AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ İKİNCİ BÖLÜM
ÇİFTÇİ / TÜRKİYE
(Başvuru no. 27553/19)
KARAR
STRAZBURG
24 Eylül 2024
İşbu karar kesin olup bazı şekli değişikliklere tabi tutulabilir
Çiftçi/ Türkiye davasında,
Başkan,
Jovan Ilievski,
Hâkimler,
Diana Sârcu,
Gediminas Sagatys
ve Bölüm Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Dorothee von Arnim’in katılımıyla Komite halinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm),
1981 doğumlu, İzmir’de ikamet eden ve Mahkeme önünde İzmir Barosuna bağlı Avukat İ.C. Akmarul tarafından temsil edilen bir Türk vatandaşı olan Gürkan Çiftçi (“başvuran”) tarafından 6 Mayıs 2019 tarihinde İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi uyarınca Türkiye Cumhuriyeti aleyhine Mahkemeye yapılan başvuruyu (no. 27553/19),
Türkiye Cumhuriyeti Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Dairesi eski Başkanı Hacı Ali Açıkgül tarafından temsil edilen Türk Hükümetine (“Hükümet”), Sözleşme’nin 8. maddesine ilişkin şikâyetlerin tebliğ edilmesine ve başvurunun geri kalan kısmının kabul edilemez olduğuna dair kararı,
Tarafların beyanlarını,
Hükümetin, başvurunun bir Komite tarafından incelenmesine karşı itirazının reddedildiği kararı dikkate alarak,
3 Eylül 2024 tarihinde yapılan kapalı müzakerelerin ardından,
Aynı tarihte kabul edilen aşağıdaki kararı vermiştir:
DAVANIN KONUSU
1. Başvuru, 15 Temmuz 2016 tarihli darbe girişimi sonrasında ilan edilen olağanüstü hâl kapsamında çıkarılan bir kanun hükmünde kararname uyarınca, başvuranın ceza infaz kurumunda avukatıyla yaptığı görüşmelerin izlenmesi ve kaydedilmesi ile başvuran ve avukatı arasında alınıp verilen belgelerin denetlenmesine ilişkindir. Başvuru, Sözleşme’nin 8. maddesi kapsamındaki hususları gündeme getirmektedir.
Başvuran, 22 Eylül 2016 tarihinde, Türk makamları tarafından FETÖ/PDY (“Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması”) olarak tanımlanan örgüte üye olduğu suçlamasıyla tutuklanmıştır ve olay tarihinde Menemen T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda tutuklu olarak yargılanmasına devam edilmektedir.YEREL MAKAMLARIN BAŞVURANIN AVUKATIYLA GÖRÜŞMELERİNİN İZLENMESİNE VE KAYDEDİLMESİNE İLİŞKİN KARARLARI
İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı, 23 Temmuz 2016 tarihinde, FETÖ/PDY’nin yapısı, iletişim yöntemleri ve bazı örgüt mensuplarının halen yakalanamamış olması dikkate alındığında, avukat görüşlerinin, ulusun ve ceza infaz kurumlarının güvenliğini tehlikeye düşürebileceğini ve örgüt mensupları arasında gizli, açık veya şifreli mesajların iletilmesi ve bunun yanı sıra örgütün talimatlarının tutuklu mensuplarına iletilmesi amacıyla kullanılma ihtimalinin bulunduğunu belirtmiştir. Bu nedenle, İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı, 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 6 § 1 (d) maddesi uyarınca bazı tedbirlerin alınmasının gerekli olduğunu değerlendirmiştir (ilgili iç hukuk için bk. Canavcı ve Diğerleri/Türkiye, no. 24074/19 ve diğer 2 başvuru, § 42, 14 Kasım 2023). Bu bağlamda, İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı, İzmir’deki tüm ceza infaz kurumu idarelerinin, olağanüstü hâl döneminde FETÖ/PDY üyeliğinden tutuklu bulunanlar ile avukatları arasındaki görüşmeleri izlemek üzere bir görevli bulundurmalarına karar vermiştir. İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı, ayrıca, aynı gerekçelere dayanarak, bu tür görüşmelerin teknik cihazlar aracılığıyla sesli veya görüntülü olarak kaydedilmesine ve tutuklular ile avukatları arasında alınıp verilen belgelerin denetlenmesine karar vermiştir. İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı, 7 Ekim 2016 tarihinde, aynı içerikteki bir kararla yukarıda belirtilen kısıtlamaları yenilemiştir. Menemen T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu İdare ve Gözlem Kurulu, 30 Mayıs 2017 tarihinde, İzmir Cumhuriyet Başsavcılığının kararı uyarınca, FETÖ/PDY üyeliğinden tutuklu bulunanların avukatları ile görüşmelerinin izlenmesine karar vermiştir. Yukarıda anılan tedbirlerin sonucunda, 15 Mart 2018 tarihine kadar, başvuranın ceza infaz kurumunda bulunduğu süre boyunca avukatıyla yaptığı yirmi görüşmeden on sekizi bir görevli tarafından izlenmiş ve kaydedilmiştir.
