AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
ÇAKAR VE DİĞERLERİ/TÜRKİYE DAVASI
(Başvuru no. 2541/19 ve diğer 15 başvuru–
ekli listeye bakınız)
KARAR
STRAZBURG
17 Mart 2026
İşbu karar kesinleşmiş olup bazı şekli değişikliklere tabi tutulabilir.
Çakar ve diğerleri/Türkiye davasında,
Başkan
Jovan Ilievski,
Hâkimler
Péter Paczolay,
Juha Lavapuro,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Dorothee von Arnim’in katılımıyla, Komite olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm),
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca, ekli tabloda yer alan başvuranlar (“başvuranlar”) tarafından tabloda belirtilen çeşitli tarihlerde Mahkemeye yapılan başvuruları;
suç işlendiğine dair makul şüphe bulunmadığı, başvuranların tutuklanmasına ve tutukluluk halinin devamına ilişkin kararların ilgili ve yeterli gerekçelerden yoksun olduğu, tutukluluk süresinin uzunluğu ve tutukluluğun hukuka uygunluğunun yargısal denetiminin etkisiz olduğu iddialarına ilişkin olarak Sözleşme’nin 5. maddesi kapsamındaki şikâyetlerin Türkiye Cumhuriyeti Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Dairesi Başkanı Hacı Ali Açıkgül tarafından temsil edilen Türk Hükümetine (“Hükümet”) bildirilmesine ve başvuruların geri kalanının kabul edilemez olduğuna dair kararı;
Tarafların görüşlerini;
Hükümetin, başvurunun bir Komite tarafından incelenmesine karşı ileri sürdüğü itirazın reddedildiği kararı dikkate alarak;
17 Şubat 2026 tarihinde gerçekleştirilen kapalı müzakerelerin ardından,
Aynı tarihte kabul edilen aşağıdaki kararı vermiştir:
DAVANIN KONUSU
1. Mevcut başvurular, 15 Temmuz 2016 tarihli darbe girişiminin ardından başvuranların, Türk makamları tarafından darbe girişiminin arkasında yer aldığı düşünülen ve Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması (bundan böyle “FETÖ/PDY” olarak anılacaktır) olarak adlandırılan örgüte üye olma şüphesiyle yakalanmaları ve tutuklanmalarıyla ilgilidir (davalı Hükümet tarafından ilan edilen olağanüstü hale ilişkin detaylar ve Avrupa Birliği Genel Sekreterine sunulan derogasyon bildirimi ile birlikte olağanüstü hal ilanının ardından gelen yasal gelişmeler dahil olmak üzere darbe girişimi ardından gerçekleşen olaylarla ilgili daha fazla bilgi için bk. Baş/Türkiye no. 66448/17, §§ 6‑14 ve §§ 10910, 3 Mart 2020).
2. Başvuranlar çeşitli tarihlerde, esas olarak Türk Ceza Kanunu’nun 314. maddesi kapsamında cezalandırılan bir suç olan FETÖ/PDY üyeliği şüphesiyle yakalanmış ve tutuklanmıştır (bk. Baş, no. 66448/17, § 58). Yetkili yargı mercileri, başvuranların tutukluluk hallerine karşı yaptıkları itirazları reddetmiştir.
3. Müteakip ceza soruşturmaları ve yargılamaları sırasında, yetkili yargı mercileri çeşitli tarihlerde başvuranların tutukluluk hallerinin devamına karar vermiştir. Başvuranlar, bir yıl ile dört yıl beş gün arasında değişen süreler boyunca tutuklu kalmışlardır.
