AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
CANAN/TÜRKİYE DAVASI
(Başvuru No. 29443/14)
KARAR
STRAZBURG
14 Aralık 2021
İşbu karar kesinleşmiştir. Bazı şekli düzeltmelere tabi tutulabilir.
Canan/Türkiye davasında,
Başkan
Valeriu Griţco,
Hâkimler
Egidijus Kūris,
Branko Lubarda,
ve Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı'nın katılımıyla oluşturulan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (“İkinci Bölüm”), Türkiye Cumhuriyeti aleyhine, 1953 doğumlu olup Kocaeli’de ikâmet eden ve Ankara Barosuna Bağlı Avukat S. Doğanoğlu tarafından temsil edilen Tahir Canan (“başvuran”) isimli Türk vatandaşı tarafından 26 Mart 2014 tarihinde, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca yapılmış olan başvurunun (no. 29443/14), Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi nezdinde, Türkiye Temsilcisi Adalet Bakanlığı nezdinde İnsan Hakları Dairesi Başkanı Hacı Ali Açıkgül tarafından temsil edilen Türk Hükümetinin (“Hükümet”) bilgisine sunulması kararını, tarafların görüşlerini dikkate alarak, Daire olarak, 23 Kasım 2021 tarihinde, gerçekleştirilen müzakerelerin ardından , aşağıda açıklandığı şekilde vermiştir:
DAVANIN KONUSU
1. Dava, başvuranın Bandırma Ceza İnfaz Kurumunda maruz kaldığını iddia ettiği kötü muamele eylemleriyle ilgilidir.
2. Bandırma Ceza İnfaz Kurumu’nda infaz koruma memuru olan M.T., 18 Ağustos 2012 tarihinde, bu Ceza İnfaz Kurumunda tutuklu bulunan başvurana hakaret etmiş ve başvuranı darp etmeye çalışmıştır. Başka bir infaz koruma memuru, infaz koruma memuru M.T.’yi engellemiştir. Ardından ve belirtilmeyen bir tarihte, M.T., kapı penceresinin açıklığında yer alan parmaklıkların ardından başvuranın koğuşuna yanmış sigara izmaritlerini atmıştır.
3. Bandırma Cumhuriyet Savcılığı, başvuran tarafından yapılan şikâyet üzerine, 28 Eylül 2012 tarihinde, başvuranı yaralamaya teşebbüs ve başvurana sarf edilen sözler nedeniyle, hakaret suçlarından M.T. hakkında ceza davası başlatmıştır.
4. Bandırma Sulh Ceza Mahkemesi, 2 Kasım 2012 tarihli kararıyla, M.T’yi başvuranı yaralamaya teşebbüs suçundan bir ay yirmi altı gün hapis cezasına mahkûm etmiştir. Bandırma Sulh Ceza Mahkemesi ayrıca, M.T.’yi hakaret suçundan başvurana 1.740 Türk lirası tutarını ödemeye mahkûm etmiştir. Ardından, Türk Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 231. maddesinin 5. fıkrasına dayanarak, Bandırma Sulh Ceza Mahkemesi, söz konusu hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar vermiştir.
5. Başvuran tarafından yapılan itiraz ise Bandırma Asliye Ceza Mahkemesi’nin 9 Kasım 2012 tarihli kararıyla, kesin olarak reddedilmiştir.
6. Anayasa Mahkemesi, 18 Eylül 2013 tarihinde, başvuran tarafından ileri sürülen kötü muamele eylemlerinin, Sözleşme’nin 3. maddesinin uygulama alanına girmesi için gereken asgari ciddiyet seviyesine ulaşmadığına karar vermiştir. Anayasa Mahkemesi, Sözleşme’nin 3. maddesinin usuli yönüyle ilgili olarak ise başvuru konusu soruşturmanın ivedilikle yürütüldüğü ve hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının, orantılı ve caydırıcı bir tedbir olduğu sonucuna varmıştır. Anayasa Mahkemesi, bu nedenle, başvuran tarafından yapılan bireysel başvuru kapsamında ihlal tespit etmemiştir.
MAHKEMENİN DEĞERLENDİRMESİ
SÖZLEŞME’NİN 3. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA7. Başvuran, Bandırma Ceza İnfaz Kurumunda infaz koruma memuru M.T. tarafından maruz kaldığı kötü muamelelerden şikâyet etmektedir. Başvuran, Sözleşme’nin 3. maddesinin ihlal edildiğini ileri sürmektedir. Söz konusu maddenin ilgili kısımları şu şekildedir:
“Hiç kimse işkenceye, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza veya işlemlere tabi tutulamaz. ”
8. Mahkeme, bu şikâyetin açıkça dayanaktan yoksun olmadığını ve Sözleşme’nin 35. maddesi kapsamında başka herhangi bir kabul edilemezlik gerekçesiyle bağdaşmadığını tespit ederek, kabul edilebilir olduğuna karar vermektedir.
