AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
ÇAMLAR / TÜRKİYE DAVASI
(Başvuru no. 28226/04)
KARAR
STRAZBURG
10 Kasım 2015
İşbu karar Sözleşme’nin 44 § 2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecek olup, bazı şekli değişikliklere tabi tutulabilir.
© T.C. Adalet Bakanlığı, 2015. Bu gayriresmi çeviri, Adalet Bakanlığı Uluslararası Hukuk ve Dış İlişkiler Genel Müdürlüğü İnsan Hakları Daire Başkanlığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme açısından bağlayıcılığı bulunmamaktadır. Bu çeviri, davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile Adalet Bakanlığı Uluslararası Hukuk ve Dış İlişkiler Genel Müdürlüğü İnsan Hakları Daire Başkanlığına atıfta bulunmak suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.
Çamlar / Türkiye davasında,
Başkan
Paul Lemmens,
Yargıçlar
Işıl Karakaş,
Helen Keller,
Ksenija Turković,
Egidijus Kūris,
Robert Spano,
Jon Fridrik Kjølbro
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Abel Campos’un katılımıyla oluşturulan ve Daire halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), 6 Ekim 2015 tarihinde gerçekleştirilen kapalı müzakerelerin ardından, aynı tarihte kabul edilen aşağıdaki kararı vermiştir.
USUL
1. Davanın temelinde, Türk vatandaşı Adnan Levent Çamlar (“başvuran") tarafından, 4 Ağustos 2004 tarihinde, Türkiye Cumhuriyeti aleyhine, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (“AİHM” veya “Mahkeme”) yapılmış olan bir başvuru (no. 28226/04) bulunmaktadır.
2. Başvuran İzmir Barosuna kayıtlı avukat A. Cangı tarafından temsil edilmiştir. Türk Hükümeti (“Hükümet”) kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
3. İzmir Devlet Güvenlik Mahkemesinin bağımsızlığı ve tarafsızlığına ve başvuranın tanıklarının dinlenmemesine ilişkin Sözleşme’nin 6 §§ 1 ve 3 (d) maddesi kapsamındaki şikâyetler, 24 Haziran 2013 tarihinde Hükümete iletilmiş ve başvurunun geri kalan kısmı kabul edilemez olarak beyan edilmiştir.
OLAYLAR
I. DAVANIN KOŞULLARI
4. Başvuran 1965 doğumlu olup Londra’da ikamet etmektedir.
A. Başvuran hakkında İngiltere’de yürütülen ceza yargılamaları
5. Başvuran, 29 Nisan 1997 tarihinde, yasadışı uyuşturucu kaçakçılığı yaptığı şüphesiyle Londra’da yakalanmıştır.
6. Başvuran aynı gün polis nezaretine alınmış ve diyamorfin isimli kontrole tabi uyuşturucu madde ithalatı yapmakla itham edildiği yönünde bilgilendirilmiştir.
7. Başvuran İngiliz polisine verdiği ifadesinde, Türkiye’den kıyafet ithal ettiğini ve ortaklarının uyuşturucu kaçakçılığı yaptığından haberdar olmadığını ileri sürmüştür.
8. Ceza Mahkemesi, tanık ifadelerini dinledikten ve ilgili tüm delilleri değerlendirdikten sonra, 15 Eylül 1998 tarihinde, başvuranın tüm suçlamalardan beraatine karar vererek serbest bırakılmasına hükmetmiştir.
B. Başvuran hakkında Türkiye’de yürütülen ceza yargılamaları
9. İzmir Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı, 16 Haziran 1997 tarihinde, 765 sayılı Mülga Ceza Kanunu’nun 403. maddesi uyarınca bazı kişilerin suç örgütü kurmak suretiyle yasadışı uyuşturucu kaçakçılığı yaptıkları suçlamasıyla mahkemeye bir iddianame sunmuştur. Cumhuriyet savcısı söz konusu iddianamede, başvuranın iddia edilen eylemlere dâhil olduğunu belirtmiş ancak kendisi hakkında herhangi bir suç ithamında bulunmamıştır.
