AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
ÇİFTÇİ / TÜRKİYE DAVASI
(Başvuru No. 47871/09)
KARAR
STRAZBURG
15 Ocak 2019
İşbu karar kesinleşmiştir. Bazı şekli düzeltmelere tabi tutulabilir.
© T.C. Adalet Bakanlığı, 2019. Bu gayri resmî çeviri, Adalet Bakanlığı, İnsan Hakları Dairesi Başkanlığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme açısından bağlayıcılığı bulunmamaktadır. Bu çeviri, davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile Adalet Bakanlığı, İnsan Hakları Dairesi Başkanlığına atıfta bulunmak suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.
Çiftçi / Türkiye davasında,
Başkan
Julia Laffranque,
Hâkimler Valeriu Gri(co,
StephanieMourou-Vikström, ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Hasan Bakırcı’nın katılımıyla Komite olarak toplanarak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ("İkinci Bölüm") 4 Aralık 2018 tarihinde gerçekleştirilen kapalı müzakerelerin ardından, söz konusu tarihte aşağıdaki kararı vermiştir:
USUL
1. Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan (47871/09 No.lu) davanın temelinde, Türk vatandaşı olan Hasan Çiftçi’nin ("başvuran") 31 Ağustos 2009 tarihinde, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme’nin ("Sözleşme") 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvuru bulunmaktadır.
2. Başvuran, Ankara Barosuna bağlı Avukat M.N. Eldem tarafından temsil edilmiştir. Türk Hükümeti (‘‘Hükümet’’) ise kendi görevlisi tarafından temsil edilmiştir.
3. Başvuranın ifade özgürlüğünün ihlal edildiği iddiası ile ilgili şikâyeti, 6 Kasım 2017 tarihinde, Hükümete bildirilmiş ve başvurunun kalan kısmının, Mahkeme İç Tüzüğü’nün 54. maddesinin 3. fıkrası uyarınca kabul edilemez olduğuna karar verilmiştir.
4. Hükümet, başvurunun, Komite tarafından incelenmesine karşı çıkmıştır. Mahkeme, Hükümet’in itirazını incelemiş ve akabinde bu itirazın reddine karar vermiştir.
OLAYLAR
I. DAVANIN KOŞULLARI
5. Başvuran 1958 doğumlu olup, Van’da ikamet etmektedir.
6. Başvuran, olayların meydana geldiği tarihte, bir devlet okulunda öğretmendir ve bir sendikanın yerel yöneticisidir.
7. Milli Eğitim Bakanlığı Yüksek Disiplin Kurulu, 3 Nisan 2002 tarihinde, başvuranın, yasadışı bir örgütle bağlantısı olduğu iddia edilen bir televizyon kanalında yayınlanan bir programda yapılan bir telefon bağlantısında, sendikasının, okullarda seçmeli ders olarak Kürtçe dil dersi verilmesi yönündeki faaliyetleri desteklediğini belirttiği gerekçesi ile 657 sayılı Kanunun 125/E (a) maddesi uyarınca ilgiliye devlet memurluğundan çıkarma cezası vermiştir. Yüksek Disiplin Kurulu, başvurana atılı eylemin, yukarıda belirtilen yasal hüküm ile öngörülen, ideolojik veya politik bir amaç için kurumların huzur, sükun ve çalışma düzenini bozma ve söz konusu eylemleri yerine getirmek ve teşvik etmek suçuyla örtüştüğü kanaatindedir.
8. Başvuran, 20 Mayıs 2002 tarihinde, görevden çıkarma kararına karşı bir iptal davası açmıştır. Başvuran, özellikle, bir Kürt dili dersi verilmesine ilişkin yaptığı açıklamalar ile ifade özgürlüğünü kullandığını ileri sürmektedir.
9. Van İdare Mahkemesi (‘‘İdare Mahkemesi’’), 25 Aralık 2002 tarihinde, başvuranın üzerine atılı fiillerin 657 sayılı Kanun’un 125/E (a) maddesinde değil, daha ziyade aynı Kanun’un 125/B (d) maddesinde öngörülen ve kınama cezasını gerektiren, Devlet memurunun hizmet dışında yararlanabileceği itibar ve güven duygusunu zedeleyecek nitelikte davranışlarda bulunma suçunu teşkil ettiği kanaatine vararak, başvuranın görevden çıkarılmasına ilişkin idari işlemi iptal etmiştir. İdare Mahkemesi bu bağlamda, başvuran tarafından işlenen fiilin, hizmeti dışında yasadışı bir televizyon kanalında ve görevi ile ilgili olmayan bir konuda açıklamalarda bulunmaktan ibaret olduğu kanaatine varmıştır.
