AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
ÇİFTÇİ / TÜRKİYE DAVASI
(Başvuru No. 51586/10)
KARAR
STRAZBURG
10 Temmuz 2018
İşbu karar kesinleşmiş olup, şekli bazı düzeltmelere tabi tutulabilir.
Çiftçi / Türkiye davasında,
Başkan,
Paul Lemmens,
Yargıçlar,
Valeriu Griţco,
Stéphanie Mourou-Vikström,
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı, Hasan Bakırcı’nın katılımıyla Komite olarak toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), 19 Haziran 2018 tarihinde gerçekleştirdiği kapalı oturumdaki müzakereler sonucunda anılan tarihte aşağıdaki kararı vermiştir:
USUL
1. Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan (51586/10 No.lu) davanın temelinde, Türk vatandaşı olan Murat Çiftçi’nin (“başvuran”) 27 Temmuz 2010 tarihinde İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunması’na İlişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvuru bulunmaktadır.
2. Başvuran, İstanbul Barosuna bağlı Avukat A. Doğan tarafından temsil edilmiştir. Türk Hükümeti (“Hükümet”) ise kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
3. Başvuran, yakalanması sırasında kötü muamelelere maruz kalmasından şikâyet etmekte ve bu bağlamda yürütülen soruşturmanın etkin olmadığını belirtmektedir.
4. Başvuru, 22 Mayıs 2017 tarihinde Hükümete bildirilmiştir.
OLAYLAR
DAVANIN KOŞULLARI
5. Başvuran, 1979 doğumlu olup, İstanbul’da ikamet etmektedir.
6. Başvuran, 23 Ekim 2007 tarihinde, İstanbul’da Gazi Mahallesi’nde güvenlik kameralarının yerleştirilmesine karşı yapılan bir gösteri sırasında yakalanmıştır. Başvuran, yakalanması sırasında darp edildiğini ileri sürmektedir.
7. Başvuranın yakalandığı gün düzenlenen Haseki Hastanesi raporunda, 24 Ekim 2007 tarihli Burat Hastanesi raporunda ve Adli Tıp Kurumu’nun sunduğu 1 Kasım 2007 tarihli tıbbi görüşte, ilgilide pek çok lezyona rastlandığı, özellikle göz kapaklarında ekimozların, sol çene bölgesinde 2 x 3 cm çapında bir ekimozun ve sağ dirseği üzerinde 4 x 4 cm çapında bir lezyonun bulunduğu belirtilmektedir.
8. Gaziosmanpaşa Cumhuriyet Savcısı (“Cumhuriyet Savcısı”), 1 Kasım 2007 tarihinde, şikâyetçi olarak başvuranın ifadesini almıştır.
9. Cumhuriyet Savcısı, 16 Aralık 2009 tarihinde, kovuşturmaya yer olmadığına karar vermiştir. Cumhuriyet Savcısı, göstericiler hakkında düzenlenen tutanaklar ve iddianamede, “diğer birçok kişi arasından başvuranın kaçtığının ve yakalanmasına karşı çıktığının, basında yer alan fotoğrafta, ilgilinin yerde olduğu sırada bir polis memurunun ilgilinin başucunda ayakta durduğunun gösterildiğinin ve ilgilinin suç duyurusunda bulunmadan önce 7-8 gün beklediğinin belirtildiğini ifade etmiştir. Cumhuriyet Savcısı, ardından güç kullanımına izin veren yasal hükümlere ilişkin metni yeniden ele almış ve aşağıdaki sonuçlara varmıştır: “Şikâyetçinin davranışları, polisin güç kullanabileceği bir duruma karşılık gelmektedir, başvuranda oluşan yaralanmalar yakalanması sırasında meydana gelmiş olabilir. Başvuranın kendisine karşı yöneltilen suçlamalardan kurtulmak için iddialarda bulunma ihtimali de yüksektir. Polis memurlarının ilgiliyi etkisiz hale getirmek için güç kullanımı hususunda Kanun’la belirlenen çerçeveyi aştıkları yönündeki iddiaları destekleyen herhangi bir unsur bulunmamaktadır.”