10. Cumhuriyet savcısı, 19 Ağustos 1997 tarihinde, başvuranın diğer kişilerin itham edildiği aynı suçlamalarla itham edildiği bir iddianame düzenlemiştir. Cumhuriyet savcısı, başvuranın yasadışı uyuşturucuların Türkiye’den Birleşik Krallık’a nakledilmesinde aktif olarak yer aldığını belirtmiş ve Birleşik Krallık’ta tutuklu olduğunu kaydetmiştir.
11. Cumhuriyet savcısı, 13 Haziran 1997 tarihli bir raporda, İngiliz yetkililerin, başvuranın polise verdiği ifadelerin kayıtlarını ve iddia edilen suçla ilgili diğer delilleri kendisine sağladıklarını belirtmiştir.
12. Sulh Ceza Mahkemesi, 1997 yılında belirsiz bir tarihte, başvuranın gıyabında tutuklanmasına karar vermiştir.
13. İzmir Devlet Güvenlik Mahkemesi, 24 Şubat 1998 tarihinde gerçekleştirilen duruşmada, başvuran hakkındaki yargılamalar ile aynı suçta yer alan diğer kişiler hakkındaki yargılamaların birleştirilmesine karar vermiştir. Ulusal mahkeme bu duruşmada, F.A isimli bir şahsın ifadelerini barındıran bağlantılı başka bir yargılamanın dava dosyasını da talep etmiştir.
14. Müşterek sanıklardan B.Ö., 5 Kasım 1998 tarihinde, mahkeme önünde ifade vermiştir. B.Ö. ifadesinde, uyuşturucu olduğunu bilmediği bazı malların alınması ve depolanması için başvuran tarafından ücret karşılığında tutulduğunu ileri sürmüştür.
15. Müşterek sanıklardan birinin avukatı 3 Aralık 1998 tarihinde, Ceza Mahkemesi (İngiltere) tarafından düzenlenen başvuranların beraatine ilişkin belgeyi ulusal mahkemeye sunmuştur.
16. 15 Temmuz 1999 tarihinde başvuranın davasının görüldüğü İzmir Devlet Güvenlik Mahkemesinde görevli askeri hâkimin yerine sivil bir hâkim atanmıştır.
17. Başvuran 20 Eylül 1999 tarihinde Türkiye’ye geri dönmüştür; başvuran ertesi gün tutuklanmıştır.
18. Başvuran, 30 Eylül 1999 tarihinde gerçekleştirilen sonraki duruşmada, mahkeme önünde beyanlarını sunmuş ve yasadışı uyuşturucu kaçakçılığında yer aldığını reddetmiştir. Başvuran özellikle, B.Ö. ve F.A.’nın suçlayıcı ifadelerine itiraz etmiştir. Başvuran ayrıca, Birleşik Krallık’taki avukatı da dahil olmak üzere, bazı tanıkların dinlenmesini talep etmiştir. İzmir Devlet Güvenlik Mahkemesi; Birleşik Krallık’ta yürütülen yargılamalara ilişkin bilgilerin hâlihazırda mevcut olduğu dikkate alındığında, başvuranın dinlenmesini talep ettiği tanıkların ifadelerinin davaya bir katkısı olmayacağını kaydederek, başvuranın talebini reddetmiştir. Mahkeme, başvuranın tutuksuz yargılanmasına karar vermiştir.
19. Mahkeme daha sonra gerçekleştirilen birçok duruşmada, Birleşik Krallık’ta bulunan bir sanığa ilişkin bilgi beklemesi nedeniyle, davanın incelenmesini sonraki duruşmalara ertelemiştir.
