İngilizce Orijinalinden Çeviren:
Serkan Cengiz / avukat[1]
Translated by Serkan Cengiz / Advocate, . All rights reserved. No part of this translation may be reproduced without prior permission in writing of thetranslator.
İKİNCİ
BÖLÜM
ÇAMLAR / TÜRKİYE DAVASI
Başvuru no: 28226/04
KARAR
STRAZOURG
10 Kasım 2015
Bu karar Sözleşme’nin 44. maddesinin 2.fıkrasında belirtilen koşullarda kesinleşecek olup, yazınsal düzeltmelere tabi tutulabilir.
Çamlar / Türkiye davasında davasında
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Daire); Paul Lemmens, Başkan ,Işıl Karakaş, Helen Keller, Ksenija Turković, Egidijus Kūris, Robert Spano, Jon Fridrik Kjølbro, Yargıçlar,ve Abel Campos, Daire Yazıişleri Müdür Yardımcısı, 6 Ekim 2015 2008 tarihinde toplanmış ve aynı tarihte aşağıdaki kararı almıştır:
USUL
1.Dava, Türk vatandaşı olan Bay Adnan Levent Çamlar’ın (“başvurucu”) İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca 4 Ağustos 2004’te Türkiye Cumhuriyeti’ne karşı Mahkeme’ye yaptığı başvurudan (no.28226/04) kaynaklanmaktadır.
2.Başvurucuyu, İzmir’de avukatlık yapan Avukat Bay Arif Ali Cangı temsil etmiştir. Türk Hükümeti (“Hükümet”) ise kendi ajanı tarafından temsil edilmiştir.
3.Mahkeme, başvurucunun Sözleşme m.6/1 ve m.6/3-d kapsamında İzmir Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin bağımsızlığı ve tarafsızlığına ve ayrıca başvurucunun tanıklara bizzat veya vekili aracılığıyla soru soramaması şikayetlerinin 24 Haziran 2013 tarihinde Hükümete bilgilendirilmesine, başvurunun geri kalanının ise kabuledilmezliğine karar vermiştir.
OLAYLAR
I. DAVANIN KOŞULLARI
4. Başvurucu 1965 doğumludur ve Londra’da yaşamaktadır.
A. Başvurucu aleyhindeki Birleşik Krallık’taki ceza yargılaması
5. 29 Nisan 1997 tarihinde başvurucu yasadışı uyuşturucu ticareti şüphesi nedeniyle yakalanmıştır.
6. Başvurucu göz altında tutulmasına karar verildiği aynı günde, diamofine adlı kontrole tabi ilacı ülkeye soktuğu gerekçesiyle suçlanacağı hususunda bilgilendirilmiştir.
7. Başvurucu İngiliz polisine vermiş olduğu ifadelerinde Türkiye’den giyim eşyası ithal etmekte olduğunu, ortaklarının uyuşturucu ticareti yaptıdığından haberdar olmadığını belirtmiştir.
8. 15 Eylül 1998 tarihinde, tanıkların dinlenmesinden ve konuyla ilgili tüm delillerin değerlendirlmesinden sonra, Kraliyet Mahkemesi başvurucunun aleyhinde isnad edilen tüm suçlamalardan beraatine ve tahliyesine karar vermiştir.
B. Başvurucu aleyhindeki Türkiye’deki ceza yargılaması
9. 16 Haziran 1997 tarihinde İzmir Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet savcısı bazı şahışların bir suç örgütü kurarak yasadışı uyuşturucu ticareti yaptığı suçlamasıyla eski Türk Ceza Kanunu (Kanun no:765) m.403 uyarınca bir iddianame tanzim ederek İzmir Devlet Güvenlik Mahkemesi’ne sunmuştur. Söz konusu iddianamede, başvurucu aleyhinde herhangi bir suçlama yapmaksızın Cumhuriyet savcısı iddia edilen eylemlere başvurucunun da dahil olduğunu belirtmiştir.