4. Dava dosyalarındaki bilgi ve belgelerden; yetkili yargı mercilerinin, başvuranların tutuklanmasına ve tutukluluk hallerinin devamına karar verirken, bunlarla sınırlı olmamakla birlikte aşağıda belirtilen çeşitli delillere dayandıkları anlaşılmaktadır: a) FETÖ/PDY ile bağlantıları gösteren tanık ifadeleri; b) sosyal medya paylaşımları; c) FETÖ/PDY yanlısı yayınlara sahip olma; d) söz konusu örgütle veya olağanüstü hal kanun hükmünde kararnamelerle kapatılan bir örgütle bağlantılı kurumlarda çalışmak veya bu kurumların üyesi olmak; e) FETÖ/PDY’ye veya FETÖ/PDY ile bağlantılı kurumlara maddi destek sağlanması; f) sohbetlere katılma veya düzenleme; g) örgütün üst düzey yöneticileriyle iletişim kurmak; h) FETÖ/PDY üyeleri arasında iletişimi sağlamak; i) ByLock şifreli mesajlaşma uygulamasını kullanmak; j) FETÖ/PDY evlerinde kalmak; ve k) örgütün emirleri doğrultusunda çeşitli diğer faaliyetlerde bulunmak.
5. Dava dosyalarından ayrıca, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 100. ve 101. maddeleri uyarınca (bu hükümlerin metni için bk. Kavala/Türkiye, no. 28749/18, §§ 71-72, 10 Aralık 2019), yetkili yargı mercilerinin, başvuranların özgürlüklerini kısıtlama kararlarını sadece makul şüphe varlığına dayandırmakla kalmayıp, aynı zamanda silahlı terör örgütü üyeliği suçlamasının niteliği ve ağırlığı ile bu suçun Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 100. maddesinin 3. fıkrasında sayılan “katalog” suçları arasında yer alması gerekçesiyle de gerekçelendirdikleri anlaşılmaktadır. Yetkili yargı mercileri, bireyselleştirilmiş bir değerlendirme yapmaksızın; delil durumuna, başvuranların kaçma ve delilleri karartma riskine dayanarak, mevcut koşullarda tutuklamanın ölçülü bir tedbir olacağı kanaatine varmışlardır. Ayrıca yetkili hâkimler, yargılama sürecinin ilerleyen aşamalarında, tutukluluk süresinin uzatılmasına karar verirken, başvuranların tutuklu kaldıkları süreyi dikkate almış, ancak bu faktörün kararlarıyla ne kadar ilgili olduğunu açıklamamışlardır.
6. Bu süre zarfında başvuranlar, diğer hususların yanı sıra, suç işlediklerine dair makul bir şüphe bulunmadığını ve tutuklanma kararlarının gerekçeden yoksun olduğunu ileri sürerek, tutuklama kararlarına karşı Anayasa Mahkemesine bir veya birden fazla bireysel başvuruda bulunmuşlardır. Anayasa Mahkemesi, başvuranların yapmış olduğu bireysel başvurularının tamamının kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.
7. Taraflarca sunulan en son bilgilere göre, başvuranların çoğu, tutuklandıkları sırada mevcut olan veya yargılamanın daha sonraki aşamalarında ortaya çıkan delil unsurlarına dayanılarak, ilk derece mahkemeleri tarafından silahlı terör örgütü üyeliğinden mahkûm edilmişlerdir. Bazı ceza yargılamalarının istinaf mahkemeleri veya Anayasa Mahkemesi önünde halen derdest olduğu da anlaşılmaktadır.
MAHKEMENİN DEĞERLENDİRMESİ BAŞVURULARIN BİRLEŞTİRİLMESİ8. Mahkeme, başvuruların konuları bakımından benzer olduklarını göz önünde bulundurarak, bunları tek bir kararda müştereken incelemeyi uygun görmektedir.
SÖZLEŞME’NİN 5. MADDESİNİN 1 VE 3. FIKRALARININ İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA9. Başvuranlar, tutuklanmalarını gerektirecek bir suç işlediklerine dair makul şüphe uyandıran somut bir delil bulunmadığından şikâyet etmişlerdir. Ayrıca başvuranlar, ulusal mahkemelerin tutuklama ve tutukluluk halinin devamına ilişkin kararlarında ilgili ve yeterli gerekçe sunmadıklarını ileri sürmüşlerdir. Bunun yanı sıra, ulusal makamların tutuklamaya alternatif tedbirleri değerlendirmediklerini iddia etmişlerdir. Mahkeme, Sözleşme’nin 5. maddesinin 1. fıkrasının c) bendi ve 3. fıkrasının ihlal edildiği sonucuna varmıştır.