9. Sözleşme’nin 3. maddesi hakkındaki genel ilkeler, Bouyid/Belçika ([BD, No. 23380/09, § 100 ve 101, AİHM 2015 ve içinde yer alan atıflar) kararında özetlenmiştir.
10. Yukarıda belirtilen Bouyid davasında düzenlenen genel ilkeler ve kriterler ışığında, § 101, Mahkeme, başvuran tarafından ileri sürülen ve 2 Kasım 2012 tarihli Bandırma Sulh Ceza Mahkemesi tarafından tespit edilen muamelelerin Sözleşme’nin 3. maddesinin kapsamına girmesi için asgari ciddiyet seviyesine ulaşmadığına dair Anayasa Mahkemesi tarafından yapılan tespitlere katılmamaktadır. Mahkeme için, başvuran tarafından ileri sürülen muameleler, kendisine korku, endişe ve aşağılık duyguları uyandıracak ve ayrıca kendisini küçük düşürebilecek niteliktedir ve değersizleştirme şeklindedir. Dolayısıyla başvuran, Sözleşme’nin 3. maddesine aykırı olarak insanlık dışı ve aşağılayıcı bir muameleye tabi tutulmuştur.
11. Dolayısıyla, Sözleşme’nin 3. maddesi esas yönden ihlal edilmiştir.
12. Sözleşme’nin 3. maddesinin usuli yönüyle ilgili olarak, Mahkeme davanın veya Sözleşme’nin 3. maddesine aykırı olan eylemler nedeniyle, bir Devlet memurunun cezalandırılmasının, örneğin af, bağışlama, cezanın infazının ertelenmesi veya somut olayda olduğu gibi hükmün açıklanmasının geri bırakılması gibi tedbirlerin uygulanmasıyla hükümsüz kılınamayacağını hatırlatmaktadır (bk., diğer birçok karar arasında, Ciğerhun Öner/Türkiye (No. 2), No. 2858/07, § 93, 23 Kasım 2010, Zeynep Özcan/Türkiye, No. 45906/99, § 45, 20 Şubat 2007 ve Okkalı/Türkiye, No. 52067/99, §§ 76 ve 78, AİHM 2006‑XII (özetler )). Bu bağlamda, Mahkeme Hükümetin, başvuranın Mahkeme önünde başvuruda bulunmak için mağdur sıfatının olmadığına dair argümanını reddetmektedir. Mahkeme özellikle, ulusal makamların hiçbir şekilde bu türden bir muamelenin cezasız kalmasına imkân vermeye hazır oldukları izlenimini vermemeleri gerektiğini değerlendirmektedir (Turan Cakir/Belçika, No. 44256/06, § 69, 10 Mart 2009).
13. Dolayısıyla, Sözleşme’nin 3. maddesi usul yönünden ihlal edilmiştir.
SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
14. Başvuran, maruz kaldığı kanaatine vardığı manevi zarar için 3.000 avro ve Mahkeme önündeki dava çerçevesinde, yapılan masraf ve giderler için 1.000 avro talep etmektedir.
15. Hükümet, bu talepleri kabul etmemektedir.
16. Mahkeme, ödenmesi gereken her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere, manevi zarar için başvurana 3.000 avro ödenmesine karar vermiştir.
17. Mahkeme, sahip olduğu belgeleri ve içtihadını dikkate alarak, başvurana, ödenmesi gereken her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere, 1.000 avro ödenmesinin makul olduğuna karar vermiştir.
18. Mahkeme, gecikme faizi olarak, bu meblağlara, Avrupa Merkez Bankasının marjinal kredi faizlerine uyguladığı faiz oranına üç puan eklenerek elde edilecek oranın uygulanmasının uygun olduğuna karar vermiştir.
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OY BİRLİĞİYLE,
Başvurunun kabul edilebilir olduğuna,Sözleşme’nin 3. maddesinin esas ve usul yönünden ihlal edildiğine;a) Davalı Devlet tarafından başvurana, üç ay içerisinde, ödeme tarihindeki geçerli döviz kuru üzerinden Türk lirasına çevrilmek üzere, aşağıdaki meblağların ödenmesi gerektiğine:
Ödenmesi gereken her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere, manevi tazminat olarak, 3.000 EUR (üç bin avro) ödemekle yükümlü olduğuna,Masraf ve giderler için, başvuran tarafından ödenmesi gereken her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere, 1.000 EUR (bin avro) ödenmesine;b) Söz konusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödeme tarihine kadar, bu meblağlara Avrupa Merkez Bankasının o dönem için geçerli olan marjinal kredi faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına,
İşbu karar Fransızca dilinde tanzim edilmiş olup Mahkeme İç Tüzüğü’nün 77. maddesinin 2 ve 3. fıkraları gereğince 14 Aralık 2021 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan Bakırcı Valeriu Griţco
Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Başkan