AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
ÇABUK / TÜRKİYE
(Başvuru no. 7886/08)
KARAR
STRAZBURG
16 Ocak 2018
İşbu karar kesin olup bazı şekli değişikliklere tabi tutulabilir.
Çabuk/Türkiye davasında,
Başkan,
Ledi Bianku,
Hâkimler,
Valeriu Griţco,
Stéphanie Mourou-Vikström,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla Komite hâlinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm),
19 Aralık 2017 tarihinde yapılan kapalı müzakereler sonrasında,
aynı tarihte kabul edilen aşağıdaki kararı vermiştir:
USUL
1. Davanın temelinde, Yusuf Çabuk (“başvuran”) adlı bir Türk vatandaşı tarafından, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşmenin (“Sözleşme”) 34. maddesine uygun olarak, 7 Şubat 2008 tarihinde, Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine Mahkemeye yapılmış olan bir başvuru (no. 7886/08) bulunmaktadır.
2. Türk Hükümeti (“Hükümet”) kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
3. Başvuru, 28 Kasım 2008 tarihinde Hükümete iletilmiştir.
OLAYLAR
I. DAVALARIN KOŞULLARI
4. Başvuran 1960 doğumludur. Başvuranın, başvuruyu yaptığı zamanda, Bolu F-Tipi Ceza İnfaz Kurumunda hapis cezası infaz edilmekteydi.
5. Başvuran, 3 Aralık 2007 tarihinde, Adalet Bakanlığına, PKK’nın hapiste bulunan lideri Abdullah Öcalan için bir saygı ifadesi olan “sayın” ifadesini kullanarak övdüğü bir mektup göndermiştir.
6. Ceza İnfaz Kurumlarının Yönetimi ile Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkındaki Tüzük uyarınca, Bolu F-Tipi Ceza İnfaz Kurumu Disiplin Kurulu (bundan böyle “Kurul” olarak anılacaktır), başvuranı cezaevi düzenini bozmak ile suçlu bulmuştur.
7. Kurul, 12 Aralık 2007 tarihinde, başvuranı yukarıda anılan mektupta kullandığı ifadeler dolayısıyla 11 gün hücre hapsine mahkûm etmiştir.
8. Bolu İnfaz Hâkimi, 25 Aralık 2007 tarihinde başvuranın itirazını reddetmiştir.
9. Bolu Ağır Ceza Mahkemesi, 15 Ocak 2008 tarihinde, 25 Aralık 2007 tarihli kararı onamıştır.
II. İLGİLİ İÇ HUKUK
10. İlgili iç hukuka ilişkin açıklamalar, Gülmez/Türkiye(no. 16330/02, §§ 13-15, 20 Mayıs 2008), Aydemir ve Diğerleri/Türkiye ((k.k.), no. 9097/05, 9491/05, 9498/05, 9500/05, 9505/05 ve 9509/05, 9 Kasım 2010), Çetin/Türkiye((k.k.), no. 47768/09, §§ 7-15, 14 Haziran 2016) ve Güngör/Türkiye((k.k.), no. 14486/09, §§ 12-16, 4 Temmuz 2017) davalarında bulunabilir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
I. SÖZLEŞME’NİN 10. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
11. Başvuran, PKK’nın hapiste bulunan liderine atıfta bulunurken bir saygı ifadesi olan “sayın” kelimesini kullandığı gerekçesiyle kendisine verilen disiplin cezasının, Sözleşme’nin 10. maddesi kapsamındaki ifade özgürlüğü hakkına haksız bir müdahale teşkil ettiğinden şikâyetçi olmuştur.
12. Hükümet bu argümana itiraz etmiştir.
13. Mahkeme, bu şikâyetin, Sözleşme’nin 35 § 3 (a) maddesi bağlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını belirtmektedir. Ayrıca kabul edilemez olduğuna ilişkin başka bir gerekçe de bulunmamaktadır. Dolayısıyla, bu şikâyetin kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekmektedir.
14. Başvuran, Ceza İnfaz Kurumlarının Yönetimi ile Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Tüzük uyarınca hakkında uygulanan disiplin yaptırımının Sözleşme kapsamındaki haklarını ihlal ettiğinden şikâyetçi olmuştur.
