AVRUPA İNSAN AKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
ÇAYLI VE SERLİ / TÜRKİYE DAVASI
(Başvuru no. 49535/18 ve 10419/20)
KARAR
STRAZBURG
9 Mayıs 2023
İşbu karar kesinleşmiş olup bazı şekli değişikliklere tabi tutulabilir.
Çaylı ve Serli / Türkiye davasında,
Başkan,
Egidijus Kūris,
Hâkimler,
Pauliine Koskelo,
Frédéric Krenc,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Dorothee von Arnim’in katılımıyla Komite olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm),
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine, aşağıdaki listede yer alan başvuranlar tarafından (“başvuranlar”) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (“AİHM” veya “Mahkeme”), İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca, belirtilen tarihlerde yapılmış başvuruları;
Sözleşmenin 8. maddesi kapsamındaki şikâyeti, kendi görevlileri Türkiye Cumhuriyeti Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Dairesi Başkanı Hacı Ali Açıkgül tarafından temsil edilen Türk Hükümetine (“Hükümet”) bildirilmesi ve başvuruların geri kalan kısmının kabul edilmez olduğunu beyan etme kararını;
tarafların beyanlarını;
ve Hükümetin başvuruların bir komite tarafından incelenmesine karşı itirazlarını reddeden kararı dikkate alarak;
11 Nisan 2023 tarihinde yapılan kapalı müzakerelerin ardından,
Aynı tarihte kabul edilen aşağıdaki kararı vermiştir:
DAVANIN KONUSU
1. Başvurular, başvuranların avukatları ile yazışmalarının cezaevi yetkilileri tarafından izlenmesi ve alıkonulmasına ilişkindir.
Başvuru no. 49535/182. Başvuran olay tarihinde, Türk makamları tarafından FETÖ/PDY (“Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması) olarak adlandırılan terör örgütüne üye olmak suçundan Kocaeli 2 No.lu T-Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda tutuklu yargılanmaktaydı.
3. Başvuran, 23 Aralık 2016 tarihinde, avukatı tarafından kendisine gönderilen bir mektubun ancak cezaevi yetkilileri tarafından açılıp denetlendikten sonra kendisine teslim edildiği şikâyeti ile Kocaeli İnfaz Hâkimi nezdinde başvuruda bulunmuştur.
4. 22 Şubat 2017 tarihinde, Kocaeli İnfaz Hâkimi avukatlar tarafından gönderilen mektubun 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunun 68 § 4 maddesinde öngörülen koruma kapsamına girmediği ve söz konusu mektupların gerçekten tutuklunun avukatı tarafından gönderilip gönderilmediğinin tespit edilmesinin mümkün olmaması sebebiyle yalnızca mahkûmlar tarafından avukatlarına gönderilen mektupların korunduğu gerekçeleriyle şikâyeti reddetmiştir.
5. 8 Mart 2017 tarihinde başvuran, Kocaeli 2. Ağır Ceza Mahkemesi nezdinde itiraz başvurusunda bulunmuş ve bu başvuru da 17 Mart 2017 tarihinde reddedilmiştir.
6. Başvuran, 14 Nisan 2017 tarihinde Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur. 27 Temmuz 2018 tarihinde Anayasa Mahkemesi başvuruyu açıkça dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle reddetmiştir.
Başvuru no. 10419/207. Başvuran, olay tarihinde, FETÖ/PDY terör örgütüne üye olmak suçundan Denizli T-Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda tutuklu bulunmaktaydı.
8. Cezaevi Disiplin Kurulu 12 Aralık 2018 tarihinde başvurana avukatı tarafından gönderilen ve Antalya Bölge Mahkemesi 2. Hukuk Dairesinin bir kararını içeren mektubun eklerine el koymaya karar vermiştir. Disiplin Kurulu kararında, söz konusu kararın başvuran hakkında olmadığını ve gönderilen belgenin 5275 sayılı Kanun anlamında mektup olarak kabul edilemeyeceğini belirtmiştir.