20. Cumhuriyet savcısı, 18 Şubat 2003 tarihli duruşmada yazılı görüşünü sunmuştur. Savcı görüşünde, esas olarak Birleşik Krallık’ta yürütülen soruşturmaya ve aynı suça ilişkin olarak yürütülen başka bir yargılama kapsamında elde edilen delillere dayanarak sanığın suçunun sabit bulunmasını talep etmiştir.
21. Başvuran, 21 Mart 2003 tarihinde, yazılı savunmasını mahkemeye sunarak beraatini istemiştir. Başvuran, İngiliz mahkemesine göre kendisinin iddia edilen eylemlerde yer aldığının kanıtlanması bakımından yetersiz olan delillere dayanılarak suçlu bulunamayacağını iddia etmiştir.
22. İzmir Devlet Güvenlik Mahkemesi, İngiliz yetkililerce yürütülen soruşturmaya, B.Ö.’nün ifadelerine ve başka bir yargılamada F.A. tarafından verilen ifadelere dayanarak, 27 Mart 2003 tarihinde başvuranı suçlu bulmuş ve yirmi dört yıl hapis cezası ile para cezasına mahkûm etmiştir.
23. Başvuran, 31 Mart 2003 tarihinde, belirtilen karara karşı temyize gitmiştir. Başvuran, Yargıtay önünde yürütülen temyiz yargılamalarında; ilk derece mahkemesinin, mahkûmiyetini özellikle kendisinin gıyabında B.Ö. ve F.A. tarafından verilen ifadelere ve itiraz edemediği delillere dayandırdığını belirtmiştir.
24. Yargıtay, 4 Mart 2004 tarihinde, İzmir Devlet Güvenlik Mahkemesinin kararını onamıştır. Yüksek mahkeme, söz konusu suçun yasadışı uyuşturucu ithalatıyla ilgili olduğunu ve bu nedenle bu davanın Birleşik Krallık’ta karara bağlanan davadan farklı olduğunu kaydetmiştir. Yüksek mahkeme, başka ayrıntıya girmeden, başvuranın temyize yönelik diğer gerekçelerini reddetmiştir.
25. Başvuran belirsiz bir tarihte Birleşik Krallık’a gitmiştir.
26. Başvuran, 5237 sayılı yeni Ceza Kanunu’nun 2005 yılının Haziran ayında yürürlüğe girmesinin ardından, davasının tekrar değerlendirilmesini ve kendisinin daha lehine olan yeni Ceza Kanunu hükümlerinin uygulanmasını talep etmiştir.
27. İzmir Ağır Ceza Mahkemesi, dava dosyasını inceledikten sonra, 16 Aralık 2005 tarihinde başvuranın hapis cezasını yirmi yıla düşürmüş ve para cezasında indirime gitmiştir.
28. Yargıtay, 28 Haziran 2006 tarihinde, ilk derece mahkemesinin duruşma gerçekleştirmesi gerektiğini kaydederek, söz konusu kararı bozmuştur.
29. Başvuranın Türkiye’ye dönüş yapmadığı için katılmadığı birkaç duruşma sonrasında, İzmir Ağır Ceza Mahkemesi 3 Temmuz 2008 tarihinde, 5237 sayılı Ceza Kanunu’nun 188. maddesi uyarınca, başvuranı yirmi yıl on ay hapis cezasına ve para cezasına mahkûm etmiştir.
30. Başvuranın ilgili kararı temyize götürmesi üzerine, Yargıtay, 9 Nisan 2009 tarihinde bir duruşma düzenlemiş ve başvuranın avukatının beyanlarını dinlemiştir. Yüksek mahkeme sonuç olarak, usule yönelik ufak bir düzeltme yaparak İzmir Ağır Ceza Mahkemesinin kararını onamıştır.
II. İLGİLİ İÇ HUKUK VE UYGULAMA
31. Söz konusu dönemde yürürlükte bulunan ilgili iç hukuk ve uygulama Özel / Türkiye (no. 42739/98, §§ 20-21, 7 Kasım 2002), ve Öcalan / Türkiye [BD] (no. 46221/99, §§ 52‑54, AİHM 2005-IV) kararlarında yer almaktadır.
