Bu çeviri Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Araştırma – İçtihat Biriminin () desteğiyle hazırlanmış ve Anayasa Mahkemesinin intranet sayfasında yayınlanmıştır. Bu belgenin tekrar yayınlanma izni sadece Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin HUDOC sayfasında yer alması amacına yöneliktir ().
This translation was made available with the support of the Turkish Constitutional Court Research and Case-law Department () and published on its intranet. The permission of reproducing this document has been granted for the sole purpose of its publication on the Court’s case-law database HUDOC ().
Cette traduction a été préparée avec le soutien de la Division de Recherche et de Jurisprudence de la Cour constitutionnelle turque () et publié sur son intranet. L’autorisation de reproduction de ce document est limitée à sa publication sur la page de jurisprudence HUDOC de la Cour européenne des droits de l’homme ().
ARAŞTIRMA VE İÇTİHAT BİRİMİ (ar-iç)
BİLGİ NOTU
AİHM KARARLARI
2014/74
BULDU vd./TÜRKİYE
(14017/08; 3/6/2014)
Karar Metni
İlgili Maddeler
AİHS 3 ve 9
Hak ve Özgürlükler
Kötü muamele yasağı; Düşünce, vicdan ve din özgürlüğü
Anahtar Kelimeler
Mağdur sıfatının kaybı, başvurucunun delillendirdiği şikâyetlerin incelenmesi, insanlık dışı ve aşağılayıcı muamele
Davanın Özü
- Mağdur statüsünün kaybında ulusal makamlar işlemlerinde ihlali tanıdığını ve giderimi için gerekli çabayı gösterdiğini ortaya koymalıdır.
- Başvurucular sürekli soruşturma ve yaptırım tehdidi altında bulunduğundan, soruştura ve yaptırım sarmalı süreklilik arz ettiğinden bu durumu “bir sivil ölüm” olarak değerlendirmek gerekir. Ceza soruşturmaları ve yaptırımlar bütünü dikkate alındığında, cezaların tekrarlanan niteliği ve ağırlığı da hesaba katıldığında başvurucuların insanlık dışı ve aşağılayıcı nitelikte bir muameleye maruz kaldıkları değerlendirilmektedir.
- Mahkeme yakın dönemde vicdani ret konusunda 9. maddenin uygulanabilirliğine karar vermiştir.
KARARIN ÖZETİ
Olaylar ve Olgular:
Başvurucular Yehova Şahitleridir ve kendi inançları gereği silahlı kuvvetler bünyesinde askerlik hizmetini reddetmektedirler.
Başvurucu Çağlar Buldu, 2004 yılında dini kanaatleri gereği askerlik hizmetini kabul etmemiş ve bundan muaf tutulmayı talep etmiştir. 2008 yılında ise askerlikten terhis edilmiştir. Bu dönemde başvurucu hakkında çok sayıda ceza soruşturması açılmış, birçok kez de hapis cezasına hükmedilmiştir. Çok defa da tutukluluk kararı alınmış ve uygulanmıştır. Başvurucunun askerliğe elverişli olmadığı yönündeki itirazları da reddedilmiştir.
Başvurucu Barış Görmez, askerlik hizmeti yapmayı reddetmiş onun yerine alternatif bir hizmet yapmasının sağlanması talebinde bulunmuştur. Neticede başvuru hakkında birçok soruşturma açılmış ve mahkûmiyet kararları verilmiş ve uygulanmıştır. Halen başvuru vicdani ret statüsünü talebi nedeniyle soruşturma ve hapis cezası tehdidi altındadır.
Başvuru Ersin Ölgün, diğer başvurucular gibi emre itaatsizlik nedeniyle hapis cezası almış ve vicdani ret statüsünü talebi nedeniyle soruşturma ve hapis cezası tehdidi altındadır.
Başvurucu Nevzat Umdu, 2004 yılında dini kanaatleri gereği askerlik hizmetini kabul etmemiş ve bundan muaf tutulmayı talep etmiştir. Neticede 2008 yılında obezite nedeniyle askerliğe elverişli olmadığı kararı verilmiştir.
İddialar:
Başvurucular Sözleşme’nin 3, 5, 6, 7 ve 13. maddelerinin ihlal edildiğini ileri sürmektedir.
