AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
ÇAVUŞ VE DİĞERLERİ / TÜRKİYE DAVASI
(Başvuru No. 21385/10)
KARAR
STRAZBURG
7 Haziran 2022
İşbu karar kesinleşmiştir. Bazı şekli düzeltmelere tabi tutulabilir.
Çavuş ve diğerleri / Türkiye davasında,
Başkan
Egidijus Kūris,
Hâkimler
Pauliine Koskelo,
Gilberto Felici
ve Bölüm Yazı İşleri Müdürü Hasan Bakırcı’nın katılımıyla komite halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm);
Türkiye aleyhine açılan davanın temelinde bulunan, yedi Türk vatandaşının (“başvuranlar”) -başvuranların listesi ve ilgili açıklamalar karar ekindeki tabloda yer almaktadır- 30 Mart 2010 tarihinde, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca yapmış oldukları (21385/10 no.lu) başvuruyu,
1 No.lu Ek Protokol’ün 1. maddesi kapsamında ifade edilen şikâyetin, Türkiye Cumhuriyeti Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Dairesi Başkanı Hacı Ali Açıkgül tarafından temsil edilen Türk Hükümetine (“Hükümet”) bildirilmesine ve başvurunun geri kalan kısmının kabul edilemez olarak açıklanmasına ilişkin kararı;
Tarafların görüşlerini dikkate alarak,
17 Mayıs 2022 tarihinde kapalı oturumda gerçekleştirilen müzakerelerin ardından, söz konusu tarihte aşağıdaki kararı vermiştir:
DAVANIN KONUSU
1. Mevcut başvuru, başvuranlara ait taşınmazların, kamulaştırma işlemi yapılmaksızın ve tazminat ödenmeksizin askeri makamlarca işgal edilmesi (askeri güvenlik bölgesi) ile ilgilidir.
2. Başvuranlar, Oltu’da (Erzurum) bulunan üç taşınmazın ortak malikidir. Taşınmazlar, tapu kütüğüne aşağıdaki parsel numaraları ile tescil edilmiştir:
– 106 ada 2 no.lu parsel (5 820,91 m2);
– 108 ada 3 no.lu parsel (5 956,45 m2);
– 108 ada 4 no.lu parsel (502,01 m2).
3. Kara Kuvvetleri Komutanlığı 1987 yılında, askeri güvenlik bölgesinde inşaat yapılmasını yasaklama kararını Oltu Belediyesine bildirmiş; ayrıca bu bölgede bulunan taşınmazların satışının izne tabi olduğunu eklemiştir. Bunun yanı sıra, tapu kaydına, başvuranların taşınmazlarının askeri güvenlik bölgesinde bulunduğuna dair şerh düşülmüştür.
4. 1989 yılında, söz konusu bölgede roket atar mermisi patlamış ve meydana gelen patlama sonucu bir çocuk hayatını kaybetmiştir. Bunun üzerine söz konusu bölge, dikenli tel ile çevrilmiştir.
5. 1987 tarihli şerh, 1999 yılında tapu kaydından silinerek askeri güvenlik bölgesinde bulunan taşınmazların yabancı uyruklu kişilere satılmasının yasaklandığına dair yeni bir şerh eklenmiştir. Bu şerh de daha sonra tapu kaydından silinmiştir.
6. Başvuranlar, askeri makamlar tarafından taşınmazlarına kamulaştırmasız el atılmış olması sebebiyle uğradıkları zararın telafi edilmesi amacıyla 2000 yılında Asliye Hukuk Mahkemesi önünde tazminat davası açmışlardır.
7. Başvuranların talebi haklı bulunmuştur. Asliye Hukuk Mahkemesi, bilirkişi incelemesi yapılmasına karar vererek, bu inceleme temelinde, ihtilaf konusu arazinin 1987 yılından beri askeri güvenlik bölgesi içerisinde yer aldığını, askeri makamların söz konusu bölgeye idari binalar ve nöbetçi kulübeleri inşa ettiğini, bölgeye giriş için kullanılan ana ve tali yolların kapatıldığını ve bu bölgede inşaat ve tarım faaliyetlerinin yasaklandığını tespit etmiştir. Sonuç olarak Asliye Hukuk Mahkemesi, bilirkişi raporuna dayanarak, ihtilaf konusu arazinin Hazine adına tescil edilmesi karşılığında başvuranların tazminat alma hakkı bulunduğuna hükmetmiştir.