32. Devlet Güvenlik Mahkemeleri, 30 Haziran 2004 tarihinde Resmi Gazete’de yayınlanan 16 Haziran 2004 tarihli Kanunla kaldırılmıştır.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
I. HÜKÜMETİN İLK İTİRAZI
33. Hükümet; başvuranın temsilcisinin, Mahkeme önünde başvuran adına başvuru sunmak için gereğince yetkilendirilmediğini ve bu nedenle başvurunun kişi bakımından kabul edilemez olarak beyan edilmesi gerektiğini belirtmiştir. Hükümet özellikle, 15 Temmuz 2004 tarihli yetki belgesinde temsilcinin imzasının bulunmadığını kaydetmiştir.
34. Başvuran bu iddiaya itiraz etmiştir. Başvuran, menfaatlerinin Mahkeme önünde A. Cangı tarafından korunması amacıyla, bir yetki belgesi imzaladığını belirtmiştir. Başvuran ayrıca, A. Cangı’nın yargılamaların ilk aşamalarından itibaren kendisini temsil ettiğini ve sunulan yetki belgesinin geçerliliğine ilişkin olarak Mahkemeden herhangi bir talimat almadığını kaydetmiştir.
35. Mahkeme, başvuranın temsilcisinin 4 Ağustos 2004 tarihinde, bizzat başvuran tarafından doldurulan yetki belgesi ile birlikte başvuran adına eksiksiz bir başvuru formunu imzalayıp ibraz ettiğini belirtmiştir.
36. Mahkeme bu koşullar altında; başvuranın, Mahkeme önünde kendisini temsil etmesi için A. Cangı’yı yetkili kılan vekâletnameyi Mahkemeye sunarak, A. Cangı’nın kendisi adına Mahkemeye başvuruda bulunmasını istediğini yeterli bir şekilde ortaya koyduğunu değerlendirmiştir. Mahkeme bu nedenle, somut davanın, Sözleşme’nin 35 §§ 3 ve 4 maddesi uyarınca kişi bakımından bağdaşmadığı gerekçesiyle reddedilemeyeceğine hükmetmiş ve Hükümetin itirazını reddetmiştir.
II. SÖZLEŞME’NİN 6. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
37. Başvuran, İzmir Devlet Güvenlik Mahkemesi kürsüsünde görev alan askeri hâkim nedeniyle Sözleşme’nin 6 § 1 maddesi uyarınca bağımsız ve tarafız bir mahkeme tarafından adil yargılama yapılmadığını belirterek şikâyette bulunmuştur. Başvuran ayrıca, Sözleşme’nin 6 §§ 1 ve 3 (d) maddesi uyarınca, İzmir Devlet Güvenlik Mahkemesinin, gıyabında verilen ve kendisi hakkında yürütülen yargılamalarda itiraz edemediği ifadelere dayanarak kendisini mahkûm ettiğini ve talepte bulunmasına rağmen, mahkemenin kendi lehine olan hiçbir tanığı dinlemediğini iddia etmiştir.
Sözleşme’nin 6 §§ 1 ve 3 (d) maddesinin ilgili kısmı şu şekildedir”:
“Herkes davasının, ... cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, ... yasayla kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından, makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahiptir.”
3. Bir suç ile itham edilen herkes aşağıdaki asgari haklara sahiptir:
...
(d) İddia tanıklarını sorguya çekmek veya çektirmek, savunma tanıklarının da iddia tanıklarıyla aynı koşullar altında davet edilmelerinin ve dinlenmelerinin sağlanmasını istemek; ...”
A. Kabul edilebilirlik hakkında
38. Mahkeme somut başvurunun Sözleşme’nin 35 § 3 (a) maddesi anlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını kaydetmektedir. Ayrıca kabul edilemezliğe ilişkin başka herhangi bir gerekçe de bulunmamaktadır. Bu nedenle kabul edilebilir olduğu beyan edilmelidir.