10.19 Ağustos 1997 tarihinde Cumhuriyet savcısı başvurucu aleyhinde diğer sanıklar gibi suç işlediği gerekçesiyle bir iddianame tanzim etmiştir. Cumhuriyet savcısı iddianame de başvurucunun Türkiye’den Birleşik Krallık’a yapılan uyuşturucu transferine aktif bir şekilde dahil olduğunu ve başvurucunun Birleşik Krallık’ta tutuklu olduğunu belirtmiştir.
11. 13 Haziran 1997 tarihli raporda Cumhuriyet savcısı, İngiliz makamlarının başvurucunun polis ifadelerine ilişkin kasetlerin yanı sıra iddia edilen edilen suçlamayla ilgili diğer delilleri kendilerine göndermiş olduğunu belirtmiştir.
12. 1997 yılında belirtilmeyen bir tarihte Sulh Ceza Mahkemesi gıyabında başvurucunun tutuklanmasına karar vermiştir.
13. 24 Şubat 1998 tarihinde yapılna duruşmada İzmir Devlet Güvenlik Mahkemesi başvurucu aleyhindeki davanın aynı suçtan yargılanan diğer sanıklar hakkındaki dava ile birleştirilmesine karar vermiştir. Bu duruşmada mahkeme konuyla ilgili başka bir ceza yargılamasına ilişkin, içinde F.A. adlı bir kişinin ifadelerinin bulunduğu, dosyanın istenmesine karar verir.
14. 5 Kasım 1998 tarihinde sanıklardan B.Ö. mahkeme huzurunda verdiği ifadesinde uyuşturucu oduğunu bilmediği belirli malların teslimatı ve depolanması için başvuru tarafından istihdam edildiğini iddia etmiştir.
15.3Aralık 1998 tarihinde sanıklardan birisinin avukatı başvurucunun Kraliyet Mahkemesi tarafından aklandığına ilişkin belgeleri ulusal mahkemeye sunmuştur
16.15 Temmuz 1999 tarihinde başvurucunun davasını gören İzmir Devlet Güvenlik Mahkemesi heyetinde bulunan askeri hakimin yerini sivil hakim almıştır.
17. 20 Eylül 1999 tarihinde başvurucu Türkiye dönmüş, döndüğünün ertesi günü tutuklanmıştır.
18. 30 Eylül 1999 tarihinde yapılan bir sonraki duruşmada başvurucu mahkeme huzurunda beyanlarını sunmuş ve yasadışı uyuşturucu ticaretine iştirak ettiği suçlamarını reddetmiştir. Başvurucu özellikle B.Ö. ve F.A.’nın suçlayıcı ifadelerine itiraz etmiştir. Başvurucu ayrıca, Birleşik Krallık’taki avukatı da dahil olmak üzere bazı tanıkların dinlenmesini talep etmiştir. İzmir Devlet Güvenlik Mahkemesi, Birleşik Krallık’taki yargılamaya ilişkin hali hazırda dosyada bulunan bilgiler ışığında dinlenilmesi talep edilen tanıkların davaya bir katkısı olmayacağı gerekçesiyle bu talebi reddetmiştir. Mahkeme devamında başvurucunun tutuksuz yargılanmasına karar vermiştir.
19. Takip eden pek çok duruşmada mahkeme belirli bir sanığın Birleşik Krallık’taki yargılamasına dair bilginin beklenmesi nedeniyle davanın incelenmesini sonraki duruşmalara ertelemiştir.
20. 18 Şubat 2003 tarihli duruşmada, Cumhuriyet savcısı esas hakkındaki mütalasını sunmuş ve esas olarak Birleşik Krallık’ta yürütülen inceleme ve aynı suça ilişkin başka bir yargılamada elde edilen delillere dayanarak başvurucunun isnad edildiği gibi cezalandırılmasını talep etmiştir.