10. Danıştay, 13 Aralık 2005 tarihinde, Milli Eğitim Bakanlığının temyiz başvurusu üzerine, başvurana verilen cezanın hukuka uygun olduğu kanaatine vararak idare mahkemesinin kararını bozmuştur. Bu bağlamda Danıştay, öncelikle, okullarda Kürt dili dersinin verilmesine ilişkin konunun siyasi bir mesele olduğu ve sendikaların faaliyetleri ile ilgili olmadığı kanaatindedir. Danıştay, kamu görevlilerinin sadakat yükümlülüğünü hatırlatarak, başvuranın izin almadan, yasadışı bir örgütün basın organı olan bir televizyon kanalında, ülkenin bütünlüğünü tehlikeye atacak nitelikte açıklamalar yapması nedeniyle, ilgiliye atılı suçun somut olayda tespit edildiği kanaatine varmıştır. Danıştay ayrıca, bir devlet okulunda öğretmen olan başvuranın mesleğinin özelliğini de dikkate almıştır.
11. İdare Mahkemesi, 26 Mayıs 2006 tarihinde, Danıştay’ın kararına uyarak ve söz konusu kararın gerekçesini kabul ederek, başvuranın talebini reddetmiştir.
12. Başvuran, 6 Kasım 2006 tarihinde, söz konusu Kararı temyiz etmştir.Başvuran, özellikle Sözleşme’nin 10 ve 11. maddelerini ileri sürmektedir.
13. Danıştay, 3 Aralık 2008 tarihinde, 26 Mayıs 2006 tarihli kararı, söz konusu kararın ve gerekçesinin yasaya ve usule uygun olduğu ve somut olayda bir bozma gerekçesi bulunmadığından bahisle onamıştır.
II. İLGİLİ İÇ HUKUK
14. 657 Sayılı 14 Temmuz 1965 tarihli Devlet Memurları Kanunu’nun 125. maddesi aşağıdaki şekildedir:
Devlet memurlarına verilecek disiplin cezalan ile her bir disiplin cezasını gerektiren fiil ve haller şunlardır:
(...)
B - Kınama : Memura, görevinde ve davranışlarında kusurlu olduğunun yazı ile bildirilmesidir. Kmama cezasını gerektiren fiil ve haller şunlardır:
(...)
d) Hizmet dışında Devlet memurunun itibar ve güven duygusunu sarsacak nitelikte davranışlarda bulunmak ;(...)
E - Devlet memurluğundan çıkarma: Bir daha Devlet memurluğuna atanmamak üzere memurluktan çıkarmaktır. Devlet memurluğundan çıkarma cezasını gerektiren fiil ve haller şunlardır:
a) İdeolojik veya siyasi amaçlarla kuramların huzur, sükun ve çalışma düzenini bozmak, boykot, işgal, kamu hizmetlerinin yürütülmesini engelleme, işi yavaşlatma ve grev gibi eylemlere katılmak veya bu amaçlarla toplu olarak göreve gelmemek, bunları tahrik ve teşvik etmek veya yardımda bulunmak ;
(...)
HUKUKİ DEĞERLENDİRME
I. SÖZLEŞME’NİN 10. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI
HAKKINDA
15. Başvuran, bir sendikanın yerel yöneticisi sıfatıyla bir televizyon programında yaptığı açıklamalar nedeniyle devlet memurluğundan çıkarılmasının, ifade özgürlüğü ve toplantı ve dernek kurma özgürlüğü haklarını ihlal ettiğini ileri sürmektedir. Başvuran bu bağlamda, Sözleşme’nin 10 ve 11. maddelerini ileri sürmektedir.
16. Olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eden Mahkeme, söz konusu başvuranın şikâyetini Sözleşme’nin yalnızca 10. maddesi açısından incelenmesinin uygun olduğu kanaatine varmaktadır.
