AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
BULUT/TÜRKİYE DAVASI
(Başvuruno. 56982/10)
KARAR
STRAZBURG
13 Haziran 2017
İşbu karar nihaidir ancak şekli düzenlemelere tabi olabilir.
Bulut/Türkiye davasında,
Başkan,
Julia Laffranque,
Yargıçlar,
Paul Lemmens,
ValeriuGriţco,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla oluşturulan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm) heyeti ile 16 Mayıs 2017 tarihinde yapılan gizli müzakereler sonrasında, aynı tarihte Kabul edilmiş olan aşağıdaki kararı bildirir:
USUL
1. Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan 56982/10 No’lu bu dava, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (“Mahkeme”) Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 34. maddesi uyarınca 6 Eylül 2010 tarihinde bir Türk vatandaşı olan Velat Bulut (“başvuran”) tarafından yapılan bir başvurudan ibarettir.
2. Başvuran, İstanbul Barosuna kayıtlı Avukat M. Erbil tarafından temsil edilmiştir. Türk Hükümeti (“Hükümet”) kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
3. Başvuru, 1 Mart 2016 tarihinde Hükümet’e tebliğ edilmiştir.
OLAY VE OLGULAR
I. DAVAYA ÖZGÜ KOŞULLAR
4. Başvuran, 1992 doğumlu olup İstanbul’da ikamet etmektedir.
5. Tarafların ibraz ettiği şekliyle, davaya özgü koşullar aşağıdaki gibi özetlenebilir.
6. Başvuran, 15 Şubat 2009 tarihinde, bir terör örgütünün faaliyetlerinde yer aldığı şüphesiyle İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nde görevli polis memurları tarafından yakalanmıştır.
7. Cumhuriyet savcısı, 18 Şubat 2009 tarihinde başvuranın ifadesini almıştır. Aynı gün, İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi’nde görevli nöbetçi hâkim, başvuranın atılı suçu işlediğine dair kuvvetli şüphe ve delilleri değiştirme tehlikesini göz önüne alarak başvuranın tutuklanmasına karar vermiştir.
8. İstanbul Cumhuriyet savcısı, 27 Mart 2009 tarihinde, İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi’ne iddianamesini sunmuştur. Söz konusu iddianamede, savcı, başvuranı, silahlı bir terör örgütüne üye olmakla, silahlı bir terör örgütünün propagandasını yapmakla, 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’na muhalefet etmekle ve kamu malına zarar vermekle suçlamıştır.
9. Hazırlık duruşmasının sonunda 5 Mayıs 2009 tarihinde, İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi, suçun niteliğini, delillerin durumunu ve başvuranın ifadesinin henüz alınmamış olmasını göz önüne alarak başvuranın tutukluluğunun devamına karar vermiştir.
10. Başvuran hakkında yürütülen yargılama, 2 Ekim 2009 tarihinde yeniden başlatılmıştır. İlk duruşmada, başvuranın hazır bulunduğu sırada, mahkeme, aynı gerekçelerle başvuranın tutukluluğunun devamına karar vermiştir.
11. 16 Şubat 2010 ve 8 Haziran 2010 tarihlerinde gerçekleştirilen duruşmalarda, başvuranın serbest bırakılma talebi ilk derece mahkemesi tarafından reddedilmiştir. Başvuran, söz konusu kararlara itiraz etmiştir. İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi, 15 Mart 2010 ve 7 Temmuz 2010 tarihlerinde söz konusu itirazları reddetmiştir. Mahkeme, açık bir duruşma gerçekleştirmeksizin dava dosyası üzerinden karar vermiştir. Mahkeme, karar verirken, ayrıca, Cumhuriyet savcısının başvurana veya temsilcisine tebliğ edilmeyen yazılı görüşünü dikkate almıştır.
12. İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi, 23 Kasım 2010 tarihinde, tutuklu kaldığı süreyi dikkate alarak başvuranın serbest bırakılmasına karar vermiştir.
13. Dava, 17 Ekim 2010 tarihinde, Çocuk Mahkemesi’ne devredilmiştir.
14. Dava dosyasındaki bilgilere göre, dava hâlen İstanbul Anadolu Çocuk Mahkemesi önünde derdest durumdadır.
II. İLGİLİ İÇ HUKUK VE UYGULAMA
15. İlgili iç hukuk ve uygulamaya Altınok/Türkiye (no. 31610/08, §§ 28-32, 29 Kasım 2011) ve A.Ş./Türkiye (no. 58271/10, § 34-35, 13Eylül 2016) kararlarından erişilebilir.