9. Başvuran 14 Aralık 2018 tarihinde Denizli İnfaz Hâkimi nezdinde kurulun el koyma kararına itiraz etmiştir. 17 Aralık 2018 tarihinde Denizli İnfaz Hâkimi söz konusu itirazı reddetmiştir.
10. Başvuranın 20 Aralık 2018 tarihli itiraz başvurusu da 21 Aralık 2018 tarihinde Denizli 1. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından reddedilmiştir.
11. 31 Aralık 2018 tarihinde başvuran, Anayasa Mahkemesi nezdinde bireysel başvuruda bulunmuş ve diğerlerinin yanı sıra avukatı ile yazışma hakkının ihlal edildiğinden şikâyetçi olmuştur. Anayasa Mahkemesi bu iddiayı, başvuranın savunma hazırlamak için gerekli imkânlara sahip olma hakkı kapsamında incelemiş ve 10 Ocak 2020 tarihinde başvuru yollarının tüketilmediği gerekçesiyle kabul edilemez bulmuştur.
MAHKEME’NİN DEĞERLENDİRMESİ
BAŞVURULARIN BİRLEŞTİRİLMESİ12. Mahkeme, başvuruların konuları bakımından benzer olduklarını göz önünde bulundurarak, bunları tek bir kararda müştereken incelemeyi uygun görmektedir.
SÖZLEŞME’NİN 8. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA13. Başvuranlar Sözleşme’nin 8. maddesi kapsamında avukatlarıyla yazışmalarının cezaevi yetkilileri tarafından izlenmesi ve alıkonulmasına ilişkin şikâyette bulunmuşlardır.
14. Hükümet, 10419/20 no.lu başvuruda başvuranın, Anayasa Mahkemesi tarafından verilen kararda ortaya koyduğu üzere, başvuru zamanında ilgili ceza yargılamaları henüz sonlanmadığı halde Anayasa Mahkemesine savunmasını hazırlamak için gerekli zaman ve imkânlara sahip olma hakkına dayanarak başvuruda bulunduğu gerekçesiyle iç hukuk yollarını tüketmediğini ileri sürmüştür.
15. Mahkeme, başvuranın ayrıca Anayasa Mahkemesi nezdinde avukatı ile yazışmalarının izlenmesi sebebiyle özü itibariyle Sözleşme’nin 8. maddesinin ihlal edildiğini dile getirdiğini gözlemlemektedir. Dolayısıyla, Mahkeme, Hükümetin bu konudaki itirazını reddetmiştir.
16. Hükümet ayrıca Mahkemeyi, her iki başvurudaki şikâyetleri Sözleşme’nin 35 § 3 (b) maddesi anlamında önemli bir zararın bulunmaması sebebiyle kabul edilemez bulmaya davet etmiştir. Mahkeme’nin, avukat-müvekkil arasındaki ilişkinin imtiyazlı tabiatı ve avukat-müvekkil gizliliğine saygının önemine ilişkin yerleşik içtihadı ışığında (bk. Campbell v. Birleşik Krallık, 25 Mart 1992, §§ 32-54, Seri A no. 233; Ekinci ve Akalın v. Türkiye, no. 77097/01, § 47, 30 Ocak 2007; ve Eylem Kaya v. Türkiye, no. 26623/07, §§ 41 ve devamındaki paragraflar, 13 Aralık 2016) Mahkeme, bu itirazın da reddedilmesi gerektiği kanısındadır.
17. Mahkeme bu şikâyetin ne açıkça dayanaktan yoksun ne de Sözleşme’nin 35. maddesinde sıralanan diğer gerekçelerden dolayı kabul edilemez olduğunu da kaydeder. Dolayısıyla, söz konusu şikâyetin kabul edilebilir olduğu beyan edilmelidir.
