AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
CELAL ALTUN / TÜRKİYE DAVASI
(Başvuru No. 25119/11)
KARAR
STRAZBURG
23 Haziran 2020
İşbu karar kesinleşmiştir. Bazı şekli düzeltmelere tabi tutulabilir.
Celal Altun/Türkiye davasında,
Başkan
Valeriu Griţco
Hâkimler
Arnfinn Bårdsen,
Darian Pavli,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla 26 Mayıs 2020 tarihinde komite halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (“İkinci Bölüm”), gerçekleştirilen müzakerelerin ardından aşağıdaki kararı vermiştir:
USUL
1. Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan davanın temelinde, Türk vatandaşı Celal Altun ‘un (No. 25119/11) (“başvuran”) İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca, 22 Şubat 2011 tarihinde yapmış olduğu başvuru bulunmaktadır.
2. Başvuran, Mahkeme önünde Ankara Barosuna bağlı Avukat B. Kolbüken tarafından temsil edilmiştir. Türk Hükümeti (“Hükümet”) kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
3. Başvuru, 28 Eylül 2017 tarihinde, Hükümete bildirilmiştir.
4. Hükümet, başvurunun bir Komite tarafından incelenmesine itiraz etmektedir. Mahkeme, Hükümetin itirazını inceledikten sonra, reddedilmesine karar vermiştir.
OLAY VE OLGULAR
I. DAVANIN KOŞULLARI
5. Başvuran, 1976 doğumludur. Başvuran, başvurunun yapıldığı tarihte,
Şanlıurfa cezaevinde tutuklu bulunmaktaydı.
6. Şanlıurfa’da 19 Ekim 2008 tarihinde düzenlenen bir gösteri sırasında suçlar işlemesi şüphesiyle başvuran, 11 Mart 2009 tarihinde tutuklanmıştır.
7. Diyarbakır Cumhuriyet Savcısı, 15 Nisan 2009 tarihli bir iddianameyle, başvuranı üyesi olmaksızın yasa dışı bir örgüt adına suç işlemekten ve PKK’nın (silahlı yasa dışı örgüt, Kürdistan İşçi Partisi) çağrısı üzerine düzenlendiği ve sloganlar attığı iddia edilen 19 Ekim 2008 tarihli gösteriye katılması nedeniyle, bir terör örgütü lehine propaganda yapmaktan suçlamıştır.
8. Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesi (“Ağır Ceza Mahkemesi”), 10 Kasım 2009 tarihinde, başvuranı atılı suçlardan suçlamış ve Türk Ceza Kanunu’nun 314. maddesinin 3. fıkrası ve 220. maddesinin 6. fıkrasına atıfta bulunarak, aynı kanunun 314. maddesi uyarınca, üyesi olmaksızın yasa dışı bir örgüt adına suç işlemesi nedeniyle, altı yıl ile üç ay ve 3713 sayılı Kanun’un 7. maddesinin 2. fıkrası uyarınca, bir terör örgütü lehine propaganda yapma suçundan on ay hapis cezasına mahkûm etmiştir. Ağır Ceza Mahkemesi bu bağlamda, 19 Ekim 2008 tarihli gösteriden elde edilen video ve fotoğraf kayıtlarına göre, başvuranın bu gösteriye katıldığını, diğer göstericilerle birlikte “ Öcalan Öcalan ”, “dişe diş, kana kan, seninleyiz Öcalan”, “Öcalan ‘sız dünyayı başınıza yıkarız”, “Urfa uyuma, önderine sahip çık”, ve “intikam, intikam” şeklinde sloganlar attığını ve kalabalık tarafından atılan diğer sloganlara alkış tutarak destek gösterdiğini tespit etmiştir.
9. Başvuran tarafından yapılan temyiz başvurusu üzerine Yargıtay, 13 Temmuz 2020 tarihinde, yukarıda belirtilen suçlar nedeniyle, ilgilinin cezasını onamıştır. Bu karar, başvurana 23 Eylül 2010 tarihinde tebliğ edilmiştir.