A. Kabul Edilebilirlik Hakkında
17. Hükümet, iç hukuk yollarının tüketilmediği bağlamında bir kabul edilemezlik itirazında bulunmaktadır. Hükümet, başvuranın, Danıştay önünde karar düzeltme talebinde bulunmamış olmasına itiraz ermektedir.
18. Başvuran, Hükümetin itirazını reddetmektedir.
19. Mahkeme, daha önce benzer bir itirazı incelediği ve söz konusu itirazı reddettiğini hatırlatmaktadır (bk. diğerleri arasında, Dedecan ve Ok/Türkiye, No. 22685/09 ve No. 39472/09, 23 ve 24. paragraflar, 22 Eylül 2015, Ünal Tekeli/Türkiye (kabul edilebilirlik hakkında karar), No. 29865/96, 1 Temmuz 2003, ve Karaduman/Türkiye, (kabul edilebilirlik hakkında karar) No. 16278/90, 3 Mayıs 1993). Mevcut davada, farklı tespitlere yol açabilecek olay ve gerekçenin bulunmaması nedeniyle Hükümetin iç hukuk yollarının tüketilmemesine ilişkin itirazının reddedilmesi uygundur.
20. Mahkeme, başvurunun Sözleşme’nin 35. maddesinin 3. fıkrasının (a) bendi anlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını ve öte yandan, başka herhangi bir kabul edilemezlik gerekçesinin bulunmadığını tespit ederek, başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar vermektedir.
B. Esas Hakkında
21. Başvuran, kendisine verilen cezanın 657 sayılı Kanun’un 125/E (a) maddesinde öngörülen suçla uyuşmadığını ileri sürmektedir. Başvuran, kendisine göre, demokratik değerleri yansıtan ihtilaf konusu açıklamaları devlet memuru olarak değil, daha ziyade bir sendikanın yerel şube sorumlusu olarak yaptığını eklemektedir. Dolayısıyla başvuran, verilen cezanın demokratik bir toplumda gerekli olmadığı kanaatine varmıştır.
22. Hükümet, başvurana verilen disiplin cezasının yasal olarak 657 sayılı Kanunun 125/ E (a) maddesine dayandığını belirtmektedir. Ardından Hükümet, söz konusu müdahalenin ulusal güvenliğin, toprak bütünlüğünün ve kamu düzeninin korunması ve suçun önlenmesi gibi meşru amaçlar izlediğini ileri sürmektedir. Hükümet son olarak, kendisine göre, başvuranın, yasadışı bir örgüte yakın bir televizyon kanalında yayınlanan bir programa katılarak ve Kürtçe dil dersleri lehine yaptığı açıklamalarla, Devletin itibarına zarar vermeyi amaçlayan söz konusu örgütün stratejisini destekleyerek, Devlete karşı sadakat yükümlülüğünü yerine getirmemiş olmasından dolayı söz konusu müdahalenin demokratik bir toplumda gerekli olduğunu ileri sürmektedir.
23. Mahkeme, Sözleşme’nin 10. maddesinin korunmasının, genel olarak mesleki alana ve özel olarak devlet memurlarına (Baka/Macaristan [BD], No. 20261/12, 140. paragraf, AİHS 2016) uzandığını hatırlatmaktadır ve bilhassa yukarıda anılan Baka kararında (158 ila 161. paragraflar) ve Kula/Türkiye kararında (No. 20233/06, 45 ve 46. paragraflar, 19 Haziran 2018) özetlenen ifade özgürlüğü konusundaki içtihadından kaynaklanan ilkelere atıfta bulunmaktadır.
24. Mahkeme, somut olayda, başvuranın, yasadışı bir örgütle bağlantısı olduğu iddia edilen bir televizyon kanalında yayınlanan bir programda yapılan bir telefon bağlantısı esnasında yaptığı açıklamalar nedeniyle, 657 sayılı Kanunun 125/E (a) maddesi uyarınca ilgilinin devlet memurluğundan çıkarıldığını gözlemlemektedir.
