AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
BEŞİNCİ BÖLÜM
B.S. / TÜRKİYE
(Başvuru no. 14820/19)
KARAR
STRAZBURG
21 Mart 2024
İşbu karar kesinleşmiş olup; bazı şekli değişikliklere tabi tutulabilir.
B.S./Türkiye davasında,
Başkan,
Stéphanie Mourou-Vikström,
Hakimler,
Lado Chanturia,
Mattias Guyomar,
ve Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Vekili Sophie Piquet’in katılımıyla Komite olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (Beşinci Bölüm),
8 Mart 2019 tarihinde yapılan yukarıdaki başvuruyu göz önüne alarak,
Sözleşme’nin 2 ve 3. maddelerine ilişkin şikâyetlerin, kendi görevlisi tarafından temsil edilen Türk Hükümetine (“Hükümet”) bildirilmesine ve başvurunun geri kalan kısmının kabul edilemez beyan edilmesine ilişkin kararı,
başvuranın adının açıklanmaması kararını,
başvurunun öncelikli olarak incelenmesine ilişkin kararı (Mahkeme İç Tüzüğü’nün 41. maddesi),
Mahkeme İç Tüzüğü’nün 39. maddesi uyarınca davalı Hükümete tedbir bildiren kararı ve bu tedbire uyulmuş olmasını;
tarafların beyanlarını dikkate alarak,
22 Şubat 2024 tarihinde yapılan kapalı müzakerelerin ardından, aynı tarihte kabul edilen aşağıdaki kararı vermiştir.
DAVA KONUSU
1. Başvuru, başvuranın, İslam dininden Hristiyanlığa geçmesi nedeniyle müebbet hapis cezasına veya idama mahkum edilme ve gönderilmesi halinde İran makamları ve/veya eski eşi tarafından kötü muameleye maruz bırakılma gerçek riskiyle karşı karşıya kalacağı İran’a sınır dışı edilme tehlikesiyle ilgilidir. Başvuran ayrıca, Türk makamlarının ve mahkemelerinin, iddialarını uygun bir şekilde ve zamanında değerlendirmediklerini iddia ederek şikayette bulunmaktadır.
2. Başvuran 4 Mart 2017 tarihinde İran’dan ayrılarak yasal olarak Türkiye’ye giriş yapmıştır. Başvuran daha sonra oğlunun Türkiye’ye yasa dışı yollarla girmesini sağlamış, oğlu sonrasında 2017 yılında başvurana katılmıştır. Başvuran 31 Mayıs 2017 tarihinde Trabzon Valiliğine sığınma başvurusunda bulunmuş, sonrasında 6 Temmuz 2017 tarihinde İl Göç İdaresi Müdürlüğünde (“Göç İdaresi”) başvuranla bir görüşme gerçekleştirilmiştir. Başvuran, eski eşi tarafından maruz bırakıldığı taciz nedeniyle İran’dan kaçmak zorunda kaldığını ifade etmiştir. Başvuran ayrıca, nihayetinde Avrupa’ya yerleştirilmesi amacıyla Türkiye’de sığınma başvurusunda bulunmak istediğini belirtmiştir. Başvuran, İslamın Şii mezhebine mensup olduğunu ve oruç tutmak gibi bazı temel İslami ibadetleri yerine getirdiğini belirtmiştir.