10. Başvuranın avukatı tarafından yapılan bir talep üzerine Ağır Ceza Mahkemesi, 7 Eylül 2012 tarihinde, bu cezayı yarıya düşürmeye imkân sağlayan 6352 sayılı Kanun tarafından Türk Ceza Kanunu’nun 220. maddesinin 6. fıkrasına getirilen değişikliği dikkate alarak (yukarıda 11. paragraf), üyesi olmaksızın yasa dışı bir örgüt adına suç işleme suçundan başvurana verilen cezayı yeniden gözden geçirmiş ve sonuç olarak ilgilinin bu suçtan üç yıl bir ay ve on beş gün hapis cezasına mahkûm edilmesine karar vermiştir. Ağır Ceza Mahkemesi öte yandan, başvurana verilen cezaların toplamını ve ilgilinin daha önce geçirdiği tutukluluk süresini dikkate alarak, serbest bırakılmasına karar vermiştir.
II. İLGİLİ İÇ HUKUK
A. Türk Ceza Kanunu
11. 5 Temmuz 2012 tarihinde yürürlüğe giren 6352 sayılı Kanun tarafından getirilen değişiklikten sonra “suç işlemek amacıyla örgüt kurma” başlıklı Türk Ceza Kanunu’nun 220. maddesinin 6. fıkrası (1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren, 26 Eylül 2004 tarihli 5237 sayılı Kanun) aşağıdaki şekildedir:
“ (...)
6) Örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleyen kişi, ayrıca örgüte üye olmak suçundan da cezalandırılır. Örgüte üye olmak suçundan dolayı verilecek ceza yarısına kadar indirilebilir.
(...)"
12. TCK’nın “Silahlı örgüt” başlıklı 314. maddesi aşağıdaki şekildedir:
“1) Bu kısmın dördüncü ve beşinci bölümlerinde yer alan suçları işlemek amacıyla, silahlı örgüt kuran veya yöneten kişi, on yıldan on beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
2) Birinci fıkrada tanımlanan örgüte üye olanlara, beş yıldan on yıla kadar hapis cezası verilir.
3) Suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçuna ilişkin diğer hükümler, bu suç açısından aynen uygulanır."
B. 3713 Sayılı Kanun
13. 12 Nisan 1991 tarihinde yürürlüğe giren 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun 7. maddesinin 2. fıkrası aşağıdaki şekildedir:
“[Yukarıdaki fıkrada] belirtilen örgütlere yardım edenler ve örgütle ilgili propaganda yapanlar hakkında (...) bir yıldan beş yıla kadar hapis ve elli milyon liradan yüz milyon liraya kadar ağır para cezasına hükmolunur."
14. 3713 sayılı Kanun’un 7. maddesinin 2. fıkrası, 18 Temmuz 2006 tarihinde yürürlüğe giren 5532 sayılı Kanun ile değiştirilmesinin ardından, aşağıdaki şekildedir:
“ Terör örgütünün propagandasını yapan kişi, bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır (...)"
15. 3713 sayılı Kanun’un 7. maddesi, 30 Nisan 2013tarihinde yürürlüğe giren 6459 sayılı Kanun ile değiştirilmesinin ardından, aşağıdaki şekildedir:
2 “Terör örgütünün; cebir, şiddet veya tehdit içeren yöntemlerini meşru gösterecek veya övecek ya da bu yöntemlere başvurmayı teşvik edecek şekilde propagandasını yapan kişi, bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır (...)
(...)
5 Üyesi olmaksızın bir terör örgütü adına ikinci fıkrada öngörülen suçu işleyenlere, 5237 sayılı Kanun’un 220. maddesinin 6. fıkrasında öngörülen suç için bir cezadan fazlası verilemez. "
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
I. SÖZLEŞME’NİN 10. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
16. Başvuran cezai mahkûmiyetinin, Sözleşme’nin 6, 7, 9, 10 ve 11. maddelerini ihlal ettiğini ileri sürmektedir.
17. Mahkeme somut olayda, yukarıda belirtilen şikâyeti ileri sürerek, kendisine göre özellikle ifade özgürlüğü hakkını kullanmasına bağlı olan bir gösteri sırasında slogan atma gibi eylemler nedeniyle, cezai mahkûmiyetinden şikâyet ettiğini kaydetmektedir. Dolayısıyla, olay ve olguların hukuki nitelendirmesi konusunda takdir yetkisine sahip olan Mahkeme, ileri sürülen olayları, yalnızca Sözleşme’nin 10. maddesi açısından incelenmesi gerektiği kanaatine varmaktadır.
