AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
ÇAMYAR / TÜRKİYE
(Başvuru No. 42900/06)
KARAR
STRAZBURG
5 Eylül 2017
İşbu karar kesinleşmiştir. Ancak şekli düzeltmelere tabi olabilir.
Çamyar /Türkiye davasında,
Başkan
Ledi Bianku,
Yargıçlar
Valeriu Griţco,
Stéphanie Mourou-Vikström
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla Komite olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm) 4 Temmuz 2017 tarihinde gerçekleştirdiği kapalı oturumdaki müzakereler sonucunda anılan tarihte aşağıdaki kararı vermiştir:
USUL
1. Davanın temelinde bir Türk vatandaşı olan başvuran (“başvuran”) Bayan Elif Çamyar’ın Türkiye Cumhuriyeti Devletine karşı 27 Eylül 2006 tarihinde İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca yönelttiği bir başvuru (No. 42900/06) bulunmaktadır.
2. Başvuran, İstanbul Barosuna bağlı Avukat M. Filorinalı ve Avukat Y. Başara tarafından temsil edilmiştir. Türk Hükümeti (“Hükümet”) ise kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
3. Başvuru, 27 Ağustos 2009 tarihinde Hükümet’e tebliğ edilmiştir.
OLAYLAR
I. DAVANIN KOŞULLARI
4. Başvuran 1968 doğumludur ve İstanbul’da ikamet etmektedir.
5. Olayların meydana geldiği tarihte, başvuran, Proleter Devrimci Duruş ("Posture révolutionnaire prolétaire") Dergisinin sorumlu Yazı İşleri Müdürüdür.
6. İstanbul Cumhuriyet savcısı, 6 Haziran 2001 tarihli bir iddianame ile, söz konusu derginin Şubat 2001 tarihli sayısında yayımlanan bazı makaleler nedeniyle, başvuranı, Cumhuriyeti ve silahlı kuvvetleri aşağılamakla suçlamış ve ilgilinin, mülga Ceza Kanunu’nun 159. maddesinin 1. fıkrası uyarınca mahkûm edilmesini talep etmiştir.
7. İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi (Bundan böyle metinde "Ağır Ceza Mahkemesi" olarak anılacaktır.), 15 Kasım 2002 tarihinde, başvuranı, mülga Ceza Kanunu’nun 159. maddesinin 1. fıkrası uyarınca, Cumhuriyeti ve silahlı kuvvetleri aşağılama suçlarından suçlu bulmuştur ve her suçlama için on ay hapis cezasına mahkûm etmiştir. Bu cezalar, infazın ertelenmesi ile, 2.847.312.000 eski Türk lirası tutarında (TRL) adli para cezasına çevrilmiştir.
8. Yargıtay, 8 Mart 2004 tarihinde, bilhassa mülga Ceza Kanunu’nun 159. maddesinde yapılan değişiklikler nedeniyle, Ağır Ceza Mahkemesinin kararını bozmuştur.
9. Ağır Ceza Mahkemesi, 10 Eylül 2004 tarihinde, başvuranı yeniden, mülga Ceza Kanunu’nun 159. maddesinin 1. fıkrası uyarınca, Cumhuriyeti aşağılama suçundan dolayı beş ay hapis cezasına ve silahlı kuvvetleri aşağılama suçu nedeniyle beş ay hapis cezasına mahkûm etmiştir. Bu cezalar, infazın ertelenmesi ile, 1 .423.500.000 eski TRL tutarında adli para cezasına çevrilmiştir.
10. Başvuran temyiz başvurusunda bulunmuştur. Yargıtay Başsavcısı tarafından, 8 Kasım 2005 tarihinde, 1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren yeni Ceza Kanunu bakımından yeniden bir inceleme yapılması amacıyla dava dosyası Ağır Ceza Mahkemesine gönderilmiştir.
11. Ağır Ceza Mahkemesi 31 Mart 2006 tarihinde kararını vermiştir. Ağır Ceza Mahkemesi, sanığa daha uygun mülga Ceza Kanunu’nda yer alan hükümlerini göz önünde bulundurarak, söz konusu Ceza Kanunu’nun 159. maddesinin 1. fıkrasını uygulamış ve ilgiliyi, bir kez daha, tüm suçlamalar bakımından, Cumhuriyeti aşağılaması ve silahlı kuvvetleri aşağılaması nedeniyle beş ay hapis cezasına mahkûm etmiştir. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından, söz konusu ceza para cezasına çevrilmiştir. Dolayısıyla başvuran, infazın ertelenmesi ile, 1.200 yeni Türk lirası tutarında (TRY[1]) (kararın açıklandığı tarihte yaklaşık 736 avro (EUR)) bir adli para cezası ödemeye mahkûm edilmiştir.