8. Yargıtay daha sonra, ilk derece mahkemesi tarafından verilen kararı bozmuş; idarenin ihtilaf konusu taşınmazlar hakkında verdiği el koyma kararının kalıcı olmadığı değerlendirmesinde bulunmuştur.
9. Bozma kararının ardından, Asliye Hukuk Mahkemesi ilk kararında direnmiş ve idarenin, başvuranların mülkiyetindeki taşınmazlara el koyduğu kanaatine varmıştır.
10. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu bu kararı bozmuş ve ihtilaf konusu taşınmazlara idare tarafından el konulduğunu; ancak bu durumun geçici olduğu ve dolayısıyla kamulaştırma tespitine yol açacak nitelikte bir mülkiyetten yoksun bırakmanın söz konusu olamayacağını ifade etmiştir.
11. Asliye Hukuk Mahkemesi, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararına uymuş ve başvuranların talebini reddetmiştir. Asliye Hukuk Mahkemesi, kamulaştırmasız el atma sebebiyle tazminat ödenmesine ilişkin koşulların bir araya gelmediği kanaatine varmıştır. Bu karar, Yargıtay tarafından onanmıştır.
12. Başvuranlar 2004 yılında, Asliye Hukuk Mahkemesi önünde ecrimisil davası açarak, taşınmazlarının idare tarafından işgal edilmesi sebebiyle alamadıkları kira bedeline tekabül eden tazminat talebinde bulunmuşlardır.
13. Asliye Hukuk Mahkemesi, bilirkişi incelemesi yaptırarak, bu incelemenin sonucuna göre başvuranların talebini haklı bulmuştur. Asliye Hukuk Mahkemesi, ihtilaf konusu arazinin askeri güvenlik bölgesinde yer alması sebebiyle başvuranların taşınmazlarını özgürce kullanamadıkları kanaatine varmıştır. Asliye Hukuk Mahkemesi, başvuranların özellikle arazisinin inşa edilebilir nitelikte olmasına rağmen, inşaat faaliyetlerinde bulunamadıklarını gözlemlemiştir. Asliye Hukuk Mahkemesi, askeri makamlar tarafından başvuranların arazisini kullanımına getirilen kısıtlama sebebiyle başvuranların zarara maruz kaldığı sonucuna varmıştır.
14. Bu karar üzerine başvurulan Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, söz konusu bölgenin askeri bölge olarak sınıflandırıldığını ve dikenli tel ile çevrili olduğunu; inşaat yapımının yasaklandığını; bölgeye giriş için kullanılan ana ve tali yolların kapatıldığını; dolayısıyla bu bölgede yer alan arazilerin maliklerinin, söz konusu geçici durumun devam ettiği süre boyunca taşınmazlarından özgürce faydalanamadıklarını tespit etmiştir. Başvuranların hak ettiği tazminat miktarının hesaplanması için dava dosyası Asliye Hukuk Mahkemesine geri gönderilmiştir.
15. Başvuranlar, Asliye Hukuk Mahkemesi önünde, arazilerine el koyulmasının tespit edildiğini ve özellikle yetkili idarenin, kendilerine uğradıkları zararın gerçek miktarına ilişkin bir değerlendirme yapılmasını muhtemel kılan herhangi bir belge sunmasını talep ederek, ilgili hâkimin sadece genel soruşturma yetkilerini kullanması ve kanaat oluşturmalarını sağlayacak unsurları yasal yollarla kendilerine sağlamak için her türlü tedbiri alması gerektiğini ileri sürmüşlerdir.
16. Asliye Hukuk Mahkemesi 2008 yılında, idare tarafından taşınmazlarının işgalinin başlangıç tarihine ve maruz kaldıklarını iddia ettikleri zararın miktarına ilişkin herhangi bir delil sunamadıkları gerekçesiyle başvuranların taleplerinin reddine karar vermiştir.
17. Bu karar, Yargıtayın 30 Eylül 2009 tarihinde verdiği onama kararı ile kesinleşmiştir.
18. Başvuranlar, idareyi, taşınmazlarını kendilerine en ufak bir tazminat ödemeksizin ve usulüne uygun şekilde kamulaştırma kararı verilmeksizin işgal etmekle suçlayarak, mülkiyete saygı haklarının ihlal edildiğinden şikâyet etmektedirler. Başvuranlar davanın koşullarında, Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesinin ihlal edildiğini ileri sürmektedirler.