21. 21 Mart 2003 tarihinde başvurucu yazılı savunmasını sunmuş ve beraatine karar verilmesini talep etmiştir. Başvurucu, iddia edilen eylemlere iştirakinin yeterli bir şekilde ispatlanamadığının İngiliz mahkemesi tarafından tespit edildiğini ortaya koyan delillere dayanılarak mahkum edilemeyeceğini iddia etmiştir.
22. 27 Mart 2003 tarihinde, İngiliz makamları tarafından yürütülen soruşturma, B.Ö. ve başka bir yargılama kapsamında alınan F.A.’nın ifadeleri temelinde İzmir Devlet Güvenlik Mahkemesi başvurucuyu suçlu bulmuş ve 24 yıl hapis cezasına mahkum etmiştir.
23.31 Mart 2003 tarihinde başvurucu kararı temyiz etmiştir. Yargıtay’daki temyiz yargılaması sırasında başvurucu, yerel mahkemenin mahkumiyet kararını kendisinin itiraz edemediği delillere özellikle de B.Ö. ve F.A.’nın kendisinin yokluğunda alınan ifadelerine dayandırdığını ileri sürmüştür.
24. Yargıtay 4 Mart 2004 tarihinde İzmir Devlet Güvenlik Mahkemesi kararını onamıştır. Yüksek mahkeme mesele konusu suçun yasadışı uyuşturucunun yurt dışına çıkarılması olduğunu ve bu nedenle de davanın Birleşik Krallık’ta yürütülen ceza davasından farklılık arz ettiğini belirtmiştir. Yüksek mahkeme, başvurucunun diğer temyiz itirazlarını ise ayrıntılı olarak ele almaksızın reddetmiştir.
25. Başvurucu sonrasında belirsiz bir tarihte Birleşik Krallık’a gitmiştir.
26. Haziran 2005’te yeni Türk Ceza Kanununun (Kanun no:5237) yürürlüğe girmesini müteakiben başvurucu davasının yeniden ele alınmasını ve yeni kanundaki lehe olan hükümlerin uygulanmasını talep etmiştir.
27. 16 Aralık 2005 tarihinde İzmir Ağır Ceza Mahkemesi, başvurucunun davasını inceledikten sonra başvurucunun hapis cezasının 20 yıla düşürülmesine, para cezasında ise indirim yapılmasına karar vermiştir.
28. 28 Haziran 2006 tarihinde Yargıtay, ilk derece mahkemesi tarafından duruşma yapılmadığı gerekçesiyle kararın bozulmasına karar vermiştir.
29. Başvurucunun Türkiye’ye dönmemesi nedeniyle katılmadığı çok sayıda duruşma sonrasında İzmir Ağır Ceza Mahkemesi 3 Temmuz 2008 tarihinde başvurucunun 20 yıl 10 hapis cezasına ve Ceza Kanununun 188.maddesi (Kanun no: 5237) uyarınca da para cezasına mahkum edilmesine karar vermiştir.
30. Başvurucunun temyiz başvurusunu müteakip, Yargıtay 9 Nisan 2009 tarihinde bir duruşma yapmış ve başvurucunun avukatının beyanlarını dinlemiştir. En nihayetinde de yüksek mahkeme küçük bir usulü düzeltme dışında İzmir Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin kararını onamıştır.
II. KONUYLA İLGİLİ ULUSAL HUKUK VE UYGULAMA
31. Konuyla ilgili o tarihte yürülükte olan ulusal hukuk ve uygulama takip eden kararlarda ana hatlarıyla belirtilmiştir: Özel / Türkiye (no. 42739/98, para. 20-21, 7 Kasım 2002) ve Öcalan / Türkiye [BD] (no. 46221/99, para 52‑54, AİHM 2005-IV).
32. 30 Haziran 2004 tarihinde Resmi Gazete’de yayınlanan 16 Haziran 2004 tarihli 5190 sayılı Kanun ile Devlet Güvenlik Mahkemeleri kaldırılmıştır.