HUKUKSAL DEĞERLENDİRME
I. SÖZLEŞME’NİN 5 § 3 MADDESİNİN İHLÂL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
16. Başvuran, Sözleşme’nin 5 § 3 maddesi uyarınca, yargılama öncesi tutukluluğunun aşırı uzun olduğu konusunda şikâyetçi olmuştur.
17. Hükümet, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 141 § 1 (d) maddesi uyarınca tutukluluğunun kanuna aykırı olduğu gerekçesiyle tazminat talebinde bulunabileceğine işaret ederek, başvuranın iç hukuk yollarını tüketmediğini ileri sürerek söz konusu iddiayı reddetmiştir. Bu bağlamda,Hükümet, Yargıtay’ın Ceza Muhakemesi Kanunu’nun yukarıda bahsedilen maddesi uyarınca tazminat davası açmak için yargılamaların kesinleşmesini beklemeye gerek olmadığını vurguladığı birçok Yargıtay kararı sunmuştur.
18. Başvuran, söz konusu iddiaya itiraz etmiştir.
19. Mahkeme, iç hukukta yargılama öncesi tutukluluğun uzunluğuna ilişkin olarak Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 141 § 1 (d) maddesinin uygulamasını A.Ş./Türkiye (no. 58271/10, § 85-95, 13 Eylül 2016) kararında incelediğini gözlemlemektedir. Mahkeme, söz konusu kararda, Haziran 2015 tarihinden itibaren Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 141 § 1 (d) sağladığı iç hukuk yolunun başvuranlar tarafından tüketilmesi gerektiği sonucuna varmıştır (yukarıda anılan, A.Ş.,§ 92).
20. Mevcut davada, Mahkeme, başvuranın tutukluluğunun 23 Kasım 2010 tarihinde sona erdiğini ve hakkındaki yargılamaların ilk derece mahkemesi önünde hala derdest olduğunu belirtmektedir. Sonuç olarak, Haziran 2015 tarihinden itibaren, ilgili yargılamalar sona ermeden önce bile, başvuranın Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 141 § 1 (d) maddesi uyarınca tazminat talebinde bulunma hakkı bulunmaktaydı. Ancak, başvuran, bu hakkını kullanmamıştır.
21. Mahkeme, iç hukuk yollarının tüketilip tüketilmediğine dair incelemenin normalde Mahkeme önünde yapılan başvuru tarihini referans alarak yapıldığını hatırlatmaktadır. Ancak, Mahkeme’nin bir çok durumda karar verdiği üzere, bu kuralın, her bir davanın özel koşulları tarafından gerekçelendirilebilecek istisnaları vardır (Bkz.,İçyer / Türkiye (k.k.), no. 18888/02, § 72, AİHM 2006‑I). Mahkeme, daha önce, ceza yargılamalarında alınan nihai kararın ardından başvurulabilir hale gelen tutukluluğun uzunluğuna ilişkin ilgili iç hukuk yoluna ilişkin davalarda bu kuraldan ayrılmıştır (ayrıca bkz., diğerleri arasında, Tutal ve Diğerleri/Türkiye (k.k.), no. 11929/12, 28 Ocak 2014). Mahkeme, istisnai durumun mevcut davada da uygulanması gerektiği görüşündedir.
22. Sonuç olarak, Hükümet’in itirazı dikkate alındığında, Mahkeme, bu şikâyetin Sözleşme’nin 35 §§ 1 ve 4 maddesi uyarınca iç hukuk yolları tüketilmediği gerekçesiyle reddedilmesi gerektiği sonucuna varmaktadır.
II. SÖZLEŞME’NİN 5 § 4 MADDESİNİN İHLÂL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
23. Başvuran, Sözleşme’nin 5 § 4 maddesi uyarınca, tutukluluğunun hukuka uygunluğuna itiraz edebileceği etkili bir hukuk yolunun olmadığı konusunda şikâyetçi olmuştur. Başvuran, Cumhuriyet savcısının kendisine veya temsilcisine tebliğ edilmeyen yazılı görüşlerine dayanılarak temyiz mahkemesi tarafından yaptığı itirazların reddedilmesinin etkili hukuk yoluna başvurma hakkını ihlâl ettiğini ileri sürmüştür.
24. Hükümet, Cumhuriyet savcılarının görüşlerinin oldukça kısa ve birbiri ile aynı olduğunu ve temyiz mahkemelerinin verdikleri kararlarda herhangi bir etkiye sahip olmadığını belirterek söz konusu iddiaya itiraz etmiştir. Ayrıca, Hükümet, 30 Nisan 2013 tarihinde yürürlüğe giren 6459 sayılı Kanun’un, Cumhuriyet savcısının görüşünün sanığa veya avukatına tebliğ edilmesini zorunlu hale getirdiğini belirtmiştir. Bu nedenle, Hükümet, başvuranın önemli bir dezavantaj yaşamadığını ve söz konusu şikâyetin kabul edilemez olarak nitelendirilmesi gerektiğini ileri sürmüştür.