Kabul Edilebilirlik Hakkında10. Hükümet, Mahkemeden, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 141. maddesi uyarınca tazminat yolundan yararlanmamış olan veya tazminat talepleri halen derdest olan başvuranlar bakımından bu şikâyetin kabul edilemez olduğuna karar vermesini talep etmiştir. Hükümet ayrıca, bazı başvuranlara Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 141. maddesi uyarınca tazminat ödendiğini ve bu nedenle mağdur sıfatlarını kaybettiklerini ileri sürmüştür. Ayrıca Hükümet, başvuranların başvurularını yaptıktan sonra davalarındaki gelişmeleri Mahkemeye bildirmemiş olmaları nedeniyle, başvuruların başvuru hakkının kötüye kullanılması gerekçesiyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesini talep etmiştir. Diğer taraftan, Hükümet, başvuranların Sözleşme’nin 5. maddesinin 3. fıkrası kapsamındaki şikâyetlerini Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi önünde usulüne uygun şekilde dile getirmemiş olmaları nedeniyle bazı başvuruların kabul edilemez olduğuna karar verilmesini talep etmiştir. Hükümet son olarak, başvuranların ilk ve devam eden tutukluluk hallerinin iç mevzuata ve Sözleşme’nin 5. maddesinin 1. fıkrasının c) bendi ile 3. fıkrasına uygun olduğunu savunmuştur.
11. Mahkeme, Hükümet tarafından ileri sürülen benzer itirazların Türkiye aleyhine açılan diğer davalarda halihazırda reddedildiğini kaydetmektedir (örneğin bk. Selahattin Demirtaş/Türkiye (no.2) [BD], no. 14305/17, §§ 212-14, 22 Aralık 2020; Alparslan Altan/Türkiye, no. 12778/17, §§ 84-85, 16 Nisan 2019; yukarıda anılan Baş, §§ 118-21; ve Turan ve diğerleri/Türkiye, no. 75805/16 ve diğer 426 başvuru, §§ 57-64, 23 Kasım 2021) ve mevcut davada bu tespitleri bertaraf etmek için herhangi bir neden görmemektedir. Ayrıca, Anayasa Mahkemesi önünde bireysel başvuru yolunun kullanılmaması ile ilgili itirazlarla ilgili olarak, dava dosyalarının incelenmesi, Hükümetin iddialarının aksine, ilgili başvuranların Anayasa Mahkemesine sundukları başvuru formlarında Sözleşme’nin 5. maddesinin 3. fıkrasına ilişkin şikâyetlerini açıkça dile getirdiklerini ortaya koymaktadır.
12. Bu nedenle Mahkeme, başvuranların Sözleşme’nin 5. maddesinin 1. fıkrasının c) bendi ve 3. fıkrası kapsamındaki şikâyetlerinin, Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi anlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığına ve başka herhangi bir gerekçeyle de kabul edilemez olmadığına karar vermiştir. Dolayısıyla, şikâyetlerin kabul edilebilir olduğuna karar verilmelidir.
Esas Hakkında Başvuranların tutuklanmasına ilişkin kararlarda gerekçe bulunmadığı iddiası (Sözleşme’nin 5. maddesinin 3. fıkrası)13. Mahkeme, davanın esasına ilişkin olarak, Sözleşme’nin 5. maddesinin 3. fıkrası kapsamındaki yerleşik içtihadı uyarınca, bir tutuklunun suç işlediğine dair makul şüphenin devam etmesinin, tutukluluk halinin devamına ilişkin kararın geçerliliği için sine qua non (olmazsa olmaz) bir koşul olduğunu yineler. Mahkeme ayrıca, ilk tutuklama kararından itibaren ulusal makamların tutukluluk için ilgili ve yeterli gerekçeler sunup sunmadığını tespit etmelidir. Söz konusu diğer gerekçeler; kaçma riski, tanıklar üzerinde baskı kurma veya delilleri karartma riski, gizli ittifak riski, yeniden suç işleme riski veya kamu düzenini bozma riski ve buna bağlı olarak tutuklunun korunması ihtiyacı olabilir (bk. Buzadji/Moldova Cumhuriyeti [BD], no. 23755/07, 87-88 ve 101-102. paragraflar, 5 Temmuz 2016). Bu riskler usulüne uygun şekilde somutlaştırılmalıdır; makamların bu konularla ilgili gerekçeleri soyut, genel veya basmakalıp olamaz (bk. Merabishvili/Gürcistan [BD], no. 72508/13, § 222, 28 Kasım 2017).