10. İstanbul 5. Ağır Ceza Mahkemesi, 3 Haziran 2010 tarihli kararıyla, başvuranın itirazını reddetmiştir.
11. Başvuran, olay yerinden geçmekte olduğu ve kamu mallarının zarar gördüğü ve polisin saldırıya uğradığı harekete katıldığının tespitine imkân veren herhangi bir delilin bulunmadığı gerekçesiyle, 4 Nisan 2013 tarihinde, göstericiler hakkında başlatılan ceza davasından beraat etmiştir.
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
I. SÖZLEŞMENİN 3. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
12. Başvuran, yalnızca gösteri yerinden geçtiği sırada Gazi’de meydana gelen olaylar sırasında polisler tarafından darp edildiğini iddia etmektedir. Başvuran, söz konusu polis memurlarının kimliğinin tespit edilmemesinden de şikâyetçi olmaktadır. Başvuran, Sözleşme’nin 3, 6 ve 13. maddelerini ileri sürmektedir.
13. Hükümet, bu iddiayı kabul etmemektedir. Hükümet, polis memurlarının müdahalesinin gerekli ve orantılı olduğunu belirtmektedir.
14. Mahkeme, başvuranlar tarafından ileri sürülenler dışındaki Sözleşme maddeleri ya da hükümleri kapsamındaki bir şikâyeti inceleyerek, bu şikâyete konu edilen olaylara ilişkin yapılacak hukuki nitelendirme hususunda karar verebileceğini hatırlatmaktadır (Radomilja ve diğerleri/Hırvatistan [BD], No. 37685/10 ve 22768/12, § 126, 20 Mart 2018). Somut olayda, Mahkeme, şikâyetlerin yalnızca Sözleşme’nin 3. maddesi açısından incelenmesi gerektiği kanaatine varmaktadır. Söz konusu madde aşağıdaki gibidir:
“Hiç kimse işkenceye veya insanlık dışı ya da aşağılayıcı muamele veya cezaya tabi tutulamaz.”
15. Mahkeme, başvurunun Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının a) bendi anlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını ve başka herhangi bir kabul edilemezlik gerekçesinin bulunmadığını tespit ederek, başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar vermektedir.
16. Mahkeme, bu konuya ilişkin genel ilkelerle ilgili olarak, El-Masri/Eski Makedonya Yugoslav Cumhuriyeti ([BD], No. 39630/09, §§ 182-185 ve 195-198, AİHM 2012) ve Bouyid/Belçika ([BD], No. 23380/09, §§ 81-90 ve 114-123, AİHM 2015) kararlarına atıfta bulunmaktadır.
17. Somut olayda, Mahkeme, başvuranda, Sözleşme’nin 3. maddesi kapsamına girmesi için yeterli olan pek çok lezyonun bulunduğunu (yukarıda 7. paragraf) belirtmektedir (Gäfgen/Almanya [BD], No. 22978/05, § 88, AİHM 2010).
18. Mahkeme ayrıca, bu lezyonların 23 Ekim 2007 tarihinde Gazi’de yaşanan olaylar sırasında polislerin güç kullanımının ardından meydana geldiği hususunda herhangi bir anlaşmazlığın bulunmadığını ifade etmektedir. Oysa Mahkeme, başvuran tarafından iddia edildiği gibi, müdahalede bulunan polislerin kimliğinin, bu yönde herhangi bir soruşturmanın yapılmaması nedeniyle tespit edilmediğini ve dolayısıyla, bu polislerin sorgulanamadıklarını saptamaktadır. Ayrıca, Cumhuriyet Savcısı, başvurana karşı kullanılan gücün ilgilinin davranışları nedeniyle gerekli hale gelip gelmediğini ve bu gücün izlenen amaçla - bu amaç, ilgilinin zarar vermesini veya kaçmasını engelleme ihtiyacı nedeniyle yakalanması olabilir - orantılı olup olmadığını somut olarak tespit etmek için olayları kişiselleştirmemiştir (Şükrü Yıldız/Türkiye, No. 4100/10, § 59, 17 Mart 2015). Bu nedenle, Cumhuriyet Savcısının ve kovuşturmaya yer olmadığı kararına karşı yapılan itirazı inceleyen Ağır Ceza Mahkemesinin vardığı sonuçlar (yukarıda 9. paragraf) gerekçelendirilmemekte ve bu sonuçlar, ayrıca birkaç yıl sonra başvuran hakkında verilen ve ilgilinin saldırganlık suçlarına katıldığını kanıtlayan herhangi bir unsurun bulunmamasına dayanan beraat kararıyla çelişmektedir (yukarıda 11. paragraf).
