AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
ÇEKİ / TÜRKİYE DAVASI
(Başvuru no. 50070/10)
KARAR
STRAZBURG
10 Temmuz 2018
İşbu karar kesin olup bazı şekli değişikliklere tabi tutulabilir.
Çeki/Türkiye davasında,
Başkan,
Paul Lemmens,
Hâkimler,
Valeriu Griţco,
Stéphanie Mourou-Vikström,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla Komite hâlinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm),
19 Haziran 2018 tarihinde gerçekleştirilen kapalı müzakereler sonrasında,
aynı tarihte kabul edilen aşağıdaki kararı vermiştir:
USUL
1. Davanın temelinde, Mesut Çeki (“başvuran”) adlı bir Türk vatandaşı tarafından, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesine uygun olarak, 25 Haziran 2010 tarihinde, Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine Mahkemeye yapılmış olan bir başvuru (no. 50070/10) bulunmaktadır.
2. Başvuran, Mahkeme önünde Ankara Barosuna kayıtlı Avukat C. Tombul tarafından temsil edilmiştir. Türk Hükümeti (“Hükümet”) kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
3. Başvuru, 4 Eylül 2012 tarihinde Hükümete iletilmiştir.
OLAYLAR
I. DAVALARIN KOŞULLARI
4. Başvuran 1977 yılında doğmuştur. Başvuru yapıldığı sırada, başvuran Kırıkkale F-tipi Cezaevinde tutuklu bulunmaktadır.
5. Başvuran 1 Ekim 2004 tarihinde terör örgütü üyeliği şüphesiyle polis tarafından gözaltına alınmıştır.
6. Başvuran, 5 Ekim 2004 tarihinde suçun niteliğini, delil durumunu ve kaçma riskini dikkate alarak, başvuranın tutuklu yargılanmasına karar veren Ankara Ağır Ceza Mahkemesi hâkimi önüne çıkarılmıştır.
7. Ankara Cumhuriyet Savcısı, 15 Mart 2005 tarihinde başvuranı terör örgütü üyesi olmakla itham eden iddianameyi 15 Mart 2005 tarihinde Ankara Ağır Ceza Mahkemesine sunmuştur.
8. Ankara Ağır Ceza Mahkemesi 31 Ocak 2008 tarihinde başvurana atılı suçları sabit bulmuş ve başvurana 15 yıl hapis cezası vermiştir. Aynı zamanda mahkeme, başvurunun tutukluluğunun devamına karar vermiştir.
9. Yargıtay, 6 Mayıs 2009 tarihinde söz konusu kararı bozmuştur. Dolayısıyla, dosya Ankara Ağır Ceza Mahkemesine inceleme için geri gönderilmiştir.
10. Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi 10 Kasım 2009 tarihinde başvuran ve avukatının da hazır bulunduğu bir duruşma daha düzenlemiştir. Duruşmanın sonunda mahkeme, başvuranın tutukluluğunun devamına karar vermiştir.
11. Başvuranın avukatı 10 Aralık 2009 tarihinde,10 Kasım 2009 tarihli karara itiraz etmiştir. Ankara 12. Ağır Ceza Mahkemesi 21 Aralık 2009 tarihinde söz konusu itirazı bir duruşma yapılmaksızın reddetmiştir. Kararı verirken mahkeme, başvuran veya avukatına bildirilmemiş olan Cumhuriyet savcısının yazılı mütalaasını dikkate almıştır.
12. Ankara Ağır Ceza Mahkemesi, 28 Ağustos 2012 tarihinde başvuranı on beş yıl hapis cezasına mahkûm etmiştir.
13. Yargıtay, 8 Temmuz 2013 tarihinde ilk derece mahkemesinin kararını onamıştır.
II. İLGİLİ İÇ HUKUK
14. İlgili iç hukuka ve uygulamaya ilişkin açıklamalar Altınok/Türkiye, no. 31610/08, §§ 28-32, 29 Kasım 2011; Demir/Türkiye (k.k.), no. 51770/07, §§ 29-33, 16 Ekim 2012; ve A.Ş./Türkiye, no. 58271/10, §§ 34-35, 13 Eylül 2016.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
I. SÖZLEŞME’NİN 5 § 3 MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
15. Başvuran, Sözleşme’nin 5 § 3 maddesine dayanarak, tutukluluk süresinin uzunluğundan şikâyet etmiştir.
16. Hükümet, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (“CMK”) 141 § 1 (d) maddesi uyarınca, kanunsuz tutukluluk nedeniyle tazminat talep etme imkânına atıfta bulunarak, başvuranın iç hukuk yollarını tüketmediğini ifade etmiştir.