15. Mahkeme, daha önce, Yalçınkaya ve Diğerleri/Türkiye (no. 25764/09 ve diğer 18 dava, §§ 26-38, 1 Ekim 2013) davasında benzer bir şikâyeti incelemiş ve Sözleşme’nin 10. maddesinin ihlal edildiğine karar vermiştir. Mevcut başvuruyu da inceleyen Mahkeme, yukarıda belirtilen kararda yer alan tespitlerinden ayrılmayı gerektirecek herhangi bir özel sebep görmemektedir.
16. Mahkeme, yukarıda belirtilen hususları göz önünde bulundurarak, Sözleşme’nin 10. maddesinin ihlal edildiğine hükmetmiştir.
II. SÖZLEŞME’NİN 3. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
17. Başvuran, Sözleşme’nin 3. maddesine dayanarak, kendisine bir disiplin yaptırımı olarak verilen hücre hapsi cezasının, insanlık dışı muamele teşkil ettiğinden şikâyet etmiştir.
18. Hükümet bu argümana itiraz etmiştir.
19. Mahkeme, mevcut davadakine benzer sorunların gündeme geldiği Güngör/Türkiye ((k.k.), no. 14486/09, §§ 12-16, 4 Temmuz 2017) davasında başvurana disiplin yaptırımı olarak uygulanan 12 günlük hapis cezasının Sözleşme’nin 3. maddesinin kapsamına girmek için gereken ciddiyet eşiğine ulaşmadığı sonucuna vardığını hatırlatmaktadır.
20. Somut başvuruda, söz konusu hücre hapsi yaptırımının süresi on bir gündü. Davayı incelemiş olan Mahkeme, yukarıda anılan Güngör davasında ulaştığı sonuçlardan ayrılması için herhangi bir gerekçe görmemektedir.
21. Bu doğrultuda Mahkeme, elinde bulunan tüm belgeler ışığında ve şikâyette bulunulan hususların yargı yetkisine girdiği ölçüde, başvurunun bu kısmının, Sözleşme veya Protokollerinde belirtilen hak ve özgürlüklerin ihlaline işaret etmediği sonucuna varmıştır. Dolayısıyla, başvuruların bu kısmı Sözleşme’nin 35 §§ 3 (a) ve 4 maddesi uyarınca açıkça dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle reddedilmelidir.
III. SÖZLEŞME’NİN 6. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
22. Başvuran ayrıca Sözleşme’nin 6. maddesi kapsamında, yerel mahkemelerin disiplin işlemlerini değerlendirirken duruşma gerçekleştirmeksizin dosya üzerinden karar verdiğinden şikâyet etmiştir. Başvuran, kendisinin bizzat veya bir avukatın yardımı aracılığıyla savunulması hakkından mahrum bırakıldığını iddia etmişlerdir.
23. Hükümet iç hukukta yapılan değişikliğe atıfta bulunarak, Mahkemeden başvuruların bu kısmını iç hukuk yollarının tüketilmediği gerekçesiyle reddetmesini talep etmiştir.
24. Mahkeme, 6008 sayılı Kanun ile İnfaz Hâkimliği Kanunu’nun 6. maddesinde, disiplin suçlarıyla itham edilen hükümlülerin kendilerini bizzat veya avukat yardımı aracılığıyla savunmalarına izin verecek şekilde değişiklik yapıldığını kaydetmektedir. Mahkeme ayrıca, yeni kanunun önceden disiplin suçlarıyla itham edilmiş olan tüm hükümlüler bakımından bir hukuk yolu sunduğunu gözlemlemektedir. Buna göre, söz konusu hükümlü kanunun yürürlüğe giriş tarihinden itibaren altı ay içerisinde, önceki cezalarına ilişkin olarak infaz hâkimliklerine yeni bir itirazda bulunma imkânı vardır. Bu tür bir itiraz ise infaz hâkimliği tarafından yeni usul ışığında incelenecekti.
25. Mahkeme hâlihazırda söz konusu hukuk yolunu incelemiş ve bunun ceza infaz kurumu disiplin yaptırımlarına ilişkin başvurular bakımından etkili olduğunu tespit etmiştir. Mahkeme özellikle, yeni hukuk yolunun erişilebilir olduğunu ve makul bir başarı şansı sunduğunu değerlendirmiştir. Mahkeme, yeni hukuk yolunun etkililiğini değerlendirirken Hükümet tarafından ibraz edilen örnek kararları dikkate almıştır. Söz konusu örnek kararlara göre, infaz hâkimleri, itirazların yapılmasının ardından dava dosyasında bulunan delilleri tekrardan incelemiş, ihtilafa konu olan disiplin yaptırımlarını iptal etmiştir. Böylece, ilgili hükümlüler bakımından suçun tüm sonuçları ortadan kalkmıştır (bk. Aydemir ve Diğerleri , no. 9097/05, 9491/05, 9498/05, 9500/05, 9505/05 ve 9509/05, 9 Kasım 2010; Aksoy/Türkiye (k.k.), no. 8498/05 ve 158 diğer karar, 11 Ocak 2011; Arslan/Türkiye (k.k.), no. 9486/05, 25 Ocak 2011; Güler/Türkiye (k.k.), no. 14377/05, 25 Ocak 2011; ve Çetin/Türkiye (k.k.), no. 47768/09, 14 Haziran 2016).