HUKUK
I. HÜKÜMETİN İLK İTİRAZI
33. Hükümet başvurucunun avukatının başvurucu adına Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvuru yapabilmek üzere gerektiği gibi yetkilendirilmediğini, dolayısıyla da kişi bakımından yetkisizlik gerekçesiyle başvurunun kabuledilemez olarak ilan edilmesi gerektiğini belirtmiştir. Hükümet özellikle 15 Temmuz 2004 tarihli yetki belgesinin başvurucu temsilcisinin imzasını taşımadığını belirtmiştir.
34. Başvurucu bu iddiaya itiraz etmiştir. Başvurucu, Bay A.Cangı’nın AİHM önündeki menfaatlerini savunması için bir yetki belgesini imzalamış olduğunu belirtmiştir. Başvurucu ayrıca Bay A.Cangı’nın yargılamanın ilk başından itibaren kendisini temsil ettiğini ve ayrıca AİHM’den, sunulan yetki belgesinin geçerliliği hakkında, herhangi bir talimat almadığını belirtmiştir.
35. Mahkeme 4 Ağustos 2004 tarihinde başvurucunun avukatının başvurucu adına eksiksiz bir başvuru formu ve başvurucu tarafından imzanmış bir vekaletname sunmuş olduğunu gözlemlemektedir.
36. Bu koşullar altında Mahkeme, Bay A.Cangı’ya AİHM önünde başvurucuyu temsil etme yetkisini veren vekaletnamenin AİHM’ne sunulmasıyla, başvurucunun yeterli bir şekilde kendisini temsilen Bay A.Cangı’nın Mahkeme’ye başvuru yapmasını istediğini ortaya koyduğu kanaatindedir. Mahkeme bu nedenle Sözleşme m.35/3 ve 4 hükümleri uyarınca kişi bakımından yetkisizlik gerekçesiyle işbu başvurunun reddedilemeyeceğini tespit eder ve Hükümetin itirazının reddine karar verir.
II. SÖZLEŞMENİN 6.MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI
37. Başvurucu İzmir Devlet Güvenlik mahkemesi heyetinde askeri yargıç bulunması nedeniyle Sözleşme m.6/1 çerçevesinde tarafsız ve bağımsız bir mahkeme tarafından yargılanması açısından adil bir duruşma/yargılama yapılmadığından yakınmaktadır. Başvurucu ayrıca Sözleşme m.6/1 ve 6/3-d hükümleri kapsamında İzmir Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin, gıyabında alınan ve dolayısıyla aleyhindeki yargılama sırasında itiraz edemediği ifadeler temelinde, kendisini mahkum ettiğini ve ayrıca mahkemenin, talepte bulunmasına rağmen, savunma tanıklarını dinlemediği yakınmalarında bulunmaktadır.
İlgili olduğu kadarıyla m.6/1 ve 6/3-d hükümleri şöyledir:
“1.Herkes davasının, ...cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından... görülmesini isteme hakkına sahiptir.”
3. Bir suç ile itham edilen herkes aşağıdaki asgari haklara sahiptir:
...
d) İddia tanıklarını sorguya çekmek veya çektirmek, savunma tanıklarının da iddia tanıklarıyla aynı koşullar altında davet edilmelerinin ve dinlenmelerinin sağlanmasını istemek; ...”
A. Kabuledilebilirlik
38. Mahkeme, başvurunun Sözleşme m.35/3-a hükmü çerçevesinde açıkça dayanaktan yoksun olmadığını belirtir. Mahkeme ayrıca başvurunun başka herhangi bir gerekçeylede olsa kabuledilmez olmadığını belirtir. Mahkeme bu nedenle başvuruyu kabuledillbilir olarak ilan eder.
