AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
ÇİÇEKLER / TÜRKİYE DAVASI
(Başvuru no. 37637/18)
KARAR
STRAZBURG
17 Ocak 2023
İşbu karar, kesin olup bazı şekli değişikliklere tabi tutulabilir.
Çiçekler / Türkiye davasında,
Başkan,
Pauliine Koskelo,
Hâkimler,
Lorraine Schembri Orland,
Davor Derenčinović,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Dorothee von Arnim’in katılımıyla bir Komite olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm),
1976 doğumlu ve Kocaeli’de ikamet eden, İstanbul Barosuna kayıtlı Avukat M. Hanbayat Yeşil tarafından temsil edilen bir Türk vatandaşı olan Ergül Çiçekler (“başvuran”) tarafından 26 Temmuz 2018 tarihinde İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca Türkiye Cumhuriyeti aleyhine Mahkemeye yapılan başvuruyu (no. 37637/18),
Türkiye Cumhuriyeti Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Dairesi Başkanı Hacı Ali Açıkgül tarafından temsil edilen Türk Hükümetine (“Hükümet”) başvurunun tebliğ edilmesine dair kararı;
ve tarafların beyanlarını dikkate alarak;
13 Aralık 2022 tarihinde yapılan kapalı müzakereler sonucunda,
Aynı tarihte kabul edilen aşağıdaki kararı vermiştir:
DAVA KONUSU
1. Başvuru, farklı ceza davalarında yargılanan ve mahkûm edilen C.B., U.B., O.K., Ö.Ö. ve E.K. isimli şahıslar tarafından gözaltındayken -iddia edildiği üzere işkence altında ve bir avukat yokluğunda- sunulan delillerin kullanılması sebebiyle başvuranın aleyhindeki ceza yargılamalarının adil olmadığı iddialarına ilişkindir.
2. Mahkeme, Batı ve Diğerleri / Türkiye (no. 33097/96 ve 57834/00, §§ 114-124 ve 138-149, AİHM 2004‑IV (alıntılar)) kararında, U.B., O.K. ve Ö.Ö.’nün Şubat 1996’da haklarındaki suçlamalara yönelik bilgi alabilmek adına gözaltında işkenceye maruz kalmaları açısından Sözleşme’nin 3. maddesinin esas yönünden ihlal edildiğini tespit etmiştir.
3. Yine Mahkeme Dağdelen ve Diğerleri / Türkiye (no. 1767/03 ve diğer 2 başvuru, §§ 80‑91, 93-97 ve 118-125, 25 Kasım 2008) kararında, diğerlerinin yanı sıra, somut davadaki başvuranın özellikle Mayıs 1996’daki gözaltı süresince kötü muameleye maruz kalması ve mahkumiyetinin, diğerlerinin yanı sıra, polislerin beyanları ve kötü muamele sırasında ve avukat yokluğunda edinilen delillere dayandırılması açısından Sözleşme’nin 6 §§ 1 ve 3 maddesinin ve Sözleşme’nin 3. maddesinin esas ve usul yönünden ihlal edildiği tespitinde bulunmuştur. Mahkeme, ayrıca diğer başvuran S.Ö.’nün gözaltı süresince kötü muameleye maruz kaldığı gerekçesiyle Sözleşme’nin 3. maddesinin ihlal edildiğini tespit etmiştir. Bu karara konu olan ceza yargılamaları ile Batı ve Diğerleri (yukarıda anılan) davasına ilişkin ceza yargılamaları TKEP/L (Türkiye Komünist Emek Partisi / Leninist) isimli aynı yasa dışı silahlı örgüte ilişkindir.
4. Akabinde, İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi, başvuranın, Mahkeme’nin yukarıda bahsedilen kararına dayanarak yaptığı talep üzerine başvuran aleyhindeki ceza yargılamalarını yeniden başlatmıştır. İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi 14 Mayıs 2013 tarihinde on iki duruşma yaptıktan sonra başvuranın mülga Ceza Kanununun 146. maddesi kapsamındaki önceki mahkûmiyet kararını ve müebbet hapis cezasını onama kararı almıştır. Bu hususta, yargılamayı yürüten mahkeme sanıkların ve başvuranın polise verdikleri beyanları delil olarak kabul etmeme kararına varmıştır. Bununla birlikte, yargılamayı yürüten mahkeme, C.B., U.B., O.K., Ö.Ö. ve E.K. isimli şahısların polise verdikleri beyanların baskı altında alınmadığını beyan ederek, bu deliller temelinde başvuranın önceki mahkûmiyet kararının onanması gerektiği kanısına varmıştır. 30 Haziran 2014 tarihinde Yargıtay, yargılamayı yürüten mahkemenin kararını onamıştır.