25. Mahkeme, başvuranın devlet memurluğundan çıkarılmasının, ilgilinin ifade özgürlüğü hakkının kullanılmasında bir müdahale teşkil ettiği hususu taraflar arasında tartışma konusu olmadığını kaydetmektedir. Ancak Mahkeme, tarafların müdahalenin kanunen öngörülüp öngörülmediği konusunda anlaşmadıklarını tespit etmektedir. Nitekim, Hükümetin belirttiğinin aksine, başvuran, üzerine atılı eylemin kendisini cezalandırmak için ileri sürülen yasal hükümle, yani 657 sayılı Kanunun 125/E (a) maddesi ile, tanımlanan suç ile ilgili olmadığını ileri sürmektedir. Söz konusu hükmün ifadesi ve başvurana atılı olaylar göz önünde bulundurulduğunda, Mahkeme, bu hükme dayanarak başvurana verilen cezanın öngörülebilirliği konusunda şüpheleri olduğunu belirtmektedir. Mahkeme, bununla birlikte, müdahalenin gerekliliği konusunda vardığı sonuç göz önünde bulundurulduğunda, bu meseleyi incelemek zorunda olmadığı kanaatine varmaktadır (yukarıda 29. paragraf).
26. Mahkeme, ayrıca, ihtilaf konusu müdahalenin, ulusal güvenliğin toprak bütünlüğünün ve kamu güvenliğinin korunması, kamu düzeninin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi gibi meşru amaçlar izlediğini kabul edebilir.
27. Müdahalenin gerekliliği ile ilgili olarak, Mahkeme, somut olayda, idare tarafından başvuranın görevden çıkarılmasını haklı göstermek için ileri sürülen gerekçelerin, davanın koşullarında "ilgili ve yeterli" olarak görünüp görünmediği hakkında denetiminin ulusal mahkemelere ait olduğunu hatırlatmaktadır. Dolayısıyla, Mahkeme, mevcut davada ihtilaf konusu cezanın gerekliliğinin ikna edici şekilde gösterilip gösterilmediğini değerlendirmek için, özellikle, ilgilinin görevden çıkarma kararı hakkında açtığı iptal davası ile ilgili incelemesinde ulusal hâkimin yaptığı gerekçelendirmeye dikkat etmesi gerektiği kanaatindedir (Kula, yukarıda anılan, 49. paragraf).
28. Mahkeme, somut olayda ulusal mahkemelerin verdiği kararları inceleyerek, söz konusu kararlardan, başvuranın görevden çıkarılmasının, makamlar tarafından izlenen meşru amaçları dikkate alarak, gerekli olup olmadığını belirlemenin mümkün olmadığını tespit etmektedir. Nitekim, Mahkeme, idare mahkemelerinin kararlarında, başvuran tarafından bu mahkemeler önünde açıkça ileri sürülen ifade özgürlüğü hakkı ışığında, hâkimlerin somut olayın koşullarında, söz konusu cezanın gerekliliğini inceleme konusunda özen gösterdiklerini düşündürecek hiçbir unsur sunulmadığını gözlemlemektedir (yukarıdaki 8 ve 12. paragraflar). Bu bağlamda, Mahkeme, Danıştay’ın, idare mahkemesinin başvurana hak veren kararını bozduğu kararında, yalnızca verilen cezanın yasallığının incelendiğini belirtmektedir. Nitekim, Yüksek Mahkeme, başvuranın, izin almadan, yasadışı bir örgütün basın organı olan televizyon kanalında ülkenin bütünlüğünü tehlikeye atacak nitelikte açıklamalar yapması nedeniyle üzerine atılı suçu işlediği ve bilhassa, Devlet memurlarının sadakat yükümlülüğü ve bir devlet okulunda öğretmen olan ilgilinin mesleğinin özelliği göz önünde bulundurulduğunda, başvuranın görevden çıkarılmasının yasal olduğu kanaatine varmıştır (yukarıdaki 10. paragraf). Mahkeme, söz konusu mahkemenin, başvuranın söz konusu televizyon kanalında yaptığı açıklamaları değerlendirmek için göz önünde bulundurduğu, ülkenin bütünlüğünü tehlikeye atacak nitelikte olan kriterleri daha ayrıntılı olarak ortaya koymadığını tespit etmektedir. Mahkeme ayrıca, İdare Mahkemesinin, Danıştay’ın kararını müteakiben verdiği kararında aynı gerekçeyi kabul ederek söz konusu karara uyduğunu kaydetmektedir (yukarıdaki 11. paragraf).