12. Ağır Ceza Mahkemesi, gerekçesinde, başvuranın, ilgili Derginin sorumlu Yazı İşleri Müdürü olduğunu ve bu bağlamda kendisine verilen süre içinde ihtilaf konusu makalelerin yazarlarının kimliğini açığa vuran herhangi bir belge sunmadığını tespit etmiştir. Mahkeme, başvuranın, 1 Mart 2002 tarihli duruşmada ihtilaf konusu makalelerin kendisine yurtdışından gönderildiğini beyan ettiğini ve ifade özgürlüğü kapsamında kaleme alınan eleştirel metinler gibi değerlendirerek, bunları yayımladığını kaydetmiştir. Ağır Ceza Mahkemesi, ihtilaf konusu makalelerin bazı bölümlerinin Cumhuriyeti ve silahlı kuvvetleri aşağılayacak nitelikte olduğunu ve bir eleştiri ya da görüşün ifade edilmesini teşkil etmediği kanısına varmıştır. Söz konusu sonucu destekleyecek nitelikte Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edilen bölümler aşağıdaki şekildedir:
"Faşist rejim tamda istediği gibi katliamla birlikte her türlü sesi boğmak için (...) pervasızca saldırdı. Tutsakların ihtiyaçlarını karşılamak için fonlar oluşturmak, giysi, ilaç, para yardımını bu fonlarda toplayarak tutsaklara mektup ve kartlar atarak yalnız olmadıkların faşist devlete göstermek gibi biçimler daha zenginleştirilecek kullanılmalıdır. Tutsakların ihtiyaçlarını karşılamak için fonlar oluşturulmalı ve giysi, ilaç, para yardımını bu fonlarda toplayarak tutsakların yalnız olmadıklarını faşist devlete göstermek için ilgililere mektup ve kartlar atılmalıdır (...). Egemen güçler bunun üzerine son çare olarak devletin görecek en sağlam faşist kurumu olan orduyu devreye soktular, faşist generaller geldikleri andan itibaren tehditler savurup yasal örgütleri ve her çeşit direnişi yasaklayarak devrimci örgütleri ve destekleyicilerini kanla boğmak üzere harekete geçtiler."
13. Yargıtay, 24 Eylül 2007 tarihinde, Ağır Ceza Mahkemesinin kararını onamıştır.
II. İLGİLİ İÇ HUKUK VE UYGULAMASI
14. 1 Haziran 2005 tarihine kadar yürürlükte olan mülga Ceza Kanunu’nun 159. maddesinin 1. fıkrası (1 Mart 1926 tarihli ve 765 sayılı Kanun) aşağıdaki şekildedir:
"1. Türklüğü, Cumhuriyeti, Büyük Millet Meclisini, Hükümetin manevi şahsiyetini, Bakanlıkları, Devletin askeri veya emniyet muhafaza kuvvetlerini veya Adliyenin manevi şahsiyetini alenen tahkir ve tezyif edenler altı aydan üç seneye kadar hapis cezası ile cezalandırılırlar.
2. (...)
3. Tahkir, tezyif ve sövme kastı bulunmaksızın, sadece eleştirmek maksadıyla yapılan düşünce açıklamaları cezayı gerektirmez.”
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
I. SÖZLEŞME’NİN 10. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
15. Başvuran, sorumlu Yazı İşleri Müdürü olduğu dergide makaleler yayımlaması nedeniyle cezai alanda mahkûm edilmesinin, ifade özgürlüğü hakkına yönelik bir müdahale teşkil ettiğini iddia etmektedir. Bu bağlamda başvuran, Sözleşme’nin 10. maddesini ileri sürmektedir. Sözleşme’nin 10. maddesi aşağıdaki şekildedir:
"1. Herkes ifade özgürlüğü hakkına sahiptir. Bu hak, kamu makamlarının müdahalesi olmaksızın ve ülke sınırları gözetilmeksizin, kanaat özgürlüğünü ve haber ve görüş alma ve de verme özgürlüğünü de kapsar. Bu madde, Devletlerin radyo, televizyon ve sinema işletmelerini bir izin rejimine tabi tutmalarına engel değildir.