B. Esas hakkında
1. Devlet Güvenlik Mahkemesinin bağımsızlığı ve tarafsızlığı
39. Hükümet, yargılamalar sona ermeden önce askeri hâkimin yerine başka birinin atanması nedeniyle başvuranın üç sivil hâkimden oluşan Devlet Güvenlik Mahkemesi tarafından mahkum edildiğini belirtmiştir. Hükümet ayrıca, yargılamaların çoğunluğunun sivil hâkimlerce yürütüldüğünü ve askeri hâkimin kürsüde bulunduğu dönemde önemli ara kararlarda yer almadığını kaydetmiştir. Hükümet son olarak, askeri hâkimin yerine başkasının görevlendirilmesi üzerine, 15 Temmuz 1999 tarihinde gerçekleştirilen duruşmada, dava dosyası içeriğinin başvurana okunduğunu ve başvurana böylece ek savunma beyanı sunma olanağı tanındığını ileri sürmüştür.
40. Başvuran iddialarını sunmuştur. Başvuran özellikle, askeri hâkimin yerine sivil bir hâkim görevlendirildiğinde, İzmir Devlet Güvenlik Mahkemesinin askeri hâkimin yer aldığı işlemleri tekrarlamadığını iddia etmiştir.
41. Mahkeme sürekli olarak, Devlet Güvenlik Mahkemelerinin üyeleri olarak görev yapan askeri hâkimlerin statülerine ilişkin bazı hususların, bu hâkimlerin yürütmeden bağımsız hareket edip etmedikleri konusunda şüpheye yol açtığını kaydetmiştir (bk. İncal / Türkiye, 9 Haziran 1998 tarihli karar, Karar ve Hüküm Derlemeleri 1998‑IV, § 68; ve Çıraklar / Türkiye, 28 Ekim 1998 tarihli Karar, Derlemeler 1998‑VII, § 39). Ayrıca, Mahkeme Öcalan / Türkiye davasında (yukarıda anılan, §§ 114-115), bir askeri hâkimin, ilgili ceza yargılamalarında geçerli olmaya devam eden bir veya daha fazla ara kararda yer alması durumunda, mahkeme kararı verilmeden önce yargılamalar esnasında askeri hâkimin yerine sivil bir hâkimin görevlendirilmesinin, başvuranın yargılamayı yürüten mahkemenin bağımsızlığına ve tarafsızlığına ilişkin makul endişesini -devlet güvenlik mahkemesinde daha sonra benimsenen usulün söz konusu endişeyi yok ettiği tespit edimedikçe- gideremeyeceğini kaydetmiştir.
42. Mahkeme somut davada, askeri hâkimin yerine sivil bir hâkim görevlendirildiği 15 Temmuz 1999 tarihinden önce, söz konusu askeri hâkimin esasa ilişkin on iki duruşmada yer aldığını kaydetmiştir. İlk derece mahkemesi bu duruşmalarda, başka bir müşterek sanığın başvuranın suça karıştığına ilişkin ifadesini almış ve F.A.’nın ifadelerinin delil olarak dava dosyasına konulmasına karar vermiştir. Mahkeme ayrıca bazı küçük usuli işlemler gerçekleştirmiştir.
43. Askeri hâkimin yerine sivil bir hâkim görevlendirilmesi sonrasında, İzmir Devlet Güvenlik Mahkemesi, hem Cumhuriyet savcısının hem de başvuranın son beyanlarının da alındığı dört yıl içerisinde esasa ilişkin yirmi iki duruşma daha gerçekleştirmiştir.
44. Mahkeme, davanın ekseriyetle üç sivil hâkim tarafından değerlendirildiğini kabul etmiştir. Mahkeme bununla birlikte, B.Ö. tarafından verilen ifadeler ile başka bir dava kapsamında F.A. tarafından verilen ifadelerden oluşan ana delilin, mahkeme tarafından askeri hâkiminde bulunduğu yargılamaların ilk aşamalarında değerlendirildiğini kaydetmiştir. Üç sivil hâkimden oluşan hâkim heyeti, ne F.A.’nın ifadelerinin kabul edilebilirliğine ilişkin yeni bir karar almış ne de B.Ö.’nün yeniden dinlenmesine karar vermiştir.