26. Başvuranın iç hukuk yollarını tüketme yükümlülüğünden muaf tutulmasını gerektirecek herhangi bir istisnai koşul bulunmadığını değerlendiren Mahkeme, başvuranın 6008 sayılı ve 25 Temmuz 2010 tarihli Kanun tarafından sunulan yeni hukuk yolundan faydalanmış olması gerektiği sonucuna varmıştır.
27. Dolayısıyla, iç hukuk yollarının tüketilmemesi nedeniyle, başvuruların bu kısmı Sözleşme’nin 35 §§ 1 ve 4 maddesi uyarınca reddedilmelidir.
IV. SÖZLEŞME’NİN 8. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
28. Ayrıca, başvuran Kurul’un kararının Sözleşme’nin 8. maddesi kapsamındaki hakkının ihlaline sebebiyet verdiğinden şikâyetçi olmuştur.
29. Hükümet, başvuranın 6384 sayılı Kanun ile kurulan Tazminat Komisyonuna başvurmuş olması gerektiğinden başvurunun iç hukuk yollarının tüketilmemesi nedeniyle reddedilmesi gerektiğini ileri sürmüştür
30. Mahkeme, Ümmühan Kaplan/Türkiye (no. 24240/07, 20 Mart 2012) davasında uygulanan pilot karar usulünün ardından 9 Ocak 2013 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisinin, adli yargılamaların uzunluğuna ve yargı kararlarının icra edilmemesi ya da gecikmeli olarak icra edilmesine ilişkin olarak Mahkemeye yapılan başvuruların tazminat ödenmek suretiyle çözümüne dair 6384 sayılı Kanun’u yürürlüğe koymuş olduğunu gözlemlemektedir. Tazminat Komisyonunun yetki alanı daha sonra sırasıyla 16 Mart 2014 ve 9 Mart 2016 tarihlerinde kabul edilen iki kararla genişletilmiştir. Mahkeme bu bağlamda, Tazminat Komisyonunun hâlihazırda, ceza infaz kurumu yetkilileri tarafından tutuklu ve hükümlüler hakkında uygulanan ilgili disiplin yaptırımları nedeniyle bir başvuranın özel ve aile hayatı hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkin şikâyetleri inceleme yetkisine sahip olduğunu belirtmektedir.
31. Mahkeme ayrıca, yukarıda anılan Çetin davasında benzer bir şikâyeti incelediğini ve başvuruyu iç hukuk yollarının tüketilmediği gerekçesiyle reddettiğini kaydetmektedir.
32. Yukarıdaki hususlar ışığında Mahkeme, başvuranın Tazminat Komisyonuna başvurmak suretiyle şikâyeti bakımından tazmin talep etmesi gerektiği sonucuna varmıştır.
33. Dolayısıyla başvurunun bu kısmı Sözleşme’nin 35 §§ 1 ve 4 maddesi uyarınca, iç hukuk yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle reddedilmelidir.
V. SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
34. Başvuran, Mahkeme tarafından belirlenen süre zarfında hiçbir adli tazmin talebinde bulunmamıştır. Bu nedenle, Mahkeme, başvurana bu bağlamda herhangi bir meblağ ödenmesine hükmetmeye gerek duymamıştır.
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OY BİRLİĞİYLE,
1. Sözleşme’nin 10. maddesi kapsamındaki şikâyetin kabul edilebilir, başvuruların geriye kalan kısmının kabul edilemez olduğunun beyan edilmesine;
2. Sözleşme’nin 10. maddesinin ihlal edildiğine karar vermiştir.
İşbu karar İngilizce olarak tanzim edilmiş olup, Mahkeme İçtüzüğü’nün 77. maddesinin 2 ve 3. fıkraları uyarınca 16 Ocak 2018 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan BakırcıLedi Bianku
Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Başkan
Full & Egal Universal Law Academy