Hükümetin Savunması:
(Hukuki değerlendirme kısmında gerekli olduğu ölçüde işlenmiştir)
Hukuki Değerlendirme:
Mahkeme başvuruyu AİHS’in 3., 6. ve 9. maddelerinden incelemiştir.
Kabul Edilebilirlik Yönünden
Hükümet başvuruculardan Buldu ve Umdu’dan birinin askerliğe elverişsiz görüldüğünü diğerinin ise askerlikten terhis edildiğini belirterek mağdur sıfatlarının kalktığını ileri sürmüştür. Mahkeme bu konuyu Feti Demirtaş/Türkiye kararında incelediğini, başvurucuların askerlikle ilişkilerinin sona ermesinin birçok soruşturma ve cezadan sonra gerçekleştiğinin altını çizmiştir. Ayrıca Buldu ve Umdu ile ilgili ulusal makamların işlemlerinde ihlali tanıdığını ve giderimi için gerekli çabayı içeren bir şey görmemektedir. Bu nedenle ilgililer hala mağdur statüsüne sahiptirler.
Buldu, Ölgün ve Umdu 6. madde yönünden hakkaniyete uygun bir yargılama yapılmadığından ve askeri mahkemenin bağımsız olmadığından şikâyet etmektedir.
Buldu, AİHM önüne getirdiği 29 Mayıs 2007’deki Askeri Yargıtay kararından altı aydan daha fazla geçtikten sonra (17 Mart 2008) şikâyette bulunmuştur ve bu yönden kabul edilemez niteliktedir. Buldu kendisi hakkındaki diğer yargılamalar hakkında ise yeterince bilgi vermemektedir. İlk derece mahkemesi sonrasında temyiz mahkemesinin ne yapacağı konusunda AİHM’in spekülasyon yapması mümkün değildir. dolayısıyla başvurucunun herhangi bir bilgi sunmadığı yargılamalar hakkında ulusal makamların yapacakları üzerinden spekülasyon yaparak bir değerlendirme yapılması mümkün değildir.
Olgun ve Umdu hakkında ise davaları ilk olarak askeri mahkemeler önünde görülmeye başlanmakla beraber daha sonra 5530 sayılı Kanun gereğince sivil mahkemelere devredildi. Askeri mahkemelerde başlanan fakat daha sonra kanun değişikliği ile sivil mahkemelere devredilen süreçte adliye mahkemelerinin işlemleri askeri mahkemelerin bağımsızlığı ve tarafsızlığı hakkındaki şüpheleri ortadan kaldırmaktadır.
Görmez ise birçok davadan bahsetmekle beraber sadece 27 ağustos 2008 tarihli olanı AİHM’e sunmuştur onun üzerinden değerlendirme yapılması gerekmektedir.
Neticede Mahkeme 3. 5. ve 6. maddeler açısından sadece Görmezle sınırlı bir inceleme yapacaktır. Ancak 7, 9 ve 13. maddeler açısından diğerlerini kapsayan bir değerlendirme yapacaktır.
3. Madde Yönünden
Başvurucular haklarındaki soruşturma ve davalar boyunca maruz kaldıkları muamelelerden şikâyet etmektedirler. Hükümet ise başvurucular hakkında yasaya aykırı davranışları nedeniyle davalar açıldığını ifade etmiştir.
Türkiye’de silahlı kuvvetlerde zorunlu askerlik hizmeti mevcuttur ve sivil hizmet ile bu yükümlülüğün ifası düzenlenmemiştir. Vicdani reddi savunanların, silahlı kuvvetlerdeki mecburi askerliğe bir alternatif olmadığından askere alınmayı reddetmekten başka çareleri bulunmamaktadır. Bu nedenle, başvurucular sürekli soruşturma ve yaptırım tehdidi altında bulunduğundan, soruştura ve yaptırım sarmalı süreklilik arz ettiğinden bu durumu “bir sivil ölüm” olarak değerlendirmek gerekir. Dolayısıyla Mahkemeye göre somut olayda Ülke/Türkiye kararından ayrılmayı gerektiren bir durum da bulunmamaktadır.
Soruşturma ve yaptırım sarmalı, başvurucuları aşağılama ve kendini silikleştirme, onursuzlaştırma durumu içine itmiştir. Her ne kadar Buldu ve Umdu’nun durumları farklı gibi görünse de askerlikten ayrılmasalardı sürekli bu durumla karşı karşıya kalacaklardı.