14. Mahkeme, başvuranların ilk ve devam eden tutukluluk hallerine karar verirken yargı mercilerinin, başvuranların bir suç işlediklerine dair somut emareler bulunduğu yönündeki tespitlerini desteklemek amacıyla çok sayıda delili basmakalıp bir şekilde belirttiğini kaydetmektedir (bk. yukarıda 4. paragraf). Ancak Mahkeme, ulusal mahkemelerin tutuklama kararlarında belirttikleri deliller ile başvuranların şüpheli durumda oldukları silahlı örgüt üyeliği suçunu işlediklerine dair “makul bir şüphenin” varlığı arasındaki bağı ikna edici bir şekilde ortaya koyup koymadıkları konusunda şüphe duymaktadır.
15. Bir suç işlendiğine dair “makul şüphe” olduğu varsayılsa bile, tutukluluğa ve tutukluluk halinin devamına ilişkin kararlar, tutukluluğun gerekliliğini haklı kılan ilgili ve yeterli gerekçeler içermelidir. Bu bağlamda Mahkeme, Türkiye’de, Sözleşme’nin gerektirdiği şekilde, iç hukukun, yetkili adli makamların bir şüphelinin tutuklu yargılanmasına ve tutukluluğunun devam ettirilmesine ilişkin kararı değerlendirirken “ilgili ve yeterli” gerekçeler sunması gerektiğini öngördüğünü belirtmektedir. Bu, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 100 ve 101. maddelerinde belirtilen usulî bir yükümlülüktür; söz konusu maddeler, bir şüphelinin tutuklanmasına veya tutukluluk halinin devamına ilişkin kararların hukuki ve olgusal gerekçeleri içermesi gerektiğini öngörmektedir (bk. Tuncer Bakırhan/Türkiye, no. 31417/19, §§ 23‑24, 14 Eylül 2021).
16. Mahkeme bu bağlamda, mevcut davada yetkili mahkemelerin tutukluluk gerekçeleri olarak şunlara atıfta bulunduğunu belirtmektedir: suçun niteliği, söz konusu suç için kanunda öngörülen cezaların ağırlığı, delillerin durumu, tutuklulukta geçirilen süre, başvuranların kaçma ve delilleri karartma riski ve tutukluluk yerine uygulanabilecek alternatif tedbirlerin yetersiz olduğu yönündeki tespitler (bk. yukarıda 5. paragraf).
17. Tutuklamanın “suçun niteliği” temelinde gerekçelendirildiği ölçüde Mahkeme; başvuranların tutukluluğu hakkında karar veren ulusal mahkemelerin, bu kişilere Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 100. maddesinin 3. fıkrasında listelenen suçların (“katalog” suçlar olarak da anılır) isnat edildiğini dikkate aldıklarını kaydetmektedir. Bu “katalog” suçlara ilişkin olarak Mahkeme; Türk hukukunun, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 100. maddesinin 3. fıkrası uyarınca, belirli suçlar için tutuklama nedenlerinin (kaçma, delilleri karartma veya tanıklar, mağdurlar ve diğer kişiler üzerinde baskı kurma riski) varlığına dair yasal bir karine öngördüğünü gözlemlemektedir. Bu bağlamda Mahkeme, her türlü zorunlu tutukluluk sisteminin, kendiliğinden (per se) Sözleşme’nin 5. maddesinin 3. fıkrası ile bağdaşmadığını yeniden teyit etmektedir. Kanunun, tutuklama nedenlerine ilişkin bir karine öngördüğü durumlarda dahi, bireysel özgürlüğe saygı kuralından ayrılmayı gerektiren somut olguların varlığı ikna edici bir şekilde ortaya koyulmalıdır. Yargı mercilerinin, bir şüphelinin tutukluluğunu söz konusu suçun niteliği veya kanunda öngörülen potansiyel cezanın ağırlığı ile gerekçelendirdiği durumlar için de bu geçerlidir (karşılaştırınız; yukarıda anılan Tuncer Bakırhan, 46-49. paragraflar). Bu nedenle Mahkeme, ulusal mahkemelerin başvuranların tutuklanmasına karar verirken bireyselleştirilmiş bir inceleme yapıp yapmadıklarını incelemelidir.