5. 26 Aralık 2017 tarihinde Anayasa Mahkemesi, başvuranın ceza yargılamalarının adil olmadığına ilişkin şikayetinin, söz konusu yargılamaların sonucuna itiraz etmek amacında olduğu kanısına varmış ve yerel mahkemelerin, somut davanın esaslarını kurma şeklinde herhangi bir keyfilik bulunmadığını ve ilgili yasal hükümleri uyguladıklarını beyan ederek başvuruyu kabul edilemez bulmuştur.
6. Başvuran yeniden başlatılan yargılamalarda, yargılamayı yürüten mahkemenin bazı başka şahıslar (farklı ceza davalarında yargılanan ve mahkûm edilen) tarafından, iddia edildiği üzere baskı altında ve avukat yokluğunda, aleyhinde sunulan delillerin kullanması açısından adil yargılanma hakkının ihlal edildiğinden şikâyet etmektedir.
MAHKEMENİN DEĞERLENDİRMESİ
SÖZLEŞME’NİN 6 § 1 MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA7. Hükümet, başvuranın, C.B., U.B., O.K., Ö.Ö. ve E.K. tarafından kötü muamele sonucunda ve avukat yokluğunda edinilen beyanlarının, mahkumiyeti için delil olarak kullanılmasına ilişkin şikayetini yerel mahkemeler nezdinde dile getirmediğini ileri sürerek iç hukuk yollarının tüketilmediğine dair itirazda bulunmuştur. Hükümete göre, başvuran yerel mahkemelerin, kendisinin mahkumiyeti için başka delil toplamamasından yalnızca Anayasa Mahkemesi nezdinde şikayetçi olmuştur.
8. Başvuran, Mahkeme’ye sunduğu şikayetlerin olgusal temelini yerel mahkemeler nezdinde dile getirdiğini ileri sürmüştür.
9. Mahkeme, başvuranın Anayasa Mahkemesine sunduğu başvuru formunun C.B., U.B., O.K., Ö.Ö. ve E.K. isimli şahıslar tarafından avukat yokluğunda verilen beyanların delil olarak kullanılması ve yargılamayı yürüten mahkemenin söz konusu beyanların baskı altında verilmediğine karar vermeden önce bu hususu araştırmadığı şikayetine ilişkin olduğunu kaydeder. Hâl böyle olunca, Mahkeme, Hükümetin iç hukuk yollarının tüketilmediğine dair ön itirazını hükmedemez.
10. Mahkeme, bu şikâyetin Sözleşme’nin 35 § 3 (a) maddesi anlamı dâhilinde açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilebilir olduğu kanaatindedir. Dolayısıyla, söz konusu şikâyetin kabul edilebilir olduğu beyan edilmelidir.
11. Başvuran, yargılamayı yürüten mahkemenin başka bir davadaki bazı sanıkların işkence altında ve avukat yokluğunda verdikleri beyanlara dayanarak kendisinin adil yargılanma hakkını ihlal ettiğini iddia etmiştir.
12. Hükümet, yerel mahkemelerin başvuranın polise verdiği ifadeler dışında, kendisinin suçlu bulunmasına yetecek nitelikteki delillere dayanarak mahkumiyetine karar verdiğini ileri sürmüştür. Dolayısıyla, Sözleşme’nin 6. maddesinin ihlal edilmediğini öne sürmüştür.
13. Sözleşme’nin 3. maddesini ihlal ederek edinilen delillerin ceza yargılamalarında kullanımına ilişkin genel ilkeler Gäfgen / Almanya ([BD], no. 22978/05, §§ 165-167, AİHM 2010) kararında bulunabilir.
14. Ortak sanıklar veya tanıklar tarafından avukat yokluğunda sunulan delillerin kullanımına ilişkin genel ilkeler Beuze / Belçika ([BD], no. 71409/10, §§ 119-150, 9 Kasım 2018); Stephens / Malta (no. 3) (no. 35989/14, §§ 64-67, 14 Ocak 2020); ve Erkapić / Hırvatistan (no. 51198/08, §§ 72-73, 25 Nisan 2013) kararlarında özetlenmiştir. Bu gibi durumlarda, Mahkeme’nin Sözleşme’nin 6. maddesi kapsamındaki görevi öncelikle bir avukatın bulunmayışının ceza yargılamalarının genel anlamda adilliğine etkisine ilişkin yerel mahkemelerin değerlendirilmesine ve bu bağlamda, ceza yargılamalarının adil yargılanma güvenceleri ile bağdaşıp bağdaşmadığını tespit etmeye dikkat çekmektir. Başvuranın, avukat yokluğunda sunulan delillerin kabul edilebilirliği, güvenirliği, gerçekliği ve doğruluğunu denetleyebilmesinin güvence altına alınması Mahkeme’nin incelemesinin merkezini teşkil etmektedir.