B. Esas
1. Devlet Güvenlik Mahkemesinin bağımsız ve tarafsızlığı
39. Hükümet, yargılamanın sona ermesinden önce heyette bulunan askeri yargıcın yerine sivil yargıcın görevlendirilmiş olması nedeniyle başvurucunun sivil yargıçlardan teşekkül eden Devlet Güvenlik Mahkemesi tarafından mahkum edildiğini belirtmiştir. Hükümet ayrıca yargılamanın büyük bir kısmının sivil yargıçlar tarafından yürütüldüğünü, askeri yargıcın heyette görev yaptığı sırada önemli ara kararlara iştirak etmediğini iddia etmiştir. Son olarak Hükümet, askeri yargıcın sivil yargıç ile değiştirilmesi sonrasında 15 Temmuz 1999 tarihli duruşmada, dava dosyası muhtevasının başvuruya yeniden okunduğunu ve netice olarak başvurucuya ek savunma imkanı tanındığını belirtmiştir.
40. Başvurucu iddialarını yinelemiştir. Başvurucu özellikle İzmir Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin askeri yargıcın dahil olduğu işlemleri sivil yargıcın katılması sonrasında tekrarlamadığnı belirtmiştir.
41. Mahkeme devlet güvenlik mahkemesi üyesi olarak heyette bulunan askeri yargıçların konumlarının belirli yönlerinin onların idareden bağımsız olmalarını şüpheli hale gelmesine neden olduğunu ısrarlı bir şekilde yinelemiştir (bakınız İncal / Türkiye, 9 Haziran 1998 tarihli karar, Kararlara Dair Raporlar 1998‑IV, para. 68 ve Çıraklar / Türkiye, 28 Ekim 1998 tarihli karar, Reports 1998‑VII, para.39). Mahkeme ayrıca Öcalan / Türkiye davasında (yukarıda bahsedilen, para.114-115) ceza yargılamasında askeri bir yargıcın hala yürürlükte olan bir veya daha fazla ara karara katılması durumunda bu yargılama açısından kararın verilmesi öncesinde askeri yargıcın sivil yargıçla değiştirilmesinin başvurucunun yargılama mahkemesinin bağımsızlığı ve tarafsızlığına dair sahip olduğu makul endişeleri, sivil yargıcın gelmesi akabindeki devlet güvenlik mahkemesi yargılama usulünün bahsi geçen endişeyi gerçek anlamda ortadan kaldırdığının tespit edilmediği sürece, gidermeyeceğine hükmetmiştir.
42. Görülmekte olan davada Mahkeme, 15 Temmuz 1999 tarihinde askeri yargıcın sivil yargıçla değiştirilmesi öncesinde, askeri yargıcın esasa ilişkin meselelerin ele alındığı 12 duruşmada hazır bulunduğunu belirtmektedir. Bu duruşmalar sırasında ilk derece mahkemesi, başvurucunun suça iştirak ettiği hususunda başka bir sanığın ifadelerini almış, F.A.’nın ifadelerinin delil olarak dava dosyasına kabulüne karar vermiştir. Mahkeme ayrıca basit bir takım usul işlemlerine karar vermiştir.
43. Askeri yargıcın sivil yargıçla değiştirilmesi sonrasında İzmir Devlet Güvenlik Mahkemesi 4 yıl içinde davanın esasına ilişkin 22 duruşma daha yapmış, bu süre içersinde Cumhuriyet savcısı ve başvurucunun nihai mütaala ve savunmaları alınmıştır.
44. Mahkeme yargılamanın çoğunluk bölümünün üç sivil yargıç tarafından ele alındığını klabul etmektedir. Hal böyle olmakla birlikte Mahkeme ayrıca B.Ö.’nün ifadelerinden ve başka bir yargılamada alınan F.A.’nın ifadelerinden müteşekkil ana delilin yargılamanın başlangıç safahatındaki askeri yargıcın mevcut olduğu mahkeme tarafından değerlendirildiğini gözlemlemektedir. Üç sivil yargıçtan müteşekkil mahkeme heyeti F.A.’nın ifadelerinin kabul edilebilriliği hususunda yeni bir karar vermediği gibi B.Ö.’nün yeniden dinlenmesine de karar vermemiştir.