BAŞVURANIN AVUKATIYLA GÖRÜŞMELERİNİN İZLENMESİNE VE KAYDEDİLMESİNE KARŞI AÇTIĞI DAVALAR
Başvuran, belirtilmeyen bir tarihte, avukatıyla yaptığı görüşmelerin izlenmesi ve kaydedilmesi tedbirine karşı Karşıyaka İnfaz Hâkimliğine başvurarak bu tedbirin durdurulmasını talep etmiştir. Karşıyaka İnfaz Hâkimliği, 7 Ağustos 2017 tarihinde, İdare ve Gözlem Kurulunun kararının kanun ve yönetmeliklere uygun olduğu ve İzmir Cumhuriyet Başsavcılığının 7 Ekim 2016 tarihli kararı uyarınca alındığı gerekçesiyle itirazı reddetmiştir (bk. yukarıda 5. paragraf).Başvuran, 16 Ağustos 2017 tarihinde, Karşıyaka İnfaz Hâkimliği kararına karşı itirazda bulunmuştur. Karşıyaka 2. Ağır Ceza Mahkemesi, 18 Eylül 2017 tarihinde, kararın usul ve yasaya uygun olduğuna kanaat getirerek, başvuranın itirazını reddetmiştir.İtirazının reddedilmesinin ardından, başvuran, 24 Kasım 2017 tarihinde, Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuş ve demokratik bir toplumda avukatla yapılan görüşmelerde gizlilik ilkesine atıfta bulunarak, ceza infaz kurumunda avukatıyla yaptığı görüşmelerin izlenmesi ve kaydedilmesi tedbirinden şikâyetçi olmuştur. Başvuran, Sözleşme’nin 8. maddesine dayanarak, söz konusu tedbirin özel hayatına saygı gösterilmesi hakkını ihlal ettiğini ileri sürmüştür.Anayasa Mahkemesi, 12 Kasım 2018 tarihinde, başvuranın şikâyetlerini adil yargılanma hakkı kapsamında incelemiş ve hakkındaki ceza yargılamalarının temyiz aşamasında halen devam etmesi nedeniyle iç hukuk yollarının tüketilmediği gerekçesiyle şikâyetlerin kabul edilemez olduğuna karar vermiştir. Anayasa Mahkemesinin kararı başvurana 23 Kasım 2018 tarihinde tebliğ edilmiştir.
ŞİKÂYETLER
Başvuran, Sözleşme’nin 8. maddesine dayanarak, avukatıyla yaptığı görüşmelerin izlenmesinin ve kaydedilmesinin Sözleşme’yi ihlal ettiğini iddia etmiştir. Başvuran, ayrıca, Sözleşme’nin 6 § 3 (b) ve (c) maddesi uyarınca, ceza infaz kurumu idaresi tarafından denetime tabi tutulmadan kendisi ve avukatı arasında belge alınıp verilmesine izin verilmediğinden şikâyetçi olmuştur.
MAHKEMENİN DEĞERLENDİRMESİSÖZLEŞME’NİN 8. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
A. Kabul Edilebilirlik Hakkında
Hükümet, başvuranın iç hukuk yollarını tüketmemiş olduğunu ileri sürmüştür. Bu bağlamda, Hükümet, ilk olarak, başvuranın Anayasa Mahkemesine yaptığı bireysel başvuruda söz konusu tedbirin özel hayatına saygı gösterilmesi hakkını nasıl ihlal ettiğini özü itibariyle ortaya koymadığını ve açıklamadığını belirtmiştir. Daha sonra, Hükümet, incelemesini adil yargılanma hakkı açısından yapan ve başvuran hakkındaki ceza yargılamalarının bireysel başvuruda bulunduğu sırada halen devam etmekte olduğunu kaydeden Anayasa Mahkemesinin başvuranın bireysel başvurusunun iç hukuk yollarının tüketilmediği gerekçesiyle kabul edilemez olduğuna karar verdiğini ileri sürmüştür. Hükümet, ayrıca, Anayasa Mahkemesinin gerekçeleri doğrultusunda başvuranın şikâyetinin adil yargılanma hakkı kapsamında incelenmesi ve iç hukuk yollarının tüketilmediği gerekçesiyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerektiğini iddia etmiştir.Mahkeme, bu bağlamda, başvuranın avukatıyla görüşmesi bakımından gizlilik ilkesine atıfta bulunduğunu ve Anayasa Mahkemesine sunduğu başvuru formunda avukatıyla yaptığı görüşmelerin izlenmesi ve kaydedilmesinin özel hayatına saygı gösterilmesi hakkını ihlal ettiğini açıkça belirttiğini kaydetmektedir (bk. yukarıda 11. paragraf). Dolayısıyla, Mahkeme, başvuranın özel hayatına saygı gösterilmesi hakkının ihlal edildiğine ilişkin şikâyetini Anayasa Mahkemesi önünde ileri sürdüğü kanaatindedir. Bu nedenle, Canavcı ve Diğerleri/Türkiye, no. 24074/19 ve diğer 2 başvuru, § 42, 14 Kasım 2023) davasındaki tespitlerini yineleyen Mahkeme, Hükümetin iç hukuk yollarının tüketilmediğine dair itirazını reddetmektedir.Hükümet, ayrıca, başvuranın ceza infaz kurumunda avukatıyla yaptığı görüşmelerin izlenmesi ve kaydedilmesiyle ilgili olarak önemli bir zarara uğramadığını