19. Mahkeme, yukarıda belirtilenleri dikkate alarak, Sözleşme’nin 3. maddesinin ihlal edildiğine karar vermiştir.
II. SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
20. Başvuran, Sözleşme’nin 41. maddesi kapsamında, maruz kaldığını düşündüğü maddi zarar bağlamında 30.000 avro (EUR) ve manevi zarar bağlamında 10.000 avro (EUR) talep etmektedir. Başvuran ayrıca, Mahkeme önünde yapmış olduğu masraf ve harcamalar için 7.000 avro talep etmektedir.
21. Hükümet, bu talepleri kabul etmemektedir.
22. Mahkeme, tespit edilen ihlal ile iddia edilen maddi zarar arasında herhangi bir nedensellik bağının bulunmadığı kanaatine varmakta ve bu talebi reddetmektedir. Buna karşın, Mahkeme, başvurana manevi zarar bağlamındaki talebinin tamamının ödenmesi gerektiği kanısına varmaktadır.
23. Bir başvuranın, yalnızca masraf ve giderlerinin doğruluğunu, gerekliliğini ve oranlarının makul niteliğini ispatlaması halinde, bu miktarlar kendisine geri ödenebilmektedir; ayrıca, İçtüzüğün 60. maddesinin 2 ve 3. fıkraları uyarınca, taleplerin rakamla belirtilerek, kategorilere ayrılarak ve ilgili kanıtlayıcı belgelerle birlikte sunulması gerekmektedir, aksi takdirde, Mahkeme, bu taleplerin tamamını ya da bir kısmını reddedebilmektedir. Somut olayda, Mahkeme, başvuranın talebini desteklemek için herhangi bir kanıtlayıcı belge sunmadığını tespit ederek, ilgilinin talebini tümüyle reddetmeye karar vermektedir (Paksas/Litvanya [BD], No. 34932/04, § 122, AİHM 2011 (alıntılar)).
BU GEREKÇELERE DAYANARAK, MAHKEME, OYBİRLİĞİYLE,
1. Başvurunun kabul edilebilir olduğuna;
2. Sözleşme’nin 3. maddesinin ihlal edildiğine;
3. a) Davalı Devletin, ödeme tarihinde geçerli olan döviz kuru üzerinden Türk lirasına çevrilmek ve ödenmesi gereken her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere, üç ay içinde, başvurana manevi tazminat olarak 10.000 avro (on bin avro) ödemekle yükümlü olduğuna;
b) Yukarıda anılan sürenin bitiminden itibaren ve ödeme tarihine kadar, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası’nın kısa vadeli kredilere bu süre boyunca uyguladığı marjinal faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek basit faiz oranın uygulanmasının uygun olduğuna;
4. Adil tazmine ilişkin kalan taleplerin reddine;
karar vermiştir.
İşbu karar, Fransızca dilinde tanzim edilmiş, ardından kararın yazılı hali Mahkeme İçtüzüğü’nün 77. maddesinin 2 ve 3. fıkraları uyarınca, 10 Temmuz 2018 tarihinde bildirilmiştir.
Hasan BakırcıPaul Lemmens
Yazı İşleri Müdür YardımcısıBaşkan
Full & Egal Universal Law Academy