A. Kabul Edilebilirlik Hakkında
18. Hükümet, biri iç hukuk yollarının tüketilmediğine diğeri ise başvuranın şikâyetinin açıkça dayanaktan yoksun olduğuna ilişkin iki kabul edilemezlik itirazı ileri sürmektedir. Hükümet, ilk itiraz ile ilgili olarak, 30 Nisan 2013 tarihinde yürürlüğe giren 6459 sayılı Kanun’un 8. maddesinin, 3713 sayılı Kanun’un, bir terör örgütü lehine propaganda yapma suçundan mahkûm edilen bir kişinin, ayrıca TCK’nın 220. maddesinin 6. fıkrasında öngörülen bir suç için cezalandırılamayacağı konusunda 7. maddesine bir değişiklik getirdiğini (yukarıda 15. paragraf) ancak başvuranın bu kanun değişikliğinden yararlanmak amacıyla, üyesi olmaksızın yasa dışı bir örgüt adına suç işleme suçundan ilgiliye verilen cezanın yeniden gözden geçirilmesi doğrultusunda, Ağır Ceza Mahkemesine bir talepte bulunmadığını belirtmektedir. Hükümet, ikinci itiraz ile ilgili olarak, başvuranın mahkûmiyetine dayanarak, ulusal makamlar tarafından ilgiliye atfedilen eylemlerin şiddete teşvik etme niteliğinde olduğunu, Sözleşme’nin 10. maddesinin korunmasından yararlanmadığını ve dolayısıyla başvuranın şikâyetinin açıkça dayanaktan yoksun olduğunu iddia etmektedir.
19. Başvuran, Hükümetin itirazları hakkında görüş belirtmemektedir.
20. Mahkeme, iç hukuk yollarının tüketilmediğine ilişkin itiraz ile ilgili olarak, bir başvuranın etkin ve iddia ettiği ihlali telafi edebilecek iç hukuk yollarını tüketmesi gerektiğini hatırlatmaktadır (Paksas/Litvanya [BD], No. 34932/04, § 75, AİHM 2011 (özetler)). Mahkeme, somut olayda, Hükümet tarafından belirtilen 3713 sayılı Kanun’a getirilen değişikliğin yürürlüğe giriş tarihi olan 30 Nisan 2013 tarihinde (yukarıda 15. paragraf), başvurana verilen cezanın toplamını ve ilgilinin tutuklu bulunduğu süreyi dikkate alarak, daha önce cezaevinde cezasının üç yıl ile altı ayını çektikten sonra, 7 Eylül 2012 tarihinde serbest bırakıldığını kaydetmektedir (yukarıda 10. paragraf). Sonuç olarak, bu değişikliğe uygun olarak, başvuranın ye olmaksızın yasa dışı bir örgüt adına suç işlemekten verilen cezanın gözden geçirilmesi talebi, ilgilinin şikâyetinin telafi edilmesi için hiçbir yararı bulunmamaktaydı. Dolayısıyla, bu itirazın reddedilmesi gerekmektedir.
21. Mahkeme, şikâyetin açıkça dayanaktan yoksun olduğuna ilişkin itiraz ile ilgili olarak, bu itirazda yapılan argümanın, Sözleşme’nin 10. maddesine ilişkin şikâyetin, yalnızca kabul edilebilirlik yönünden değil, esas yönünden incelenmesini gerektiren hususlar içerdiğini değerlendirmektedir.
22. Mahkeme öte yandan, başvurunun Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının (a) bendi anlamında, açıkça dayanaktan yoksun olmadığını ve başka herhangi bir kabul edilemezlik gerekçesiyle bağdaşmadığını tespit ederek, başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar vermektedir.
B. Esas Hakkında
1. Tarafların İddiaları
23. Başvuran, şiddete başvurmadan ifade özgürlüğünü kullanma aracılığıyla eylemler için cezai olarak mahkûm edildiğini iddia etmektedir.