2. Görev ve sorumluluklar da yükleyen bu özgürlüklerin kullanılması, yasayla öngörülen ve demokratik bir toplumda ulusal güvenliğin, toprak bütünlüğünün veya kamu güvenliğinin korunması, kamu düzeninin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın, başkalarının şöhret ve haklarının korunması, gizli bilgilerin yayılmasının önlenmesi veya yargı erkinin yetki ve tarafsızlığının güvence altına alınması için gerekli olan bazı formaliteler, koşullar, sınırlamalar veya yaptırımlara tabi tutulabilir."
A. Kabul Edilebilirlik Hakkında
16. Hükümet, başvuranın, ulusal mahkemeler önünde, Sözleşme’nin 10. maddesi bağlamındaki şikâyetini resmi olarak veya özü itibariyle dile getirmediği gerekçesiyle, iç hukuk yollarının tüketilmemesine ilişkin bir kabul edilemezlik itirazı ileri sürmektedir.
17. Başvuran bu husus ile ilgili olarak açıklamada bulunmamaktadır.
18. Mahkeme, 1 Mart 2002 tarihli duruşmada, başvuranın, Ağır Ceza Mahkemesi önünde, bu bağlamda ifade özgürlüğünü ileri sürerek, ihtilaf konusu makalelerin eleştirel metinler olarak değerlendirilmesi gerektiğini savunduğunu tespit etmektedir (yukarıda 12. paragraf).
19. Sonuç olarak, başvuranın, Mahkemeye dile getirdiği şikâyeti ulusal mahkemeler önünde özünde ileri sürdüğünün değerlendirilmesi gerekmektedir.
20. Dolayısıyla Mahkeme, Hükümet tarafından ileri sürülen ilk itirazı reddetmektedir.
21. Öte yandan, söz konusu şikâyetin Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi anlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını ve başka hiçbir kabul edilemezlik engeline takılmadığını da tespit eden Mahkeme, kabul edilebilirliğine karar vermektedir.
B. Esas Hakkında
1. Tarafların İddiaları
22. Başvuran, ihtilaf konusu yayınlarda, kanaatine göre, 12 Eylül 1980 tarihinde gerçekleşen darbe ile kurulan "faşist" rejim ile ilgili olarak ve tutuklu kişilerin ciddi kötü muamelelere maruz kaldığı ve cezaevlerinde yetkililer tarafından yapılan operasyonlar hakkında demokratik bir toplumda kabul edilebilir eleştiriye yer verildiğini ileri sürmektedir.
23. Hükümet öncelikle, başvuranın, mülga Ceza Kanunu’nun 159. maddesinin 1. fıkrası uyarınca mahkûm edildiğini ve söz konusu hükmün öngörülebilir olmasının tartışılmaz olduğunu ifade etmektedir.
24. Akabinde Hükümet, başvuranın ifade özgürlüğüne yönelik yapılan müdahalenin meşru amaçlar izlediğini belirtmektedir. Söz konusu meşru amaçlar, kamu güvenliğinin korunması, kamu düzeninin sağlanması, suç işlenmesinin önlenmesi, başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunmasıdır.
25. Son olarak Hükümet, olayların meydana geldiği tarihte cezaevlerindeki genel durum dikkate alındığında, tutukluların cezaevini protesto etmek için süresiz açlık grevi yaptıklarında, ihtilaf konusu yayınların şiddete teşvik edecek nitelikte olduğu ve okuyucuyu bilgilendirme amacından ziyade kanunlara karşı gelme amacını taşıdığı kanısındadır. Hükümet, başvurana verilen cezanın - yani infazın ertelenmesi ile para cezası - orantısız olduğunun değerlendirilemeyeceğini ileri sürmektedir.
2. Mahkemenin Değerlendirmesi
26. Mahkeme, Dilipak/Türkiye (no. 29680/05, §§ 60-64, 15 Eylül 2015) ve Karácsony ve diğerleri/Macaristan ([BD], no. 42461/13 ve no. 44357/13, § 132, AİHM 2016 (özetler)) kararlarında özellikle özetlenen ve ifade özgürlüğü konusundaki içtihadından doğan ilkeleri hatırlatmaktadır.
