AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
CAN/TÜRKİYE DAVASI
(Başvuru no. 2437/08)
KARAR
STRAZBURG
25 Eylül 2018
İşbu karar kesin olup bazı şekli değişikliklere tabi tutulabilir
Can/Türkiye davasında,
Başkan,
Ledi Bianku,
Hâkimler,
Jon Fridrik Kjølbro,
Ivana Jelić,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla Daire hâlinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm),
4 Eylül 2018 tarihinde yapılan kapalı müzakereler sonrasında,
aynı tarihte kabul edilen aşağıdaki kararı vermiştir:
USUL
1. Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan davanın temelinde bir Türk vatandaşı olan Zeliha Eylem Can’ın (“başvuran”) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (“AİHM” veya “Mahkeme”), İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca, 4 Ocak 2008 tarihinde yapmış olduğu (2437/08 no’lu) başvuru bulunmaktadır.
2. Başvuran, Mahkeme önünde Ankara Barosuna kayıtlı Avukat Y. Alataş tarafından temsil edilmiştir. Türk Hükümeti (“Hükümet”) ise kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
3. Başvuranın Sözleşme’nin 8. maddesi ile bağlantılı olarak 14. maddesi kapsamında ayrımcılığa uğramama hakkına ilişkin şikâyeti 6 Ocak 2014 tarihinde Hükümete bildirilmiş ve başvurunun geriye kalan kısmı Mahkeme İç Tüzüğü’nün 54 § 3 maddesine göre kabul edilemez bulunmuştur.
OLAYLAR
I. DAVANIN KOŞULLARI
4. Başvuran 1974 doğumlu olup Adıyaman’da ikamet etmektedir.
5. Başvuran, memur olmak için 17 Ekim 1999 tarihinde bir sınava girmiştir. Başvuran sınavda başarılı olmuş ve 27 Haziran 2000 tarihinde devlet tarafından işletilen bir elektrik şirketi olan TEDAŞ’ın Kilis’te bulunan müdürlüğüne güvenlik görevlisi olarak atandığı hususunda Başbakanlığa bağlı olan Devlet Personel Başkanlığı tarafından bilgilendirilmiştir.
6. Başvuran 4 Eylül 2000 tarihinde TEDAŞ’ın Kilis’te bulunan müdürlüğü tarafından “erkek olma” ve “zorunlu askerlik hizmetini yapma” şartlarını karşılamadığı için söz konusu göreve atanmayacağı hususunda bilgilendirilmiştir.
7. Başvuran belirtilmeyen bir tarihte TEDAŞ Kilis müdürlüğünün kararının iptali talebiyle Ankara İdare Mahkemesi nezdinde TEDAŞ aleyhinde bir dava açmıştır. Başvuran ifadesinde, söz konusu görev için “erkek olma” şartının olmadığını ve görev için gerekli olan tüm şartları sağladığını belirtmiştir.
8. TEDAŞ Genel Müdürlüğü, Devlet Personel Başkanlığı tarafından ilan edilen söz konusu görev için “zorunlu askerlik hizmetinin tamamlanması” şartının arandığının duyurulduğu ve dolayısıyla görev için sadece erkeklerin atanabileceği konusunda belirtilmeyen bir tarihte idare mahkemesini bilgilendirmiştir. Kadın olan başvuranın, bu nedenle güvenlik görevlisi olarak işe alınamayacağı öne sürmüştür.
9. Ankara İdare Mahkemesi, 28 Kasım 2001 tarihinde TEDAŞ Kilis Müdürlüğünün kararını bozmuştur. Ankara İdare Mahkemesi, “zorunlu askerlik hizmetinin tamamlanması” şartının sadece başvuruda bulunan erkek adaylar için uygulanacağının düşünülmesi gerektiğine ve TEDAŞ’ta güvenlik görevlisi olarak kadınların çalışması için herhangi bir kısıtlamanın olmadığına karar vermiştir.