18. Mahkeme, ulusal mahkemelerin başvuranların tutuklanması veya tutukluluk hallerinin devamı için sunduğu diğer gerekçelere ilişkin olarak Mahkeme; öncelikle bu gerekçelerin, delil durumu, tutuklulukta geçen süre ile başvuranların kaçma ve delilleri karartma riski gibi iç hukukta yer alan tutuklama nedenlerinin genel ve soyut bir şekilde, basmakalıp bir sıralamasından ibaret olduğunu gözlemlemektedir. Mahkeme, darbe teşebbüsünü çevreleyen özel koşullar göz önüne alındığında, en azından ceza soruşturmasının başlangıç aşamasında başvuranların kaçma ve/veya delilleri karartma riskinin tutuklama tedbirini haklı kılmış olabileceğini kabul etmeye hazır olsa da; başvuranların tutukluluk halinin devamına ilişkin daha sonraki kararların bu hususta bireyselleştirilmiş bir inceleme içermediğini tespit etmektedir. Mahkemeye göre, mevcut davada olduğu gibi basmakalıp ve klişe ifadelerle kaleme alınan kararlar, bir kişinin tutukluluk halinin devamını gerekçelendirmek için hiçbir surette yeterli kabul edilemez (bu davaya uygulanabildiği ölçüde (mutatis mutandis) Şık/Türkiye, no. 53413/11, § 62, 8 Temmuz 2014). Bu davada başvuranların bir yıldan dört yılı aşkın süreye kadar değişen sürelerle tutuklu kaldıkları göz önüne alındığında, bu durum özellikle önem arz etmektedir.
19. Mahkeme, benzer gerekçelerle Sözleşme’nin 5. maddesinin 3. fıkrasının ihlal edildiği sonucuna vardığı birçok davayı halihazırda incelemiş olduğunu kaydetmektedir (bk. yukarıda anılan Tuncer Bakırhan, §§ 40‑58 ve bu davada atıfta bulunulan diğer davalar; ayrıca bk. Kolay ve diğerleri/Türkiye [Komite], no. 15231/17 ve diğer 283 başvuru, §§ 11-19, 12 Aralık 2023 ve burada atıfta bulunulan diğer kararlar). Mevcut davada Mahkeme, ulusal yargı mercileri tarafından sunulan gerekçeleri dikkate alarak; söz konusu tedbiri gerekçelendirmek için “yeterli” kabul edilemeyecek nedenlerle başvuranların tutuklanmasına ve tutukluluk hallerinin uzatılmasına karar verildiği kanaatindedir.
20. Mahkeme ayrıca, başvuranlar darbe teşebbüsünden kısa bir süre sonra tutuklanmış olsalar da –ki bu, Sözleşme’nin 5. maddesinin yorumlanması ve uygulanmasında tam olarak dikkate alınması gereken kuşkusuz bağlamsal bir faktördür– yukarıda belirtilen şartlara uyulmamasının, Türkiye Hükümeti tarafından Sözleşme’nin 15. maddesi uyarınca bildirilen derogasyon ile gerekçelendirilebileceği ve “durumun gereklilikleri tarafından kesin olarak gerekli görülen ölçünün” ötesine geçmediğinin tespit edilmediği kanaatindedir. Bu durum, her bir davada başvuranların en az bir yıl süren tutukluluk süreleri dikkate alındığında özellikle böyledir. Mahkeme bu bağlamda, ulusun yaşamını tehdit eden kamu düzenindeki olağanüstü hal her ne kadar devam etse de yoğunluğunun azalmış olması nedeniyle, Sözleşme’nin 15. maddesinin uygulanmasına yol açan mülahazaların kademeli olarak güç ve geçerliliğini yitirdiğine; bu noktada "durumun gerektirdiği ölçü" kriterinin daha katı bir şekilde uygulanması gerektiğine işaret etmektedir (bk. yukarıda anılan Baş, § 224; karşılaştırınız yukarıda anılan Kolay ve diğerleri, § 18 ve Taş ve diğerleri/Türkiye [Komite], no. 41527/17 ve diğer 212 başvuru, § 20, 17 Aralık 2024 ve burada atıfta bulunulan diğer kararlar).
