Brincat ve Diğerleri / Malta – 60908/11 - 24.07.2014 tarihli Karar [V. Bölüm]
Olaylar – Başvuranlar 1968 yılından 2003 yılına kadar Hükümet tarafından işletilen bir tersanedeki çalışanlardan (veya yakınlarından) oluşmaktadır. Kendilerinin (veya yakınlarının) asbest ile izole edilmiş makine aksamlarını tamir ederken sürekli ve yoğun bir şekilde, asbest parçacıklarına maruz kaldıklarını iddia etmektedirler. Bu durum, çalışanların sağlığına zarar vermiş ve çalışanlardan birinin (Bay Attard), asbeste bağlı kanser sonucu hayatını kaybetmesiyle sonuçlanmıştır.
2009 yılının Mayıs ayında başvuranlar; Devletin, kendilerini (veya yakınlarını),yaşamlarına yönelik gereksiz risklerden koruyamadığını iddia ederek, Anayasa Mahkemesi önünde tazminat davası açmışlardır. Başvurular, iç hukuk yollarının tüketilmemesi nedeniyle 2011 yılının Nisan ayında reddedilmiştir. Anayasa Mahkemesi, tazminat davasının yalnızca, başvuranların haksız fiil veya akdi sorumluluklardan kaynaklanan zararlarına ilişkin olarak hukuki işlem başlatmalarının ardından açılabileceğini değerlendirmiştir.
Hukuki değerlendirme
(a) Kabul edilebilirlik hakkında– Madde 35 § 1 (iç hukuk yollarının tüketilmesi): Hükümet, başvuranların, haksız fiile ilişkin olarak olağan bir hukuk davası açmak yerine, Anayasa Mahkemesi önünde tazminat davası açmayı tercih etmeleri sebebiyle, iç hukuk yollarını tüketmediklerini bildirmiştir. Mahkeme bu görüşü reddederek; Sözleşme’nin 2 ve 3. maddelerinin ihlal edilmesi halinde, bu ihlalden kaynaklanan manevi zarara ilişkin tazminatın, ilke olarak, olası hukuk yolları kapsamında erişilebilir olması gerektiğini yinelemiştir. Aynı durumun, başvuranların 8. madde kapsamındaki şikâyetleri için de geçerli olması gerekir. Zira mevcut davada, 8. madde kapsamındaki şikâyet, söz konusu hükümlerle yakın şekilde bağlantılıdır. Bu nedenle Mahkeme Hükümet’in, bu tür davalarda manevi zarara ilişkin olarak tazminat ödenmesi konusunda, Devletlere atfedilen genel veya kesin bir yükümlülük bulunmadığı yönündeki görüşünü reddetmiştir. Yerel mahkemelerin ve Hükümet’in, Mahkeme’nin Zavaloka / Letonya[1] kararına, söz konusu davanın oldukça geniş bir şekilde yorumlanması temeline dayandıkları kanaatine varmıştır. Mahkeme Zavaloka kararında, yalnızca, davanın kendine özgü koşulları kapsamında manevi tazminat hakkının bulunmadığı sonucuna varmıştır. Zira bu davada başvuranın kızı, üçüncü bir tarafın ihmali sonucunda gerçekleşen trafik kazasında hayatını kaybetmiş olup; yetkililere, doğrudan veya dolaylı olarak herhangi bir sorumluluk atfedilememiştir.
Malta hukukunda, anayasal hukuk yolunun, haksız fiile ilişkin olarak açılan hukuk davasından farklı olarak, maddi ve manevi zararlar açısından, en azından teorik anlamda, tazminat hakkı tanıdığını ve bu anayasal hukuk yolunun kullanılmasından önce, haksız fiile ilişkin olarak dava açılması konusunda zorunlu bir ön koşul bulunmadığını kaydeden Mahkeme, başvuranların iki hukuk yolu yerine bir hukuk yolu izlemelerinden dolayı sorumlu tutulamayacakları kanısına varmıştır.