3. Başvuranın yaptığı sığınma başvurusu, özellikle başvuranın iddialarının temelsiz ve inandırıcılıktan yoksun olduğunu değerlendiren yerel mahkemelerce reddedilmiştir. Trabzon İdare Mahkemesi, 21 Kasım 2017 tarihli kararında, başvuranın, kendisi ve oğlunun on yıl önce boşandığı eski eşi tarafından onunla birlikte yaşadıkları süre boyunca şiddete ve tacize maruz kaldıklarını iddia etmesine rağmen, başvuranın ve oğlunun daha sonra Tahran’da sekiz yıl boyunca herhangi bir sorun yaşamadan tek başlarına yaşadıklarını gözlemlemiştir. Mahkeme, başvuranın, eski eşinin Tahran’da nerede olduklarını öğrendiği ve 2016 yılında başvuranı ve oğlunu gizlice takip etmeye başladığı iddiasıyla ilgili olarak, dava dosyasında veya başvuranın kendi ifadelerinde bu durumun başvuranların İran’da güvenli bir şekilde yaşamalarını veya bu ülkedeki ikamet yerlerini değiştirmelerini engellediğini gösteren herhangi bir bilgi bulunmadığını vurgulamıştır. Trabzon İdare Mahkemesi, başvuranın Avrupa’da başka bir yere yerleştirilmek amacıyla sığınma başvurusunda bulunduğuna ilişkin beyanını dikkate alarak, başvuranın zulme maruz kalma korkusuna ilişkin tutarlı bir açıklama yapmadığı ve detay vermediği ve bu nedenle iddialarının temelsiz olduğu sonucuna varmıştır. Samsun Bölge İdare Mahkemesi, 20 Nisan 2018 tarihinde, 21 Kasım 2017 tarihli kararın onanmasına hükmetmiştir.
4. Daha sonra, Trabzon Valiliği, başvuranın sığınma başvurusunun reddedildiği gerekçesiyle başvuranın sınır dışı edilmesine karar vermiştir.
5. Başvuran, 23 Mayıs 2018 tarihinde, sınır dışı kararının iptali talebiyle dava açmıştır. Başvuran, Türkiye’ye taşındıktan sonra İslam dininden Hristiyanlığa geçmiş olması ve eski eşinin, din değiştirdiğini İran yetkililerine bildirmiş olması nedeniyle, İran’a sınır dışı edilmesinin kendisini gerçek bir ölüm veya kötü muamele riskine maruz bırakacağını ileri sürmüştür. Başvuran, iddialarını desteklemek üzere, Gedikpaşa Ermeni Protestan Kilisesi tarafından düzenlenen 15 Mayıs 2018 tarihli vaftiz belgesinin bir nüshasını ibraz etmiştir. Trabzon İdare Mahkemesi, sadece başvuranın sığınma başvurusunun reddine ilişkin 21 Kasım 2017 tarihli kararda yer alan tespitlere atıfta bulunarak, başvuranın davasını reddetmiştir.
6. Başvuran, 23 Ekim 2018 tarihinde Anayasa Mahkemesine başvurarak, sınır dışı işlemlerinin askıya alınması amacıyla tedbir talebinde bulunmuştur. Başvuran, İran’a gönderilmesi halinde, daha sonra din değiştirmesi (diğer bir ifadeyle Türkiye’de Hristiyanlığa geçmesi - bu durumun eski eşi tarafından İranlı yetkililere bildirildiği iddia edilmiştir) ve eski eşinin devam eden tehditleri nedeniyle gerçek bir ölüm veya kötü muamele riskine maruz kalacağı hususunda şikayette bulunmuştur.
7. Anayasa Mahkemesi, 12 Kasım 2018 tarihli kısa kararında, yukarıda belirtilen tedbir talebini ve bireysel başvuruyu açıkça dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle reddetmiştir.
8. Sunulan belgelerden anlaşıldığı üzere, başvuran ve oğlu Türkiye’de ikamet etmeye devam etmektedirler.
MAHKEMENİN DEĞERLENDİRMESİ
SÖZLEŞME’NİN 2 VE 3. MADDELERİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA9. Başvuranın Mahkemeye sunduğu beyanlardan, şikayetinin, ülkesinden ayrıldıktan sonra Hristiyanlığa geçmesi nedeniyle sınır dışı edilme tehlikesinin yol açacağı iddia edilen kötü muamele ve zulümle ilgili olduğu anlaşılmaktadır. Başvuran Sözleşme’nin 2 ve 3. maddelerine atıfta bulunmuştur. Söz konusu maddeler aşağıdaki gibidir:
Madde 2
“1. Herkesin yaşam hakkı yasayla korunur. ...