21. Mahkeme, yukarıda belirtilenleri dikkate alarak, tüm başvuranlar bakımından Sözleşme’nin 5. maddesinin 3. fıkrasının ihlal edildiği sonucuna varmaktadır.
Başvuranların bir suç işlediklerine dair makul şüphe bulunmadığı iddiası (Sözleşme’nin 5. maddesinin 1. fıkrasının c) bendi)22. Mahkeme mevcut davanın özel koşullarını (bk. yukarıda 14-15. paragraflar) ve Sözleşme’nin 5. maddesinin 3. fıkrası uyarınca vardığı tespitleri (bk. yukarıda 21. paragraf) dikkate alarak; başvuranlar hakkındaki şüphenin tutuklandıkları sırada “makul” olduğunu gösteren herhangi bir somut bilgi bulunup bulunmadığının belirlenmesine gerek olmadığı kanaatindedir (benzer bir yaklaşım için bk. yukarıda anılan Tuncer Bakırhan, §§ 36‑39; yarıca bk. yukarıda anılan Kolay ve diğerleri, § 20 ve yukarıda anılan Taş ve diğerleri, § 22).
DİĞER ŞİKAYETLER23. Mahkeme, Sözleşme’nin 5. maddesi kapsamındaki diğer şikâyetlere ilişkin olarak, yukarıda Sözleşme’nin 5. maddesinin 3. fıkrası uyarınca vardığı tespitleri ile Turan ve diğerleri davasındaki mülahazalarını dikkate alarak, bu şikâyetlerin kabul edilebilirliği ve esası hakkında inceleme yapılmamasına karar vermektedir.
SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI24. 4720/20 ve 44838/20 numaralı başvurulardaki başvuranlar, adil tazmin talebinde bulunmamış veya öngörülen süre sınırı içinde bu talebi sunamamışlardır. Bu nedenle, Mahkeme, başvuranlara bu bağlamda herhangi bir meblağ ödenmesine hükmetmeye gerek duymamıştır.
25. Geri kalan başvuranlar, kendilerine ayrılan süre sınırı içinde taleplerini sunmuş ve manevi tazminat olarak değişen miktarlarda talepte bulunmuşlardır. Söz konusu başvuranların çoğu, ulusal mahkemeler ve Mahkeme önünde yaptıkları yargılama masraf ve giderlerinin yanı sıra maddi tazminat talebinde de bulunmuşlardır.
26. Hükümet başvuranların taleplerini dayanaksız ve aşırı bularak itiraz etmiştir.
27. Mahkeme Turan ve Diğerleri kararında (yukarıda anılan §§ 102‑07) ortaya konulan gerekçelerle, maddi tazminat taleplerini reddetmekle birlikte, bu miktardan doğabilecek her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere manevi tazminat ile masraf ve giderler için her bir başvurana 3.000 avro ödenmesine karar vermiştir.