17. Mahkeme, tutukluluk süresinin uzunluğu bakımından CMK’nın 141 § 1 (d) maddesinin uygulanmasına ilişkin iç hukuk yolunun Demir/Türkiye, ((k.k.), no. 51770/07, §§ 17‑35, 16 Ekim 2012) ve A.Ş./Türkiye (no. 58271/10, §§ 85‑95, 13 Eylül 2016) davalarında incelendiğini gözlemlemektedir.
18. Mahkeme, yukarıda anılan Demir davasında, söz konusu hukuk yolunun mahkûmiyetleri kesinleşmiş olan başvuranlar tarafından tüketilmesi gerektiğine hükmetmiştir. Bununla beraber, Mahkeme, A.Ş. kararında (yukarıda anılan, § 92), Haziran 2015 tarihi itibariyle, Ceza Muhakemesi Kanununun 141 § 1 (d) maddesinde öngörülen iç hukuk yolunun yargılamalarının kesinleşmesinden önce dahi başvuranlar tarafından tüketilmesi gerektiğine karar vermiştir.
19. Mahkeme, somut davada, 8 Temmuz 2013 tarihinde mahkûmiyet kararının Yargıtay tarafından onanmasıyla başvuranın tutukluluk halinin sona erdiğini kaydetmektedir. Bu nedenle Mahkeme başvuranın CMK’nın 141 § 1 (d) maddesi kapsamında tazminat talep etme hakkı olduğunu ve tazminat talebinde bulunması gerektiğini kaydetmiştir.
20. Mahkeme, iç hukuk yollarının tüketilip tüketilmediğine ilişkin değerlendirmenin, normal şartlarda, Mahkemeye başvurunun yapıldığı tarih esas alınarak gerçekleştirildiğini hatırlatmaktadır. Ancak, Mahkemenin birçok kararında belirttiği üzere bu kural, her davanın kendine özgü koşullarıyla haklı kılınabilecek istisnalara tabidir (bk. İçyer/Türkiye (k.k.), no. 18888/02, § 72, AİHM 2006-I). Mahkeme geçmişte, ceza yargılamalarındaki nihai karardan sonra uygulanabilir olan, tutukluluğun uzunluğuna ilişkin yukarıda belirtilen hukuk yoluna ilişkin davalarda bu kuraldan ayrılmıştır (bk. diğer kararlar arasında, Tutal ve Diğerleri/Türkiye (k.k.), no. 11929/12, 28 Ocak 2014). Mahkeme, söz konusu istisnanın somut davada da uygulanması gerektiği kanaatindedir.
21. Sonuç olarak, Mahkeme, Hükümetin itirazını dikkate alarak, iç hukuk yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle, bu şikâyetin Sözleşme’nin 35 §§ 1 ve 4 maddesi uyarınca reddedilmesi gerektiği kanaatine varmıştır.
II. SÖZLEŞME’NİN 5 § 4 MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
A. Başvuranın tutukluluğuna itirazlarını inceleyen mahkeme önünde bulunamamasına ilişkin olarak
22. Başvuran, Sözleşme’nin 5 § 4 maddesine dayanarak, yargılama öncesi tutukluluğunun incelendiği sırada mahkeme huzuruna çıkamadığından şikâyetçi olmuştur. Bu bağlamda, başvuran yargılama öncesi tutuklu bulunduğu sırada 5 Ekim 2004 tarihi ile 28 Nisan 2005 tarihleri arasında bir mahkeme önüne çıkmadığını ileri sürmüştür. Başvuran, ayrıca, 21 Aralık 2009 tarihinde devam eden tutukluluğu hakkındaki itirazının Ankara Ağır Ceza Mahkemesi tarafından incelendiği sırada mahkeme önüne çıkarılmadığını belirtmiştir.
