Olaylar ve Olgular – 2003 yılında başvuran, kendi özel kullanımı için olmayan yasalara aykırı olarak uyuşturucu bulundurmak suçuyla yargılanmıştır. Bu suç için ilgili iç hukukta iki farklı ceza vardır: Ceza Mahkemesi’nde yargılandıktan sonra dört yıldan müebbet hapis cezasına kadar veya Sulh Ceza Mahkemesi’nde yargılandıktan sonra altı aydan on yıla kadar hapis cezasına çarptırılmak. İç hukuk uyarınca, sanığın hangi mahkemede yargılanacağına karar veren kişi cumhuriyet savcısıdır. Başvuran Ceza Mahkemesi’nde yargılanmış ve on beş yıl hapis ve 35.000 AVRO para cezasına çarptırılmıştır. Karara itiraz edilmiştir. 2009 yılında başvuran, cumhuriyet savcısının ilk derece mahkemesine karar verme yetkisinin tarafsızlık ilkesini ihlal ettiği gerekçesiyle anayasal düzenleme talebinde bulunmuştur. Anayasa Mahkemesi bu şikayeti reddederek, cumhuriyet savcısının suçlu bulmaya yetkisi olmadığından, şikayet konusu yetkinin bir hâkimin yetkisiyle eş değerde olmadığına karar vermiştir. Fakat adil yargılama ve şeffaflık ilkeleri dolayısıyla cumhuriyet savcılarına uygun mahkemeyi seçmeleri için yardım edecek ölçütler geliştirmenin uygun olduğuna hükmetmiştir.
Hukuksal Değerlendirme – 7. Madde: Başvuran hakkında verilen hükmün, yasaya göre kurulmuş olduğu ve zaman aşımı süresini aşmadığı açık olmasına rağmen, cumhuriyet savcısının başvuranın yargılanacağı mahkemeye karar vermesinden önce hangi iki cezanın kendisine verilebileceği konusunda başvuran bilgilendirilmemiştir. Yerel içtihatlar böyle kararların bazen tahmin edilemez olduğuna işaret etmektedir. Karar, savcının başvuranın yargılanacağı mahkemeye karar verme yetkisine bağlı olduğundan, başvuran bu konuda bir avukattan yardım almış olsaydı bile kendisine verilebilecek cezaları öğrenemeyebilirdi. Savcının kararını verirken uyguladığı ölçütler, hiçbir hukuki metinde belirtilmemiş ve hiçbir mahkeme tarafından açıklığa kavuşturulmamıştır. Kanunlar hangi suçun daha ağır veya daha hafif olduğu konusunda yönlendirme sağlamamaktadır. Böyle bir yönlendirmenin eksikliğine Anayasa Mahkemesi’nce de işaret edilmiştir. Bu nedenle, yasalar belirli ceza çeşitlerinin uygulandığı durumları kesin bir şekilde belirlememektedir. Gerçekte savcı aynı suç ile ilgili olarak en az hangi cezanın uygulanacağına serbest bir şekilde karar verme yetkisine sahiptir. Özellikle usuli tedbirlerin eksikliği göz önüne alındığında, kararı kaçınılmaz bir şekilde taraflıdır ve keyfiyete yol açabilir. Yerel mahkemeler bu karara bağlıdır ve savcının yetkisinin kullanmasıyla ilgili olarak herhangi bir endişeye sahip olsalar bile, yasaya göre belirlenmiş minimum cezanın altına inemezler. Bu nedenle ilgili kanuni hüküm tahmin edilebilirlik ilkesini yerine getirememiş ve keyfi cezaya karşı etkin tedbirleri sağlayamamıştır.
Sonuç: ihlal (altıya bir oyla).
41. Madde: Manevi zararlar ile ilgili olarak 1.000 AVRO.
Full & Egal Universal Law Academy