45. Bu koşullar altında AİHM, askeri hakimin dava sona ermeden önce değiştirilmesinin, başvurucunun makul bir şekilde sahip olduğu mahkemenin bağımsızlığına ve tarafsızlığına ilişkin endişelerini gidermediği kanısındadır (bakınız Aslan ve Şancı / Türkiye, no. 58055/00, 5 Aralık 2006).
46. Dolayısıyla Sözleşme m.6/1 ihlal edilmiştir.
2.Yargılamanın adil olmadığı iddiası
47. Davanın olaylarını ve Sözleşme m.6/1 hükmünün ihlal edildiği tespitini dikkate alarak ve aşağıda 52 nolu paragrafa atıfta bulunarak Mahkeme, başvurucunun Sözleşme m.6/1 ve 6/3-d hükümleri çerçevesinde gıyabında alınan tanık beyanlarına itiraz edememesine ve savunma tanıklarını dinletememesine ilişkin geri kalan yakınmalarının esası açısından ayrı bir hüküm kurmanın gerekli olmadığı sonucuna varmıştır (bkz. Yiğitdoğan v. Turkey (no. 2), no. 72174/10, para. 65, 3 Haziran 2014).
III. SÖZLEŞMEİN 41.MADDESİNİN UYGULANMASI
48. Sözleşmenin 41.maddesi şöyledir:
“Eğer Mahkeme bu Sözleşme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Taraf’ın iç hukuku bu ihlalin sonuçlarını ancak kısmen ortadan kaldırabiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, zarar gören taraf lehine adil bir tazmin verilmesine hükmeder.”
A. Zarar
49. Başvurucu EUR257,035 maddi zarar talebinde bulunmuştur. Mahkeme manevi zarara dair makul bir tutarın Mahkeme tarafından belirlenmesi talebinde bulunmuştur.
50. Hükümet, iddia edilen maddi zarar ile ihlal arasında herhangi bir nedensellik bağının bulunmadığı gerekçesiyle talep edilen maddi zarara itiraz etmiştir. Hükümet ayrıca, herhangi bir tutarın belirtilmemiş olması nedeniyle manevi zarara ilişkin başvurucu talebinin reddine karar verilmesini talep etmiştir.
51. Mahkeme başvurucunun maddi zararlarına dair ilgili herhangi bir belge sunmadığını gözlemlemektedir. Mahkeme bu nedenle bu talebi reddeder. Buna karşın Mahkeme, başvurucunun bir ihlalin tespit edilmiş olması dolayısıyla tek başına giderilemeyecek acı ve ızdıraba maruz kaldığını tespit eder. Tespit edilen ihlallerin doğasını dikkate alarak Mahkeme başvurucu lehine manevi zararları açısından EUR6000’ya hükmedilmesinin uygun olduğunu tespit eder.
52. Mahkeme ayrıca, en uygun tazminat şeklinin, başvurucunun bu yönde bir talebinin olması halinde, Sözleşmenin 6. maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde yeniden yargılanması olacağı kanaatindedir (Bk. Gençel / Türkiye, no. 53431/99, para. 27, 23 Ekim 2003).
B. Gider ve harcamalar
53. Başvurucu ayrıca yerel mahkeme önündeki gider ve harcamalar çerçevesinde yerel mahkeme önündeki avukatlık ücreti açısından EUR3700, AİHM önündeki avukatlık ücreti açısından ise EUR4000 talep etmiştir. Başvurucu seyahat masrafları, kırtasiye, fotokopi, çeviri ve posta masrafları için ayrıca EUR421 talep etmiştir. Başvurucu Bay A.Cangı’nın çalışmasına dair, onun tarafından ifa edilen hukuki çalışmaları ve karşılık gelen avukatlık ücretini gösterir bir döküm sunmuştur.