MAHKEMENİN DEĞERLENDİRMESİ
19. Başvurunun kabul edilebilirliği ile ilgili olarak, Mahkeme, başvuran Esme Çavuş’un başvuruda bulunduktan sonra yani 29 Ağustos 2014 tarihinde vefat ettiğini ve hiç kimsenin onun adına davayı takip etme niyetinde olmadığını tespit etmektedir. Bu nedenle, müteveffanın muhtemel varislerinin, Sözleşme’nin 37. maddesinin 1. fıkrasının a) bendi anlamında, başvuruyu takip etme niyetinde olmadıkları kanaatine varmaktadır.
20. Diğer başvuranlarla ilgili olarak, Mahkeme, başvuranların, şikâyetleri hakkında eksiksiz bilgiler sunduklarını ve davanın incelenmesi için önem arz eden unsurlara sahip olduğunu gözlemlemektedir. Dolayısıyla, ilgililerin mevcut davada, bireysel başvuru haklarını kötüye kullandıkları sonucuna varılamaz.
21. Mahkeme aynı zamanda, başvuranların mağdur sıfatıyla ilgili olarak Hükümet tarafından ileri sürülen ilk itirazı reddetmektedir.
22. Mahkeme ayrıca, ilgililerin haklarını savunmak için Türk hukuk sisteminin kendilerine sunduğu tüm hukuk yollarını kullandıkları kanısına varmaktadır. Başvuranların iç hukuk yollarının tüketilmesi sonrasında ve iç hukukta verilen nihai karar tarihinden itibaren altı ay içerisinde Mahkeme’ye başvuruda bulunmuş olmaları sebebiyle, başvurunun vaktinden sonra sunulduğu sonucuna varılamaz.
23. Mahkeme, başvuranların şikâyetlerinin Sözleşme’nin 35. maddesinde belirtilen başkaca bir gerekçeden ötürü açıkça dayanaktan yoksun olmadığı tespitinde bulunarak, kabul edilebilir olduğuna karar vermektedir.
24. Mahkeme davanın esasıyla ilgili olarak, Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesinin yapısına, bu hükmün içerdiği üç ayrı kurala ve kamulaştırma işleminin yerine getirmesi gereken koşullara ilişkin yerleşik içtihadına atıfta bulunmaktadır (bk. diğer birçok karar arasında, Vistiņš ve Perepjolkins/Letonya [BD], no. 71243/01, §§ 93-94, 25 Ekim 2012).
25. Mahkeme daha önce, idarenin resmi kamulaştırma kurallarını geçersiz kılmasına izin veren kamulaştırmasız el atma uygulamasının, kişileri öngörülemeyen ve keyfi bir sonuçla karşı karşıya bırakma riski taşıdığına ve bu uygulamanın yeterli bir hukuki güvenlik derecesi sağlayamadığına veya usulüne uygun bir kamulaştırma işlemine alternatif bir yol teşkil edemeyeceğine hükmetmiştir (Scordino/İtalya (no. 3), no. 43662/98, § 89, 17 Mayıs 2005, Guiso‑Gallisay/İtalya, no. 58858/00, § 87, 8 Aralık 2005, Sarıca ve Dilaver/Türkiye, no. 11765/05, § 43, 27 Mayıs 2010 ve Halil Göçmen/Türkiye, no. 24883/07, § 32, 12 Kasım 2013).