10. TEDAŞ, 28 Kasım 2001 tarihli kararı 30 Ocak 2002 tarihinde temyiz etmiştir.
11. Başvuran, 1 Nisan 2003 tarihinde TEDAŞ tarafından işe alınmıştır.
12. Danıştay, zorunlu askerlik hizmetinin tamamlanması şartının söz konusu görevin erkek adaylar için ayrıldığını gösterdiğine karar getirerek 21 Ekim 2003 tarihinde Ankara İdare Mahkemesinin kararını bozmuştur. Danıştay, bu nedenle TEDAŞ idaresinin kararının yasalara uygun olduğunu tespit etmiştir.
13. Başvuran,19 Mart 2004 tarihinde işten çıkarılmıştır.
14. Ankara İdare Mahkemesi, Danıştayın kararını dikkate alarak başvuranın davasını 30 Aralık 2004 tarihinde reddetmiştir.
15. Danıştay, 7 Mayıs 2007 tarihinde başvuranın temyiz başvurusunu reddetmiş ve 30 Aralık 2004 tarihli kararı onamıştır.
16. Danıştayın kararı başvurana 12 Temmuz 2007 tarihinde tebliğ edilmiştir.
II. İLGİLİ İÇ HUKUK VE ULUSLARARASI BELGELER
17. Söz konusu zamanda yürürlükte olan ilgili iç hukuk ve uluslararası belgeler Emel Boyraz/Türkiye (no. 61960/08, §§ 26-30, 2 Aralık 2014) kararında bulunulabilir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
I. HÜKÜMET’İN İTİRAZI
18. Hükümet, başvuranın Mahkemeye başvuruda bulunması için avukatını görevlendiren yetki formunu ibraz etmediğini öne sürmüştür.
19. Mahkeme, başvurunun davalı Hükümete iletildiğinde başvuranın avukatından yetki belgesini ibraz etmesinin talep edildiğini gözlemlemektedir. Başvuranın avukatı 2 Nisan 2014 tarihinde başvuranı temsil ettiğini gösteren yetki belgesini sunmuştur. Bu nedenle, Hükümetin bu konu hakkındaki savı reddedilmelidir.
II. SÖZLEŞME’NİN 8. MADDESİ İLE BİRLİKTE 14. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
20. Sözleşme’nin 14. maddesine ve istihdam alanında kadınlara karşı ayrımcılığı yasaklayan Birleşmiş Milletler Kadına Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Ortadan Kaldırılması Sözleşmesi’nin 11. maddesine dayanan başvuran, idari makamların kararlarının ve ulusal mahkeme kararlarının kendisi aleyhinde cinsiyeti temelinde ayrımcılık yaptığı hususunda şikâyette bulunmuştur.
21. Hükümet bu argümana itiraz etmiştir.
22. Önünde derdest olan dava konusu olayların hukuki açıdan vasıflandırılması hususunda uzman olan Mahkeme, somut davanın koşullarını dikkate alarak, bu şikâyetin Sözleşme’nin 8. maddesi ile birlikte 14. maddesi kapsamında incelenmesi gerektiği kanaatindedir (bk. Emel Boyraz/Türkiye, no. 61960/08, § 33, 2 Aralık 2014 ve burada alıntılanan diğer davalar ve Radomilja ve Diğerleri/Hırvatistan [BD], no. 37685/10 ve 22768/12, § 126, ECHR 2018). Sözleşme’nin 8 ve 14. maddeleri aşağıdaki gibidir:
Madde 8
“1. Herkes özel ve aile hayatına ... saygı gösterilmesi hakkına sahiptir.
2. Bu hakkın kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi, ancak müdahalenin yasayla öngörülmüş ve demokratik bir toplumda ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, düzenin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli bir tedbir olması durumunda söz konusu olabilir.”
Madde 14
“Bu Sözleşme’de tanınan hak ve özgürlüklerden yararlanma, cinsiyet, ırk, renk, dil, din, siyasal veya diğer kanaatler, ulusal veya toplumsal köken, ulusal bir azınlığa aidiyet, servet, doğum başta olmak üzere herhangi başka bir duruma dayalı hiçbir ayrımcılık gözetilmeksizin sağlanmalıdır.”
A. Kabul Edilebilirlik Hakkında
23. Hükümet, Sözleşme’nin 8 ve 14. maddelerinin somut davaya uygulanmadığını ve somut davanın ilgili olduğu belli bir mesleğe erişim hakkının Sözleşme tarafından güvence altına alınmadığını ileri sürmüştür.