25. Başvuran, bu iddialara itiraz etmiştir.
26. Mahkeme, aynı konuda Hükümet’in itirazlarına yapılan benzer bir itirazı incelediğini ve reddettiğini hatırlatmaktadır (bkz.,özellikle, Hebat Aslan ve Firas Aslan/Türkiye, no. 15048/09, §§ 68-83, 28 Ekim 2014). Mahkeme, mevcut davada, yukarıda anılan başvuruya ilişkin tespitlerden ayrılmayı gerektirecek herhangi bir özel koşul gözlemlememektedir.
27. Mahkeme, başvurunun bu kısmının Sözleşme’nin 35 § 3 maddesinin anlamı çerçevesinde açıkça dayanaktan yoksun olmadığını, başka herhangi bir gerekçeyle kabul edilemez olmadığını ve bu nedenle kabul edilebilir olarak nitelendirilmesi gerektiğini belirtmektedir.
28. Başvuranın şikâyetinin esasına ilişkin olarak, Mahkeme, 15 Mart 2010 ve 7 Temmuz 2010 tarihlerinde, İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi’nin başvuranın tutukluluğunun uzatılması kararlarına ilişkin itirazlarını reddettiğini gözlemlemektedir. Bu kararları verirken, mahkeme, Cumhuriyet savcısının başvurana veya temsilcisine tebliğ edilmeyen yazılı görüşünü dikkate almıştır.
29. Bu bağlamda, Mahkeme, mevcut davanın, Sözleşme’nin 5 § 4 maddesinin ihlâl edildiğine karar verilen Altınok/Türkiye (no. 31610/08, §§ 57-61, 29 Kasım 2011) davasına benzer meseleler ortaya çıkarttığını belirtmektedir. Söz konusu bulgulardan ayrılmak için herhangi bir neden bulunmamaktadır.
30. Buna göre, Mahkeme, mevcut davada, başvuranın tutukluluğunun hukuka uygunluğunun incelenmesi kapsamında Cumhuriyet savcısının görüşünün başvurana veya temsilcisine tebliğ edilmemiş olması nedeniyle Sözleşme’nin 5 § 4 maddesinin ihlâl edildiği görüşündedir.
III. SÖZLEŞME’NİN 5 § 5 MADDESİNİN İHLÂL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
31. Başvuran, Sözleşme’nin 5 § 5 maddesi uyarınca tazminat talebinde bulunması için iç hukukta uygulanabilir etkin bir hakka sahip olmadığından şikâyetçi olmuştur.
32. Hükümet, söz konusu iddiaya itiraz etmiştir. Bu bağlamda, Hükümet, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 141. maddesi uyarınca başvuranın tazminat davası açabileceğini ileri sürmüştür.
33. Başvuran, bu iddialara itiraz etmiştir.
34. Mahkeme, Hükümet’in ilk itirazının başvuranın Sözleşme’nin 5 § 5 maddesi uyarınca dile getirdiği şikâyetinin esasıyla ayrılmaz bir şekilde bağlantılı olduğunu belirtmektedir. Mahkeme, bu meselenin davanın esasıyla birleştirilmesi gerektiğine karar vermektedir (bkz., yukarıda anılan, Altınok, § 65).
35. Mahkeme, Sözleşme’nin 35 § 3 maddesinin anlamı çerçevesinde başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olmadığını, herhangi bir gerekçeyle kabul edilemez olmadığını ve bu nedenle kabul edilebilir olarak nitelendirilmesi gerektiğini belirtmektedir.
36. Mahkeme, Sözleşme’nin 5. maddesinin 5. paragrafının, 1, 2, 3 ve 4. paragraflarına aykırı koşullarda meydana gelen özgürlükten yoksun bırakılma durumu nedeniyle tazminat hakkının kullanılabileceği bir hukuk yolunun varlığını gerektirdiğini hatırlatmaktadır (bkz.,Wassink /Hollanda, 27 Eylül 1990, § 38, A Serisi no. 185‑A). Tazminat hakkı, 5. maddenin önce gelen paragraflarından birisinin ihlâlinin yerel bir makam veya Mahkeme tarafından tespit edilmesine bağlıdır.