ileri sürmüştür.Canavcı ve Diğerleri/Türkiye (yukarıda anılan, § 79) davasında belirtildiği üzere, avukat-müvekkil ilişkisinin gizliliği, yalnızca istisnai durumlarda askıya alınabilecek temel bir kural olduğundan Mahkeme, bu koşullar altında, başvuranın görüşmelerinin kısıtlamalara tabi tutulduğu uzun sürelerin “önemsiz” bir zarar teşkil edebileceğine katılmamaktadır. Bu nedenle, Hükümetin önemli bir zarar bulunmadığı yönündeki itirazı reddedilmelidir.Mahkeme, bu şikâyetin Sözleşme’nin 35 § 3 (a) maddesi anlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını ve başka herhangi bir kabul edilemezlik gerekçesiyle de bağdaşmadığını kaydetmektedir. Dolayısıyla, şikâyetin kabul edilebilir olduğuna karar verilmelidir.
B. Esas Hakkında
Başvuran, avukatıyla yaptığı görüşmelerin izlenmesi ve kaydedilmesi şeklindeki söz konusu tedbirin, özel hayatına saygı gösterilmesi hakkının ihlalini teşkil ettiğini iddia etmiştir. Hükümet, 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 6 § 1 (d) maddesinin, iddia edilen müdahalenin yasal dayanağını oluşturduğunu ve bu hükmün açıklık, erişilebilirlik ve öngörülebilirlik gerekliliklerine uygun olduğunu belirtmiştir.Somut davada, başvuran ve avukatı arasındaki görüşmelerin izlenmesi ve kaydedilmesinin ceza infaz kurumu yetkilileri tarafından bir tedbir olarak uygulandığı taraflar arasında ihtilaf konusu değildir. Dolayısıyla, Mahkeme, başvuranın avukatıyla yaptığı sözlü görüşmelerin gizliliğini içeren Sözleşme’nin 8 § 1 maddesinin kapsamı dâhilinde, başvuranın özel hayatına saygı gösterilmesi hakkına yönelik bir müdahalede bulunulduğu kanaatindedir (kıyaslayınız, yukarıda anılan Canavcı ve Diğerleri, § 92). Bu nedenle, Mahkemenin görevi, söz konusu müdahalenin Sözleşme’nin 8 § 2 maddesi uyarınca “hukuka uygun” olarak, meşru amaç veya amaçlar taşıyarak ve bu amaç veya amaçlar doğrultusunda “demokratik bir toplumda gerekli” olarak haklı olup olmadığını tespit etmektir. Mahkeme, 7 Ağustos 2017 tarihli kararında başvuranın itirazını reddeden Karşıyaka İnfaz Hâkimliğinin (bk. yukarıda 9. paragraf), başvuranın avukatıyla yaptığı görüşmelerin izlenmesi ve kaydedilmesi kararının İzmir Cumhuriyet Başsavcılığının 7 Ekim 2016 tarihli kararıyla alındığına ve söz konusu tedbire hükmeden kararın da (bk. yukarıda 4. ve 5. paragraflar) 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 6 § 1 (d) maddesine dayandığına kanaat getirdiğini kaydetmektedir. Dolayısıyla, söz konusu mevzuat izleme ve kayıt tedbirinin yasal dayanağını oluşturmaktadır.Mahkeme, daha önce, Cumhuriyet savcılarının tutukluların avukatlarıyla iletişimlerine kısıtlama getirme konusunda sahip oldukları takdir yetkisinin herhangi bir koşula tabi olmadığı, bu takdir yetkisinin kapsamının ve kullanılma şeklinin tanımlanmadığı ve bu konuda başka hiçbir özel güvence sağlanmadığı dikkate alındığında, 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 6 § 1 (d) maddesinin yerel makamlarca yorumlanması ve uygulanmasının, 8 § 2 maddesi kapsamında keyfi olabileceği ve kanunilik kriteriyle bağdaşmayacağı sonucuna varmıştır (aynı kararda, §§ 101-106).15 Temmuz 2016 tarihli darbe girişiminin ardından ilan edilen olağanüstü hâl ile ilgili olarak Hükümetin ileri sürdüğü derogasyon bağlamında atıfta bulunduğu Sözleşme’nin 15. maddesi bakımından Mahkeme, 667 sayılı Olağanüstü Hâl Kanun Hükmünde Kararnamesi’nin 6 § 1 (d) maddesinde keyfiliğe ve kötüye kullanıma karşı herhangi bir güvencenin bulunmamasının, davalı Devletin Sözleşme’nin 15. maddesi kapsamında yaptığı 21 Temmuz 2016 tarihli derogasyon bildirimi ile haklı gösterilemeyeceği kanaatindedir (aynı kararda, § 107; ayrıca karşılaştırınız Pişkin/Türkiye, no. 33399/18, § 152, 153 ve 229, 15 Aralık 2020).Kendisine sunulan tüm belgeleri inceleyen Mahkeme, kendisini yukarıda anılan Canavcı ve Diğerleri davasındaki yaklaşımından uzaklaşmaya ikna edecek herhangi bir olay ya da argüman tespit etmemiştir.Dolayısıyla, Sözleşme’nin 8. maddesi ihlal edilmiştir.