24. Başvuran bu iddiaya itiraz etmiştir.
25. Mahkeme, yukarıda anılan Emel Boyraz (§§ 38-46) davasında Hükümetin ilk itirazını çoktan incelediğine ve reddettiğine dikkat çekmektedir. Mahkeme, mevcut davada, bu sonuçtan ayrılmasını gerektirecek herhangi bir özel koşul görmemektedir. Mahkeme, Sözleşme’nin 14. maddesinin 8. madde ile birlikte alındığında somut davanın şartları için uygulanabilir olduğu kanaatindedir ve bu nedenle Hükümetin itirazını reddetmektedir.
26. Mahkeme, başvurunun, Sözleşme’nin 35 § 3 (a) maddesi kapsamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını ifade etmiştir. Ayrıca kabul edilemezliğe ilişkin başka herhangi bir gerekçe de bulunmadığını kaydetmektedir. Dolayısıyla, bu şikâyetin kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekmektedir.
B. Esas Hakkında
27. Hükümet, ulusal mahkemelerin başvuranı güvenlik görevlisi görevine atanmasının reddetme kararlarında tarafsız ve makul bir açıklamanın olduğunu savunmuştur. Hükümet, söz konusu görevin niteliğinin ateşli silah bulundurulması ve kullanılmasını içermesi dolayısıyla erkek adaylar için ayrıldığını belirtmiştir. Hükümet, erkek adayların daha önce ateşli silah kullanma eğitimini aldığını ve gerektiği zaman gece vakti kırsal alanlarda çalışabildiğini ileri sürmüştür.
28. Başvuran, kadın olmanın ateşli silah kullanılması ya da gece vakti ve kırsal alanlarda çalışılması için bir engel teşkil etmediğini belirtmiştir. Başvuran, kadınların polis memuru ve ceza infaz kurumu memuru olarak işe alınabildiğine dikkat çekmiştir.
29. Mahkeme, somut davada bulunan olaylara benzer hususların gündeme geldiği yukarıda anılan Emel Boyraz (§§ 48‑56) başvuranın mağdur olduğu erkek ve kadına yapılan farklı muamelenin Sözleşme’nin 14. maddesi anlamında tarafsız ve makul olarak meşru olmadığına hükmetmiştir.
30. Kendisine sunulan tüm belgeleri inceleyen Mahkeme, Hükümetin mevcut davada farklı bir sonuca ulaşılması adına ikna edici hiçbir olay veya sav ileri sürmediği görüşündedir. Özellikle, Mahkeme; güvenlik görevlilerinin, belirli koşullar altında geceleyin ve kırsal alanlarda çalışması gerekmesinin ve ateşli silah ile fiziksel güç kullanmak zorunda kalabilmesi olgusunun kendi başına kadın ve erkeğe yapılan muamelenin farklı olmasını meşru kılmadığı kanaatindedir. Ek olarak, başvuran, 1 Nisan 2003 ve 19 Mart 2004 tarihleri arasında güvenlik görevlisi olarak çalışmış olup dava dosyasında başvuranın TEDAŞ’ta çalıştığı sırada cinsiyetinden dolayı güvenlik görevlisi olarak görevlerini yerine getiremediğini belirten herhangi bir emare bulunmamaktadır.
Bu nedenle, Sözleşme’nin 8. maddesi ile bağlantılı olarak 14. maddesi ihlal edilmiştir.
III. SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
31. Sözleşme’nin 41. maddesi aşağıdaki gibidir:
“Eğer Mahkeme bu Sözleşme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Taraf’ın iç hukuku bu ihlalin sonuçlarını ancak kısmen ortadan kaldırabiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, zarar gören taraf lehine adil bir tazmin verilmesine hükmeder.”