...”
Madde 3
“Hiç kimse işkenceye veya insanlık dışı ya da aşağılayıcı muamele veya cezaya tabi tutulamaz.”
Kabul Edilebilirlik hakkında10. Hükümet, beyanlarında, Trabzon İdare Mahkemesinin tespitlerini yinelemiş (bk. yukarıda paragraf 3) ve başvuranın, İran’a iade edilmesi halinde, Sözleşme’nin 2 ve 3. maddelerine aykırı bir muameleye maruz kalma şeklinde gerçek bir riskle karşı karşıya kalacağına ilişkin önemli gerekçeler bulunduğunu ortaya koyabilecek herhangi bir argüman ileri süremediğini belirtmiştir. Hükümet ayrıca, başvuranın iddialarının gerçeğe uygun olmadığını, zira başvuranın din değiştirdiğine dair iddiasını ne Göç İdaresindeki görüşmesi sırasında ne de sığınma başvurusunun reddine ilişkin yargılama sürecinde mahkemeler önünde yerel makamların dikkatine sunduğunu vurgulamıştır. Dolayısıyla, başvuran Hristiyanlığa geçtiği iddiasını (ve vaftiz belgesinin bir kopyasını) ilk kez, Türkiye’ye girişinin üzerinden neredeyse bir yıl geçtikten sonra ve ayrıca, sığınma başvurusunun reddine ilişkin nihai kararın verilmesinden ve hakkında sınır dışı kararı çıkarılmasından sonra sunmuştur. Nitekim vaftiz belgesinde yer alan tarih, başvuranın, hakkında düzenlenen sınır dışı kararından sonra vaftiz edildiğini göstermektedir. Hükümet bu nedenle somut başvurunun açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesini talep etmiştir.
11. Başvuran bu argümanlara itiraz etmiş ve yukarıda 9. paragrafta belirtilen ve başvuranın, eski eşi tarafından İran makamlarına bildirildiğini belirttiği argümanları ileri sürmüştür.
12. Mahkeme, Hükümetin kabul edilebilirliğe dair itirazlarının, başvuranın Sözleşme’nin 2 ve 3. maddeleri kapsamındaki şikayetleriyle yakından bağlantılı olduğunu gözlemlemektedir. Bu nedenle, Mahkeme, bu şikayetlerin esasına ilişkin halel getirmeksizin, bu şikayetleri Sözleşme’nin 35 § 3 (a) maddesi anlamında açıkça dayanaktan yoksun oldukları gerekçesiyle reddedemez. Bu durumda, Mahkeme bu şikayetlerin, esasıyla birleştirilerek bir sonraki aşamada incelenmesi gerektiği kanısındadır (bk. gerekli değişikliklerin uygulanması koşuluyla, O.M. ve D.S./Ukrayna, no. 18603/12, §§ 77-79, 15 Eylül 2022).
Esas hakkında13. Mahkeme, ilgili genel ilkeleri F.G./ İsveç ([BD], no. 43611/11, §§ 110-27, 23 Mart 2016) kararında özetlemiştir.
14. Somut davaya ilişkin olarak, başvuranın şikayetlerinin niteliği göz önüne alındığında, Mahkeme, Sözleşme’nin 2. ve 3. maddeleri kapsamındaki hususların birbirinden ayrılamaz nitelikte olduğunu tespit etmektedir; Mahkeme bu nedenle bu hususları birlikte inceleyecektir (bk. diğer kararlar arasında M.A.M./İsviçre, no. 29836/20, § 62, 26 Nisan 2022).
