Camekan/Türkiye – 54241/08 - 28.1.2014 tarihli Karar [II. Bölüm]
Olaylar – Başvuran, 2000 senesinin Aralık ayında, yakalaması esnasında meydana gelen silahlı çatışmada, devriye gezen polis memurları tarafından yaralanmıştır. Cumhuriyet savcısı, bir kişinin ölümüne ve biri başvuran olmak üzere diğer iki kişinin de yaralanmasına sebebiyet verdikleri gerekçesiyle, 2001 yılının Kasım ayında on üç polis memuru aleyhinde yargılama başlatmıştır. Ağır ceza mahkemesi nezdinde, delil olarak kabul edilen adli raporlara göre bir kovan ile bir merminin başvurana ait tabancadan çıktığı anlaşılmış ve tanıklar dinlenmiştir. Başvuran, duruşmalar esnasında birçok defa, keşif yapılmasını talep etmiş, ancak bu yöndeki talepleri reddedilmiştir. Ağır ceza mahkemesi, 24 Mayıs 2012 tarihli kararında, polis memurlarının meşru müdafaasının söz konusu olduğuna kanaat getirmiş ve memurları beraat ettirmiştir. Başvuran temyize gitmiştir. Mahkemenin kararının çıktığı sırada, yargılamalar Yargıtay önünde halen derdest bulunmuştur.
Hukuki Değerlendirme – Madde 2
(a) Güç kullanımı – Başvuran, polise karşı silahlı ateş kullanmadığını ileri sürdüğü halde, Mahkeme, ağır ceza mahkemesi yargıçlarının 24 Mayıs 2012 tarihli kararlardaki bulgularını reddetmesini gerektirecek ikna edici bilginin bulunmadığına kanaat getirmiştir. Söz konusu karada, ilk ateşin, olay esnasında görevlerini icra etmek amacıyla orada bulunan polis memurlarına karşı açıldığı ve polis memurlarının silahlı ateş kullanmalarının iç hukuka göre yasal olduğu sabit görülmüştür. Mahkeme, bu koşullarda güç kullanımının, üzücü sonuçlara yol açarken, “bireylerin şiddete karşı kendilerini savunmalarını temin etmek” ve özellikle de “kanuna uygun bir tutuklamayı gerçekleştirmek” amaçlarına hizmet ettiğine ve “mutlak surette gerekli olan” düzeyi aşmadığına karar vermiştir.
Sonuç: ihlal bulunmamıştır (üç oya karşı dört oy).
(b) Soruşturmanın etkinliği – Yetkili makamlar, olayın hemen ardından soruşturma başlatmışlardır. Bununla bağlantılı olarak, olay yerindeki delillerin korunması adına birtakım tedbirler alınmıştır. Somut deliller toplanmış, krokiler çizilmiş ve şüphelilerin ellerinden numuneler alınmıştır. Bunlara ek olarak, olaya karışan polis memurları aleyhinde ceza yargılaması başlatılmış olup, bu yargılamalar Yargıtay önünde halen derdesttir.
Olayların yeniden kurgulanmamasına ilişkin olarak, Mahkeme, Abik/Türkiye davasında (no. 34783/07, 16 Temmuz 2013), bu tür bir soruşturma işleminin, soruşturmayı yürüten kişiye veya hâkimlere, olayların seyrine ilişkin olası senaryoları değerlendirme ve şüphelilerin beyanlarının inandırıcılığını inceleme imkânı vermesi nedeniyle büyük bir önem taşıdığı kanaatine varmıştır. Ancak, Abik davasında, ölümcül atışı yapan kişinin belirlenmemesi ve polislerden birinin arabanın arkasında iki (2) kişinin gölgesini gördüğünü beyan etmesi nedeniyle, davaya ilişkin olaylar iç hukukta yeterince tespit edilememiştir. Bununla birlikte, somut davada ihtilaf konusu temel husus, başvuranın silahını kullanıp kullanmadığıdır ve tarafların olayın seyrine ilişkin beyanları esasen farklılık göstermemektedir. Ayrıca, başvuranın refakatinde ve tutuklanması sırasında gerçekleştirilen olay yeri keşfi sonucunda olay yeri krokisi çizilmiştir. Söz konusu soruşturma işleminin, Cumhuriyet savcısının ve başvuranın avukatının refakatinde gerçekleştirilmesi daha iyi olabilirdi. Ancak, başvuran bu duruma yerel mahkemeler önünde itiraz etmemiş ve olayların yeniden kurgulanmasını ilk kez olayın ardından yaklaşık dört yıl sonra, talep etmiştir. Bu bağlamda Cumhuriyet savcısı, olay ve söz konusu talep arasında geçen zamanı dikkate alarak, böyle bir talebin yararsız olduğu kanısına varmış ve bu talebi reddetmiştir. Sonuç olarak Mahkeme, olayların yeniden kurgulanmamasının, ulusal yetkililerin davaya ilişkin başlıca olayları tespit etmelerini ciddi şekilde engellediği konusunda ikna olmamıştır. Başvuranın, polis memurları aleyhinde başlatılan yargılamaların uzunluğu hakkındaki şikâyetine ilişkin olarak; Mahkeme ilk olarak, soruşturma sonrasındaki yargılama işlemlerinin aşırı uzun olduğunu dikkate almıştır: Ağır ceza mahkemesi, olayların ardından on bir buçuk yıl sonra yani 24 Mayıs 2012 tarihinde kararını vermiş ve on üç yılın sonunda, yargılamalar Yargıtay önünde halen derdesttir. Dolayısıyla, Türk yetkililer, yeterli çabukluk ve gerekli titizlikle hareket etmemişlerdir.
Sonuç: ihlal (oy birliğiyle).
Madde 41: Manevi tazminat olarak 6,000 avro ödenmesine hükmedilmiştir.
Full & Egal Universal Law Academy