Neticede ceza soruşturmaları ve yaptırımlar bütünü dikkate alındığında, cezaların tekrarlanan niteliği ve ağırlığı da hesaba katıldığında başvurucuların insanlık dışı ve aşağılayıcı nitelikte bir muameleye maruz kaldıkları değerlendirilmelidir.
9. Madde Yönünden
Mahkeme ilk olarak yakın dönemde vicdani ret konusunda 9. maddenin uygulanabilirliğine karar vermiştir (Bayatyan/Ermenistan). Vicdani ret şikâyetlerinde, zorunlu askerlik ile dini veya değil kişinin samimi ve derin inançları arasında ciddi ve aşılamaz bir çatışma olduğunda 9. madde güvenceleri uygulanır. Mahkemece somut olayın 9. madde kapsamında olup olmadığı her olayın somut koşullarına göre değerlendirilmelidir. Başvurucular Yehova şahididirler ve vicdani ret onların samimi inançlarından kaynaklanmaktadır. Dolayısıyla burada 9. maddenin uygulanması kabul edilmelidir.
Süreklilik arz eden soruşturma ve cezalar başvurucuların tavırlarından kaynaklanmaktadır, onlar hakkında yeni davalar açılması da muhtemeldir. 9. Madde uygulanabilir olduğuna göre AİHM bu durumda bu müdahalenin hukuki temelinin olup olmadığını, meşru amacını ve demokratik bir toplumda gerekliliğini incelemelidir.
Mahkeme 3. madde bağlamında yaptığı incelemede yasal çerçevenin askerliği reddedenler açısından uygun olmadığını belirtmekle beraber hukuki temeli olduğunu kabul etmek gerekir. Ancak alınan tedbirler 9. madde bağlamındaki meşru amaçlara dayansa da demokratik toplumda gerekli görülmemektedir.
Başvurucuların vicdani ret için sağlam ve ikna edici gerekçeleri vardır. Sivilde bu yükümlülüğü gerçekleştirmeyi de reddetmemektedirler. Zaten somut olayda askerliğin silahlı kuvvetler haricinde sivilde yerine getirilmesi öngörülmediğinden ceza soruşturmasına konu olmuştur. Aslında Türkiye’deki yasal düzenlemeler vicdani retçiler için ciddi sonuçlar doğurmaktadır: İlk olarak Türkiye’de vicdani retçilere yönelik yasal çerçevesinin olmamasından kaynaklanan bir yapısal problem vardır. Ayrıca alternatif hizmetin olmaması da bir sorundur. AİHM önceki kararlarına rağmen yasal tedbirler ise henüz alınmamıştır. Dolayısıyla Mahkemenin daha öncekilerden farklı sonuca varmasını gerektiren bir durum da bulunmamaktadır. Neticede başvurucuların haklarına yapılan müdahale demokratik toplumda gerekli olmayan bir müdahaledir.
6. Madde Yönünden
Başvuruculardan Görmez, askerlerden oluşan bir mahkeme önünde yargılanmaktan şikâyet etmektedir. Feti Demirtaş/Türkiye ve Savda/Türkiye davalarında bu durumu incelemiştir. Mahkeme başvurucuların asker statüsünü kabul etmediğini not etmektedir. Bu durumdaki kişilerin askerlerden oluşan bir mahkeme önüne çıkarılması halinde başvurucular cidden onların davaya taraf olmalarından çekinebilirler. Dolayısıyla vicdani retçi Görmez’in mahkemenin taraf olduğundan şüphe duyması yerindedir. Bu davada yukarıdakilerden ayrılmayı gerektiren bir yön bulunmamaktadır. Bu nedenle ihlal kararı verilmelidir.
Diğer Şikâyetler Yönünden
Mahkeme, bu başlıkta ileri sürülen şikâyetlerin diğer şikâyetlerle tamamen aynı olaylara dayandığını gözlemlemektedir. Dolayısıyla başvurucuların maruz kaldıkları muameleler bir bütün olarak 3. maddenin ihlalini oluşturmaktadır. bu şikayetler hakkında ayrıca karar verilmesine gerek görülmemiştir.
Hüküm
Başvurucuların 3 ve 9. maddelerdeki haklarının, ayrıca Görmez’in 6. maddede tanımlanan hakkının ihlal edildiğine oybirliği ile karar verilmiştir.
Full & Egal Universal Law Academy