15. Mahkeme ilk olarak, başvuranın, hakkında sınır dışı kararı verilmeden çok önce, iddiasına konu din değiştirme işlemini defalarca yerel makamların dikkatine sunduğunu iddia etmesine rağmen, dava dosyasına bunu gerçekten yaptığını gösteren herhangi bir açıklama veya destekleyici belge eklemediğini gözlemlemektedir. Mahkeme bu bağlamda, başvuranın vaftiz belgesinin, hakkındaki sınır dışı kararı verildikten sonra ve başvuranın Trabzon İdare Mahkemesinden bu kararın iptalini talep etmesinden sadece sekiz gün önce düzenlendiğini de kaydetmektedir. Ayrıca, başvuran başvuru formunda Hristiyanlıkla ilk kez 2016 yılında kız kardeşi tarafından tanıştırıldığını ve Türkiye’ye geldikten sonra Mart 2017 tarihinde Hristiyanlığa geçtiğini ifade etmiş olsa da, başvuran 6 Temmuz 2017 tarihinde Göç İdaresindeki görüşmesi sırasında veya sığınma başvurusunun reddedilmesine ilişkin olarak yerel mahkemeler önünde yürütülen yargılamalar sırasında bu konuda herhangi bir argüman ileri sürmemiştir (bk. yukarıda paragraf 2-3). Başvuranın ifadeleri ile dava dosyasında bulunan deliller arasındaki tutarsızlıklar dikkate alındığında, Mahkeme -Hükümetin iddia ettiği üzere- başvuranın ilk defa 23 Mayıs 2018 tarihinde (başvuranın Trabzon İdare Mahkemesinden sınır dışı kararının iptalini talep ettiğinde) din değiştirdiği iddiasından ve İran’a zorla gönderilmesi durumunda bunun doğuracağı risklerden bahsettiğini kabul etmektedir. Başvuran daha sonra bu iddiasını Anayasa Mahkemesi önünde de dile getirmiş (bk. yukarıda paragraf 6) ve yerel mahkemelere İran’da din değiştiren kişilerin durumuna ve maruz kaldıkları muameleye ilişkin çeşitli raporlar sunmuştur.
16. Mahkeme bu nedenle, başvuranın Göç İdaresi nezdindeki ilk sığınma işlemleri sırasında din değiştirdiğinden bahsetmemiş olmasına rağmen, başvuranın Türkiye’ye geldikten sonra Hristiyanlığa geçtiği iddiasının daha sonra Türk makamlarına iletildiğini kaydetmektedir. Dolayısıyla, Türk makamlarının öncelikle başvuranın din değiştirmesinin gerçek olup olmadığını ve belirli bir inandırıcılık, ciddiyet, tutarlılık ve önem düzeyine ulaşıp ulaşmadığını değerlendirmeleri (bk. A.A./ İsviçre, no. 32218/17, § 49, 5 Kasım 2019) ve sonrasında başvuranın İran’a iade edilmesi halinde Sözleşme’nin 2 ve 3. maddelerine aykırı muameleye maruz kalma riski altında olup olmadığını değerlendirmeleri gerekmektedir Somut davada, başvuranın bu argümanı -daha sonraki bir aşamada olsa da- yerel mahkemeler önünde ileri sürmüş olması itiraz konusu değildir (bk. yukarıda paragraf 15). Ancak bu argüman yerel mahkemelerce incelenmemiştir. Trabzon İdare Mahkemesi, kararını sadece başvuranın sığınma başvurusunu inceleyen yerel mahkemelerin önceki bulgularına dayandırmıştır; bu mahkeme yargılamalarında başvuranın din değiştirmesi veya bununla bağlantılı risk iddiaları ele alınmamış ve değerlendirilmemiştir. Daha sonra Anayasa Mahkemesi, özetle, başvuranın argümanlarını reddetmiş ve herhangi bir uygun gerekçe göstermeksizin, başvuranın bireysel başvurusunun kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
17. Mahkeme bu nedenle, Türk makamlarının, başvuranın din değiştirmesi bağlamında İran’a geri gönderilmesinin bir değerlendirmeyi hak ettiğini yeterince ortaya koyup koymadığını değerlendirmedikleri ve başvuranın din değiştirmesi nedeniyle İran’da kötü muamele riskiyle karşı karşıya kalacağı argümanını titiz bir şekilde incelemedikleri sonucuna varmaktadır (karşılaştırınız A./İsviçre, no. 60342/16, §§ 38-46, 19 Aralık 2001; A.A., yukarıda anılan, § 48; M.A.M., yıkarıda anılan, §§ 64‑74; J.G./Hollanda, (k.k.) no. 70602/14, §§ 41-47, 5 Temmuz 2016 ve M.H.A./Hollanda, (k.k.) no. 61402/15, §§ 25-30, 5 Temmuz 2016). Mahkeme, özellikle ulusal mahkemelerin başvuranın argümanlarını basitçe reddetmesini dikkate alarak bu sonuca varmıştır.