Sonuç: ilk itiraz reddedilmiştir (oy birliğiyle).
(b) Esas hakkında–Madde 2 ve 8: Mahkeme Devlet’in, başvuranların Sözleşme’nin 2 ve 8. maddeleri kapsamındaki haklarının korunması amacıyla, makul ve uygun önlemler alma hususunda pozitif yükümlülüğü bulunduğunu yinelemiştir. Sözleşme’nin 2 ve 8. maddeleri kapsamındaki pozitif yükümlülüklerin etki alanı, tehlike içeren faaliyetleri bağlamında, büyük ölçüde içinde barındırmaktadır. Esasında, 8. madde kapsamındaki pozitif yükümlülük, ulusal makamların, 2. madde kapsamındaki pozitif yükümlülükleri bağlamında kendilerinden beklenenler ile aynı niteliği taşıyan uygulanabilir önlemleri almalarını gerektirmektedir.
Mahkeme, iç hukuk ve ilgili tarihte Hükümet’in erişebileceği bilimsel ve tıbbi görüşler dikkate alındığında, Malta Hükümeti’nin, en azından 1970’lerin başından itibaren asbeste maruz kalınmasından dolayı ortaya çıkabilecek tehlikeleri bildiğini veya bilmek zorunda olduğunu tespit etmiştir. Başvuranlara, asbestten dolayı ortaya çıkabilecek tehlikelere karşı yeterli güvenceler sunulmamıştır. Başvuranların tersanedeki işlerini bıraktıkları 2000’li yılların başlarına kadar risklere ilişkin olarak koruma veya bilgi sağlama işlemleri gerçekleştirilmemiştir. 1987 tarihli yasada, asbeste ilişkin faaliyetler yeterli şekilde ele alınmamış veya hayatları tehlike altında olabilecek çalışanların korunması maksadıyla uygulanabilir önlemler sunulmamıştır. Son olarak, tersanedeki çalışma süreleri boyunca, başvuranlara yeterli bilgi sunulmamış veya başvuranların bilgilere erişimi sağlanmamıştır.
Mahkeme, asbestin yol açabileceği tehlikelerin ciddiyetini dikkate alarak ve Devlet’in yöntem seçimi konusunda takdir payı bulunmasına karşın, Hükümet’in 2 ve 8. maddeler kapsamında mevzuat oluşturma veya diğer uygulanabilir önlemler alma hususundaki pozitif yükümlülüğünü yerine getirmediği sonucuna varmıştır.
Sonuç: Bay Attard açısından, 2. madde (esas bakımından) ihlal edilmiştir (oy birliğiyle); diğer başvuranlar açısından 8. madde (oy birliğiyle) ihlal edilmiştir.
Madde 41: 2. madde kapsamındaki manevi tazminat talebi için 30.000 avro; 8. madde kapsamındaki manevi tazminat talebi için 1.000 avro ila 12.000 avro arasında değişen miktarların ödenmesine; maddi tazminat taleplerinin reddedilmesine karar verilmiştir.
(Ayrıca bk. Öneryıldız / Türkiye [BD], 48939/99, 30 Kasım 2004, 69 sayılı Bilgi Notu; Roche / Birleşik Krallık [BD], 32555/96, 19 Ekim 2005, 79 sayılı Bilgi Notu; Budayeva ve Diğerleri / Rusya, 15339/02, 20 Mart 2008, 106 sayılı Bilgi Notu; Kolyadenko ve Diğerleri / Rusya, 17423/05, 28 Şubat 2012; Vilnes ve Diğerleri / Norveç, 52806/09 ve 22703/10, 5 Aralık 2013, 169 sayılı Bilgi Notu; ve O’Keeffe / İrlanda [BD], 35810/09, 28 Ocak 2014, 170 sayılı Bilgi Notu).
[1]Zavoloka / Letonya, 58447/00, 7 Temmuz 2009, 121 sayılı Bilgi Notu.
Full & Egal Universal Law Academy