45. Mahkeme bu koşullar altında, askeri hâkimin yargılamalar sona ermeden önce değiştirilmesinin, başvuranın mahkemenin bağımsızlığına ve tarafsızlığına ilişkin makul endişelerini gidermediği kanısındadır (bk. Aslan ve Şancı / Türkiye, no. 58055/00, 5 Aralık 2006).
46. Dolayısıyla, Sözleşme’nin 6 § 1 maddesi ihlal edilmiştir.
2. Yargılamaların adil olmadığı iddiası
47. Mahkeme, dava olaylarını ve yukarıda belirtilen Sözleşme’nin 6 § 1 maddesinin ihlal edildiğine yönelik tespitini dikkate alarak ve aşağıda yer alan 52. paragrafa atıfta bulunarak, başvuranın, gıyabında alınan ifadelere itiraz edememesine ve lehine olan herhangi bir tanığı sorgulatamamasına ilişkin Sözleşme’nin 6 §§ 1 ve 3 (d) maddesi kapsamındaki diğer şikâyetinin esası hakkında ayrı bir karar verilmesine gerek olmadığı sonucuna varmıştır (bk. Yiğitdoğan / Türkiye (no. 2), no. 72174/10, § 65, 3 Haziran 2014).
III. SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
48. Sözleşme’nin 41. maddesi şu şekildedir:
“Eğer Mahkeme bu Sözleşme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Taraf’ın iç hukuku bu ihlalin sonuçlarını ancak kısmen ortadan kaldırabiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, zarar gören taraf lehine adil bir tazmin verilmesine hükmeder.”
A. Tazminat
49. Başvuran maddi tazminat olarak 257.035 avro talep etmiştir. Başvuran ayrıca Mahkemeden manevi tazminat olarak makul bir meblağ belirlemesini istemiştir.
50. Hükümet, ihlal ile talep edilen maddi tazminat arasında herhangi bir illiyet bağı bulunmadığını belirterek bu taleplere itiraz etmiştir. Hükümet ayrıca, başvuranın bir meblağ belirtmemesi nedeniyle, Mahkemeden başvuranın manevi tazminat talebini reddetmesini talep etmiştir.
51. Mahkeme, başvuranın maddi tazminat talebini belgelendirmeye yönelik herhangi bir ilgili belge sunmadığını gözlemlemiştir. Bu nedenle, Mahkeme bu talebi reddetmiştir. Ancak Mahkeme, başvuranın acı ve sıkıntıya maruz kaldığı ve ihlal tespitinin tek başına yeterli olmayacağı kanısındadır. Mahkeme, tespit edilen ihlallerin niteliğini dikkate alarak, başvurana manevi tazminat olarak 6.000 avro ödenmesinin uygun olduğuna karar vermiştir.
52. Ayrıca, Mahkeme en uygun tazminat şeklinin, başvuranın bu yönde bir talebinin olması halinde, Sözleşme’nin 6. maddesinde belirtilen koşullar doğrultusunda yeniden yargılanması olacağı kanaatindedir (Bk. Gençel / Türkiye, no. 53431/99, § 27, 23 Ekim 2003).
B. Masraf ve Giderler
53. Başvuran ayrıca, ulusal mahkemeler önünde gerçekleşen masraf ve giderler için 3.700 avro ve Mahkeme önünde oluşan, özellikle avukatlık ücreti bakımından, masraf ve giderler için 4.000 avro talep etmiştir. Başvuran buna ilaveten, seyahat, kırtasiye, fotokopi, tercüme ve posta gibi masraf ve giderler için 421 avro talep etmiştir. Başvuran, A. Cangı tarafından yürütülen hukuki faaliyetlerin ve bu faaliyetlerin ücretlerinin listelendiği A. Cangı’nın çalışmasının hesap dökümünü sunmuştur.