27. Mahkeme, başvuranın cezai alandaki mahkûmiyetinin, ilgilinin, Sözleşme’nin 10. maddesinin 1. fıkrası ile korunan hak olan, ifade özgürlüğü hakkına yönelik bir müdahale olduğunu taraflar arasında tartışmaya mahal vermediğini ve söz konusu müdahalenin yasayla - yani mülga Ceza Kanunu’nun 159. maddesinin 1. fıkrasında - öngörüldüğünü gözlemlemektedir.
28. Mahkeme, ihtilaf konusu müdahalenin, kamu güvenliğinin korunması, kamu düzeninin sağlanması, suç işlenmesinin önlenmesi gibi meşru amaçlar izlediğini kabul edebileceği kanısındadır (yukarıda anılan Dilipak kararı,§ 59).
29. Mahkeme, müdahalenin gerekliliği ile ilgili olarak, ihtilaf konusu makalelerde, demokratik bir toplumda kuşkusuz kamu yararını ilgilendiren bir konu yani Devlet makamlarının baskılayıcı uygulamaları hakkında söz konusu makalelerin yazarlarının fikir ve görüşlerinin iletildiğini tespit etmektedir. Söz konusu bölümlerin değerlendirmesini yapan (yukarıda 12. paragraf) Mahkeme, kullanılan bazı ifadelerin sertliğine rağmen, ilgili bölümlerin, ideolojik bir dilde ifade edilen, devletin kuruluşlarına yönelik sert bir eleştiri gibi değerlendirilebileceğini tespit etmektedir. Mahkeme, bir bütün olarak değerlendirildiğinde, ihtilaf konusu metinlerin şiddet, silahlı direniş yahut isyan çağrısı içermediğini ve kanaatine göre, dikkate alınması gereken başlıca unsur olan nefret söylemini teşkil etmediği kanısındadır (Belek ve Velioğlu/Türkiye, no. 44227/04, § 25, 6 Ekim 2015).
30. Ayrıca Mahkeme, başvuranı söz konusu derginin sorumlu Yazı İşleri Müdürü sıfatıyla infazın ertelenmesi ile bir adli para cezasına mahkûm ederek, adli makamların, ilgilinin kamu yararını ilgilendiren konularda görüşlerini ifade etme iradesi üzerinde caydırıcı bir etki ortaya çıkardıklarını değerlendirmektedir (bk. mutatis mutandis, yukarıda anılan Dilipak kararı, § 70).
31. Mahkeme, yukarıda belirtilenler ışığında, ihtilaf konusu tedbirin zorunlu sosyal ihtiyaca karşılık vermediği; her halükârda, hedeflenen meşru amaçlarla orantılı olmadığı ve dolayısıyla, demokratik bir toplumda gerekli olmadığı kanısındadır.
32. Dolayısıyla Mahkeme, Sözleşme’nin 10. maddesinin ihlal edildiğine karar vermektedir.
II. SÖZLEŞME’NİN 6. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
A. Yargılamanın Süresine İlişkin Şikâyet Hakkında
33. Başvuran, hakkında yürütülen ceza yargılamasının süresinden şikâyet etmektedir. Bu bağlamda başvuran, Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrasını ileri sürmektedir. Somut olayda Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrasının ilgili kısımları aşağıdaki şekildedir:
"Herkes davasının, (...) cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan (...) bir mahkeme tarafından (...) makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahiptir."
1. Kabul Edilebilirlik Hakkında
34. Söz konusu şikâyetin Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi anlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını ve başka hiçbir kabul edilemezlik engeline takılmadığını tespit eden Mahkeme, kabul edilebilirliğine karar vermektedir.
2. Esas Hakkında
35. Hükümet, başvuranın, Ağır Ceza Mahkemesi tarafından gerçekleşen birçok duruşmaya katılmayarak ve ihtilaf konusu makaleleri yazanların kimliklerinin tespit edilmesi amacıyla söz konusu Mahkemenin talep ettiği kanıtlayıcı belgeleri sunmayarak, yargılama süresinin uzamasına neden olduğunu ileri sürmektedir.