15. Mahkeme, hâlihazırda, mevcut başvuran hakkında, aleyhindeki ceza yargılamalarının ilk dizisinde gözaltı sırasında kötü muameleye maruz kalması ve baskı altında ve avukat yokluğunda verdiği ifadeler ile sunduğu delillerin mahkumiyeti için kullanılması açısından adil şekilde yargılanmaması sebebiyle Sözleşme’nin 3 ve 6 §§ 1 ve 3 maddelerinin ihlal edildiğini tespit ettiğini kaydeder (bk., yukarıda 3 paragraf). İlaveten Mahkeme, diğer başvuran S.Ö. açısından Sözleşme’nin 3. maddesinin ihlal edildiğini tespit etmiştir (bk., yukarıda 3 paragraf). Aynı şekilde, Güvenilir / Türkiye (no. 16486/04, §§ 37-46, 13 Ekim 2009) kararında Mahkeme, başvuranla aynı ceza yargılamaları dizisinde yargılanan ve mahkûm edilen bir diğer başvuran hakkında avukata erişim hakkına yönelik sistematik kısıtlamalar ve bir başka sanıktan kötü muamele yoluyla edinilen delillerin kabul edilebilirliği sorgulanmadan kullanılması sebebiyle Sözleşme’nin 6 §§ 1 ve 3 (c) maddesinin ihlal edildiğine karar vermiştir. Mahkeme ayrıca, başvuranın davasındaki son başvuran hakkında, Erdal Aslan / Türkiye (no. 25060/02 ve 1705/03, §§ 69‑73 ve 88-93, 2 Aralık 2008) kararında, avukata erişim hakkına yönelik sistematik kısıtlamalar ve kendisinden Sözleşme’nin 3. maddesi ihlal edilerek edinilen delillerin yargılama boyunca kullanılmasından dolayı Sözleşme’nin 3 ve 6 §§ 1 ve 3 (c) maddelerinin ihlal edildiğini tespit etmiştir.
16. Başvuranın önceki mahkûmiyet kararının onanmasına hükmeden İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi, yukarıda anılan kararları takiben ve bu kararlara dayanarak, başvuran aleyhindeki ceza yargılamalarını yeniden başlatmıştır. Bu şekilde, yargılamayı yürüten mahkeme, Mahkeme’nin yukarıda anılan görüşleri doğrultusunda, sanıkların polise verdikleri beyanlara herhangi bir değer yüklenemeyeceği kararına varmıştır. Bu, yargılamayı yürüten mahkemenin, Mahkeme’nin başvuran hakkındaki kararı ile uyumlu davranma isteğini gösteren hoş bir adım olabilir. Bununla birlikte, yargılamayı yürüten mahkeme, Sözleşme’nin 3. maddesini ihlal ederek edinilen delillerin, söz konusu delillerin kullanımının ceza yargılamalarının meşruluğu açısından istenmeyen ve zararlı etkilerini telafi etmek için kabul edilebilirlikleri denetlenmeden veya Türk ceza hukukunda yerleşik olan gerekli usuli güvenceler işleme konulmadan kullanılması hususunda ısrarcı görünmektedir.
17. Bu bağlamda, Mahkeme, Batı ve Diğerleri (yukarıda anılan, §§ 114-124) kararında U.B., O.K. ve Ö.Ö.’nün bilgi alabilmek için kötü muamelenin en ciddi ve zalim şekline yani işkenceye maruz kaldıkları tespit edilmiş olmasına rağmen, yargılamayı yürüten mahkemenin -Sözleşme’nin 6. maddesi kapsamındaki adil yargılanma güvencelerine ile uyumlu olmayan bir şekilde- edinilen delilleri değerlendirmesini ve, üst mahkemeler tarafından 2014 ve 2017 yıllarında verilen kararlarda bahsedilmeyen bir olgu, 2013 yılında yeniden başlatılan yargılamalarda başvuranın mahkumiyeti için kullanmasını özellikle rahatsız edici bulmaktadır. Bu bağlamda, Mahkeme, Sözleşme’nin 3. maddesini ihlal ederek edinilen delillerin ceza yargılamalarında hiçbir şekilde sanığın aleyhine delil olarak kullanılamayacağını ve ulusal makamların, delillerin Sözleşme’nin 3. maddesini ihlal niteliğinde bulunup bulunmadığını değerlendirme ve bir ihlalin bulunması durumunda bu delilleri dava dosyasına dahil etmeme veya sanık hakkındaki olguları kurarken söz konusu delillere dayanmama hususunda pozitif yükümlülükleri bulunduğunu yinelemekte fayda görmektedir (karşılaştırın, yukarıda 13 paragraf).