54. Hükümet talep edilen meblağların dayanaksız olduğunu belirtmiştir.
55. Mahkeme içtihadına göre, bir başvuranın masraf ve harcamalarını geri alabilmesi için, söz konusu masraf ve harcamaların fiilen ve gerekli olduğu için yapılmış olduğunun belgelenmesi ve makul miktarda olması gerekmektedir. Mahkeme somut davada, taleplerini desteklemek için başvuran tarafından sunulan belgelerde, seyahat, kırtasiye, fotokopi, tercüme ve posta masraflarına ilişkin herhangi bir fatura bulunmadığını kaydetmiştir. Mahkeme, ulusal mahkemeler ve AİHM önünde gerçekleşen avukat masraflarıyla ilgili olarak, daha önce verdiği kararlarda hukuki temsilciler tarafından harcanan sürenin hesap dökümünün, başvuranların temsil edilmesinde temsilciler tarafından yürütülen çalışmanın kanıtı olarak Mahkeme tarafından kabul edildiğini belirtmiştir (bk. Benzer ve Diğerleri / Türkiye, no. 23502/06, § 249, 12 Kasım 2013). Mahkeme mevcut davada, elindeki belgeler ve yukarıda belirtilen kriterleri dikkate alarak, AİHM ve ulusal mahkemeler önündeki yargılamalar için başvurana 2.000 avro ödenmesini uygun görmüştür.
C. Gecikme Faizi
56. Mahkeme, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası’nın kısa vadeli kredilere uyguladığı marjinal faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın uygun olduğunu değerlendirmektedir.
BU GEREKÇELERLE MAHKEME,
1. Oy birliğiyle, Sözleşme’nin 6 § 1 maddesi kapsamındaki şikâyetlerin tek başına ve 6 § 3 (d) maddesiyle birlikte ele alındığında kabul edilebilir olduğuna;
2. Üç oya karşılık dört oyla, İzmir Devlet Güvenlik Mahkemesinin bağımsız ve tarafsız olmaması nedeniyle Sözleşme’nin 6 § 1 maddesinin ihlal edildiğine;
3. Üç oya karşılık dört oyla, 6 § 3 (d) maddesiyle birlikte ele alındığında Sözleşme’nin 6 § 1 maddesi kapsamındaki geri kalan şikâyetlerin incelenmesine gerek olmadığına;
4. Oy birliğiyle,
(a) Davalı Devlet tarafından, Sözleşme’nin 44. maddesinin 2. fıkrası uyarınca, kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde; ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden davalı Devletin ulusal para birimine çevrilmek üzere:
(i) Başvurana, manevi tazminat olarak, miktara yansıtılabilecek vergiler hariç olmak üzere, 6.000 avro (altıbin avro) ödenmesine;
(ii) Başvurana, masraf ve giderler için, miktara yansıtılabilecek vergiler hariç olmak üzere, 2.000 avro (ikibin avro) ödenmesine;
(b) yukarıda bahsi geçen üç aylık sürenin bittiği tarihten itibaren, ödeme gününe kadar, yukarıda bahsedilen miktara, Avrupa Merkez Bankasının söz konusu dönem için geçerli olan marjinal faiz oranına üç puan eklenmek suretiyle elde edilecek oranda basit faiz uygulanmasına;
5. Başvuranın adil tazmine ilişkin diğer taleplerinin reddedilmesine oy birliğiyle karar vermiştir.
İşbu karar, İngilizce olarak tanzim edilmiş ve Mahkeme İç Tüzüğü’nün 77. maddesinin 2. ve 3. fıkraları uyarınca 10 Kasım 2015 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.