23. Hükümet bu iddialara itiraz etmiştir.
24. Mahkeme, 5 Ekim 2004 ve 28 Nisan 2005 tarihleri arasındaki süre zarfına ilişkin şikâyet hakkında somut davanın Mahkemeye 25 Haziran 2010 tarihinde yapıldığına dikkat çekmektedir. Sonuç olarak, başvurunun bu kısmı vaktinde yapılmamıştır ve Sözleşme’nin 35 §§ 3 ve 4 maddesi uyarınca reddedilmelidir.
25. Mahkeme, ayrıca, 10 Kasım 2009 tarihinde yapılan duruşmanın sonunda, Ankara Ağır Ceza Mahkemesinin başvuranın tutukluluğunun devamına karar verdiğini gözlemlemektedir. Başvuran ve avukatı söz konusu duruşmada hazır bulunmuştur. Bunun üzerine, başvuran söz konusu karara itiraz etmiştir.
26. Mahkeme, temyiz mahkemesinin 21 Aralık 2009 tarihinde duruşma yapmaksızın bu itirazı reddettiğini kaydetmektedir. Ancak, başvuran itirazı incelenmeden kırk bir gün önce yargılamayı yürüten mahkeme huzuruna çıkmıştır. Bu koşullar altında Mahkeme, Sözleşme’nin 5 § 4 maddesi amaçları doğrultusunda ilave bir sözlü duruşmanın gerekli olduğunu düşünmemektedir.
27. Dolayısıyla Mahkeme, yargılamalar sırasında sözlü duruşmanın yapılmamasının silahların eşitliği ilkesini tehlikeye düşürmediği sonucuna varmıştır (Altınok/Türkiye, no. 31610/08, 54-55, 29 Kasım 2011 ve Adem Serkan Gündoğdu/Türkiye, no. 67696/11, §§ 35-48, 16 Ocak 2018).
28. Başvurunun bu kısmı açıkça dayanaktan yoksun olup, Sözleşme’nin 35 §§ 3 ve 4 maddesi uyarınca reddedilmelidir.
B. Cumhuriyet savcısının mütalaasının bildirilmemesine ilişkin olarak
29. Başvuran, Sözleşme’nin 5 § 4 maddesi uyarınca, tutukluluğunun hukuka uygunluğuna itiraz edebileceği etkili bir başvuru yolu olmadığından şikâyetçi olmuştur. Başvuran, kendisine veya avukatına bildirilmemiş olan Cumhuriyet savcısının mütalaasına dayanılarak temyiz mahkemesi tarafından reddedilen itirazı nedeniyle, etkili bir hukuk yoluna başvurma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
30. Hükümet, bu argümana itiraz etmiştir. Hükümet Cumhuriyet savcısının mütalaalarının oldukça kısa ve birbiri ile benzer olduğunu ve temyiz mahkemelerinin kararlarına dayandığını savunmuştur. Ek olarak, Hükümet, 30 Nisan 2013 tarihinde yürürlüğe giren 6459 sayılı Kanun’un Cumhuriyet savcısının mütalaasının sanığa ya da sanığın avukatına iletilmesini zorunlu kıldığını belirtmiştir. Dolayısıyla, Hükümet başvuranın herhangi önemli bir zarara uğramadığını ve bu nedenle bu şikâyetin kabul edilemez olarak beyan edilmesi gerektiğini öne sürmüştür.
31. Mahkeme, aynı konuya ilişkin olarak Hükümetin itirazlarını inceleyip reddettiğini tekrar etmektedir (bk. özellikle, Hebat Aslan ve Firas Aslan/Türkiye, no. 15048/09, § 6883, 28 Ekim 2014). Mahkeme, mevcut davada yukarıda belirtilen kararındaki tespitlerinden ayrılmasını gerektirecek herhangi bir özel koşul görmemektedir.
32. Mahkeme, başvurunun bu kısmının Sözleşme’nin 35 § 3 maddesi anlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını kaydetmektedir. Mahkeme, ayrıca, şikâyetin kabul edilemez olduğuna ilişkin başka bir gerekçe de bulunmadığı kanısındadır. Dolayısıyla, bu şikâyetin kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekmektedir.