29. Dolayısıyla, ulusal mahkemeler tarafından verilen kararlardan, bu mahkemelerin bir yandan, Devlet memurlarının ifade özgürlüğü söz konusu olduğunda özel bir önem taşıyan, Sözleşme’nin 10. maddesinin 2. fıkrasında belirtilen ‘‘görev ve sorumlulukları’’ dikkate alındığında, başvuranın ifade özgürlüğü hakkı ile mevcut davada ilgilinin görevden çıkarılmasına ilişkin ileri sürülen meşru amaçlar arasında denge kurma görevlerini (Baka, yukarıda anılan, 162. paragraf) ve diğer yandan, idare tarafından herhangi bir kötüye kullanmayı önleme yükümlülüklerini ne şekilde yerine getirdikleri anlaşılmamaktadır. Bu sebeple, ulusal mahkemeler tarafından ihtilaf konusu müdahaleyi haklı çıkarmak için sağlanan uygun ve yeterli gerekçelerin bulunmaması durumunda, Mahkeme, Sözleşme’nin 10. maddesinde öngörülen ilkelere uygun kurallar uyguladıkları ve buna ek olarak, ilgili olayların kabul edilebilir bir değerlendirmesine dayandıkları (Kula, yukarıda anılan, 52. paragraf) değerlendirilemeyeceği kanaatindedir.
30. Yukarıda belirtilen hususlar ışığında, Mahkeme, somut olayda Sözleşme’nin 10. maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmıştır.
II. SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
31. Başvuran, maruz kaldığı kanaatine vardığı manevi zarar bağlamında 10.000 avro (EUR) talep etmektedir. Başvuran ayrıca, avukatlık masrafları için 5.300 avro talep etmektedir. Başvuran bu bağlamda, avukatı tarafından yapılan çalışmaları ve her görev için harcanan zamanı ayrıntılı olarak gösteren bir hesap tablosu sunmuştur. Başvuran son olarak, ulusal yargılamanın yanı sıra çeviri masrafları için 283 avro talep etmektedir. Başvuran, söz konusu talebini desteklemek için tercüme ve mahkeme masraflarına ilişkin faturalar sunmaktadır.
32. Hükümet, manevi tazminat için talep edilen miktarın aşırı olduğu ve Mahkeme tarafından içtihadında verilen miktarlarla uyuşmadığı kanaatindedir. Hükümet ayrıca, başvuranın iddia edilen masrafları ayrıntılı olarak gösteren ve ödendiklerini kanıtlayan herhangi bir belge sunmadığını ileri sürmektedir. Hükümete göre, avukatlık masrafları için talep edilen tutar benzer yargılamalarda ödenen miktarlara kıyasla yüksektir.
33. Mahkeme, başvurana manevi zarar bağlamında 2.500 avro ödenmesinin uygun olduğu kanısındadır. Mahkeme, kendisine sunulan belgeleri ve içtihadını göz önünde bulundurarak, bütün masraflar bağlamında götürü ücret olarak 1.000 avro ödenmesinin makul olduğunu değerlendirmekte ve bu meblağın başvurana ödenmesine karar vermektedir.
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OY BİRLİĞİYLE,
1. Başvurunun kabul edilebilir olduğuna;
2. Sözleşme’nin 10. maddesinin ihlal edildiğine;
3. a) Davalı Devlet tarafından başvurana, üç ay içerisinde, ödeme tarihindeki geçerli döviz kuru üzerinden davalı Devletin para birimine çevrilmek üzere, aşağıdaki miktarların ödenmesine:
i. Manevi tazminat olarak, ödenmesi gereken her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere, 2.500 avro (iki bin beş yüz avro);
ii. Masraf ve giderler için, başvuran tarafından ödenmesi gereken her türlü vergi tutarı hariç olmak üzere, 1.000 avro (bin avro);
b) Söz konusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödeme tarihine kadar, bu miktarlara Avrupa Merkez Bankasının o dönem için geçerli olan marjinal kredi faiz oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;
4. Adil tazmine ilişkin kalan taleplerin reddine karar vermiştir.
İşbu karar Fransızca dilinde tanzim edilmiş; Mahkeme İç Tüzüğü’nün 77. maddesinin 2 ve 3. fıkraları uyarınca 15 Ocak 2019 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Hasan BakırcıJulia Laffranque
Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Başkan
Full & Egal Universal Law Academy