54. Hükümet, talep edilen tutarların delillerle desteklenmediğini ileri sürmüştür.
55. Mahkeme içtihatlarına göre, bir başvurucunun, yalnızca fiilen ve zorunlu olarak yapıldığının gösterilmesi ve miktar olarak makul olması halinde, yapılan masraf ve harcamaların geri ödemesini isteme hakkı bulunmaktadır. Görülmekte olan işbu davada Mahkeme, başvurucu tarafından seyahat, kırtasiye, fotokopi, çeviri ve posta masrafları açısından taleplerini desteklemek amacıyla sunulan belgelerin herhangi bir fatura içermediğini belirtmektedir. Mahkeme, yerel mahkemeler ve Mahkeme önündeki avukatlık hizmetine ilişkin ücret açısından yasal temsilciler tarafından verilen emeği gösteren zaman çizelgelerinin daha önce birçok davada, başvurucuların temsil edilmesinde vekillerinin gerçekleştirdiği işi göstermeleri nedeniyle delil olarak kabul edilmiş olduğunu belirtmektedir (bakınız Benzer ve diğerleri / Türkiye, no. 23502/06, para. 249, 12 Kasım 2013). Görülmekte olan bu davada Mahkeme uhdesinde bulunan belgelere ve yukarıda belirtilen ölçütü dikkate alarak Mahkeme ve yerel mahkemeler önündeki yargılamalar nedeniyle başvurucu lehine EUR2000 tutara hükmedilmesinin makul olduğuna hükmeder.
C. Gecikme faizi
56. Mahkeme gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası’nın kısa vadeli kredilere uyguladığı marjinal faiz oranına üç puan eklenmek suretiyle elde edilecek oranın uygun olduğuna karar verir.
BU NEDENLERLE, MAHKEME
1. Oybirliğiyle m.6/1’in kendi içinde ve m.6/3-d ile bağlantılı olarak ihlal edildiği yakınmalarının kabuledilebilir olduğunu ilan eder;
2. Oybirliğiyle İzmir Devlet Güvenlik Mahkemesinin bağımsız ve tarafsız olmadığı gerekçesiyle Sözleşme m.6/1 hükmünün ihlal edildiğine;
3. 4’e karşı 3 oyla Sözleşme m.6/1’in m.6/3-d hükmüyle bağlantılı olarak ihlal edildiği yakınmasına ilişkin ayrı bir inceleme yapılmasının gerekli olmadığına;
4. Oybirliğiyle,
(a) Sözleşme m.44/2 hükmü uyarınca, davalı Devletin başvurucuya, kararın kesinleştiği tarihten itibaren başlamak üzere üç ay içerisinde, ödeme tarihinde geçerli olan döviz kuru üzerinden davalı Devletin para birimine çevrilmek üzere aşağıdaki miktarları ödemesine:
(i) Ödenmesi gereken her türlü vergi hariç olmak üzere, manevi tazminat olarak 6,000 avro (altı bin avro);
(ii) Başvurucunun ödemesi gereken her türlü vergi hariç olmak üzere, yapılan masraf ve harcamalar için 2,000 avro (iki bin avro);
(b) yukarıda bahsi geçen üç aylık sürenin sona ermesinden ödeme tarihine kadar, yukarıda belirtilen miktarlara, gecikme dönemi esnasında, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi verme oranına üç puan eklenmek suretiyle elde edilecek oranda basit faizin uygulanmasına
karar verir.
5. Oybirliğiyle başvurucunun adil karşılığa ilişkin geri kalan taleplerini reddeder.
İş bu karar İngilizce olarak hazırlanmış ve AİHM İçtüzüğü m.77/2 ve 3 hükümleri uyarınca 10 Kasım 2015 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.