33. Davanın esasına ilişkin olarak Mahkeme, davanın, Sözleşme’nin 5 § 4 maddesi ihlali tespit etmiş olduğu Altınok (yukarıda anılan, §§ 57-61) davasına benzer sorunları gündeme getirdiğini kaydetmektedir. Bu tespitlerinden ayrılmayı gerektirecek bir sebep bulunmamaktadır.
34. Buna göre Mahkeme, mevcut davada, başvuranın tutukluluğunun yasaya uygunluğuna ilişkin olan inceleme yargılamaları bağlamında, Cumhuriyet savcısı mütalaasının başvurana veya avukatına bildirilmemesi nedeniyle, Sözleşme’nin 5 § 4 maddesinin ihlal edildiği kanaatindedir.
III. SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
A. Tazminat
35. Başvuran, 20.000 avro manevi tazminat talep etmişlerdir.
36. Hükümet bu iddiaya itiraz etmiştir.
37. Mahkeme, önündeki tüm hususları dikkate alarak, Sözleşme’nin 5 § 4 maddesinin ihlali tespitinin başvuranın uğradığı tüm manevi zarar bakımından adil tazmin teşkil ettiğini değerlendirmektedir (bk. Ceviz/Türkiye, no. 8140/08, §64, 17 Temmuz 2012).
B. Masraflar ve Giderler
38. Ek olarak, başvuran avukatlık ücreti için 4.000 Türk lirası (yaklaşık 800 avro) ve Mahkeme önünde oluşan posta, fotokopi ve tercüme hizmetleri gibi masraflar için 480 Türk lirası (yaklaşık 95 avro) talep etmiştir. Bu bağlamda, başvuran, temsilcisi tarafından hazırlanan masraf çizelgesini ve avukatlık ücretine ilişkin bir makbuz sunmuştur.
39. Hükümet bu iddiaya itiraz etmiştir.
40. Mahkemenin içtihadına göre, bir başvuran, ancak masraf ve giderlerin gerçekten ve zorunlu olarak yapıldığını ve miktar olarak makul olduğunu gösterebiliyorsa, bunların geri ödenmesi hakkına sahiptir. Somut davada Mahkeme, elinde bulunan belgeleri ve yukarıdaki kriterleri göz önünde bulundurarak, tüm başlıklar altındaki masrafları karşılamak üzere başvurana 750 avro ödenmesini uygun bulmuştur.
C. Gecikme Faizi
41. Mahkeme, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankasının kısa vadeli kredilere uyguladığı marjinal faiz oranına üç puan eklenmek suretiyle elde edilecek oranın uygun olduğuna karar vermiştir.
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OY BİRLİĞİYLE,
1. Sözleşme’nin 5 § 4 maddesi kapsamındaki Cumhuriyet savcısının mütalaasının tebliğ edilmemesine ilişkin şikâyetin kabul edilebilir olduğuna ve başvurunun geriye kalan kısmının kabul edilemez olduğuna;
2. Cumhuriyet savcısının mütalaasının başvuran veya avukatına bildirilmemesi gerekçesiyle, Sözleşme’nin 5 § 4 maddesinin ihlal edildiğine;
3. İhlal tespitinin, başvuranın uğradığı her türlü manevi zarar açısından yeterli adil tazmin teşkil ettiğine;
4.
(a) Davalı Devlet tarafından, başvurana, üç ay içerisinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden davalı Devletin para birimine çevrilmek üzere, yansıtılabilecek tüm vergiler hariç olmak üzere, tüm masraf ve giderler karşılığında 750 avro (yedi yüz elli) ödenmesine
(b) Yukarıda bahsi geçen üç aylık sürenin bittiği tarihten itibaren, ödeme gününe kadar, yukarıda bahsedilen miktara, Avrupa Merkez Bankasının söz konusu dönem için geçerli olan marjinal faiz oranına üç puan eklenmek suretiyle elde edilecek oranda basit faiz uygulanmasına;
5. Başvuranın adil tazmine ilişkin diğer taleplerinin reddedilmesine karar vermiştir.
İşbu karar, İngilizce olarak tanzim edilmiş ve Mahkeme İç Tüzüğü’nün 77 §§ 2 ve 3 maddesi uyarınca 10 Temmuz 2018 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.
Hasan BakırcıPaul Lemmens
Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Başkan
Full & Egal Universal Law Academy