26. Mahkeme, yine aynı askeri güvenlik bölgesiyle ilgili benzer olay ve olgu ile şikâyetler içeren bir davayı daha önce incelediğini hatırlatmaktadır. Mahkeme, söz konusu davada (Yavuz Özden/Türkiye, no. 21371/10, 14 Eylül 2021), idarenin, başvuran Özden’in taşınmazına geçici bir süreyle de olsa el koyduğu; ilgilinin, ihtilaf konusu süre boyunca idare tarafından taşınmazının işgali sebebiyle mülkünden yoksun bırakıldığı; Özden’in söz konusu mülke ilişkin tapu belgesi, hiçbir zaman resmi olarak iptal edilmemiş olsa da, kendisine bağlı tüm ayrıcalıklardan belirsiz bir süre için mahrum bırakıldığı ve bu nedenle söz konusu sürenin sona ermesi hususunda hiçbir somut beklentisi olmadığı, son olarak, Hükümetin devam eden bu durum karşısında tazminat ödenmemesini haklı göstermek için herhangi bir istisnai koşul ileri sürmediği değerlendirmesinde bulunmuştur. Bu değerlendirmeler ışığında, Mahkeme bir yandan, söz konusu durumun idareye, başvuran Özden’in zararına olacak şekilde, taşınmazın hukuksuz olarak işgalinden istifade etme imkânı verdiği, diğer yandan bu ihtilaf konusu müdahalenin yasallık ilkesiyle uyumlu olmadığı ve başvuranın mülkiyetine saygı gösterilmesi hakkını ihlal ettiği kanaatine varmaktadır. Son olarak, Devlet tarafından uygulamaya konulan yasal çerçevenin, ilgiliye, 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesiyle güvence altına alınan haklarına riayet edilmesine imkân tanıyan bir mekanizma sağlamadığına hükmetmiştir.
27. Mahkeme, somut olayda da aynı tespite ulaşmaktadır. Nitekim Mahkeme, Yavuz Özden kararında (yukarıda anılan) vardığı sonuçların bertaraf edilmesine imkân veren hiçbir unsur veya iddia tespit etmemektedir.
28. Netice itibarıyla, 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesi ihlal edilmiştir.
SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
29. Başvuranlar, maruz kaldıkları kanaatinde oldukları maddi zarar bağlamında 200.000 Türk lirası (TRY); manevi zarar bağlamında 200.000 TRY talep etmektedirler.
30. Mahkeme, davanın koşullarında, başvuranlar tarafından maruz kalınan zararla ilgili yapılacak değerlendirmenin karmaşık olduğu ve bu meseleyi makul bir şekilde çözüme kavuşturmasına imkân verebilecek tüm araçlara sahip olmadığı tespitinde bulunmaktadır.
31. Mahkeme bu sebeple, Kaynar ve diğerleri/Türkiye kararına (no. 21104/06 ve diğer 2 başvuru, 7 Mayıs 2019) atıfta bulunarak ve mevcut davada, ulusal makamların, ilgililerin maruz kaldıkları zararı değerlendirmek için daha iyi bir konumda oldukları ve Sözleşme’nin ihlalini sonlandırmak ve bu ihlalin sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeterli hukuki ve teknik imkânlara sahip oldukları değerlendirmesinde bulunarak, zararın tazmini hususunu Tazminat Komisyonuna göndermeye karar vermektedir.
32. Bu nedenle davanın, Sözleşme’nin 41. maddesinin uygulanması hususuna ilişkin kısmının kayıttan düşürülmesi gerekmektedir.
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OY BİRLİĞİYLE,
Esme Çavuş ile ilgili olarak başvurunun kayıttan düşürülmesine;Başvurunun geri kalan kısmının kabul edilebilir olduğuna;Sözleşme’ye Ek 1. No.lu Protokol’ün 1. maddesinin ihlal edildiğine;Davanın, Sözleşme’nin 41. maddesinin uygulanması hususuna ilişkin kısmının kayıttan düşürülmesine karar vermiştir.İşbu karar Fransızca dilinde tanzim edilmiş olup Mahkeme İç Tüzüğü’nün 77. maddesinin 2 ve 3. fıkraları gereğince 7 Haziran 2022 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan Bakırcı Egidijus Kūris
Yazı İşleri Müdürü Başkan
EK
Başvuranların Listesi
Başvuru No. 21385/10
No.
Adı SOYADI
Doğum Tarihi
Uyruğu
İkamet Yeri
1.
Esme ÇAVUŞ
1932
Türk
Erzurum
2.
Münevver ARAS
1952
Türk
Erzurum
3.
Muhittin ÇAVUŞ
1950
Türk
Erzurum
4.
Gülçin ÇEVİK
Belirtilmemiş
Türk
Erzurum
5.
Kadriye ÜSTÜN
1954
Türk
Erzurum
6.
Vildan YEŞİLYURT
Belirtilmemiş
Türk
Erzurum
7.
Ayfer YILDIRIM
Belirtilmemiş
Türk
Erzurum