Abel Campos Guido Raimondi
Yazı İşleri Müdürü Başkan
Sözleşme m.45/2 ve AİHM İçtüzük m.74/2 hükümleri uyarınca, aşağıdaki ayrık görüşler bu kararın ekinde sunulmuştur:
(a) Yargıç Lemmens’in mutabakat şerhi;
(b) Yargıçlar Lemmens, Karakaş ve Turković’in muhalefet şerhi
P.L.
A.C.
YARGIÇ LEMMENS’İN MUTABAKAT ŞERHİ
Bazı duraksamalarıma rağmen, İzmir Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin tarafsız ve bağımsız olmadığı gerekçesiyle Sözleşme m.6/1’in ihlal edildiği tespiti yönünde meslekdaşlarımla birlikte oy kullandım.
Meslekdaşlarımın gerekçesi Devlet Güvenlik Mahkemesindeki yargıçlardan birisinin asker olmasına dayanmaktadır.
İşbu kararda kullanılan dil bir sivilin, heyetinde askeri yargıç bulunan bir mahkeme önünde her yargılandığında, bu kişinin meşru bir şekilde yargılama mahkemesinin davasının mahiyetiyle hiç bir ilgisi olmayan veya çok küçük bir parça ilgisi olabilecek mülahazalardan ziyadesiyle etkileneceği hususunda meşru bir korku/endişe duyabileceğini ortaya koymaktadır.
Davanın Devletin kuruluş ilkelerine temas eden meseleleri ihtiva ettiği veya ulusal güvenliği etkilediği durumlarda m.6/1 kapsamında bir problem olduğunu gözlemliyorum. Bunlar, ulusal güvenlik mahkemesi tarafından ele alınmak zorunda olan meseleler olup, söz konusu yargılama işbu Mahkeme’nin askeri yargıcın mevcudiyetini eleştirdiği ilk kararın verilmesine neden olmuştur (Incal / Türkiye, 9 Haziran 1998, para.72, Kararlara İlişkin Raporlar 1998‑IV).
Hal böyle olmakla birlikte görülmekte olan davada başvurucu uyuşturucu ticareti ile suçlanmıştır. Başvurucunun askeri yargıcın bağımsızlığı ve tarafsızlığı hususunda neden özel bir kaygısı olması gerektiğini anlamam benim için biraz güçtür.
Bunu ifade ettikten sonra, Mahkeme önceki davalarda açık bir şekilde bir başvurucunun, ki bu kişi mahkeme huzurunda örgütlü uyuşturucu ticareti suçu nedeniyle bulunsa dahi, askeri yargıcın mevcudiyeti nedeniyle Devlet Güvenlik Mahkemesinin tarafsız ve bağımsız olmadığı hususunda korku duymasında meşru gerekçeleri olabileceğine hükmetmiştir (bakınız Canevi ve Diğerleri / Türkiye, no. 40395/98, para. 34, 10 Kasım November 2004 ve Canpolat / Türkiye, no. 63354/00, para. 22, 15 Şubat 2007).
Diğer başvurucularla aynı durumda olan halihazırdaki başvurucu için farklı bir hüküm verilmesinin adil olmayacağı düşüncesiyle en nihayetinde bu açıdan Sözleşme m.6/1’in ihlal edildiğini tespit eden meslekdaşlarıma katılmaya karar verdim.
YARGIÇLAR LEMMENS, KARAKAŞ VE TURKOVIĆ’İN ORTAK KISMİ MUHALEFET ŞERHİ
Sözleşme m.6/1’in m.6/3-d hükmüyle bağlantılı olarak ihlal edildiği yakınmasına ilişkin ayrı bir inceleme yapılmasının gerekli olmadığı şeklindeki çoğunluk düşüncesiyle mutabık olamayız.
Başvurucunun gıyabında alınan ifadelere itiraz edememesi ve onun bu ifadelere dayanılarak mahkum edilmiş olması da Mahkeme tarafından Sözleşme m.6/3-d hükmü çerçevesinde ayrıca incelenmesi gerekir.
[1] İzmir Barosu üyesi
Full & Egal Universal Law Academy