37. Bu bağlamda, Mahkeme, başvuranın tutukluluğunun hukuka uygunluğuna itiraz edebileceği etkili bir başvuru yoluna sahip olma hakkının, Cumhuriyet savcısının görüşünün kendisine tebliğ edilmeyişi nedeniyle mevcut davada ihlâl edildiğine karar verdiğini belirtmektedir (bkz., yukarıda § 30). Mahkeme, Sözleşme’nin 5 § 5 maddesinin uygulanabilir olduğuna hükmetmektedir. Mahkeme, bu nedenle, Türk hukukunun başvurana mevcut davada 5. maddenin ihlâli nedeniyle uygulanabilir bir tazminat hakkı sağlayıp sağlamadığını tespit etmelidir.
38. Mahkeme, mülga Ceza Muhakemeleri Kanunu’nun 141. maddesinin belirli koşullar altında tazminat olanağı sağladığını gözlemlemektedir. Öte yandan, yukarıda anılan hükümde sıralanan koşulların hiçbiri, Sözleşme’nin 5 § 4 maddesinde öngörüldüğü gibi, tutukluluğun hukuka uygunluğuna itiraz edilebilmesi için etkili bir hukuk yolu olmayışı nedeniyle tazminat talebinde bulunma olanağını kapsamamaktadır. Bu bağlamda, Mahkeme, Hükümet’in, başvuranla aynı durumda bulunan bir davacının, mülga Ceza Muhakemeleri Kanunu’nun 141. maddesine dayanarak başarılı bir şekilde tazminat talebinde bulunduğu benzer bir mahkeme kararı sunmadığını belirtmektedir (bkz.,Karaosmanoğlu ve Özden / Türkiye, no. 4807/08, § 84, 17 Haziran 2014).
39. Mahkeme, söz konusu zamanda yürürlükte olan 5271 sayılı Kanun’un, Sözleşme’nin 5 § 5 maddesinin gerektirdiği gibi, 5 § 4 maddesi uyarınca başvurana etkili bir hukuk yoluna başvurması kapsamında uygulanabilir bir tazminat talebi hakkı sağlamadığını gözlemlemektedir (bkz., yukarıda anılan, Altınok, § 67).
40. Bu nedenle, Mahkeme, Hükümet’in itirazını reddetmektedir ve Sözleşme’nin 5 § 5 maddesinin ihlâl edildiği sonucuna varmaktadır.
IV. SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
A. Tazminat
41. Başvuran, manevi tazminat olarak 30.000 Avro talep etmiştir.
42. Hükümet, Mahkeme’yi, tüm şikâyetlerin açıkça dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle, başvurana maddi tazminata hükmetmemeye davet etmiştir.
43. Önündeki tüm unsurları dikkate alarak, Mahkeme, Sözleşme’nin 5 §§ 4 ve 5 maddesinin ihlâl edildiğine karar verilmesinin başvuranın manevi zararı kapsamında yeterli âdil tazmini sağladığı görüşündedir (bkz.,Ceviz /Türkiye, no. 8140/08, § 64, 17 Temmuz 2012).
B. Masraf ve Giderler
44. Başvuran, Mahkeme önünde meydana gelen masraf ve giderler için 2.650 Avro talep etmiştir. Ancak, başvuran bu talebini destekleyecek herhangi bir fatura veya belge sunmamıştır.
45. Hükümet, bu talebe itiraz etmiştir.
46. Mahkeme içtihatlarına göre, bir başvuran, ancak masraf ve giderlerin gerçekten ve zorunlu olarak yapıldığını ve miktar olarak makul olduğunu gösterebiliyorsa, bunların geri ödenmesi hakkına sahiptir. Mevcut davada, başvuran, masraf ve giderlere ilişkin talebini belgelendirmemiştir. Buna göre, Mahkeme, bu başlık altında herhangi bir tazminata hükmetmemektedir.
BU NEDENLERLE, MAHKEME, OYBİRLİĞİYLE,
1. Sözleşme’nin 5 §§ 4 ve 5 maddesi uyarınca temyiz işlemleri kapsamında başvurana veya temsilcisine Cumhuriyet savcısının görüşünün tebliğ edilmeyişine ve bu kapsamda tazminat talebinde bulunamayışına ilişkin şikâyetleri kabul edilebilir olarak ve başvurunun geri kalanını kabul edilemez olarak nitelendirir;
2. Sözleşme’nin 5 §§ 4 ve 5 maddesinin ihlâl edildiğine karar verir;
3. İhlâl kararının başvuranın manevi zararına karşı yeterli âdil tazmin sağladığına karar verir;
4. Başvuranın âdil tazmine ilişkin taleplerinin geri kalanını reddeder.
İşbu karar, İngilizce olarak hazırlanmış ve Mahkeme İçtüzüğü’nün 77 §§ 2. ve 3. maddeleri uyarınca, 13 Haziran 2017 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.
Hasan BakırcıJulia Laffranque
Yazı İşleri Müdür YardımcısıBaşkan
Full & Egal Universal Law Academy