A. Tazminat
32. Başvuran, 14 Eylül 2014 tarihli beyanında maddi tazminat olarak 55.962,45 avro talep etmiştir. Başvuran, 2000 ve 2014 yılları arasında maaşından ve emeklilik maaşı haklarından mahrum bırakıldığını ileri sürmüştür. Bu bağlamda, başvuran 1 Nisan 2003 ve 19 Mart 2004 tarihlerinde TEDAŞ Kilis Müdürlüğünde çalıştığını ve maaşının 139 avro olduğunu belirtmiştir. Başvuran, maddi tazmin talebini desteklemek adına 1996 ve 2014 tarihleri arasındaki asgari ücretleri gösteren bir tablo ile Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından hazırlanan asgari ücretlerin hesaplanmasını gösteren bir belgeyi ibraz etmiştir. Başvuran, ayrıca, 25.000 avro manevi tazminat talebinde bulunmuştur.
33. Hükümet bu taleplere itiraz etmiştir.
34. Mahkeme, somut davada başvuranın cinsiyeti dolayısıyla işten çıkarıldığını belirtmektedir. Mahkeme, ayrıca, bu durumun ayrımcılık teşkil ettiğini ve bu nedenle Sözleşme’nin 8. maddesi ile birlikte 14. maddesinin ihlal edildiğini kaydetmektedir. Başvuranın işini kaybetmesi şüphesiz bir şekilde başvuranı ana gelir kaynağından mahrum etmiştir. Ek olarak, tespit edilen ihlal ile talep edilen maddi tazmin arasında direk bir nedensellik ilişkisi bulunmaktadır. Ek olarak söz konusu maddi tazminin başvuranın, olabildiğince söz konusu hüküm ihlal edilmediği takdirde içinde bulunacağı duruma getirilmesini sağlamak amacıyla ödenmesi gereklidir (bk. diğer kararların yanı sıra, Rainys ve Gasparavičius/Litvanya, no. 70665/01 ve 74345/01, § 45, 7 Nisan 2005). Ancak, Mahkeme söz konusu ihlallerden kaynaklanan zararın niteliğinin özü itibariyle belirsiz olmasından dolayı başvuran tarafından mağdur olunan maddi kayba ilişkin olarak tazminin tamamının (başvuranın durumunun ihlalden önceki haline getirilmesi) belirlenmesi için gereken kesin hesaplamaların yapılmasının engellendiğine dikkat çekmektedir. Söz konusu mesele özellikle başvuran eğer işten çıkarılmasaydı TEDAŞ’ta ne kadar süre çalışmaya devam edeceği ile alakalıdır. Fakat büyük bir miktarda ölçülemez unsurların, gelecekte meydana gelebilecek kayıpların değerlendirilmesinde mevcut olmasına rağmen yine de başvurana tazmin ödenmesi kararlaştırılabilir. Ancak, gelecekte meydana gelebilecek kayıpların değerlendirmesinde, söz konusu değerlendirme süresi arttıkça ihlal ile zarar arasındaki ilişki de gittikçe daha belirsiz hale gelir. Bu tarz davalarda karar verilecek asıl mesele başvuranların her birine ödenmesi gereken geçmiş ve geleceğe dair maddi kayıplarını telafi edecek adil tazminin miktarının belirlenmesidir. Bu hususta karar vermek hakkaniyet temelinde karar veren Mahkemenin takdir yetkisi dâhilindedir (bk. Lustig-Prean ve Beckett/Birleşik Krallık (adil tazmin), no. 31417/96 ve 32377/96, §§ 22-23, 25 Temmuz 2000 ve Smith ve Grady/Birleşik Krallık (adil tazmin), no. 33985/96 ve 33986/96, §§ 18-19, AİHM 2000‑IX).