18. Kişinin avukatı ile yazışmasına saygı hakkına ilişkin genel ilkeler Campbell (yukarıda anılan, §§ 32-54), Ekinci ve Akalın (yukarıda anılan, § 47) ve Eylem Kaya (yukarıda anılan, § 41) kararlarında özetlenmiştir.
19. 49565/18 no.lu mevcut davada, kişinin avukatı ile yazışmasına saygı hakkına yönelik bir müdahalenin varlığı hakkında Hükümet, mektup zarfında gönderici C.Ç.’nin başvuranın avukatı olduğunu belirten bir ibarenin olmadığını ileri sürmüştür. Başvuran bu iddiaya itiraz etmiş ve C.Ç. isimli şahsın daha önce kendisini avukatı olarak ziyaret ettiğine ilişkin ceza infaz kurumu kayıtlarını sunmuştur. Mahkeme, Hükümetin, başvuranın beyanlarını çürütecek herhangi bir belge veya argüman sunmadığını gözlemlemektedir. Mahkeme ayrıca, Hükümetin söz konusu zarfta gönderici C.Ç.’nin isminin yazılı olmadığını ileri sürmediğini kaydeder.
20. 10419/20 no.lu başvuru hakkında, taraflar arasında başvurana avukatı tarafından gönderilen mektuptaki eklere el konulduğuna dair bir anlaşmazlık bulunmamaktadır.
21. Yukarıdaki bilgiler ışığında, yerel mahkemelerin, avukatları tarafından başvuranlara gönderilen mektupların izlendiği veya alıkonulduğunu kabul ettiğini dikkate alan Mahkeme, cezaevi yetkililerinin bu uygulamasının Sözleşme’nin 8 § 1 maddesi anlamında başvuranların avukatları ile yazışmalarına saygı hakkına yönelik bir müdahale teşkil ettiği kanısına varmaktadır.
22. Söz konusu müdahalenin hukukiliği ve özellikle öngörülebilirliği hakkında, Mahkeme, müdahalenin gerekliliğine ilişkin aşağıda vardığı sonuca dayanarak bu hususlara ilişkin bir hüküm kurmaya gerek görmemektedir (Avukat ile yazışmalara saygı hakkına ilişkin benzer yaklaşımlar için bk., Ekinci ve Akalın, yukarıda anılan, § 42).
23. Meşru amaçlar hakkında, Mahkeme, bir tutuklunun yazışmalarının izlenmesinin özellikle Sözleşme’nin 8 § 2 maddesi kapsamında “ulusal güvenlik” ve/veya “düzensizlik veya suçun önlenmesi” güvenceleri olmak üzere meşru amaçlara hizmet edebileceğini yinelemektedir (bk., bu davaya uygulanabildiği ölçüde, Erdem v. Almanya, no. 38321/97, § 60, AİHM 2001-VII (alıntılar), ve Eylem Kaya, yukarıda anılan, § 39).
24. Mevcut davada aleyhte herhangi bir tespitin yer almadığını dikkate alan Mahkeme, söz konusu müdahalenin düzensizlik ve suçun önlenmesi meşru amaçlarına hizmet ettiğini kabul etmektedir.
25. Mahkeme, ihtilaflı önlemin gerekliliği hakkında, Sözleşme’nin 8. maddesi kapsamında amaç ne olursa olsun bir avukat ve tutuklu arasında ayrıcalıklı bir sistemin uygulanması gerektiğini yinelemektedir (bk., Eylem Kaya, yukarıda anılan, § 41, ve anılan içtihat). Tutuklular ve avukatları arasındaki yazışmaların gizliliği bireylerin temel haklarındandır ve savunma yapma haklarını doğrudan etkilemektedir. Bu sebeple, söz konusu hakkın kısıtlanmasına yalnızca istisnai durumlarda izin verilebilir ve istismar edilmesini önlemek için yazışmalara ilişkin gerekli kontrollerin yapılması görevinin cezaevi yetkilileri yerine bağımsız hâkimlere verilmesi gibi (aynı yerde, § 45) yeterli ve etkili güvenceler ortaya konmalıdır (aynı yerde, § 44).