36. Başvuran, yargılama süresinin uzaması konusunda kendisinin suçlanamayacağını beyan etmektedir.
37. Mahkeme, değerlendirmesi gereken sürenin 6 Haziran 2001 tarihli iddianame ile başladığını ve Yargıtay’ın 24 Eylül 2007 tarihli kararı ile sona erdiğini gözlemlemektedir. Dolayısıyla söz konusu yargılama, Ağır Ceza Mahkemesi ile Yargıtay’a üç kez başvurulması nedeniyle, iki mahkemede yaklaşık altı yıl üç ay sürmüştür.
38. Mahkeme, yargılama süresinin makul niteliğinin, davanın koşullarına göre ve Mahkeme’nin içtihadında yer alan kriterler, özellikle de davanın karmaşıklığı, başvuranların ve yetkili mercilerin davranışları dikkate alınarak değerlendirildiğini hatırlatmaktadır (bk. birçok karar arasında, Pélissier ve Sassi/Fransa [BD], no. 25444/94, § 67, AİHM 1999-II).
39. Somut olayda Mahkeme, ayrı olarak değerlendirildiğinde ceza yargılamaların, üç defa başvurulan Ağır Ceza Mahkemesi ve Yargıtay önünde nispeten kısa sürdüğünü kaydetmektedir. Mahkeme, dava koşullarında, yargılama süresinin, yasal değişiklikler ve yeni Ceza Kanunu’nun yürürlüğe girmesinden dolayı Yargıtay Başsavcısının dava dosyasını Ağır Ceza Mahkemesine göndermesi nedeniyle, Ağır Ceza Mahkemesinin 8 Mart 2004 tarihli kararının bozulması ile bilhassa açıklandığını tespit etmektedir. Bu konu ile ilgili olarak, Mahkeme, yerleşik içtihadına göre, Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrasının, Sözleşmeci Devletleri, makul sürede davaların bir karara bağlanması yükümlülüğü de dâhil olmak üzere, üst ve alt mahkemelerin söz konusu gerekliliklerin her birini yerine getirebilecek şekilde, kendi yargı sistemlerini düzenlemelerini zorunlu kıldığını hatırlatmaktadır (bk. birçok karar arasında, Pelissier ve Sassi/Fransa [BD], no. 25444/94, § 74, AİHM 1999-II). Dolayısıyla Mahkeme, yargılama süresinin uzamasının öncelikle yetkili makamların tutumuna atfedilebileceği kanısındadır (bk. Fisanotti/İtalya, 23 Nisan 1998, § 22, Karar ve Hükümler Derlemesi 1998‑II ve Şahiner/Türkiye, no. 29279/95, § 29, AİHM 2001‑IX).
40. Mahkeme, yukarıda belirtilenler ışığında, yargılama süresinin "makul süre" gerekliliğini karşılamadığı kanısındadır. Dolayısıyla Mahkeme, Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrasının ihlal edildiğine karar vermektedir.
B. Silahların Eşitliği İlkesine İlişkin Şikâyet Hakkında
41. Başvuran, görüşleri alınmaksızın, Yargıtay Başsavcısı tarafından, yeni Ceza Kanunu ışığında yeniden bir inceleme yapılması amacıyla, dosyanın Ağır Ceza Mahkemesine gönderilmesinin silahların eşitliği ilkesini ihlal ettiğini iddia etmektedir. Bu bağlamda başvuran, Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrasını ileri sürmektedir. Somut olayda Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrasının ilgili kısımları aşağıdaki şekildedir:
"1. Herkes davasının, (...) cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan (...) bir mahkeme tarafından (...) hakkaniyete uygun olarak görülmesini isteme hakkına sahiptir."
42. Somut olayda Mahkeme, Yargıtay Başsavcısının, 1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren yeni Ceza Kanunu’nun hükümleri bakımından yeniden bir inceleme yapılması amacıyla dava dosyasını Ağır Ceza Mahkemesine 8 Kasım 2005 tarihinde gönderdiğini kaydetmektedir. Bu bağlamda, söz konusu Başsavcı, başvuranın görüşler beyan etmesini gerektirebilecek herhangi bir görüş sunmamıştır.