35. Mahkeme, başvuranın Mahkemeye TEDAŞ’ta işten çıkarıldıktan sonra ne kadar süre işsiz kaldığı hususunda herhangi bir bilgi sunmadığını ya da gelir kaybını azaltmak için herhangi bir adım atıp atmadığı konusunda Mahkemeyi bilgilendirmediğini kaydetmektedir. Dolayısıyla, Mahkeme maddi zararların tutarının kesin olarak belirlenmesinin zor olduğu görüşündedir. Aynı zamanda, Mahkeme başvuranın en azından 27 Haziran 2000 (başvurana TEDAŞ Kilis Müdürlüğüne güvenlik görevlisi olarak atandığının bildirildiği tarih) ile 1 Nisan 2003 (başvuranın lehinde verilen ilk derece mahkemesinin kararının ardından çalışmaya başladığı tarih) tarihleri arasında güvenlik görevlisi olarak çalışmış olacağı kanaatindedir. Ek olarak, eğer idare mahkemeleri Sözleşme’nin 8. maddesi ile birlikte 14. maddesinin tespit edilen ihlalini engelleseydi; başvuran işten çıkarıldığı tarihten başlayarak ulusal yargılamalardaki nihai kararın verildiği tarihe kadar gelir kaybının telafisini alabilecekti. Mahkeme, başvuranın bu kararda Sözleşme’nin ihlal edildiğinin tespit edilmesiyle tazmin olunamayacak derecede manevi zarara uğradığı görüşündedir. Bu nedenle, başvuranın gelir kaybının değerlendirilmesinde mevcut olan ölçülemez unsurların sayısını ve elinde bulunan tüm bilgileri dikkate alan Mahkeme, hakkaniyet temelinde karar vererek başvurana tüm tazminat başlıkları altında kendisi tarafından ödenmesi gereken her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere toplam 11.000 avro ödenmesine karar vermiştir.
B. Masraflar ve Giderler
36. Başvuran, ayrıca, yerel mahkemeler önünde ve Mahkeme önünde oluşan avukatlık ücreti için 6769.11 avro talep etmiştir. Başvuran, bu talebini desteklemek amacıyla, Türkiye Barolar Birliğinin asgari ücret baremine atıfta bulunmuştur.
37. Hükümet bu iddiaya itiraz etmiştir.
38. Mahkemenin içtihadına göre, bir başvuran, ancak masraf ve giderlerin gerçekten ve zorunlu olarak yapıldığını ve miktar olarak makul olduğunu gösterebiliyorsa, bunların geri ödenmesi hakkına sahiptir. Mahkeme, somut davada, başvuranın sadece İstanbul Barolar Birliğinin ücret baremine atıfta bulunduğunu ve herhangi bir destekleyici belge ibraz etmediğini kaydetmektedir. Mahkeme, bu şartlar altında ve Mahkeme İçtüzüğü’nün 60 § 2 ve 3 maddesinde belirtilen şartları dikkate alarak başvuran tarafından talep edilen masraf ve giderlere için başvurana herhangi bir meblağın ödenmemesine karar vermiştir (bk. diğer kararların yanı sıra, Hasan Döner/Türkiye, no. 53546/99, §§ 59‑61, 20 Kasım 2007 ve Yılmaz Yıldız ve Diğerleri/Türkiye, no. 4524/06, § 57, 14 Ekim 2014).
C. Gecikme Faizi
39. Mahkeme, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankasının kısa vadeli kredilere uyguladığı marjinal faiz oranına üç puan eklenmek suretiyle elde edilecek oranın uygun olduğuna karar vermiştir.
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OY BİRLİĞİYLE,
1. Başvurunun kabul edilebilir olduğuna;
2. Sözleşme’nin 8. maddesiyle bağlantılı olarak Sözleşme’nin 14. maddesinin ihlal edildiğine;
3.
(a) Davalı Devlet tarafından, başvurana, üç ay içerisinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden davalı Devletin para birimine çevrilmek üzere, yansıtılabilecek tüm vergiler hariç olmak üzere, maddi ve manevi tazminat olarak 11.000 avro (on bir bin avro) ödenmesine;
(b) Yukarıda bahsi geçen üç aylık sürenin bittiği tarihten itibaren ödeme gününe kadar geçen sürede, yukarıda bahsedilen miktara, Avrupa Merkez Bankasının söz konusu dönem için geçerli olan marjinal faiz oranına üç puan eklenmek suretiyle elde edilecek oran üzerinden basit faiz uygulanmasına;
4. Başvuranın adil tazmine ilişkin diğer taleplerinin reddedilmesine karar vermiştir.
İşbu karar İngilizce tanzim edilmiş olup; Mahkeme İçtüzüğü’nün 77 §§ 2 ve 3 maddesi uyarınca 25 Eylül 2018 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan BakırcıLedi Bianku
Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Başkan
Full & Egal Universal Law Academy