24. Hükümet, somut olayda ifade özgürlüğü hakkının başvuran tarafından kullanılmasına müdahalede bulunulmadığını değerlendirmektedir. Hükümet, Mahkeme tarafından başvuranın ifade özgürlüğü hakkına yapılan bir müdahalenin varlığının kabul edilmesi durumunda, söz konusu müdahalenin, kendisine göre, açıklık, erişilebilirlik ve öngörülebilirlik gerekliliklerini karşılayan Türk Ceza Kanunu’nun 220. maddesinin 6. fıkrası ve 314. maddesinin 2 ve 3. fıkralarıyla öngörüldüğünü ve ulusal güvenliğin korunmasına, düzenin sağlanmasına ve suçun önlenmesine ilişkin meşru amaçlar izlediğini ileri sürmektedir. Hükümet ayrıca, kendisine göre PKK’nın çağrısı üzerine düzenlenen bir gösteri sırasında başvuran tarafından şiddete teşvik edecek nitelikte atılan sloganları dikkate alarak, ihtilaf konusu müdahalenin demokratik bir toplumda gerekli ve izlenen meşru amaçlara orantılı olduğu kanaatine varmaktadır.
2. Mahkemenin Değerlendirmesi
a) Müdahalenin Varlığı
25. Mahkeme, başvuranın bir yandan üyesi olmaksızın yasa dışı bir örgüt adına suç işleme suçundan altı yıl üç ay hapis cezasına mahkûm edildiğini ardından hapis cezasının üç yıl bir ay on beş güne düşürüldüğünü ve diğer yandan makamlar tarafından PKK’nın kışkırtmasıyla düzenlendiği kanaatine varılan bir gösteri sırasında ilgilinin attığı sloganlar ve tuttuğu alkışlar nedeniyle, bir terör örgütü lehine propaganda yapma suçundan on ay hapis cezasına mahkûm edildiğini kaydetmektedir (yukarıda 8-10. paragraflar). Mahkeme ardından, ilgilinin cezai mahkûmiyeti nedeniyle, üç yıl altı ay cezasını çektiğini gözlemlemektedir (yukarıda 10. paragraf). Mahkeme, başvuranın mahkûm edildiği eylemlerin, ilgilinin ifade özgürlüğü hakkının kapsamına girdiğini tespit etmektedir. Mahkeme bu nedenle, ihtilaf konusu mahkûmiyetin, bu hakkın başvuran tarafından kullanılmasında bir “müdahale” olarak incelendiğini değerlendirmektedir.
a) Müdahalenin Haklı Gösterilmesi
26. Bu türden bir müdahale "kanunla öngörülmediği", 10. maddenin 2. fıkrasında sıralanan meşru amaçlardan birini ya da birkaçını izlemediği ve demokratik bir toplumda “gerekli” olarak kabul edilemediği sürece Sözleşme’nin 10. maddesini ihlal etmektedir.
27. Mahkeme, ihtilaf konusu müdahalenin haklı gösterilmesi konusunun ayrı olarak ve başvuranın üyesi olmaksızın yasa dışı bir örgüt adına suç işlemekten cezai mahkûmiyetinin ve ayrıca ilgilinin bir terör örgütü lehine propaganda yapma suçundan cezai mahkûmiyetinin ardı ardına incelenmesinin uygun olduğu kanaatine varmaktadır.
i. Üyesi olmaksızın yasa dışı bir örgüt adına suç işlemekten başvuranın cezai mahkûmiyeti hakkında
28. Mahkeme, başvuranın üyesi olmaksızın yasa dışı bir örgüt adına suç işlediği gerekçesiyle cezaya mahkûm edilmesinin kanunla, yani daha açık olarak Türk Ceza Kanunu’nun 220. maddesinin 6. fıkrası ile 314. maddesinin 2 ve 3. fıkralarıyla öngörüldüğü hususuna taraflarca itiraz edilmediğini kaydetmektedir.
29. Mahkeme, bu bağlamda daha önce yukarıda belirtilen cezai hükümler uyarınca, başvuranlara verilen mahkûmiyet kararlarıyla ilgili benzer davada, TCK’nın 220. maddesinin 2. fıkrasının, içerdiği ifadelerin geniş kapsamı nedeniyle, başvuranlara keyfi yargılamalar hakkında uygun bir güvence sağlamadığı ve pratik uygulamasının bu eksikliği giderecek gibi görünmediği gerekçesiyle, öngörülebilirlikten yoksun olduğunu tespit etme imkânı bulduğunu hatırlatmaktadır (Işıkırık/Türkiye, No. 41226/09, §§ 56-70, 14 Kasım 2017). Mahkeme, mevcut davada, bu yaklaşımını bertaraf etmek için herhangi bir sebep görmemektedir.