43. Mahkeme, dava dosyasının gönderilmesinin ilgiliye daha uygun cezai hükümlerin uygulanmasını sağlamayı hedeflediğini tespit etmektedir. Böylelikle Mahkeme, mülga Ceza Kanunu’nda yer alan hükümlerin başvurana daha uygun olduğunu değerlendirerek, Ağır Ceza Mahkemesinin, söz konusu hükümler uyarınca, ilgiliyi yeniden, bir önceki kararında hükmettiği cezaya benzer cezaya mahkûm ettiğini tespit etmektedir. Bu nedenle Mahkeme, somut olayda, silahların eşitliği ilkesini ihlal edebilecek herhangi bir koşul tespit etmemektedir.
44. Sonuç olarak, bu şikâyet açıkça dayanaktan yoksundur ve Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi ve aynı maddenin 4. fıkrası uyarınca reddedilmelidir.
III. SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
45. Sözleşme’nin 41. maddesi uyarınca,
“Eğer Mahkeme bu Sözleşme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Taraf’ın iç hukuku bu ihlalin sonuçlarını ancak kısmen ortadan kaldırabiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, zarar gören taraf lehine adil bir tazmin verilmesine hükmeder.”
A. Tazminat
46. Başvuran maddi zarar için 4.000 avro (EUR) ve manevi zarar için ise 20.000 avro talep etmektedir.
47. Hükümet, bu talepleri kabul etmemekte ve Mahkeme kararının yeterli bir adil tazmin teşkil etmesi gerektiği kanısındadır.
48. Mahkeme, tespit edilen ihlal ve iddia edilen maddi zarar arasında nedensellik bağı görmemekte ve söz konusu talebi reddetmektedir. Buna karşın, Mahkeme, manevi zarar bağlamında başvurana 3.250 avro tutarının ödenmesinin uygun olduğu kanısındadır.
B. Masraf ve Giderler
49. Ayrıca başvuran, Mahkeme önünde yaptığı masraf ve giderler için 4.400 avro talep etmektedir. Başvurana göre, bu meblağ, avukat, tercüme, gönderme ve fotokopi masraflarını kapsamaktadır. Başvuran, söz konusu talebi destekleyecek nitelikte, masrafların ayrıntılarını gösteren bir çizelge sunmaktadır ancak herhangi bir kanıtlayıcı belge ibraz etmemektedir.
50. Hükümet, bu iddiayı kabul etmemekte ve başvuranın, talebini destekleyecek nitelikte herhangi bir kanıtlayıcı belge sunmadığını belirtmektedir.
51. Mahkeme, elinde bulunan belgeleri ve içtihadını dikkate alarak, başvuranın bu bağlamda kanıtlayıcı belge sunmaması nedeniyle kendi önündeki yargılama masraflarına ve giderlerine ilişkin talebi reddetmektedir.
C. Gecikme Faizi
52. Mahkeme, gecikme faizi olarak, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi faizlerine uyguladığı faiz oranına üç puan eklenerek elde edilecek oranı uygulamanın uygun olduğu sonucuna varmaktadır.
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OYBİRLİĞİYLE,
1. Başvurunun ifade özgürlüğü hakkına ve yargılamanın süresine ilişkin şikâyet ile ilgili kısmın kabul edilebilir olduğuna ve geri kalan kısmın kabul edilemez olduğuna;
2. Sözleşme’nin 10. maddesinin ihlal edildiğine;
3. Yargılamanın süresi ile ilgili olarak Sözleşme’nin 6. maddesinin 1. fıkrasının ihlal edildiğine;
4.
a) Davalı Devletin, üç ay içerisinde, ödeme tarihindeki geçerli döviz kuru üzerinden davalı Devletin para birimine çevrilmek üzere, başvurana, manevi tazminat olarak, ödenmesi gereken her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere, 3.250 (üç bin iki yüz elli) avro ödemesine;
b) konusu sürenin bittiği tarihten başlayarak, ödemenin yapıldığı tarihe kadar, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;
5. Adil tazmine ilişkin kalan taleplerin reddine karar vermiştir.
Fransızca olarak yazılan işbu karar Mahkeme İçtüzüğünün 77. maddesinin 2 ve 3. fıkraları gereğince 5 Eylül 2017 tarihinde tebliğ edilmiştir.
Hasan BakırcıLedi Bianku
Yazı İşleri Müdür YardımcısıBaşkan
[1] Eski Türk Lirasının (TRL) yerini alan Yeni Türk lirası (TL) 1 Ocak 2005 tarihinde yürürlüğe girmiştir. 1 milyon Eski Türk lirası, 1 Türk lirası değerindedir.
Full & Egal Universal Law Academy