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OY BİRLİĞİYLE,Başvuruların birleştirilmesine;Sözleşme’nin 5. maddesinin 1. fıkrasının c) bendi ve 3. fıkrası uyarınca; bir suç işlendiğine dair makul şüphenin bulunmadığı iddiasına ve tutuklama ile tutukluluğun uzatılmasına karar verilirken ilgili ve yeterli gerekçelerin sunulmadığı iddiasına ilişkin şikâyetlerin kabul edilebilir olduğuna;Başvuranların tutuklanması ve tutukluluk hallerinin devamına ilişkin kararlar için yeterli gerekçe bulunmaması nedeniyle Sözleşme’nin 5. maddesinin 3. fıkrasının ihlal edildiğine;Sözleşme’nin 5. maddesinin 1. fıkrasının c) bendi kapsamındaki şikâyetlerin esası hakkında ayrı bir inceleme yapılmasına gerek olmadığına;Sözleşme’nin 5. maddesi kapsamındaki diğer şikâyetlerin kabul edilebilirliği ve esası hakkında inceleme yapılmasına gerek olmadığına;a) Davalı Devletin, 4720/20 ve 44838/20 numaralı başvurulardaki başvuranlar hariç olmak üzere her bir başvurana, üç ay içerisinde, manevi tazminat ile yargılama gider ve masrafları karşılığında, ödeme tarihindeki geçerli kur üzerinden davalı Devletin para birimine çevrilmek üzere 3.000 avro (üç bin avro) ve bu miktar üzerinden tahakkuk edebilecek her türlü vergiyi ödemesine; Yukarıda bahsi geçen üç aylık sürenin bittiği tarihten itibaren ödeme gününe kadar geçen sürede, yukarıda bahsedilen miktara, Avrupa Merkez Bankasının marjinal faiz oranına üç puan eklenmek suretiyle elde edilecek oran üzerinden basit faiz uygulanmasına;Başvuranların adil tazmine ilişkin diğer taleplerinin reddedilmesinekarar vermiştir.
İşbu karar İngilizce dilinde tanzim edilmiş olup; Mahkeme İç Tüzüğü’nün 77. maddesinin 2 ve 3. fıkraları uyarınca 17 Mart 2026 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Dorothee von Arnim Jovan Ilievski
Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Başkan
EK
Davaların Listesi:
No.
Başvuru no.
Dava adı
Dava Tarihi
Başvuran
Doğum tarihi
İkamet yeri
Uyruğu
Temsilcisi
1.
2541/19
Çakar/Türkiye
18.12.2018
Latif ÇAKAR
1973
Ankara
Türk
Zümrüt ŞAHİN
2.
7570/19
Eser/Türkiye
09.01.2019
Murat ESER
1974
Konya
Türk
İhsan MAKAS
3.
60015/19
Beyaz/Türkiye
18.10.2019
İsmail BEYAZ
1971
Aydın
Türk
Elif KANDİLLİ
4.
1294/20
Nergiz/Türkiye
19.12.2019
Ali Fuat NERGİZ
1968
Istanbul
Türk
Merve Vildan DUMAN
5.
4720/20
Metin/Türkiye
03.10.2019
Abdurrahim METİN
1991
Eskişehir
Türk
6.
31603/20
Güngör/Türkiye
10.07.2020
Abdurrahman GÜNGÖR
1978
Kocaeli
Türk
Said İsmail TÜRKOĞLU
7.
36180/20
Aslan/Türkiye
06.08.2020
Turan ARSLAN
1978
Sivas
Türk
Emine SÖZEN
8.
36376/20
Sönmez/Türkiye
08.07.2020
İbrahim Halil SÖNMEZ
1986
Kahramamaraş
Türk
Hakan KAPLANKAYA
9.
42198/20
Solak/Türkiye
03.09.2020
Özgür SOLAK
1977
Konya
Türk
Mustafa SOYLU
10.
44838/20
Eski/Türkiye
10.09.2020
Uğur ESKİ
1977
Konya
Türk
Süleyman ÖZGÜN
11.
52796/20
Kara/Türkiye
17.11.2020
Mustafa KARA
1990
Istanbul
Türk
Ahmet Serdar GÜNEŞ
12.
55029/20
Şanlı/Türkiye
26.10.2020
Ahmet ŞANLI
1981
Manisa
Türk
13.
17686/21
Akgün/Türkiye
30.03.2021
Kasım AKGÜN
1990
Erzurum
Türk
Zeynep AKGÜN
14.
22753/21
Topal/Türkiye
28.01.2021
Ahmet TOPAL
1973
Malatya
Türk
Kadir ÖZTÜRK
15.
38708/21
Bacak/Türkiye
29.06.2021
Yasin BACAK
1988
Konya
Türk
16.
49294/21
Gökçelik/Türkiye
17.09.2021
Tayfur GÖKÇELİK
1992
Kocaeli
Türk
Mehmet ULAŞ