18. Dolayısıyla Mahkeme, Hükümetin -daha önce esasla birleştirilen (bk. yukarıda paragraf 12)- itirazını reddetmektedir. Mahkeme, başvuranın, iddia edilen din değiştirmesi ve bundan kaynaklanan sonuçlara ilişkin Türk makamlarınca ileriye dönük (ex nunc) bir değerlendirme yapılmadan İran’a iade edilmesi halinde, Sözleşme’nin 2 ve 3. maddelerinin usul yönünden ihlalinin söz konusu olacağını belirtmektedir.
19. Bu nedenle, İç Tüzüğün 39. maddesi uyarınca Hükümete bildirilen tedbirin bir dayanağı kalmamıştır.
SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI20. Başvuran, maddi ve manevi tazminat olarak 150.000 avro ve yerel mahkemeler ve Mahkeme önünde yapılan masraf ve giderler için 3.500 avro talep etmiştir.
21. Hükümet bu taleplere itiraz etmiştir.
22. Mahkeme, tespit edilen ihlal ile ileri sürülen maddi zarar arasında herhangi bir illiyet bağı bulunmadığı kanısına varmış ve bu nedenle söz konusu talebi reddetmiştir. Mahkeme, manevi tazminatla ilgili olarak, Sözleşme’nin 2 veya 3. maddesinin ihlalinin somut davada söz konusu olmadığını gözlemlemektedir. Buna göre Mahkeme, sınır dışı etme işleminin -İran’a gönderilmesi halinde başvuranın karşı karşıya kalacağı iddia edilen risklerin gerçekliğine ilişkin ileriye dönük (ex nunc) bir ön değerlendirme yapılmaksızın uygulanması halinde- bu maddelerin ihlalini teşkil edeceği yönündeki tespitinin yeterli adil tazmin teşkil ettiği görüşündedir (bk. K.I./Fransa, no. 5560/19, § 155, 15 Nisan 2021).
23. Mahkeme, avukatlık ücreti ve yapılan diğer masraf ve giderlere ilişkin olarak, başvuranın talep ettiği masrafları gerçekten yaptığını kanıtlamadığını kaydetmektedir. Mahkeme bu nedenle bu başlık altında herhangi bir tazminata hükmetmemektedir (bk. Nalbant ve Diğerleri/Türkiye, no. 59914/16, § 57, 3 Mayıs 2022).
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OY BİRLİĞİYLE,
Hükümetin kabul edilebilirliğe dair ilk itirazlarının esasla birleştirilmesine ve reddedilmesine;Başvurunun kabul edilebilir olduğuna;Başvuranın, iddia edilen din değiştirmesi ve sonuçlarına ilişkin yerel makamlarca ileriye dönük (ex nunc) bir değerlendirme yapılmadan İran’a iade edilmesi halinde, Sözleşme’nin 2 ve 3. maddelerinin usul yönünden ihlalinin söz konusu olacağına;İhlal tespitinin, başvuranın uğradığı manevi zarar açısından tek başına yeterli adil tazmin teşkil ettiğine,Başvuranın adil tazmin talebinin geri kalan kısmının reddedilmesine karar vermiştir.İşbu karar, İngilizce olarak tanzim edilmiş ve Mahkeme İç Tüzüğü’nün 77 §§ 2 ve 3. maddesi uyarınca 21 Mart 2024 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Sophie Piquet Stéphanie Mourou-Vikström
Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Vekili Başkan