18. Yukarıda anılan tespitler tek başına Sözleşme’nin 6 § 1 maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmak için yeterli olsa da Mahkeme ayrıca yargılamayı yürüten mahkemenin, yeniden başlatılan ceza yargılamalarında başvuranın mahkumiyetine karar verirken söz konusu beyanlara dayanmadan önce, U.B., O.K., ve Ö.Ö. adlı şahısların polise ifadelerini verirken avukat bulunmayışının etkisi değerlendirmediğini kaydeder. Yargılamayı yürüten mahkeme, U.B., O.K. ve Ö.Ö. tarafından sunulan delillerin kabul edilebilirliği, güvenirliği, gerçekliği ve doğruluğunu da değerlendirmemiştir. Ayrıca Yargıtay da yargılamayı yürüten mahkemenin kararını onarken bu önemli detayları ele almamıştır. Aynı şekilde, başvuranın, avukat yokluğunda verilen beyanların delil olarak kullanılmasına ilişkin Anayasa Mahkemesi nezdindeki şikâyeti fark edilmemiştir.
19. Yukarıdaki hususlar dikkate alındığında, Mahkeme, mevcut davada başvuranı mahkûm etmek için U.B., O.K. ve Ö.Ö.’nin beyanlarının yargılamayı yürüten mahkeme tarafından kullanılması açısından Sözleşme’nin 6 § 1 maddesinin ihlal edildiği kanısına varmaktadır.
20. Sözleşme’nin 6 § 1 maddesinin ihlal edilmesi tespitine dayanan Mahkeme, C.B. ve E.K. tarafından sunulan delillerin kullanılması açısından ceza yargılamalarının adilliğine leke sürülüp sürülmediğini incelemeye gerek görmemektedir.
SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI21. Başvuran manevi tazminat olarak 30.000 avro (EUR) ve avukatlık ücretleri dahil olmak üzere masraflar ve giderler açısından 12.450 Türk lirası (TRY) talep etmiştir.
22. Hükümet, başvuranın manevi tazminat talebinin aşırı olduğunu ve masraf ve giderler açısından olan talebinin herhangi bir kanıt niteliğinde belgeyle yeterince detaylandırılmadığını ve desteklenmediğini ileri sürmüştür.
23. Mahkeme başvurana yansıtılabilecek tüm vergiler hariç olmak üzere, 6.000 avro manevi tazminat verilmesine hükmetmiştir. Masraf ve giderler açısından olan talebini ise başvuranın herhangi bir destekleyici doküman sunmaması sebebiyle reddetmiştir. Mahkeme, ayrıca, Ceza Muhakemesi Kanununun 311. maddesinin, Mahkemenin Sözleşmenin ihlal edildiği tespitinde bulunması halinde, iç hukuk yargılamalarının yenilenmesine olanak sağladığını kaydetmektedir.
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OY BİRLİĞİYLE,
Başvurunun kabul edilebilir olduğuna;Başvuranın mahkûmiyet kararında, U.B., O.K. ve Ö.Ö.’nün işkence altında ve avukat yokluğunda verdikleri beyanların kullanılması açısından Sözleşme’nin 6 § 1 maddesinin ihlal edildiğinin kabul edilmesine;Başvuranın mahkûm edilmesinde C.B. ve E.K.’nın beyanlarının kullanılmasına ilişkin Sözleşme’nin 6 § 1 maddesi kapsamındaki şikâyetin geri kalanının ayrıca incelenmesine gerek olmadığına;(a) Davalı Devlet tarafından, başvurana, kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden davalı Devlet’in para birimine çevrilmek üzere, miktara yansıtılabilecek vergiler hariç olmak üzere, manevi tazminat olarak 6.000 avro (altı bin avro) ödenmesine;
(b) Yukarıda bahsi geçen üç aylık sürenin bittiği tarihten itibaren ödeme gününe kadar geçen sürede, yukarıda bahsedilen miktara, Avrupa Merkez Bankasının söz konusu dönem için geçerli olan marjinal faiz oranına üç puan eklenmek suretiyle elde edilecek oran üzerinden basit faiz uygulanmasına;
Başvuranın adil tazmin talebinin geri kalan kısmının reddedilmesine karar vermiştir.İşbu karar İngilizce olarak tanzim edilmiş olup, Mahkeme İç Tüzüğü’nün 77 §§ 2 ve 3. maddesi uyarınca 17 Ocak 2023 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Dorothee von Arnim Pauliine Koskelo
Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Başkan