26. Mahkeme, mevcut davada, başvuranlar ve avukatları arasındaki yazışmaların cezaevi yetkilileri tarafından izlenmesi ve alıkonulmasının söz konusu istisnai durumlar kapsamında yürütüldüğü ve istismar edilmesine karşı gerekli önlemlerin alındığının ortaya konmadığı kanısındadır. Dolayısıyla, bu müdahale Sözleşme’nin 8 § 2 maddesi anlamında “demokratik bir toplumda gerekli” değildi.
27. Dolayısıyla, Sözleşme’nin 8. maddesi ihlal edilmiştir.
SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
28. 49535/18 no.lu başvuruda başvuran, 15.000 avro manevi tazminat, masraf ve giderler için ise 5.080 avro talep etmiştir. Başvuran, temsilcisi tarafından hazırlanan fakat taraflar tarafından imzalanmamış bir sözleşme ile ilgili avukatların masraflarının detaylı bir açıklamasını ibraz etmiştir. Başvuran talep ettiği diğer masraflar için herhangi bir ek belge ibraz etmemiştir.
29. 10419/20 no.lu başvuruda başvuran, 50.000 avro manevi tazminat ve herhangi bir destekleyici belge sunmaksızın Mahkeme nezdinde oluşan masraf ve giderler açısından 2.165 avro talep etmiştir.
30. Hükümet, bu taleplere itiraz etmiştir.
31. Mahkeme, her bir başvurana miktara yansıtılabilecek vergiler hariç olmak üzere 300 avro manevi tazminat ödenmesine karar vermiştir (bk., Eylem Kaya, yukarıda anılan, § 61).
32. Başvuranların masraf ve giderler açısından talepleri hakkında, Mahkeme, başvuranların iddia edilen masraf ve giderlerin fiilen yapıldığını kanıtlayacak herhangi bir destekleyici belge sunmadıklarını gözlemlemektedir. Dolayısıyla, Mahkeme diğer talepleri reddeder.
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OYBİRLİĞİYLE,
Başvuruların birleştirilmesine;Başvuruların kabul edilebilir olduğuna;Sözleşme’nin 8. maddesinin ihlal edildiğine;-(a) Davalı Devlet tarafından, her bir başvurana, üç ay içerisinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden davalı Devletin para birimine çevrilmek üzere, yansıtılabilecek tüm vergiler hariç olmak üzere, manevi tazminat olarak 300 avro (üç yüz) ödenmesine;
(b) Yukarıda bahsi geçen üç aylık sürenin bittiği tarihten itibaren ödeme gününe kadar geçen sürede, yukarıda bahsedilen miktara, Avrupa Merkez Bankasının marjinal faiz oranına üç puan eklenmek suretiyle elde edilecek oran üzerinden basit faiz uygulanmasına;
Başvuranların adil tazmine ilişkin diğer taleplerinin reddedilmesine karar vermiştir.İşbu karar İngilizce dilinde tanzim edilmiş olup; Mahkeme İç Tüzüğü’nün 77 §§ 2 ve 3. maddesi uyarınca 9 Mayıs 2023 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Dorothee von Arnim Egidijus Kūris
Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Başkan
EK
Sıra no.
Başvuru no.
Dava adı
Başvuru tarihi
Başvuran
Doğum tarihi
İkamet yeri
Uyruğu
Temsilcisi
1.
49535/18
Çaylı / Türkiye
9.10.2018
Ramazan ÇAYLI
1978
Zonguldak
T.C.
Ahmet Can DEMİRCİ
2.
10419/20
Serli / Türkiye
31.01.2020
Ufuk SERLİ
1985
Eskişehir
T.C.
Sultan TEKE SOYDINÇ