma hâkimi, söz konusu ifadelerin tamamen kullanıldıkları takdirde herhangi bir adaletsiz durumun doğmayacağı sonucuna varmasının nedenlerini detaylı bir şekilde açıklamıştır.
Son olarak, söz konusu ifadeler sadece başvuranların aleyhinde suçlayıcı kanıt olmaktan uzaktadırlar. Her bir davada, duruşma sırasında savunmaları zayıflatacak önemli miktarda bağımsız kanıt bulunmaktadır.
Yukarıdaki bilgiler topluca dikkate alındığında, Mahkeme, başvuranların, ilk üç başvuranın güvenlik amaçlı ifadelerinin alındığı sırada ve öncesinde avukat erişiminin sağlanmaması veya polis tarafından ifadesi alınırken dördüncü başvurana avukat erişimi sağlanmaması ve uyarılmaması, daha sonra da bu ifadelerin duruşmada kabul edilmeleri sonucunda, başvuranların adil yargılanma haklarının ihlal edilmediğine hükmetmiştir.
Sonuç: ihlal yok (bir oya karşı altı oyla).
(Bk. Salduz / Türkiye [BD], 36391/02, 27 Kasım 2008, 113 sayılı Bilgi Notu, ve Dayanan / Türkiye, 7377/03, 13 Ekim 2009, 123 sayılı Bilgi Notu)
[1] Güvenlik amaçlı olarak ifade alma işlemi, hayat kurtarma ve mülkiyete ciddi zarar verilmesini önleme amacıyla acilen gerçekleştirilen bir işlemdir. Terör Kanunu (2000) uyarınca, söz konusu ifade alma işlemleri avukat yokluğunda ve tutuklu avukat yardımı talebinde bulunma fırsatını elde etmeden gerçekleştirilebilir.
Full & Egal Universal Law Academy