30. Mahkeme dolayısıyla, ihtilaf konusu müdahalenin
Sözleşme’nin 10. maddesinin 2. fıkrası anlamında, “kanun tarafından öngörülmediği” kanaatine varmaktadır. Mahkeme, vardığı bu sonucu dikkate alarak, somut olayda bu fıkranın gerektirdiği diğer koşullara (meşru bir amacın varlığı ve demokratik bir toplumda müdahalenin gerekliliğine) riayet edilip edilmediğinin denetlenmesine gerek olmadığı kanısına varmaktadır.
31. Mahkeme sonuç olarak, Sözleşme’nin 10. maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmaktadır.
ii. Bir terör örgütü lehine propaganda yapma suçundan başvuranın cezai mahkûmiyeti hakkında
32. Mahkeme, yukarıda ulaştığı ihlal tespitini dikkate alarak (yukarıda 31. paragraf), 3713 sayılı Kanun’un 7. maddesinin 2. fıkrası uyarınca, bir terör örgütü lehine propaganda yapma suçundan başvuranın mahkûmiyetinin haklı gösterilmesinin gereksiz olduğuna karar vermiştir (benzer bir yaklaşım için, Işıkırık/Türkiye, No. 41226/09, §71, 14 Kasım 2017).
II. SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
33. Başvuran, üç buçuk yıl boyunca özgürlüğünden yoksun bırakılması nedeniyle, maruz kaldığı maddi zarar olarak 250.000 avro (EUR) talep etmektedir. Başvuran, bu talebine dayanak olarak hiçbir belge sunmamaktadır. Başvuran aynı zamanda, maruz kaldığı kanaatine vardığı manevi zarar bağlamında 250.000 avro (EUR) talep etmektedir.
34. Hükümet, maddi zarar bağlamında sunulan talebin desteklenmediğini ve aşırı olduğu iddia etmektedir. Manevi zararla ilgili talebe ilişkin olarak, Hükümet, bu talep ile iddia edilen ihlal arasında herhangi bir nedensellik bağının bulunmadığı kanaatine varmaktadır. Hükümet ayrıca, bu talebin desteklenmediği, aşırı olduğu ve Mahkeme içtihadında ödenmesine hükmedilen meblağlara uygun olmadığını iddia etmektedir
35. Mahkeme, maddi zarara ilişkin olarak sunulan talebi, hiçbir şekilde desteklenmemiş olması sebebiyle reddetmektedir. Mahkeme buna karşın, başvurana manevi zarar bağlamında 5.000 avro ödenmesinin uygun olduğu kanaatine varmaktadır.
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OY BİRLİĞİYLE,
1. Başvurunun kabul edilebilir olduğuna,
2. Sözleşme’nin 10. maddesinin ihlal edildiğine;
3. 3713 sayılı Kanun uyarınca, bir terör örgütü lehine propaganda yapma suçundan başvuranın cezai mahkûmiyetinin haklı gösterilmesi konusunun incelenmesinin gerekli olmadığına;
4.
a) Davalı Devlet tarafından başvurana, kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içerisinde, ödeme tarihindeki geçerli döviz kuru üzerinden Türk lirasına çevrilmek ve bu miktar üzerinden ödenecek her türlü vergiden muaf olmak üzere, manevi tazminat olarak 5.000 EUR (beş bin avro) ödenmesine;
b) Söz konusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödeme tarihine kadar, bu meblağa Avrupa Merkez Bankasının o dönem için geçerli olan marjinal kredi faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;
5. Geriye kalan kısım için adil tazmin talebinin reddine karar vermiştir.
İşbu karar Fransızca dilinde tanzim edilmiş olup, Mahkeme İç Tüzüğü’nün 77. maddesinin 2 ve 3. fıkraları gereğince 23 Haziran 2020 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan BakırcıValeriu Griţco
Bölüm Yazı İşleri Müdür YardımcısıBaşkan
Full & Egal Universal Law Academy