Abel Campos Paul Lemmens
Yazı İşler Müdür YardımcısıBaşkan
Sözleşme’nin 45 § 2 maddesi ve AİHM İçtüzüğünün 74 § 2 maddesi uyarınca, aşağıdaki ayrık görüşler işbu karara eklenmiştir:
(a) Yargıç Lemmens’in mutabık görüşü;
(b) Yargıçlar Lemmens, Karakaş ve Turković’in müşterek muhalif görüş bildirisi.
P.L.
A.C.
YARGIÇ LEMMENS’İN MUTABIK GÖRÜŞÜ
İzmir Devlet Güvenlik Mahkemesinin tarafsız ve bağımsız olmadığı gerekçesiyle Sözleşme’nin 6 § 1 maddesinin ihlal edildiği konusunda, bazı tereddütlerle, meslektaşlarımla birlikte oy kullandım.
Meslektaşlarımın gerekçesi, Devlet Güvenlik Mahkemesinin hâkimlerinden birinin askeri hâkim olmasına dayalıdır.
Görülmektedir ki, somut davada kullanılan ifade tarzı; bir sivilin, askeri hâkimin yer aldığı bir mahkeme önüne çıkarılması gerektiğinde, mahkemenin, davasının niteliğiyle az ilgisi olan veya hiç olmayan hususlardan ziyadesiyle etkileneceği korkusuna meşru olarak kapılabileceğini ortaya koymaktadır. Böyle geniş bir yaklaşıma izin verileceğinden oldukça şüpheliyim.
Davanın, Devletin kurucu ilkelerine dokunan veya ulusal güvenliği etkileyen konuları gündeme getirmesi halinde, Sözleşme’nin 6 § 1 maddesi kapsamında bir sorun görüyorum. Bu konular, Mahkemenin bir askeri hâkimin yer almasının eleştirildiği ilk kararını vermesine neden olan davada ulusal güvenlik mahkemesi tarafından ele alınması gereken konular olarak ortaya konmuştur (Incal / Türkiye, 9 Haziran 1998, § 72, Karar ve Hüküm Derlemeleri 1998‑IV).
Ancak somut davada, başvuran yasadışı uyuşturucu kaçakçılığı yapmakla itham edilmiştir. Başvuranın neden askeri hâkimin bağımsızlığı ve tarafsızlığına ilişkin endişe taşıması gerektiğini anlamakta zorluk çekiyorum.
Bununla birlikte, Mahkemenin daha önceki davalarda, bir başvuranın, “organize uyuşturucu kaçakçılığından mahkeme önüne çıksa dahi” Devlet güvenlik mahkemesinin bağımsız ve tarafsız olmadığı yönünde bir endişe duyması için meşru gerekçeleri olabileceğini açıkça belirttiğini vurgulamak isterim (bk. Canevi ve Diğerleri v. Türkiye, no. 40395/98, § 34, 10 Kasım 2004, ve Canpolat / Türkiye, no. 63354/00, § 22, 15 Şubat2007).
Diğer davalardaki başvuranlarla aynı durumda bulunan somut davadaki başvuran bakımından farklı bir hükme varmak adil olmayacağından, sonuç olarak meslektaşlarımın bu noktada Sözleşme’nin 6 § 1 maddesinin ihlal edildiği yönündeki tespitlerine katılmaya karar verdim.
YARGIÇLAR LEMMENS, KARAKAŞ VE TURKOVIĆ’İN MÜŞTEREK KISMİ MUHALİF GÖRÜŞÜ
Sözleşme’nin 6 § 3 (d) maddesi ile birlikte ele alındığında 6 § 1 maddesi kapsamındaki diğer şikâyetlerin incelenmesine gerek olmadığı yönündeki çoğunluk görüşünü kabul edemeyiz.
Bize göre başvuranın, gıyabında alınan ifadelere itiraz edememesi ve bu ifadeler temel alınarak mahkûm edilmesi de Sözleşme’nin 6 § 3 (d) maddesi uyarınca Mahkeme tarafından incelenmelidir.
Full & Egal Universal Law Academy