DİĞER ŞİKÂYET
Başvuran, ayrıca, 6 § 3 (b) ve (c) maddesine dayanarak, ceza infaz kurumu idaresi tarafından denetime tabi tutulmadan avukatından belge almasına veya avukatına belge vermesine izin verilmediğini iddia etmektedir. Mahkeme, dava konusu olayları, tarafların beyanlarını ve yukarıda anılan tespitlerini göz önünde bulundurarak, davada gündeme getirilen temel hukuki sorunları incelediği ve diğer şikâyeti incelemeye gerek olmadığı kanaatindedir (bk. Centre for Legal Resources on behalf of Valentin Câmpeanu/Romanya [BD], no. 47848/08, § 156, AİHM 2014).
SÖZLEŞME’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDABaşvuran, maddi tazminat olarak 5.000 avro ve manevi tazminat olarak 10.000 avro talep etmiştir. Başvuran, ayrıca, avukatlık ücretleri de dâhil olmak üzere, Mahkeme önündeki masraf ve giderleri karşılığında 2.500 avro talep etmiştir. Ancak başvuran, bu taleplerini destekleyecek herhangi bir belge sunmamıştır.Hükümet, bu taleplere itiraz etmiştir.Mahkeme, tespit edilen ihlal ile ileri sürülen maddi zarar arasında herhangi bir illiyet bağı bulunmadığı kanısına varması nedeniyle söz konusu talebi reddetmektedir. Bununla birlikte, Mahkeme, manevi tazminat olarak, miktara yansıtılabilecek vergiler hariç olmak üzere, başvurana 9.750 avro ödenmesine hükmetmektedir.Mahkeme, bu konuda herhangi bir destekleyici belge sunulmaması nedeniyle başvurana masraflar ve giderler bakımından herhangi bir meblağ ödenmesine hükmetmeye gerek olmadığı kanaatindedir.
BU GEREKÇELERLE, MAHKEME, OY BİRLİĞİYLE,
Başvurunun kabul edilebilir olduğuna;
Başvuranın avukatıyla yaptığı görüşmelerin izlenmesi ve kaydedilmesi tedbiri nedeniyle Sözleşme’nin 8. maddesinin ihlal edildiğine;
Başvuran ve avukatı arasında alınıp verilen belgelerin denetlenmesine ilişkin diğer şikâyetin kabul edilebilirliğini ve esasını incelemeye gerek olmadığına;
(a) Davalı Devlet tarafından, başvurana, üç ay içerisinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden davalı Devletin para birimine çevrilmek üzere, yansıtılabilecek tüm vergiler hariç olmak üzere, manevi tazminat olarak 9.750 avro (dokuz bin yedi yüz elli avro) ödenmesine;
(b) Yukarıda bahsi geçen üç aylık sürenin bittiği tarihten itibaren ödeme gününe kadar geçen sürede, yukarıda bahsedilen miktarlara, Avrupa Merkez Bankasının söz konusu dönem için geçerli olan marjinal faiz oranına üç puan eklenmek suretiyle elde edilecek oran üzerinden basit faiz uygulanmasına;
Başvuranın adil tazmin talebinin geri kalan kısmının reddedilmesine karar vermiştir.
İşbu karar, İngilizce olarak tanzim edilmiş ve Mahkeme İç Tüzüğü’nün 77 §§ 2 ve 3 maddesi uyarınca 24 Eylül 2024 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Dorothee von Arnim Jovan Ilievski Yazı İşleri Müdür Yardımcısı Başkan